Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Seçime Doğru Kent ve Çevre
Share 9 July 2007

Yaşanan cumhurbaşkanlığı seçimi krizi sonrasında, oldukça anî bir biçimde girdiğimiz seçim sürecinde, partilerin programlarını açıkladığı ve çeşitli vaatlerle oy topladığı bir döneme gelmiş bulunuyoruz. Parti programlarında, özellikle son dönemde, 5366 sayılı yasa kapsamında uygulamaya sokulan yenileme ve dönüşüm projeleriyle alt üst olan kent ve çevre politikalarına dair kimi sözler dönüp dolanıyor. Bununla beraber siyasî partiler; meslek odaları veya sivil toplum örgütleri gibi kamu yararı gözeten kuruluşlardan, kente ve çevreye yeterli önemi vermedikleri gerekçesiyle eleştiriler alıyorlar. Partilerin depremi yok saydıklarına, siyasîlerin küresel ısınma sorununun sorumluluğunu yalnızca halka yüklemekle çözüme gidemeyeceklerine ilişkin konulardaki haberleri her gün okuyoruz.  Ama bu tip konuların, partilerin söylemlerinde ve programlarında büyük yerler kaplamasıyla, yeterli önemin verilip verilmediğinin tartılmasının doğruluğu hâlâ bir tartışma konusu olarak kalmaya devam ediyor.

Parti programları oy verenleri önemli derecede etkilemiyor

Parti programlarının, her seçim döneminde, büyük harflerle yazıldığını, ardından da iktidarın icraatında o büyük harflere dair hiçbir belirtinin bulunmadığını gördüğümüz elbet çok olmuştur. Hatta programında belirtilenlerin tam tersi davranışlarda bulunan iktidarlar da Türkiye için çok şaşırtıcı değildir. Bu sebeple de halk, oy vermek için, yazılı bir belge olması itibariyle en somut “söz verme biçimi” sayılabilecek parti programlarına değil de, kendi yaşanmışlıklarından kazanmış olduğu deneyimlere dayanarak, “en az yalancı” partiye ve parti liderine yönelmeye çalışır.

Tüm bunlara rağmen, biz yayın kuruluşlarının elinden, oy verecekleri az da olsa aydınlatabilmek ve partileri farklı bir bakış açısından gösterebilmek adına, tek yazılı kaynak olan parti programlarını inceleyip, bunlara yönelik yorumlar yapmaktan başka bir şey gelmiyor. Mimdap olarak biz de, son yıllarda gündemimizi çokça meşgul eden konulara yönelik olarak, partilerin neler öngördüğünü az da olsa anlayabilmek için, seçime girecek bütün partilerin programlarını inceleyip, buradan kente ve çevreye dair söylenenleri bulup çıkarttık. Kimi partiler, parti programlarını da oldukça basit ve genel kavramlar üzerinden hazırlarken, kimileri ise, oldukça ayrıntılı programlarla karşımıza çıkıyorlar. Buna bağlı olarak da, her parti, programında kent ve çevre konularına eşit derecede yer ayırmıyor.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, parti programıyla iktidara gelince yapılan icraatlar doğru orantılı bir seyir göstermediğinden, öncelikle şu an itibariyle iktidarda olan AKP’nin ve meclisteki en büyük muhalefet olan CHP’nin yeni programlarına bakmakta, bunu yaparken geçen dönemde neler yaşadığımıza göz atmakta yarar var. Bunun ardından, diğer partilerin programlarından çıkarttığımız bölümleri kısaca açıp, bir sonuç değerlendirilmesiyle bu dosyayı tamamlamış olacağız.



AKP ve CHP’nin parti programları

2002 yılından bu yana, ülkenin her alandaki gündeminde, biri muhalefet, diğeri iktidar partisi olan iki partinin söylemlerini dinledik. Ve bir tesadüf müdür, yoksa çok önceden yapılmış bir plan ve programa bağlı olarak mıdır bilinmez, son dönemde kente ve çevreye dair çokça söz ve icraat üretildi.  Bu icraatların hemen hepsi, akademi camiası ve meslek uzmanlarını birbirine düşürdü. Odaların basın açıklamaları, kentlilerin çığlıklarına karıştı. Eğrisi ve doğrusuyla, yeni seçim dönemine çok yaklaşıldı. Büyük kentsel projeler, ihaleler ve yarışmalar gündemi hâlâ karıştırmaya devam ediyor.

Parti programlarına baktığımızda ise, bugünkü iktidar ve muhalefet partileri, programlara özen göstermiş gibi duruyor. Ancak AKP, kent, çevre ve yerel yönetim konularında ortalama genişlikte bir açılım getirmişken; CHP, bütün partiler arasında, bu konular hakkındaki sosyal adalet ve katılımcı demokrasi içeren tutumuyla öne çıkıyor.

Öncelikle, günümüzdeki Türk devletinin yapısını tarif eden ve bunu, “katı, şekilci, verimsiz, katılımcılığa kapalı…vs.” gibi terimlerle tarif eden AKP, ardından bu konulara öneriler getiriyor. Aslında, AKP’nin böylesine sert eleştirilerle bugünkü sistemi eleştiren söylemine şaşırmamak elde değil. Son dönemde iktidarda olan bir parti, eğer kendi icraatlarıyla bu sistemi değiştiremediyse ve hâlâ parti programında sisteme çok sert eleştiriler yöneltiyor, tüm bu eleştirilerin çözümünün de kendisinde gizli olduğunun altını çiziyorsa, burada “popülist” bir tavır aramamak mümkün mü?

Programın içerisindeki “Partimizin uygulayacağı ekonomik program ve politikalarda, ‘sosyal adalet’ gözetilecek ve ‘insan’ı merkeze koyan yeni bir kalkınma yaklaşımı benimsenecektir.” cümlesi ve programın muhtelif yerlerinde karşımıza çıkan “insanı merkeze koyma” kavramı ise, özel olarak dikkat çekiyor ve kendisini ister “sağcı”, ister “solcu” olarak tarif etsin, herkesi biraz olsun mutlu ediyor. Ancak kent ve çevreye dair olarak çok küçük retrospektif bir okuma yapmaya kalkarsak, bu dönemin gündemi en çok kaplayan konularından biri olan kentsel dönüşüm ve büyük kentsel projeler aklımıza geliveriyor. Hepimizin bildiği gibi, hükümetin büyük desteğini alan bu iki konu, özellikle yerel belediyeler ve büyükşehir belediyeleri eliyle hayata geçirildi. Pek tabii yine hepimiz biliyoruz ki, gecekondu sakinleri ve diğer yoksul kesimler, bu projeler aracılığıyla yıllardır oturdukları yerlerden çıkarılmak isteniyor; yerlerineyse küresel şirketlerin ya da büyük sermaye gruplarının öngördüğü projeler getiriliyor. Ayrıca, yine bu projelerin hiçbirinde halkın katılımı aranmıyor. Yine geçen dönem en çok konuşulan örneklerden birine dönelim: Dubai Kuleleri. Bu kulelerin yapımı ile, İstanbul’un çok para kazanacağı ve bu paraya ihtiyacı olduğu savunması yapıldı ve kanun, yönetmelik, katılım gibi konuların göz ardı edilmesi pahasına, Dubai şeyhi ile anlaşma imzalandı. Tüm bu bağlamlar düşünüldüğünde, “İnsanın merkeze konması bir önceki dönemde hiç ama hiç başarılamadıysa, bundan sonraki dönemde nasıl başarılacak?” sorusunu sormadan geçmemeliyiz.

CHP ise, daha önce de belirttiğimiz gibi, parti programının kente, yerel yönetime ve çevreye ayırdığı geniş, nitelikli bölümlerle umut verici görünüyor. Ciddi değişimleri öngören program yapılırken, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarından yararlanılmış gibi duruyor. Semt sakinlerinden oluşan semt konseyleri, halkın yönetime katılımını arttırma amaçlı başvuru büroları, valilik / kaymakamlık koordinasyon merkezleri, muhtarlıkların en uçtaki hizmet birimi olarak ele alınacak olması, köy kanununun değiştirilmesi… Tüm bunlar CHP’nin yerel yönetimlere yönelik politikasının parçaları. Bunun yanında, İstanbul’a yönelik özel bir yönetim modeli öneren CHP, metropollerin göç nedeniyle yaşadığı büyük sorunları, vize veya giriş kısıtlaması gibi faşist yollarla çözmeye çalışmak yerine, göç veren bölgelerin kalkındırılmasına yöneleceğini açıklıyor. Partinin programı, her ne kadar umut veriyorsa da, ne kadar gerçekleştirilebilir olduğu tartışmalı bir konu… Çünkü yıllardır iktidar olamayan, muhalefetteki hemen hiçbir söylemi ‘sosyal demokrasi’ kavramının kıyısından köşesinden geçmeyen, orduya ve darbeye yeşil ışık yakan bir partinin parti programının bu derece katılımcı ve sosyal adalet eksenli olması soru işaretleri uyandırmalıdır.

Seçime katılacak diğer partiler
Şu anki iktidar ve muhalefet partileri dışında, seçime katılacak olan 18 parti ve bağımsız adaylar bulunuyor. Şimdi alfabetik sıraya göre, bu 18 partinin parti programını inceleyelim.

Aydınlık Türkiye Partisi ATP’nin parti programında, kente ve çevreye dair somut öneriler görmek mümkün değil. Programın bir bölümünde, kentsel yoksulluğa ve köyden kente göçün yaratmış olduğu gecekondulaşmaya dikkat çekiliyor.

Bağımsız Türkiye Partisi BTP, parti programında, şehirleşme, konut ve çevre üzerine ayrı bölümler ayırmış. Köyden kente göçün artması ile kentlerin nüfusu barındıramaz hale gelmesini önemli birer sorun alanı olarak gördüğünü belirtmiş. Parti, şehirleşmedeki bu sorunu, yeni arsa üreterek ve ulaşım – iletişim olanaklarıyla destekli olarak, istihdam olanaklarını ülkenin çeşitli yerlerine yayarak çözeceğini açıklıyor. Çevre ile ilgili olarak, huzurlu bir yaşamla iyi bir çevreyi birbiriyle bağdaştıran parti, herhangi somut bir öneri getirmiyor.

Büyük Birlik Partisi “Mahalli idareler”, “sosyal güvenlik”, “kentleşme ve konut”, “çevre” başlıklarıyla, ilgilendiğimiz konular üzerinde en yoğun şekilde duran partilerden biri de BBP.  Parti, mahalli idarelerin, merkezi idarenin taşradaki uzantıları olmaktan öteye gidememesinin önemli bir sorun alanı olduğunu belirtip, bu konuyla ilgili, yetki devrinin çözüm olabileceğini söylüyor. Ayrıca, büyük şehir belediyesi ile ilçe belediyeleri arasındaki görev ve gelir uyuşmazlıkların ilçe belediyeleri lehine düzeltilmesi gerektiğine de vurgu yapılıyor. Parti programında, sosyal güvenlikle ilgili olarak, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın birbirine bağlanıp, yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtiliyor. Bunun yanında, İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun, İstihdamı Geliştirme Müdürlüğü’ne dönüştürüleceği söyleniyor. Parti, bunlarla da kalmayıp, tarım kesiminde çalışan işçilerin de sosyal güvenceye kavuşabilmesine yönelik düzenlemeler yapacağını programında taahhüt ediyor.

BBP, kentleşmeye yönelik olarak, orta ölçekli kentlere önem verilmesi gerektiğini belirtirken, parti programında, “kıyı yağmacılığı, verimli tarım alanlarında betonlaşma ve haksız kullanıma son vermek için, kentleşme mesken planları uygulamaya konulacaktır.” şeklinde bir ibare de bulunuyor.

Partinin çevreye dair görüşlerinden en önemlisi ise, çevre kanunlarının gözden geçirilip, tek bir kanun altında toparlanması girişimi.

Demokrat Parti: DP’nin enerji ile ilgili olan politikası, “küresel ısınmaya karşı yenilenebilir enerji” mottosuyla öne çıkıyor. Daha çok AKP hükümetinin icraatlarını eleştiren DP, bu yanlışlara düşmeyeceğini ve etkin yenilenebilir enerji politikaları geliştirebileceğini belirtiyor. Bunun yanında, partinin kentleşme ve şehirleşmeye dair özel olarak ayırdığı bir bölüm bulunmuyor. 

Emek Partisi: Emek partisi, kente ve çevreye dair önemli bir saptamada bulunmamakta, yalnızca konutsuzluğa dikkat çekip, her evsize ev bulacaklarını ilan etmekte.

Halkın Yükselişi Partisi

Halkın Yükselişi Partisi: HYP, çevre, kentleşme ve yerel yönetimlerle ilgili, Türkiye’ye yönelik geniş bir analiz yapmış, çeşitli stratejik çözüm önerileri geliştirmiş. Yereldeki hizmetin, yerel yönetimler eliyle karşılanması gerektiğini vurgulayan parti, çevreyle ilgili sorunların, nüfus artışının sınırlanması, kaynakların daha verimli kullanımı gibi temel konularla çözülmesi üzerinde duruyor.

Hürriyet ve Değişim Partisi: HÜR Parti, kısa da olsa, kentleşmeye değiniyor. Özel olarak, depreme ve doğal afetlere vurgu yapan parti, üniversite, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve hatta uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapılması gerektiğinden bahsetmekte. Bununla beraber, programda, planlı kalkınmanın öneminin altı çizilmiş.

İşçi Partisi: İP, 2B alanlarından bahseden partilerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu alanların, orman köylüsüne kazandırılması gerektiğinden bahsediyor. Bunun yanında parti, kooperatifleşme yoluyla, dağ ve orman köylerinin kalkındırılabileceğini vurguluyor. Partinin, programında, kent rantlarına vurgu yaptığı ayrı bir bölümü bulunurken, bu bölümde, ulaşım sisteminin değiştirilmesinin gerekliliğinden, tüm uygulamaların doğrudan demokrasiye elverişli yapılması gerektiğinden söz edip, kent rantlarının halk için bir kaynak olmasını vurguluyor.

Liberal Demokrat Parti: LDP’nin kent yönetim ve belediyecilik anlayışının, kentin ekonomik gerçeği üzerine bina edildiği, parti programında açıkça dile getiriliyor. Kentlerde, uzun vadeli, büyük yatırımlardan yana olan LDP, gecekondular konusuna da oldukça sert yaklaşıyor ve tüm tapuların iptal edilmesi gerektiğini vurguluyor. Özelleştirmeden yana olan parti, tüm kamusal hizmetlerin de özel sektör tarafından yerine getirilmesi gerektiğinden yana.

Milliyetçi Hareket Partisi: MHP, genel olarak, çevreye ve kentlerdeki sosyal adalete önem verdiğini, parti programında belirtiyor. Kooperatifçiliğin desteklenmesinden, gecekondu mahallelerinin daha kaliteli yaşam alanlarına çevrilmesi gerekliliğinden bahseden parti, bir “çevre bilgi teşkilatı”nın kurulacağını taahhüt ediyor.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi: ÖDP, “sağlıklı ve güvenli bir yaşam” ile “ucuz, temiz, yenilenebilir enerji” üst başlıklarıyla özetlemiş olduğu kent – çevre politikalarında, soruna yönelik değil, sorunun kaynağının yok edilmesine yönelik çözüm önerileri geliştireceğini vurguluyor. Sağlıklı kent konusunda koruyucu hekimlik üzerinde duran parti, çevre konusundaki politikasını da, yenilenebilir enerji üretiminin arttırılmasına dayandırıyor. Yeraltı ve yer üstü kaynaklarının kamulaştırılmasından, yeni su yasasının çıkartılmasına kadar, her konuda özelleştirmelerden uzak bir politika izleyeceğini gösteren ÖDP, parti programında uluslararası anlaşmaların imzalanıp, yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunu da gündeme getiriyor.

Saadet Partisi: Saadet partisi, yerel yönetim yasasının genişletilmesini ve ülke çapında bu konuda önemli adımlar atılması gerektiğini parti programında belirtmiş. Bu bağlamda, parti programında,  Büyükşehir ve il merkez belediyelerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğinden bahsettiği gibi, il özel idarelerine ek olarak, ilçe özel idarelerinin kurulmasını öngördüklerini belirtiyor. Parti programında, partinin çevre politikası konusundaki tutumunun ise, sivil toplum örgütleri ile işbirliğine gitme şeklinde olduğu söyleniyor.

Türkiye Komünist Partisi: TKP, parti programında, özel olarak kent ve çevre politikasına yer vermese de, özelleştirme ve emperyalizm karşıtı olduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak

Sonuç olarak
Her parti, programında, Türkiye’deki sorun alanlarına dair, kendi üst politikasına uygun kimi çözüm önerileri geliştirmiş görünüyor. Özellikle kent ve çevre konularında da, kimi partide daha az, kiminde daha fazla vurgulanmış olsa da, söylenenler oldukça büyük klişeleri  içerse de, önemli noktalara parmak basılmış, halkın gündemi yakalanmış durumda. Söylenenler, vaat edilenler yukarıda görülenler… Pek tabii tüm bunların bir tür reklam faaliyeti olabileceği ve başa geçtikten sonra her partinin birbirinin aynısı davranışlarda bulunabileceği gerçeklerini unutmadan hareket edilmeli. Ne kadar ihtiyatlı davranırsak, davranalım, yaptığımız seçimlerin isabetli olup olmadığını ise, ancak 22 Temmuz’dan sonra göreceğiz.

Hazırlayan: Gizem Aksümer, Serkan Mutlu / MİMDAP

KONTUR DEĞERLENDİRME

Halkın partilere yönelimi ve yeni bir dönemde oyuyla bir partiyi desteklemesi ülkemizde çok değişken bir zeminde oluşmaktadır. 1980 öncesinde daha çok siyasetin hangi tarafında olduğuna karar vermiş seçmen profilinden seksenler sonrasında daha likit, her dönem farklı mesajlarla şekillenen ve yelpazenin solundan sağına kadar yer değiştiren bir profili izliyoruz. Bu durumun sebeplerini siyasal ve sosyal bilimciler çeşitli nedenlere dayandırmaktalar. Ama bir yandan küresel kapitalizmin ülkelerde yeniden örgütlenmesine koşut olarak iç siyaset alanı düzenlenip devlet yapısı yeniden tahkim edilirken şaşırtıcı gelişmeler de doğrusu oldu.  Sosyal politikalardan ve devletin düzenleyicisi bulunduğu çalışan kesim, yararlarından geri adım atıldıkça ve bütün bu yapılanmalar özelleştirme mantığı ile ticarileştirildikçe, büyük oranda pasifize edildi.  Devamı için…

Hazırlayan: Hasan Kıvırcık

1 Yorum
  1. AKP yönetimini şimdiye kadar yaptıklarıyla ve şimdi gösterdiği acımasızlıkla kınıyorum. Kötü bir yönetimi farklı nedenlerle istismar ettiği tabana dayandırarak sürdürmek istiyor. Dili ve yöntemi de çok kötü esasında.

    kamile çubuk | 2 March 2009


Yorum yazmak için


Amerikalı mimarlar Tod Williams ve Billie Tsien, Japonya Sanat Birliği’nin 2019 Praemium Imperiale ödülünü  kazandı.       2019 Praemium Imperiale mimarisi, Tod Williams ve Billie Tsien’i ödüllendirdi. Fotoğrafı çeken Taylor Jewell     Her yıl verilen Praemium Imperiale, mimarlık, heykel, müzik, resim ve tiyatro ya da film alanlarında “büyük uluslararası etki” yapan sanatçıları tanır. [...]
ARŞİV
Subscribe