Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Dünyayı sarsan 8.9 luk ritm:Başka bir afet sakınım sistemi lazım !
Share 23 March 2011

Dünyayı sarsan 8.9 luk ritm: Başka bir afet sakınım sistemi lazım !

GÜVENLİK ANLAYIŞI SİSTEMİ ÇÖKTÜ

Japonya’da deprem ve ardından gelen tsunaminin dev dalgaları yüzünden Miyagi’de binlerce kişinin öldüğü binlerce kişiden de haber alınamayan felaketten sonra bugünlerde hayat normale döndürülmeye çalışılıyor.

Sular 10 km içeri girdi
Dünyanın kayıtlı beşinci büyük depremi olan 8.9 (düzeltilmiş 9) luk depremi ve sonrasında yaşanan tsunamiden en çok etkilenen kuzeydoğu bölgeleri, adeta savaş alanını döndü. Kuzeydoğuda kıyıdan 10 kilometre içeriye giren 10 metre yüksekliğindeki dalgaların yuttuğu evlerin yanı sıra tarlalara sürüklenmiş gemiler, balıkçı tekneleri ve petrol tankerleri, dümdüz olmuş arabalar ve yan yatmış tren vagonları görülebiliyordu. Ülkede en az 1.4 milyon evin sular altında kaldığı tahmin ediliyor.

Depremin merkez üssüne en yakın yerleşim birimi olan Sendai ise hayalet şehir gibiydi. Kıyıya sürüklenmiş konteynerlerin evlerin duvarlarına takılıp kaldığı kıyı şeridinde, kurtarma ekipleri çamurlu sularda botlara binerek insanları kurtarmaya çalıştı.

Bu büyük felaketin televizyonlarda adeta canlı yayınla verilmesi, afet bilincinin yaygın bir yolla dünya kamuoyunun algısına sunulması yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Karmaşık bir afet
Dünyanın en büyük şiddetteki depremi ardından hesaplanamamış büyüklükte bir tsunami ve yine hesaplanamamış bir nükleer kazayla karşılaştı. Bir iki gün içinde dünyanın naklen izledeği dprem-tsunami-nükleer patlama ve sızıntılar.

Afet sonrası spor salonlarında toplanan halk yaşamın normalleşmesini bekliyor.

Japonya depreme hazırlık yapmış bir ülke olarak yerleşim yerlerinden 130 km kadar uzakta merkez üssü olan bir depremden binaları yıkılmadan kurtuldu. Açıkçası depremin sarsıntılarından belki de Japonya’da ölen olmadı. Dolayısıyla ilk etabı Japonya ustalıkla geçmiş sayılabilir. Ancak ondan sonra başlayan tsunami olası taşmalara karşı Sendai çevresindeki bentleri, setleri aştı ve okyanus karaya doğru önünde ne varsa yıkarak ilerledi. Arazideki bütün çukurları ve düzlükleri okyanus taşarak kapladı ve hızını yitirdikten sonra yıkarak çekildi.

İşte bu sırada Japonya’nın nükleer tesisi Fukişima tsunamiden büyük zarar gördü ve santralin birçok destek bölümü sular altında kaldı. Elektrikler kesildi ve reaktörlerin soğutmasını sağlayan pompalar tekrar çalıştırılamadı ve alarm zilleri çalmaya başladı. Zira soğutulamayan çekirdekte ısı yükselmeye başladı ve korkulan oldu reaktörlerde birbiri ardında hidrojen patlamaları yaşanmaya başlandı. Bu sırada reaktörlerdeki nükleer madde tümüyle açığa çıkmadıysa da tesislerden radyoaktif serpinti atmosfere yayılmaya başlandı.

Japonya’da büyük bir disiplinle afet sonrası yapılacakların organize edildiği görülüyor.

Yeni bir Çernobil mi meydana geliyordu. Şu ana kadar bu risk tümüyle giderilemedi. Fakat dışarıdan su sıkmak yoluyla reaktörlerin tümüyle dağılması önlenip kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Ancak bu facia ile görüldü ki, deprem sadece deprem değildir, beraberinde yüzlerce yangındır, tsunamidir ve nükleer tehlikedir.
Dünya kamuoyu işte bu açıdan “olabilecek en kötü” senaryoya yakından tanık olunca basın ve yayın organlarının da yüksek başarısıyla kamuoyunun bilinç dönüşümüne yol açabilecek bir görme-öğrenme-tartışma sürecine girdi.

Afet günü metrolar halkın yatma yeri oluyor. Bir bölüm insan evlerine yürüyerek gidebiliyor.

Afetlere hazırlık ne demek?
Önce adım adım Japonya’daki depremi ve ardınadan olanlara bir göz atalım: Belli ki Japonya bu konuda çok deneyimli. Büyük bir doğal afetten sonra olanları güvenlik kamera çekimlerinden izlediğimizde deprem anında yapılan “şu anda deprem oluyor” anonslarını metroda hareket halindeki yolcular gayet sakin bir şekilde dinleyip, ardından bütün uyarılara uyuyorlar. Ulaşım durduruluyor ve herkes bindiği araçtan iniyor. Bu sırada toplanma yerlerine yönlendirilen halka acil durum görevlileri uyarılarda bulunuyor. Akşama doğru ise halka “termal sheed” yani içinde ısı koruyucu örtü olan paketler dağıtılmaya başlıyor.

Tsunaminin yok ettiği kentin kalıntılarından kullanılabilir eşyalarını kurtarmaya çalışan bir kız.

Elektriğin kesilmesi ve toplu ulaşımda metronun durdurulması ile toplanma yerlerinden otobüslerle insanların tahliyesine başlanırken herkesin düzgün bir şekilde sıraya girmesi, kimsenin bir karmaşaya yola açacak öne geçme, yığılma gibi (bizde olsa çok sık rastlayacağımız…)refleksler göstermemesi halkın afetler karşısında daha önce eğitilmiş olduğunu gösteriyor.

Liman kentinin su seviyesine çok yakın bir kotta ve büyük bir düzlükte, bir anlamda su yollarının ve kanalların deltasında kurulmasının kenti risklere açık hale getirdiği belli. Fakat böyle bir endüstri kentinde alınabilecek maksimum önlemler de alınmış bir yandan. Okyanusun çeşitli sebeplerle taşmasına engel olacak çok güçlü setler, çok kalın duvarlar inşa edilmiş. Tıpkı Hollanda da olduğu gibi deniz seviyesinde ya da seviyenin altında kalan yerleşimlerin bu setlerle koruması gibi aynı özen Miyagu’da da gösterilmiş.

Afet sonrası devlet yetkilileri periyodik olarak halkı bilgilendiriyor. Bu açıklamalara genel bir güven var.

Dolayısıyla afetlere hazırlıklı bir çevrede, belli bir olasılık hesabına göre önlemler geliştirilmiş. Fakat tahmin edilen kompozisyona uymayan bir gelişme olduğunda, bu setleri de aşan bir dalga boyuyla karşılaşıldığında doğabilecek felaketin boyutları hiç de az olmuyor.

Afet sonrası yaşamın kendine göre güçlükleri var. Ancak Japon halkının bu noktada eğitilmiş olduğu, afet snrasının bir kültür olarak planlanaması insanların birbirine kolaylık gösteren tutumları dikkat çekici.

Gelelim nükleer ‘kaza’ ya
Ülkemizde Akkuyu nükleer tesisi kurulması için sayın başbakandan başlayan azimli-inatçı nükleer sevdasının dünyanın felaketi konuştuğu sırada bile aynen savunulduğunu “tarihin bir cilvesi” olarak milletimizin “kendine özgülüğü” ne vererek konuyla ilgili değerlendirmeyi Tolga Yarman’ın sözleriyle devam edelim.
“Nükleer afeti küçümseme yolundaki tavırlar, bilimsel yansızlığın ihlali anlamında, nükleer holigan, arabesk tavırlardır. Sanki nükleer patlamalar soba üzerinde unutulmuş at kestanesi patlamalarıdır. Sanki nükleer afet uzantısında, dışarı sızan radyasyon miktarı, ihmal edilebilirdir ve bu sebeple, kazalar önemsenmeyebilirdir.
Bu arada, kazayı, bilgece izleme ve anlama çabası yerine, buna hani saat başı laf yetiştirme gayretkeşliğindeki yerli siyasi hafiflikler, olsa olsa katmerli bir nükleer cehaleti sergilemekte, gerçekte bunların sahiplerini küçük düşürmekten başka bir izlenim yansıtıyor katiyen, değildir…

Japonya’daki deprem ve tsunamiden sonra bizde de uzmanlar TV kanallarında konuyu ele aldılar.

Nükleer afeti, eski teknolojiye raptetme yönündeki tevil vari girişimler ise, gerçegi hiç yansıtmamaktadır. Ortada bir teknolojik zaafiyet yoktur. Tersine söz konusu Japon nükleer teknolojisi döneminin doruğundadır…
Mesele basitçe şudur ki, ortadaki gelişme, güvenlik önlem yelpazesinde hiçbir biçimde yer almış değildir. Ne depremin şiddeti, ne de buna bağlı oluşan tsunaminin dev boyutu, bugüne kadar hafsala dışıdır…
Tsunami, nükleer afeti azdırmış, nükleer kazalar dolayısıyla gereken tahliyeyi zorlaştırmış, hatta imkansızlaştırmıştır…

On katlı binaların damlarında civardaki gemileri yüzdüren tsunami, bu arada, santrallerin yanı başlarındaki yanmış yakıt havuzlarını, ayrıca çok korkulur ki, talan edebilecek, etrafı nükleer bir lağıma çevirebilecektir…
Bu o kadar böyledir ki, daha çok öncesinden işaret ettiğimiz çizgide, nükleer afet derecesini (“7″ üzerinden) “4″ şiddet; resmetmekten uzaktır ve işte nihayet Japon yetkililer afet derecesini (“7″ üzerinden) “6″ düzeyine yükseltmişlerdir…

Şurasını tahmin etmek abartılı değildir ki, dünya nükleer enerji üretimi, üç Japon nükleer reaktörünün birden, işte göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre zarfında telef olmasıyla, ayrıca, benzersiz bir darbe daha almıştır…
Hem Tsunami felaketi, hem de nükleer afetle boğuşmakta olan Japon halkına kalbî baş sağlığı ve esenlik dileklerimizi sunuyorum…” Japonya’da deprem ve nükleer felaket – Prof. Dr. Tolga Yarman (16 Mart Yeşil) Gazete

Uzmanlardan Ş.Üşümezsoy, H. Eyidoğoğan, O.Gündoğdu deprem ve ardışık tehlikeleri konuşuyorlar.

Nükleer bahsi daha çok su kaldırır
Dünya nükleer santral yapımını askıya alıyor İsviçre ve Almanya’nın ardından Çin ve Venezüela da yeni nükleer santral yapımı için lisans vermeyeceğini açıkladı ama bizde nafile. Nükleer santral kurmakta ısrarlı hükümetler olduğu sürece nükleer tartışmaları önümüzdeki günlerde de devam edecektir. Bu konuda Greenpeace’ın görüşlerini aktaralım:

“Nükleer Enerji Hiçbir Zaman Güvenli Değildir
Öncelikle Greenpeace olarak Japonya’da yaşanan olaylardan büyük bir üzüntü duyuyor ve depremde yakınlarını kaybedenlere başsağlığı diliyoruz. Çok iyi bir teknolojisiyle tanınan Japonya bile nükleer patlamalar karşısında çaresiz kaldı. Günlerdir devam eden krizde maalesef birbiri ardına kötü haberler geliyor. Radyasyon seviyeleri insan sağlığını tehdit edecek boyuta ulaştı.
Nükleer enerjiler yalnızca doğal afetler yüzünden değil, insan hataları, teknik arızalar, terör saldırıları gibi nedenlerden dolayı daima tehlikeli olacaktır ve güvenilir değildir. Çernobil’den bu yana nükleer reaktörler modernleştirilmiş olabilir, ancak teknolojinin kazalara karşı savunmasızlığının temel sebepleri aynı kalmaya devam ediyor. Çernobil’den bu yana resmi olarak yaklaşık 800 dikkate değer kaza Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na rapor edildi.

Fukişima nükleer santralindeki patlamalar ve patlama sonrası yanmaya devam eden santral.

Ancak bu felaketlere gözlerini kapatan Enerji Bakanı Taner Yıldız, tehlikeli olduğu kanıtlanmış teknolojilere yatırım yaparak, çevreyle ve Türkiye insanının kaderiyle kumar oynuyor. Sinop’ta nükleer santral için Japonlarla müzakerelere devam ettiğini gururla ilan ediyor. Hükümet yaşanan felaketlerden ders almalı ve bir an önce temiz ve güvenli enerjilere yönelik bir politika geliştirmelidir.
Türkiye’nin hiçbir şekilde nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını, enerjimizi yenilenebilir enerjilerden nasıl sağlayabileceğimizi geçtiğimiz yıllarda yayınladığımız Enerji [D]evrimi raporunda nasıl olacağını anlatıyoruz.
Çin, Almanya ve İsviçre hükümetleri nükleer santral planlarını askıya aldıklarını ve yeniden düşüneceklerini açıkladılar. Şimdi Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın da acilen çıkıp nükleer santral planlarından vazgeçtiğini açıklaması gerekiyor.”
(Greenpeace,Bilimania.com 21.Mart 2011)

Türkiye’de afet konusu bir ölçüde tartışılmaya başlandı
Ülkemizde gündemin çok çeşitli nedenlerle anlık değişmelere uğraması, afet risklerinin önlenmesi gibi kadim konuların “güncel siyaset” gibi parlayan konuların yanında konuşulması mümkün olamamaktadır. Fakat Japonya’daki büyük olay elbette tartışmanın kapısını açtı. Ancak üç gündür başlatılan Libya saldırısı ile dünya kamuoyunun dikkatleri başka bir uluslararası gündeme aktarılarak ne yazık ki tartışmaların önü yine kesildi.
Önü kesilmeyen, afet risklerini azaltma anlayışını ciddiye alan yaklaşımlar önümüzdeki günlerin yükselen tartışması olmadığı sürece beklenen deprem dahil olmak üzere her türlü doğal afete ve nükleer tehlikeye dünkü gibi açık beklediğimizi, hızla gelen kamyonu gördüğümüz halde yolun ortasında kenara çekilmeden bekleştiğimizi ne yazık ki söylemek zorundayız.

Planma diline ve mantığına “afet riskleri azaltmayı” geçirebildik mi?

Her halde en büyük kusur bu noktada ortaya çıkıyor. Taşların bir araya getirilmesi ve oyunun kurgusunun yeniden yapılması gerektiği fiziki planlamada daha henüz eski, ihtiyatsız gelenekler sürerken bir yandan da değişen dünyada özellikle gelişmemiş ülkelerde yaşam alanlarına özensiz yaklaşmanın bir sonucu olarak güvensiz yaşam alanları inşa edilmeye devam ediyor.

Bu önemli hususu sayın Murat Balamir’in “Planlamada Dönemin Dili” makalesindeki afetler bölümünü paylaşarak devam edelim:

“Üçüncü bir yaklaşım olan ‘risk toplumu’ söylem ve kavramlarını geliştiren sosyolojik açıklamalar, günümüz toplumunun temel özelliklerini irdelemektedir. Modern toplum sonrasındaki gelişmelerde denetimlerden muaf kalabilen bilim ve teknoloji, bilinemeyen ve kestirilemeyen sonuçlar getirmekte, yürürlükteki toplumsal örgütlenme içinde ise, bir tür ‘organize sorumsuzluk’ meşruiyet kazanmaktadır. Piyasa güçlerince biçimlenen bu toplumsal sistem içinde uluslararası şirketlerin ve diğer aktörlerin yarattıkları küresel riskler yanı sıra, tekilleşmiş bireyler olarak, yaşadığımız yer, yaptığımız iş, yediğimiz aş, seçtiğimiz eş, yaşamın sürdürülmesinde giderek daralan risk çemberleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla, toplumsal ve bireysel yaşamın her kesiminde risklerin azaltılması önde gelen bir hedef, yeni bilgiler ve yöntemler gerektiren bir uğraş dalıdır. Bu durum, özel düzenlemeler ve özgün planlama çabaları istiyor.”

“Türkiye bu gelişmelerden büyük ölçüde habersiz kalmıştır. Bunun başlıca nedeni, ‘risk azaltma/ sakınım’ politikasının da kendi yetki alanı olduğunu düşünen ve kendilerince kavramlar kullanan afet sonrası etkinliklerde uzmanlaşmış mevcut afet kurumlarımız ve geleneksel afetçilerimizdir. Oysa yeni politikanın risk yaklaşımı, başka bilimsel bağlamlar tanımlamakta ve doğrudan planlamayı gerektirmektedir. Risk azaltma konularının bir planlama uğraşı olduğu açıkça görülmelidir. Dünyanın en riskli kentlerine sahip Türkiye’de ise, plancılara bu konuda özel ve ivedi görevler düşmektedir. 1999 depremlerini yaşayan Türkiye, çok konuda yeni düzenlemelere gitmiş, ancak planlamada risk azaltmaya ilişkin can alıcı tek bir önleme yürürlük kazandıramamıştır. Oysa yaptığımız araştırmalar, 1999 depremlerindeki kayıpların hemen hepsinin hazırlayıcısının yetersiz planlar ve vahşi plan değişiklikleri olduğunu kanıtlamaktadır.

Hükümet yetkilileri tarafından nükleer enerjinin sadece faydaları anlatılıtor. Ancak risklerini şu ana kadar ortadan kaldırabilmiş bir teknoloji mevcut değil. Yaşananlar da bunun bir göstergesi.

Risk azaltma/Sakınım çalışmaları, afet sonrası uzmanlarımızın yetkinlik alanı olmadığı gibi, yalnızca bir yapı mühendisliği, ya da zemin araştırmaları konusu da değildir. ‘Sakınım’, sosyo-ekonomik-mekansal kararların uygulanması ve bunun kurumlaştırılması işidir. Planlama sistemimizin, kentsel risk ve sakınım ölçütleri, yöntemleri ve yaptırımlarına kavuşturulması zorunludur. Kentsel risk azaltma konusu, plancılar açısından yalnızca bir kuramsal araştırma alanı değil, “güncel toplumsal bir işlevin yerine getirilmesi için uygulamalara gidilmesi” ve bu alanda “meşru bir yetkinlik” kazanmaya yönelik bir çabadır. Bu alandaki kuram ve uygulamalara ilişkin gerekli dilin kurulması da yine doğrudan planlama disiplininin çabalarının bir ürünü olacaktır (10). Planlamanın, ‘imarcılık’ oyunundan başını kaldırıp daha geniş bir ufka bakması ve günümüz koşullarında yetkin roller edinmek üzere yeni bir öğreti ve uygulama dili geliştirmesi zorunlu görülmelidir. Bu açılım, yalnızca afetler politikası ile sınırlı değil, önümüzdeki dönemlerde piyasaya bırakılmaktan vazgeçilecek her sektörde gündeme gelecektir” (Planlamada Dönemin Dili M. Balamir 5.Ocak 2011 Mimdap )

Bindirme fayının yer üstündeki etkileri gözle görülebilir şekilde ortaya çıkıyor.

Mevcut yapı stoku kötü durumda
İnşaat Mühendisleri Odası olarak yıllara dayalı olarak yapmış oldukları incelemelerde İstanbul’daki mevcut yapı stokundan aldıkları beton kaliteleri deneylerinde durumun çok kötü olduğunu ifade eden Gökçe, 1100 binadan aldıkları çok sayıda karot sonucunda ortalama beton basınç deneyini 9 civarında çıktığını, oysa bu ortalamanın 20 olması gerektiğini vurguladı.Mevcut yapılarda asgari C20 seviyesinde olması gereken beton kalitesinin yapılan araştırmalara göre %74 ünün bu kalitenin altında kaldığını, dünya standartlarına göre ise bu sınıflamanın bugün C30 kalitesinde bulunmasını istediklerini anlattı.

Akkuyu nükleer karşıtı platform protestolarını sürdürüyor. Dünyada da Greenpeace hareketi…

İlgili bakan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bile İstanbul mevcut yapı stoğunun %90 mertebesinde sorunlu olduğunun kabul edildiğini belirten Gökçe, yerleşim kusurları bulunan bu kentin özellikle sanayi alanlarının %15’inin alüvyonlar üzerinde bulunduğu hususuna dikkat çekti. (Cemal Gökçe 11 Ağustos 2010 NTV)

Bu manzaraları hangimiz görmek isteriz ? Nükleer sevdasının toplumdaki yansıması.

11 Yorum
  1. çok haklısınız. bence paradigma çöktü. hükümetlerin halklarına söylediği çoğu şey gibi “merak etmeyin her şey yolunda” lafları yalan çıktı. bu yalanlardan biriyle 1999 depreminde yüzleştiğimizde 30 bin kişiyi kaybettik. dünyanın en modern ülkelerinden birinde bile tsunami 10 bin kişiyi kayıplar hariç yedi yuttu ve şehri haritadan sildi. nükleer bulutlar tepemizde dolaşıyor. demek ki böyle olmuyormuş. var olan can güvenliği önlemleri yetersiz. bu zamanda daha fazla risk demek olan nükleer santralimiz olmalı demek ise çok saçma birşey.

    mehtap ar | 25 March 2011

  2. Her mevzuda olduğu gibi bu önemli konuda da toplumun kafası bizde karışık. Genelde güven yok. Diğer yandan afetlerin zararlarının azaltılması, giderilmesi, paylaşılması gibi son derece insani bir meselenin herkesin şahsi problemi gibi algılanması insanları çaresizliğe itiyor.
    Herkesin sağlıklı bir çevrede yaşamasının esas sorumlusu konumundaki devlet başka işlere öncelik vermekten deprem ve afet gibi bir çok kişinin hayatını kaybedeceği bir gerçeği görmüyor. Onun yerine sıradan işlere devam ediyor. Bireyler de şakın ve gelecek felakete ciddi bir hazırlık fikrinde bile değiller. Oysa Japonları dahi krize sokan herşeyi planlı programlı toplumu dahi açmaza alan bir somut gerçekle karşı karşyayız.

    Bedri Yılmaz | 26 March 2011

  3. Yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra biraz düşündüm.Japonya gibi ilk okullarda deprem eğitimi alan bilinçli bir toplumda yaşananlara bakınca; vatanımızı ve insanlarımızı karşılaştırıldım.10 yıldan bu yana daha hastanelerimizin dahi güçlendirmesini tamamlamamış 17 milyonluk bir mega kent var deprem bekleyen, kurbanlık koyun misali..Yol kenarlarına lale dikmeyi iş sanan bir düşünce ile yönetilen,fay hattı üzerine köprüler kurmaya kalkan bir zihniyet.. Nükleer tehlikeyi,tüp gaz tehlikesi ile yan yana koymayı başardık ve bu sözler alkışlandı ya..Artık söylenecek ne kaldı ki..

    Hikmet Aktün | 28 March 2011

  4. Özellikle de nükleer tehlike. Buna koşa koşa gitmeye kararlı hükümeti görünce deprem tehlikesi inanın ikinci planda diye düşünüyorum. Kendi cahilliklerini bir meziyet gibi sunup bir de vatandaşın aklını çeliyorlar. Gerçekten yazık.

    necmi yazgan | 28 March 2011

  5. dalga dalga felaketin nükleer boyutu genişliyor. denizde kabul edilebilir oranın yüz kat aştı radyasyon. bu bölgeden yayılan nükleer partküller denizde balıklara, karada besinlere geçecek ve inan sağlığı yıllar boyunca tehlike altında kalacak.
    düşünün bu bir nükleer tesisteki kontrol edilemeyen miktardaki radyasyon. dünyadaki diğer tesisleri düşünün. bir tanesindeki bir kaza bütün dünyadaki yaşamı tehdit ederken heryere nükller santral açma aklını şöyle bir değerlendirir misiniz?

    cengiz özerman | 31 March 2011

  6. o patlamadan Türkiye’ye kadar radyasyon geldi ve şimdi yağan yağmur ile üzerimize ve besinimize düşüyor mesela. bir tane nükleer santralle patladığında başedemiyorlar. hani teknoloji çok üst düzeydeydi bir şey olmaz dı? hepsi yalan.

    Firdevs Uzun | 2 April 2011

  7. KORKULAN OLDU, Radikal gazetesinde bugün. Buyrun bakalım neymiş: TOKYO – Japonya’da 11 Martta meydana gelen deprem ve tsunami felaketlerinin ardından zarar gören Fukuşima nükleer santralinden Büyük Okyanus’a yüksek radyasyonlu su aktığı bildirildi. Nükleer güvenlik sözcüsü Hidekiho Nişiyama, sızıntı üzerindeki havada 1000 milisievert radyoaktif madde bulunduğunu belirtti. Kısa süre içinde 500 milisievertin üzerinde radyasyona maruz kalmak kanser riskini artırabiliyor.

    POMPA GÖNDERİLECEK

    Santralın, Çernobil kazası sonrasında olduğu gibi, betonla ya da özel bir çadırla kapatılması en yakın olasılık. Bunun için ABD ve Almanya’dan dünyanın en büyük 4 beton pompası Japonya’ya gönderilecek. Pompalardan birini gönderecek olan ABD’li şirketin yetkilisi Jerry Ashmore, çok fazla radyasyon yüklenecek pompanın geri dönmesini beklemediklerini söyledi. 86 ton ağırlığında, kolu 70 metre boyunda olan pompanın gelecek hafta uçakla Atlanta’dan Tokyo’ya gönderileceği belirtildi. ABD ayrıca radyasyona dayanıklı robotları ve 140 civarında radyasyon güvenlik uzmanını Japonya’ya gönderecek. Robotlar santralın girilemeyen yerlerinden veri ve görüntü geçerek sızıntının giderilmesine yardımcı olacak.

    SAVAŞI KAZANACAĞIZ

    Japonya Başbakanı Naoto Kan, 1986’daki Çernobil felaketinin ardından en büyük nükleer kaza olan Fukuşima’da ‘uzun bir savaşa’ hazır olduğunu söyledi. Kan, santralı işleten TEPCO’nun kamulaştırılmayacağını, ancak hükümetten mali destek alabileceğini belirtti. Krizin bir türlü önünün alınamaması nedeniyle öfke büyürken Kan, ülkenin enerji politikasının tartışmaya açılması gerektiğine vurgu yaptı. Reaktör yakınındaki sularda radyasyon oranı normalin 10 bin katı. Bölgedeki etlerde de yüksek radyasyona rastlandı. Sivil toplum örgütleri 20 km. olan tahliye bölgesinin iki katına çıkarılması çağrısı yapıyor. Yaklaşık 28 bin kişinin öldüğü ya da kayıp olduğu, 172 binden fazla kişinin sığınaklarda barındığı Japonya’da enkaz kaldırma sorunu da var.

    “FUKUŞİMA ÇERNOBİL’DEN ÇOK DAHA KÖTÜ”

    Rus atom enerjisi uzmanı, Japonya’daki Fukuşima nükleer santralindeki felaketin 1986’da Ukrayna’daki Çernobil faciasından çok daha kötü olduğunu söyledi. 1986’daki felaketten sonra ülkesindeki nükleer karşıtlarına katılan Natalia Mironova, “Çernobil bir kirli bombanın patlaması gibiydi. Yeni kirli bomba Fukuşima’dır ve insani ve ekonomik bakımdan çok daha pahalıya mal olacaktır” ifadesini kullandı.
    Termodinamik mühendisi olan Mironova, “Çernobil yedinci seviyedeydi ve aslında sadece tek bir reaktörü arızalanmıştı ve felaket sadece iki hafta sürmüştü. Şu anda üçüncü haftadayız ve dört reaktör çok tehlikeli durumda bulunuyor” karşılaştırmasında bulundu.

    recep özssoy | 2 April 2011

  8. Allah’tan bizde 8.9′luk deprem filan olmadı, hele hele tsunami falan olsaydı nüfusun yarısını ahirete gönderirdik. Ancak bu demek değildir ki, kurtardık. Hayır! Aklı başında olan insan başına gelmesi muhtemel afata karşı tedbiri elden bırakmaz ve ciddi biçimde ilgilenir, gereğini yapar. Halihazırda İstanbul depreme ne kadar hazır? Bu konuda oldukça büyük sıkıntı var. Tabloları yine pembeye boyayıp birbirimize satmaya devam ediyoruz.

    Sadece karşı çıkmak suretiyle nükleer karşıtı olmanın reel dünyada pratik bir faidesi yok. Her tarafımız zaten Çernobiller ile dolu. Bütün ileri ülkeler enerjisini nükleerden ucuza elde ederken, bizim hâlâ konvansiyonel yollardan pahalı bir surette enerjiyi temin etmemiz sadece safdiriklik olur. Çözüm: Dengeli, yeteri kadar ve güvenli bir nükleer santral, hatta santraller bu asrın gereği.

    Hayati Binler | 3 April 2011

  9. Doğal afetleri yok sayan, onları normal zamanlarda hatırlamak istemeyen ve günü geçirmeyi savunan anlayışlar dünyadaki bütün kazanımlarını tarif ettikleri normalin üzerine oturturlar. Oysa doğanın tanımı bilimsel metodlar sayesined yüz yıldır ayan beyan. Riskler dikkatle bakılırsa çok tanımlı. Bu riskleri yok farzetmek açıkçası budalalık.
    Fakat hükümetler eliyle bütün bir toplumu bilgisizleştirmek ya da bilgisiz saymak çok daha fena bir süreç. Şu nükleer isteklisi lobiler ve onları destekleyen hükümetlerle ne yazık ki bu fena süreci insanlığın sonunu getirecek denli fütursuzca devam ettiriyorlar.
    Onlara dur demek zamanıdır.

    Yeşim Budak | 7 April 2011

  10. olabilecek tehlikelerden kendini ve yaşam çevresini korumak, kısacası düzgün yoldan yürüyüp uçurum kenarını tercih etmemek insanoğlunda aklın ve sağduyunun tezahürüdür. Buna karşın uçurumdan düşenleri gördüğü halde yola devam etmek insanın değil, uçurumdan düştüğünü gördüğü halde sürüyü takip etmeyi sürdüren koyunların aklıdır. ancak koyun burada haklıdır çünkü onun aklı sürünün aklıdır.

    ali herkül çelikkol | 8 April 2011

  11. yorummu kaldı

    ender kılıç | 3 August 2011


Yorum yazmak için


Amerikalı mimarlar Tod Williams ve Billie Tsien, Japonya Sanat Birliği’nin 2019 Praemium Imperiale ödülünü  kazandı.       2019 Praemium Imperiale mimarisi, Tod Williams ve Billie Tsien’i ödüllendirdi. Fotoğrafı çeken Taylor Jewell     Her yıl verilen Praemium Imperiale, mimarlık, heykel, müzik, resim ve tiyatro ya da film alanlarında “büyük uluslararası etki” yapan sanatçıları tanır. [...]
ARŞİV
Subscribe