Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Bir Vizyoner: Bruce Mau
Share 4 February 2011

Bruce Mau bir vizyoner. Bruce Mau Tasarım’ın da şef yaratıcısı. Şikago ve Toronto Bürolarının müşterileri arasında Coca-Cola, McDonald, MTV, Arizona Devlet Ünivesitesi, Miami’ Amerikan Havayolları, Yeni Meadowland Stadyumu, Frank Gehry, Herman Miller, Santa Monica’s Big Blue Bus, ve çok sayıda tanınmış, tanımamış isim var.

160.jpg

1985 yılında stüdyosunu kurmasından bu yana yaptığı çalışmalarda tasarım ve optimizmi, orijinal, yaratıcı, keşfedici, yenileyici bir iş, kol, ürün ve deneyim olarak gerçekleştirdi.

mautumbasa.jpg

Bruce Mau çok sayıda ödüllü kitabın da yazarı. Ünlü Zone Books Serisi ve Rem Koolhaas ile gerçekleştirdiği S,M;L,XL bunların arasında. Mau’nun gelişme için bitmemiş manifestosu, insanları tasarım stratejileri ve motivasyonlarını yönlendirerek bitmeyen bir yaratıcılık için harekete geçiriyor.

kitapa1.jpg

kitap11.jpg

kitap21.jpg

Yeni kitabı: “Üçüncü Öğretmen” (Abrams Books Nisan 2010) kendisinin ve stüdyosunun OWP/P Mimarlık ve VS Mobilya ile birlikte tasarımın eğitiminin, geleceğin dünyasını şekillendirecek çocukların eğitimini nasıl değiştireceğinin,79 yolunu göstermekte.
Geleceğin yeni bir tasarımcı türü gerektirdiği inancıyla yola çıkarak “Sınırları Olmayan Enstitü”’yü kurar. Lisans sonrası programlar içeren “Zemini Kırılmış Stüdyo” oluşur. Bu toplu değişim için bir motor görevi görür. İddialı bir gezici sergi, yayın ve eğitim programları serisi güç ve tasarım imkanları başlıklarını içermektedir. Mau, Yakın zamanda Guatemala iş ve kültür dünyası liderleriyle bu ülkenin geleceğini dönüştürecek bir projeye “GuateAmala!” ya girişir.

gua1.jpg

gua2.jpg

gua3.jpg

gua4.jpg

Mau’nun yaşantısında çok ödül var. Bunlar arasında Louise Blouin Vakfı Yaratıcı Liderlik Ödülü, AIGA İletişim Tasarımı için Altın Madalya, ve Chicago Sanat Enstitüsünün Seçkin Profösörü ünvanını almak var.
Yakın geçmişte yayınlanan bir başka kitabı: Tasarım Yaşantınızı ve Belki Dünyayı Nasıl Değiştirir? (Penguin Press) tasarımın insan yaşantısı üzerindeki etkilerini ele almakta.
Mau’nun yaşantısı hayatının büyük sorusu üzerinde sürmekte: Şimdi biz bir şey yapabiliriz ve ne yapacağız?

degisimitasarlamak.jpg

“STEVEN HELLER: Tasarım yazarlığı konusunda nasıl hissediyorsunuz?

247.jpg

Bruce Mau: Eğer bu tanımı bir kenara koyar ve kelimelerin ayrı olarak ve bir aradayken ne anlamlara geldiğine bakarsanız, bir anlamda birbirleriyle karşıtlık içinde olan bir yapı görürsünüz. Yazar, çoğunlukla, hayali de olsa, düşünceli bir duyarlılığa ve sorumluluğa sahip olmalıdır ve bu aynı zamanda dünyada bir yer işgal etmek ve onu anlamak anlamına da gelir, ancak böylelikle dünyadan işe yarar özler çıkarılabilir.

Diğer taraftan, tasarımcı sabit bir şekilde üretir ve bu durum tasarımcıya bir çeşit üstünlük, sıradışılık sağlar. Bizim stüdyoda yapmaya çalıştığımız şey tasarımı öz değerler üretmeye itmek ve tasarım pratiğine yazarlık tekniklerini getirmektir.

STEVEN HELLER: Peki bu teknikler nelerdir?

BRUCE MAU: İşin özü dünyaya doğrudan, dolaysız bir biçimde dâhil olmaktır. Klasik anlamıyla tasarım ve yazarlık arasındaki temel farklılıklardan biri maddelerle iletişime girme derecesidir. Çoğunlukla tasarım, önceden ayıklanmış maddeler, özler üzerinde uygulanır. S,M,L,XL’ı bitirdiğimiz sırada, Rice Üniversitesi’nde ders veriyordum ve bu kitapta ne yapmaya çabaladığımızı orada beraber çalıştığım insanlara aktarmak istedim. Bana oldukça açık gelen bir diyagram çizdim. Bu diyagram dünyaya dâhil olmayı tanımlayan ve yukarı inip çıkan bir dalga hareketini gösteriyordu. Dalganın tepe noktaları dünyada bağımsız biçimde hareket etme kabiliyetine ve istediğimiz nesneleri seçme özgürlüğüne denk düşüyordu. İşte yazarın yaptığı budur. Yazar genellikle pozisyonları, konuları belirginleştirir ve ürettiği ifade veya metinle iletişime geçerek dünyaya dâhil olur.

“STEVEN HELLER: Peki sizin farklı oluşumları bir araya getirmek için ne yaptığınız şey nedir?

BRUCE MAU: Biz dalga hareketlerinin tepe noktalarını yakalamak ve dünyaya bağlanmak için, tasarım pratiğiyle yazarın üstlendiği rolleri üst üste getirerek çakıştırmaya çalışıyoruz. Şu anda bu durum bazı problemler yaratıyor. Bunun sebebi, bence, literatürün gücünün özünde sahip olduğu özgürlükten gelmesidir. Tasarımcıların ise üretim talebi yüzünden böyle bir lüksü yoktur.

STEVEN HELLER: O zaman siz, yazarlık pratiği adına, bol miktarda zamanı ayrıca ayırıyorsunuz, öyle mi?

BRUCE MAU: Bunu zamana oltamı daldırarak ya da zamanı çalarak yapıyorum. Yeni kitabımla bir yazar olarak üretmek zorunda olduğum bir durumu yarattım, bu noktada talepler üretimi doğurdu.

STEVEN HELLER: Biraz da yeni kitabınız Life Style’dan konuşalım. Kitabın girişinde bazı terimlerin life style adı altında anlamlarından uzaklaştırıldığından ve yağmalandığından bahsediyorsunuz. Peki, o zaman neden kitap için bu başlığı seçtiniz?

BRUCE MAU: Benim her zaman uygulama anlamında stil fikrine karşı bir alerjim olmuştur ve her zaman harekete geçmek için daha derin motivasyonların hayalini kurarım. Bu iki terimin; “hayat” ve “stil”in fikirlerinin ayrılması bana göre önemli. Eğer biz stili, işlerimizin yeni sonucu olarak benimsersek, o zaman bu stilin felsefi bir konsept haline geldiğini ve yüzeyselliğini kaybettiğini görürüz ve stil geçici bir durum olmak yerine dikkat çeken, derin bir düşünceye dönüşür. Bizim çalışmamız “bir biçimde” yaşamak üzerinedir ve bu esnada yaptığımız seçimler stili oluşturur. Çalışmamızdaki en önemli nokta hayat ve stilin birbirleri içine dâhil edilmesidir.

STEVEN HELLER: Bu çok tutkulu bir amaç.

BRUCE MAU: Bu kalıplara neler olduğunu görmek çok ilginç olacak. Fakat, yirmi birinci yüzyıl yaşamındaki önemsiz pratiklere merkez bölgeleri vererek, yitirdiğimiz değerleri geri kazanmanın, bir şekilde alan kazanmak olduğunu düşünüyorum.

STEVEN HELLER: Kitabınızda “biz” kelimesini kullanıyorsunuz. Her zaman çoğul bir şekilde mi çalışırsınız?

BRUCE MAU: Stüdyonun çalışma şekli ortaklıkları mümkün kılıyor. Bu işbirliği ilk önce stüdyonun kendi içinde başlar. Daha sonra stüdyo dışarıdan insanlarla, Rem Koolhas ya da Frank Gehry gibi mimarlarla ya da diğer sanatçı ve tasarımcılarla işbirliğine girer. Life Style kitabının yazımı, kendi başına bir seri karmaşık işbirliğini içeriyor. Kitabı Kyo Maclear ve Bart Tesla’nın editörlüğünde, Chris Rowat tarafından yönetilen tasarım ekibi ve prodüktör Jim Shedden ile birlikte oluşturduk. Benim buradaki konumum ise karmaşıklığın azaltılmasına gerek duyulduğu yerdedir. Kitap üretim anlamında stüdyo üzerine ve ben de bu stüdyonun sorumlusuyum. Bu her çeşit şeyi üreten insanlardan oluşan karmaşık bir grup ve yazma eylemi de bu üretimlerden bir tanesi.

STEVEN HELLER: Life Style kitabında sosyal konularla bağlantı kuruyorsunuz. Örnek gösterilecek ya da saldırılacak konuları nasıl seçiyorsunuz?

BRUCE MAU: Çalışmalarımızın yönünü anlamak için projelerin dışına çıkmak gerekiyor. Çalışmamızın neresinde olmak istediğimi anlamak için, beraber yaşamaya mecbur kaldığımız nesnelerdeki bağlamı ortaya koyabilmem gerekir. Eğer kitabın kullanımı için genel bir istekte bulunabilirsem, bu; hepimizin bu bağlamlar içinde yaşadığımız, arka planda ise bunlara karşı savaştığımız olabilir. Nesnelerin nasıl evrimleştiğiyle ilgili herhangi bir sezgiye sahip olmaktansa bağlamların evrimsel doğasını anlamaya ihtiyacımız var. Marshall McLuhan şu muhteşem cümleyi kullanır: “Bizi çalıştıran şeyler bitti”. Bizi çalıştıran şeyler biterken yeni bir takım kuvvetleri evrimleştirdi. Ben bu yeni kuvvetleri hissetme yetisine sahip olmak isterim, böylelikle bu durumlara karşı yeni buluşlar ortaya koyabilirim. Diğer taraftan onlara saldırırım ama aynı zamanda da kucaklarım. Bana göre tasarım yazarlığındaki en paradoksal durumlardan biri, kişinin aynı anda hem üreten hem de eleştiren olmasıdır. Ben bu yüzden iki taraflı bir hayat sürdürüyorum

STEVEN HELLER: Bu bir noktada iki yüzlülük yaratmıyor mu?

BRUCE MAU: Bunun bir ikiyüzlülük olduğunu düşünmüyorum, bence bu gerekli bir durum. Alternatifler düşünmemek veya yapmamak. Eğer bir görsellik kültürü üretiyorsanız problemin bir parçasısınız demektir. Hayat gibi!

STEVEN HELLER: Bu kitapta turizmden kamusal ilişkilere farklı konularla ilgili birçok fikir var. Fakat kitap aynı zamanda Bruce Mau Design için bir portfolyo niteliğinde. Burada insanların işlerinize bakışını etkileyecek bir alt okuma bulabilir miyiz?

BRUCE MAU: Kitap çok fazla alt okuma içermiyor. Mesela, bir görsel ekonomisi varsa, yeni kurallar, yönetmelikler de vardır ve bu bizim şimdilerde yeni yeni anlamaya başladığımız dinamikler yaratıyor. Kitap, bir şekilde, bu konulara ve tamamen birbirlerileriyle bağlantılı olan görsellik ve üretim ilişkisine daha detaylı bir şekilde bakmak için stüdyoyu bir büyüteç gibi kullanıyor.

STEVEN HELLER: “Bağlanmak” fiilini kitap boyunca kullanıyorsunuz. Bağlanmakla kastettiğiniz tam olarak nedir?

BRUCE MAU: Bu bir şeye derinlemesine bakabilme yetisidir ve bir problemin veya projenin karmaşıklığıyla, içerdiği karşıtlıklarla, zorluklarla başa çıkabilme yetisidir. Diyelim ki bunu ya da buna yakın olan bir şeyi her zaman başaramıyoruz. Ama kitap bu başarıyı kazanma için gösterilen çaba üzerinedir. Bu yolda keşfettiğiniz durumları Zen felsefesine benzer bir yaklaşımla kabul edersiniz.

STEVEN HELLER: Ağırlık ve büyüklükle ilgili bir sorum var. S,M,L,XL cazibesinin bir kısmını fiziksel yapısından alıyor ve gerçekten fark edilir bir kitap. 600 sayfalık Life Style da aynı şekilde ağır sıklet. Neden?

BRUCE MAU: Bizim bu konuyla ilgili önceden belirlenmiş sabit bir fikrimiz yoktu, her şeyi gelişmesi için akışına bıraktık. Kitaba konuların nasıl ve ne kadar katılacağıyla ilgili düşünmeleri adil bir şekilde yaptığımız kanısındayım. Fakat S,M,L,XL’dan şunu öğrendim; biz işin yüzde 90’ını yapabiliriz, geri kalan yüzde 10’luk parça ise, işin insanlara ulaşıp onlardan yankılanması sonucunda tamamlanır. Bu bir şeyi sonuca ulaştırmak için itmektir, şekilleri olmaları gereken forma ulaşmaları için itmeye benzer.

STEVEN HELLER: Önceden belirlenmiş bir limitiniz var mıydı?

BRUCE MAU: Hayır. Yayıncılar oldukça açık fikirliydiler, benden yapmaya ihtiyacım olan kitabı istediklerini söylediler. Aslında biraz daha büyük olmasını bekliyordum. Ama kitabın bu haliyle iyi bir ritim yakaladığı oldukça açık.

Benim için, bu kompozisyona dair bir konu; bir tepkime, şekil verme ama aynı zamanda da kararlılık gerektiren karmaşıklıklar üretmeye dair. Bu kompozisyonu yaratmak imkansız değil ama küçük ölçeklerde yapmak daha zor oluyor.

STEVEN HELLER: İzleyicilere sahip olmakla ilgili bir düşünceniz var mı?

BRUCE MAU: Genellikle kullanışlı olacak bir şey yapmak istedim. Tasarım yarışmalarına girmediğim için insanlara ulaşmayan birçok işin daha geniş kitlelere ulaşmasını istedim. Git gide daha fazla işimiz nesne temelli olmaktan çıkıyor. Bazı projelerimiz görülebilir bile değil, örnek olarak, kitabın Research bölümünde yer alan kısımlar. Bunların bir kısmının görülür bir anlamı olsa da işlerimiz görsel bir sonucu olmayan veya olma ihtimali düşük düzensel, kavramsal, işletimsel temellere gittikçe daha çok dayanıyor. Bu da çoğunlukla sonuç olarak ortaya çıkan bir görsellik oluyor. Ne yaptığımıza dair klasik söylemlerden uzaklaşmak yerine yakınlıklar kurmak için kitapta da adı geçen bir miktar gerçek yapıya ihtiyacımız var, bu bizi birçok karar almaya zorluyor. İzlemesi heyecan verici olan şey ise tasarım üzerine düşünme ve üretme sürecinin görsellikten kopmadan bağımsızlaşabileceğini görmek oldu. Benim için, projenin gerçek güzelliği bütün bu farklı şeylerin birarada meydana gelmesi ve sadece bu yakınlıktan ileri gelen sürtüşmelerin ortaya çıkmasıdır. Genellikle bu eğlenceli durum bireysel şeylerde değil, nesnelerin arasındaki boşlukta ortaya çıkıyor.

STEVEN HELLER: Kitabın içine dağılmış olan 14 kısa hikâyeden mi bahsediyorsunuz?

BRUCE MAU: Benim için hikâyeler en eğlenceli şeylerdir çünkü hikâye yaratmaya bayılıyorum ve işin doğrusu bunu yapabildiğimi bilmiyordum. Fakat hikâyelerde, bir şekilde, çok zayıf da olsa işaretçi bir yön var. Sadece Seurat’nın yerine bile, bildiğiniz, gördüğünüz gibi, sayfada 40 nokta var. Bunun içine benim bir görüntü yüklemem gerekiyordu. Bu görüntü stüdyoda gerçekten neler olup bittiğini anladığınız, hikâyelerin arasındaki mekândadır. Fakat aynı zamanda siz, okuyucu olarak, bunu kendiniz hayal etmelisiniz.

STEVEN HELLER: Peki başka bir araçla benzerlik kurabilir miyiz?

BRUCE MAU: Belirgin karşılığı sinemada bulabiliriz.

STEVEN HELLER: “Sinematik göç” kavramını kullanıyorsunuz…

BRUCE MAU: Bununla sinematik teknikleri ve diğer pratiklerin parçası olmayı kastediyorum. The Red Violin’in yapımcısı François Girard’la bir işbirliği içindeyim. S,M,L,XL’ı gösterdiğim bütün insanlar arasında, kitabı en hızlı şekilde kavrayan François oldu. Ona açıkladığım andan itibaren kitabın nasıl yapıldığını olduğu gibi gördü. Thirty Two Short Films About Glenn Gould adlı filmin yönetmenliğini yaptığından dolayı S,M,L,XL’ın bölümlü yapısını çabucak farketti.

STEVEN HELLER: Son yıllarda grafik tasarımcılar tarafından yapılan kitaplar çizgisel anlatım geleneğini kırmayı denediler, Pure Fuel, Tomato’s Process, Tibor Kalman: Perverse Optimist gibi. Siz kendinizi bu gruptan ayırmayı bilinçli olarak denediniz mi?

BRUCE MAU: Biz Tomato kitabı gibi örneklere baktık ve her seferinde vaade benzer şeyler gördük. Sonunda gördük ki hepsi hayal kırıklığından ibaret. İçerik ve tasarım kesişmelidir. Bu tip kitaplar heyecan verici olmayı isteyen bir görüntü sunuyorlar ve bizi de o noktaya çekiyorlar ama o noktaya ulaştığımızda ortada bir şey olmuyor!

STEVEN HELLER: Kullandığınız temalardan biri de “Küresel İmaj Ekonomisi”. Diyorsunuz ki “Küresel İmaj Ekonomisi”ne göre süslediğimiz ve bunu yapmayı tekrar ettiğimiz bir hayata mahkûm ediliyoruz. Fakat aynı zamanda tasarımcıyı da “durağan olmak için çaba göstermeyen ya da sınırlara geçilemez olarak bakan biri” olarak görüyorsunuz. Tasarımcılar bu kadar güçlü, şiddetli bir ekonomide kendi yaşam alanlarını terk etmeden nasıl değişimler yaratabilirler?

BRUCE MAU: Bu biraz bağlam dışı olduğundan açıklığa kavuşturmalıyım. Ben bütün bu şeylerin eğer biz harekete geçmeyi beceremezsek doğru olduğunu söylüyorum. Bence bu bir önkoşul yani bu şeylere dâhil olma ve onlarla başa çıkma sorumluluğu. Bunun nasıl olacağına dair bir formül vermek benim haddime değil. Liderlik yapmanın ya da basmakalıp direnmelerin bu bağlamda çok yardımcı olacağını düşünmüyorum.

STEVEN HELLER: O zaman marka karşıtlarının taktiklerini reddediyorsunuz?

sta3.jpg

BRUCE MAU: Markalar sorunlarımızın en küçükleri. Markaların pazarda, bir anlamda, demokratik bir işlevleri var. Diğer bir deyişle, Coca-Cola’nın nerede yaşadığını biliyoruz. İçme suyu kaynaklarımıza kimyasal maddeler karıştıran ve hakkında hiçbir şey bilmediğimiz milyonlarca şirket var. Bunlar Coca-Cola değil. Markalar bizim şirketleri daha detaylı olarak bilebilmemiz için gerekli olan mekanizmalar. Eğer her şirket markalaşsaydı daha tanımlı bir piyasamız olurdu. Yani Adbuster’cıların* marka karşıtı duyarlılıkları çok da üretken değil. Bundan daha karmaşık tepkilere ihtiyacımız var.

sta2.jpg

Wired’da bir devrimi yaşadığını söyleyen insanlar da spektrumun başka bir uç noktasındalar. Bizim çalışmamızın karmaşıklığının farkında olacağımız ve eşzamanlı bir şekilde üretebileceğimiz bir orta noktaya ihtiyacımız var.

STEVEN HELLER: Aynı zamanda “gerçekliğin garipliklerini zekice kullanarak dış görünüşler üretmeye kendini adamış” bir yan endüstriden, “kamuflaj endüstrisi”nden bahsediyorsunuz. Açıkça bahsetmeseniz de bu konuları işaret ederek harekete geçme çağrısı mı yapıyorsunuz?

BRUCE MAU: Evet harekete geçmeye çağırıyorum ama hareketi emreden değilim.

STEVEN HELLER: O zaman hepimizin bireysel tepkilerle gelmemiz mi gerekiyor?

BRUCE MAU: Mesleki değişimler ölçeğinde saf bir şey bulmak giderek daha da zorlaşıyor. O yüzden başka bir şeye ihtiyacımız var ve bence bu “başka şey” bizim “bağlantılı pratik” dediğimiz şeyde bulunabilir. Bu kavram sizi nesnelerin bağlamına yerleştiren bir çeşit yer bulucuya denk düşüyor. Bu yer bulucunun neler olup bittiğine bakma ve olup bitenlerin içindeki suçları anlama yeteneği var.

Gerçek yer bulucu; size nerede olduğunuz söyleyecek olan şeye dâhil olmak ve bağlanmaktır. Bu da işlerimizdeki günahlardan kopmamıza olanak tanıyan tasarım pratiğine dönüşmüş olan bir çeşit soyutlanma üzerinden giderek yapılabilir.

STEVEN HELLER: İlk bölümde görsellerin üst üste getirilmesi sizin az veya çok bir şekilde Adbuster yöntemine yakın olduğunuzu akla getiriyor. Özel bir aktivite olmasına gerek olmadan, genel bir hassaslık üzerinden söylüyorum bunu. Ve siz bağlanmadan bahsetmişken, bunun bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Sorun ise birinin bu sorumluluğu nasıl üzerine alacağında yatıyor. Fakat çalışma hayatınızı nasıl sürdürdüğünüzü anlatan kitabın ilk bölümlerinde, insanları “kamuflaj endüstrilerini”, “kültürün içindeki şiddeti”, “gözlem altına alma fikirlerini” yenmeye çağırıyorsunuz. Kitabın okuyucusu daha fazlasını bilmek isteyebilir. Bunun için önerileriniz var mı?

muz12.jpg

BRUCE MAU: Hayır. Bence insanlar fikirleri kendileri için üretmeliler. Önceden belirlenmiş kurallar yok.

STEVEN HELLER: Kitabın “Freeway Condition” bölümünde diyorsunuz ki: “Netlik, geminin kontrolünü elinde tutan kültürel kuralları kullanarak, karmaşanın kozlarını çalıyor. Toys-R-Us mağazaları her zaman ortalama teşebbüsleri ezecektir. Eşsizlik artık sadece bir trafik kazasında ortaya çıkar.” Bu kavramları sevdim. Fakat daha çok bunları açıklamak için seçtiğiniz görselle ilgiliyim; eski bir Volswagen resmi. Bunu açıklayabilir misiniz?

BRUCE MAU: Bazen bana çizgiyi hatırlatan şey bir sigara oluyor… Fakat bunun arkasına saklanmayacağım. Kullandığım Volswagen resmi durma eylemini mükemmel bir şekilde görselleştiriyordu.

STEVEN HELLER: Kitap boyunca “Konformist görüşü takip etmeyin” gibi ikaz edici sesler duyuyoruz. Daha sonra muhtemelen konformist görüşü takip etmeyen bir işinizi gösteriyorsunuz. Bu yaklaşım eleştirdiğiniz şeyden çalınmış bir puan mı yoksa kendinize tetikte kaldığınızı gösteren bir hatırlatıcı mı?

BRUCE MAU: Gerçek bir değeri ve anlamı olan işler üzerinde çalışmayı seviyorum. Bunu yapabilmek için üzerinde çalıştığınız şeyleri kavramsal olarak anlamanız gerekir yoksa geçmiş bir dönem için tasarım yaparsınız. Size ne olduğunu anlayabilmeniz için, içinde evrildiğiniz bağlamı anlamanız gerekir. Bu da işlerinize direk olarak yansır. Fakat bu, sizin de bildiğiniz gibi, “dört ayak kötüdür, iki ayak iyidir” gibi bir düşünme şekli değildir. Bunu o anda yaşarken bile fark etmesi zordur; çok fazla kendi içine kapalı bir konsept olarak görebilirsiniz. Ama yine de dünyadaki her şey bu yönteme göre konumlandırılıyor. Ve bu konumlandırma bizim işlerimizin bir parçası. Çünkü biz ne aldığımız mesajlara göre bilinçsizce yeniden konumumuzu belirliyoruz ne de onunla hareket etme ya da karşı durma bilinciyiz.

STEVEN HELLER: “Çok fazla yoğunluk” kalıbını yeni medyayı tanımlamak için kullanıyorsunuz. Bu sizin acı gerçekleri görmemek için dikkatimizi dağıtmaya yarayan sanal gerçekliğe olan bağımlılığımızı ifade etme şekliniz mi?

BRUCE MAU: Bu sahip olduklarımız için bir telkin, bir şekilde, bazı bağımlılıklardan kendimizi özgürleştirme şekli. Fakat kendimizi bu konulardan özgürleştirdikçe boşluklar kendi başına hareket eden endişelerle doluyor, bizim öngördüğümüzün aksine. Ne kadar çok şey üretilip dolaşıma sokulursa özgün olan o kadar değer kazanıyor. Walter Benjamin özgün olanın anlamının boşaltılacağını önceden tahmin etmişti, ama aslında bunun tersi olup bitiyor. Şu anda hala hayatta olan ve yapıtlarının çoğaltılmasını istemeyen bir sanatçı yoktur.

STEVEN HELLER: “Büyümenin Tamamlanmamış Manifestosu”nu yazmaktaki amacınız neydi? Bu sizin ilk vasiyetiniz mi yoksa sonuncu mu, ya da insanın kendi kendine yardım etmesi için bir tür kılavuz mu?

BRUCE MAU: Yazdım çünkü karımın kız kardeşi çıkarmakta olduğu bir dergiyle işbirliğine girmem için beni zorluyordu! Fakat manifesto gerçekten de yapmakta olduğumuz işlerin dışında ortaya çıktı, sanki “Yaptığımız bu” diyen bir söylem gibi. Sonrasında ise önceden hiç tahmin edemeyeceğim bir yankı uyandırdı. Manifestonun kısaltılmış halini görümcemin Toronto merkezli dergisinde yayınladım sonra da, Amsterdam’a “Algının Kapıları” konferansı için gittiğimde uzun halini sunma fırsatı buldum. İnanılmaz derecede pozitif tepkiler aldım ve manifestoyu yayınlamam için birçok talep geldi, akabinde de 8 dilde yayınlandı. Ama yine tekrarlamak istiyorum, manifesto karmaşık bir bütünün parçasıdır, stüdyonun ve orada yapılan mesleki pratiğin parçalı bir portresidir.

STEVEN HELLER: Sürekli stüdyodan bahsediyorsunuz. İş gerçekten “siz” değil misiniz?

BRUCE MAU: Yani, bir anlamda; ben işin bir parçasıyım ama işler çok karmaşık bir takım ilişkilerin içinde ortaya çıkıyor. Stüdyo bu işleyişi kalıcı hale getiren sınırlara sahip; bazı insanlar içeride, bazıları sınırları oluşturuyor ve bazı insanlar da dışarıda ve hepsi devamlı suretle hareket halindeler. Benim rolüm ise bir şekilde bu hareketleri kolaylaştırmak ve üretimin, stüdyonun içinde, dışında ve stüdyoya doğru olmasını sağlamak. Manifestoyu stüdyo deneyiminin dışından yazdım. Başka bir deyişle, ben ne kadar stüdyoyu üretirsem, stüdyo da beni üretiyor.

STEVEN HELLER: Stüdyodan bağımsız bir varlık gibi bahsederken sanki dış bir ses gibi konuşuyorsunuz, hâlbuki siz işin başında olan kişisiniz. Bu kolektiflikle bireysel ihtiyaçlarınız arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

BRUCE MAU: İki tarafın da birbirine eşzamanlı olarak ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Benim kendi deneyimlerim, kendi yönüm, kendi keşiflerim ve kendi sesim var. İyi bir arkadaşım bir toplulukmuşçasına yazar olunamayacağına işaret etmişti; kişinin kendi sesi olmalıdır. Benim de bunu yapmaya ihtiyacım var. Ama sanki bir toplulukmuşum gibi üretebiliyorum ve bu varoluş şekli birçok tekil ses üretiyor ve birçok farklı fikrin sesi oluyor. Benim için en büyük mükâfatlardan biri stüdyodan gerçek sesler çıkmasıdır. Stüdyoyu insanların işten en çok zevki almasına olanak tanıyacak şekilde tasarladım, burada insanlar benim ilk işe başladığım zamanlarda olduğu gibi kendilerinin bir bağlantı yarattığını görüyorlar. Bu şahsiyet üretmek için gerekli olan yoldur.

STEVEN HELLER: Kitabınız yayınlandı, peki sırada ne var? Geleceğe dair kaygılarınız var mı?

BRUCE MAU: Evet var. Aslında bir diyagram yaptım; Toronto’da 322 dönümlü arazinin planlanmasını kapsayan bir yarışmaya Rem Koolhaas ve Petra Blaise ile birlikte girdik –bunu kitapta bulabilirsiniz. Hiç kazanabileceğimizi hayal etmemiştik ve kazandık. Sonra ertesi gün uyandım ve dedim ki, “Aman Tanrım bir peyzaj mimarı oluyorum!”

1510.jpg

Benim stüdyoda insanlara her zaman şunu söylerim; “Amacımız bir sanatçının statüsüne ve tasarımcının (çoğunda olmasa da) endişesine sahip olmak olmalıdır”, konuşmamı bir art direktörün konumundan, tasarımcının çizelgesinden, işadamının karmaşıklığından, yazarın huzursuzluklarından ve sanatçının aylık kazancından bahsetmeden bitiririm.”

Kaynak: Eye Magazine Yazan: Steven Heller Çeviren: İrem Çağıl

Bruce Mau
Gelişme İçin Tamamlanmamış Manifesto
1. Allow events to change you / Olayların Seni Değiştirmesine İzin Ver.
You have to be willing to grow. Growth is different from something that happens to you. You produce it. You live it. The prerequisites for growth: the openness to experience events and the willingness to be changed by them.

Gelişmeyi istemek gerekir. Gelişim sana bir şeylerin olmasından farklıdır. Sen onu üretirsin. Yaşarsın. Gelişimin ön koşulu, tecrübelere açık olmak ve onlar tarafından değiştirilmeyi istemektir.
2. Forget about good / İyi Olanı Unut.
Good is a known quantity. Good is what we all agree on. Growth is not necessarily good. Growth is an exploration of unlit recesses that may or may not yield to our research. As long as you stick to good you’ll never have real growth.
İyi hepimizin üzerinde hemfikir olduğu şeydir. İyiye bağlı kaldığınız sürece gerçek gelişmeyi sağlayamazsın..
3. Process is More Important Than Outcome / Süreç Sonuçtan Daha Önemlidir.
When the outcome drives the process we will only ever go to where we’ve already been. If process drives outcome we may not know where we’re going, but we will know we want to be there.
4. Love your experiments (as you would an ugly child) / Deneylerini Sev (çirkin bir çocuğu seveceğin gibi).
Joy is the engine of growth. Exploit the liberty in casting your work as beautiful experiments, iterations, attempts, trials, and errors. Take the long view and allow yourself the fun of failure every day.
Neşe gelişmenin motorudur. Çalışmalarını güzel deneyler, tekrarlamalar ve yanılmalar olarak görmenin özgürlüğünü yaşa. Uzaktan bak. Başarısız olmanın keyfini her gün çıkar.
5. Go Deep / Derine İn
The deeper you go the more likely you will discover something of value.
6. Capture accidents / Kazaları yakala.
The wrong answer is the right answer in search of a different question. Collect wrong answers as part of the process. Ask different questions.
Yanlış cevap, farklı bir soruyu arayan doğru cevaptır. Sürecin bir parçası olarak yanlış cevapları biriktir. Farklı sorular sor.

7. Study / Çalış
A studio is a place of study. Use the necessity of production as an excuse to study. Everyone will benefit.
Stüdyo çalışma yeridir.

8. Drift / Kendini bırak
Allow yourself to wander aimlessly. Explore adjacencies. Lack judgment. Postpone criticism.
Kendine amaçsız bir şekilde gezinmek için izin ver. Yakınlıkları keşfet. Yargılardan uzak dur. Eleştirilerini ertele.

9. Begin anywhere / Herhangi Bir Yerden Başla
John Cage tells us that not knowing where to begin is a common form of paralysis. His advice: begin anywhere.

10. Everyone is a Leader / Herkes Liderdir.
Growth happens. Whenever it does, allow it to emerge. Learn to follow when it makes sense. Let anyone lead.
Gelişim kendiliğinden olur. Olduğu zaman, ortaya çıkmasına izin ver. Eğer mantıklıysa takip etmeyi öğren. Herhangi birinin başı çekmesine izin ver.

11. Harvest Ideas / Fikirleri Harmanla
Edit applications. Ideas need a dynamic, fluid, generous environment to sustain life. Applications, on the other hand, benefit from critical rigor. Produce a high ratio of ideas
to applications.

12. Keep moving / Hareket Etmeye Devam Et
The market and its operations have a tendency to reinforce success. Resist it. Allow failure and migration to be part of your practice.

13. Slow down / Yavaşla
Desynchronize from standard time frames and surprising opportunities may present themselves.
Standart zamanların dışına çık. şaşırtıcı fırsatlarla karşılaşabilirsin.
14. Don’t be cool / “Cool” olma !
Cool is conservative fear dressed in black. Free yourself from limits of this sort.
“Cool” siyah giyinmiş tutucu korkudur. Bu tür sınırlardan kendini koru.
15. Ask stupid questions / Aptalca sorular sor.
Growth is fueled by desire and innocence. Assess the answer, not the question. Imagine learning throughout your life at the rate of an infant.
Gelişim istek ve masumiyetten güç alır. Cevabı değerlendir, soruyu değil. Bütün hayatın boyunca bir çocuğun hızıyla öğrenmeye çalış.
16. Collaborate / Birlikte Çalış
The space between people working together is filled with conflict, friction, strife, exhilaration, delight, and vast creative potential.
17. ____________________.
Intentionally left blank. Allow space for the ideas you haven’t had yet, and for the ideas
of others.
Bilerek boş bırakıldı. Sana ve başkalarına ait doğmamış fikirlere yer bırak
18. Stay up late / Geç saatlere kadar ayakta ol.
Strange things happen when you’ve gone too far, been up too long, worked too hard, and you’re separated from the rest of the world.
Fazla ileri gittiğinde, ayakta kaldığında veya çalıştığında, yani dünyadan soyutlandığın zaman başına tuhaf şeyler gelebilir.
19. Work the metaphor.
Every object has the capacity to stand for something other than what is apparent. Work on what it stands for.

20. Be careful to take risks / Riskleri Alırken Dikkatli ol
Time is genetic. Today is the child of yesterday and the parent of tomorrow. The work you produce today will create your future.
Bugün ürettiklerin yarın senin geleceğini yaratır.
21. Repeat yourself / Kendini tekrarla.
If you like it, do it again. If you don’t like it, do it again.
Hoşuna gidiyorsa, tekrar yap. Hoşuna gitmiyorsa, tekrar yap.
22. Make your own tools / Kendi Araçlarını Yarat
Hybridize your tools in order to build unique things. Even simple tools that are your own can yield entirely new avenues of exploration. Remember, tools amplify our capacities, so even a small tool can make a big difference.
Unutma, araçlar kapasitemizi genişletir, küçük bir araç bile büyük bir değişikliğe yol açabilir
23. Stand on someone’s shoulders / Birisinin Omuzlarında Dur.
You can travel farther carried on the accomplishments of those who came before you. And the view is so much better.
Senden önce gelmiş insanların başarıları üzerinde durarak daha fazla yol alırsın. Üstelik manzara çok daha güzel.
24. Avoid Software / Yazılımlardan Kaçın
The problem with software is that everyone has it.
Yazılımların problemi onlara herkesin sahip olmasıdır.
25. Don’t clean your desk / Masanı toplama.
You might find something in the morning that you can’t see tonight.
Yarın sabah bu akşam göremediğin birşey bulabilirsin.
26. Don’t enter awards competitions / Ödüllü yarışmalara girme
Just don’t. It’s not good for you.
27. Read only left-hand pages.
Marshall McLuhan did this. By decreasing the amount of information, we leave room for what he called our “noodle.”

28. Make new words / Yeni kelimeler üret.
Expand the lexicon. The new conditions demand a new way of thinking. The thinking demands new forms of expression. The expression generates new conditions.
Sözlüğünü genişlet. Yeni şartlar yeni düşünce biçimleri gerektirir. Yeni düşünceler yeni ifade biçimleri ister. Yeni ifade biçimleri yeni şartlar doğurur.
29. Think with your mind / Kendi aklınla düşün
Forget technology. Creativity is not device-dependent.
Teknolojiyi unut. Yaratıcılık araçlara bağlı değildir.

30. Organization = Liberty / Organizasyon = Özgürlük.
Real innovation in design, or any other field, happens in context. That context is usually some form of cooperatively managed enterprise. Frank Gehry, for instance, is only able to realize Bilbao because his studio can deliver it on budget. The myth of a split between “creatives” and “suits” is what Leonard Cohen calls a ‘charming artifact of the past.’
Tasarımda veya herhangi bir alanda asıl yenilik onu nasıl yaptığındadır. Bu da genelde işbirliği ile yönetilen bir işletme şeklinde olur. Örneğin Frank Gehry Bilbao’daki müzeyi yapabiliyor çünkü stüdyosu bütçenin içinde kalabiliyor. “Yaratıcılar” ve “Takım elbiseliler” arasındaki ayrım Leonard Cohen’in dediği gibi “geçmişe ait parlayan bir kalıntı.”
31. Don’t borrow money / Borç alma.
Once again, Frank Gehry’s advice. By maintaining financial control, we maintain creative control. It’s not exactly rocket science, but it’s surprising how hard it is to maintain this discipline, and how many have failed.
Yine Frank Gehry’nin tavsiyesi. Parasal özgürlük yaratıcı özgürlük demek. şaşırtıcı olan, bu konuda disiplinli olmanın ne kadar zor olduğu ve sayısız insanın bunu başaramamış olması.
32. Listen carefully / Dinlerken Dikkatini Ver
Every collaborator who enters our orbit brings with him or her a world more strange and complex than any we could ever hope to imagine. By listening to the details and the subtlety of their needs, desires, or ambitions, we fold their world onto our own. Neither party will ever be the same.
33. Take field trips / Gezilere çık.
The bandwidth of the world is greater than that of your TV set, or the Internet, or even a totally immersive, interactive, dynamically rendered, object-oriented, real-time, computer graphic–simulated environment.
Dünyanın çapı televizyon, internet veya en gerçekçi, interaktif bir bilgisayar programından daha geniştir.
34. Make mistakes faster / Hatalarını daha çabuk yap.
This isn’t my idea – I borrowed it. I think it belongs to Andy Grove.
Bu benim fikrim değil, ödünç aldım. Sanırım Andy Grove’a ait.
35. Imitate / Taklit Et
Don’t be shy about it. Try to get as close as you can. You’ll never get all the way, and the separation might be truly remarkable. We have only to look to Richard Hamilton and his version of Marcel Duchamp’s large glass to see how rich, discredited, and underused imitation is as a technique.
Bunu yaparken utanma. Yaklaşabildiğin kadar yaklaş.
36. Scat / Uydur
When you forget the words, do what Ella did: make up something else … but not words.
Kelimeleri unutunca Ella’nın yaptığını yap; birşeyler uydur ama kelimeler değil
37. Break it, stretch it, bend it, crush it, crack it, fold it / Kır, bük, eğ, ez, çatlat, katla.
38. Explore the other edge / Diğer Uçları da Keşfet
Great liberty exists when we avoid trying to run with the technological pack. We can’t find the leading edge because it’s trampled underfoot. Try using old-tech equipment made obsolete by an economic cycle but still rich with potential.
39. Coffee breaks, cab rides, green rooms / Kahve molalarını, taksi yolculuklarını ve konuşma odalarını değerlendir.
Real growth often happens outside of where we intend it to, in the interstitial spaces – what Dr. Seuss calls “the waiting place.” Hans Ulrich Obrist once organized a science and art conference with all of the infrastructure of a conference – the parties, chats, lunches, airport arrivals – but with no actual conference. Apparently it was hugely successful and spawned many ongoing collaborations.

Asıl gelişim çoğu zaman hiç beklemediğiniz yerlerde olur. Dr Seuss’un deyişiyle “bekleme yerlerinde”. Hans Ulrich Obrist bir bilim ve sanat konferansı düzenlemişti. Partileri, sohbetleri, yemekleri, uçuş saatleriyle tam bir konferans gibiydi. Ama ortada konferans yoktu. Sonuç çok başarılı oldu. Bir sürü işbirliğinin ilk adımları orada atıldı.
40. Avoid fields.Jump fences / Alanları aş, Tellerden Atla
Disciplinary boundaries and regulatory regimes are attempts to control the wilding of creative life. They are often understandable efforts to order what are manifold, complex, evolutionary processes. Our job is to jump the fences and cross the fields.

41. Laugh / Gül
People visiting the studio often comment on how much we laugh. Since I’ve become aware of this, I use it as a barometer of how comfortably we are expressing ourselves.
Stüdyoya gelen insanlar sık sık ne kadar çok güldüğümüze dikkat çekerler. Bunun farkına vardığımdan beri gülmeyi bir barometre olarak kullanıyorum. Kendimizi ne kadar rahat ifade ettiğimizi ölçmek için.
42. Remember / Hatırla
Growth is only possible as a product of history. Without memory, innovation is merely novelty. History gives growth a direction. But a memory is never perfect. Every memory is a degraded or composite image of a previous moment or event. That’s what makes us aware of its quality as a past and not a present. It means that every memory is new, a partial construct different from its source, and, as such, a potential for growth itself.
Hafıza olmadan buluş sadece yeni bir şeydir. Geçmiş büyümenin yönünü belirler.
43. Power to the people / İnsanlara güç ver.
Play can only happen when people feel they have control over their lives. We can’t be free agents if we’re not free.
İnsanlar ancak hayatları üzerinde kontrole sahiplerse oyun oynayabilirler. Serbest olmazsak serbest çalışamayız

Written in 1998, the Incomplete Manifesto is an articulation of statements exemplifying Bruce Mau’s beliefs, strategies and motivations. Collectively, they are how we approach every project.
Kaynak: STUDYO 5

Kaynaklar:

Röpörtaj: Eye Magazine Yazan:Steven Heller Çeviren:İrem Çağıl
Manifesto:Studyo 5 /

5 Yorum
  1. Küreselleşmeye daha iyi bir örnek olamazdı. Tüm doğruların büyükce bölümü yanlış tüm yanlışlar ise bir ihtimal doğru olabilir’e çok güzel bir örnek. İtalya’da Berlusconi ile bütünleştirdiğimiz değişim ve klasik politikanın çöküşü başka çok şeyle birlikte Mau ile daha iyi anlaşılıyor.

    başka dünyalara yolculuk için kemerleri bağlayın | 4 February 2011

  2. birkac yil once okudugum ” massive change” den sonra Bruce Mau’nun fikirlerini konu alan ” Glimmer” isimli kitaplar belki de okuyup da sayfalarini en cok karaladigim, cumlelerin altini en cok cizdigim kitaplar oldular. Dusuncelerinden mimarliga aktarilacak cok sey var.

    Anonymous | 5 February 2011

  3. Buruce Mau sıradışı biri anlattıklarından anlaşılıyor bu. Markalar hakında söyledikleri de çok önemli. Alışılmış bir tepkiden çok onların bilinir olmasının demokratik olduğunu söylüyor mesela. Markalara karşı olabilmenin daha karmaşık birşey olduğunu ifade ediyor. İlginç, şaşırtıcı, yaratıcı,.. biri.

    fatma demirel | 7 February 2011

  4. İlginçliği aşmış biri bütün eşikleri atlamış demektir. Aklın sınırsız dolaşımı, sözün içe işlediği, duvarların birşeyi sınırlayamadığı bir düzen belki Buruce Mau’nun anlattıkları.

    Osman Çoban | 9 February 2011

  5. Bu bana yardım eden Dr Fasoya’nın iyi çalışması hakkındaki tanıklığım, İspanya’dan Alberto Grace’im. Bunu netleştirdiğim için üzgünüm ama bunu yapmak zorunda kalacağım, bu beni dünyayı terk eden kocamı geri getiren büyücü tekeri Son 3 yıldır, bir adam tarafından yardım için gönderilen bir blog sitesinde nihayetinde bu adamla tanıştım, kocam bir ilişki yaşadığının tüm işaretlerini verdi ama inkar içinde yaşamayı ve onları görmezden gelmeyi seçtim. Bana kötü davrandı ve ilk başta bana aşık olan sevgi ve şefkat göstermeyi bıraktı.

    ona her şeyi açıkladım ve bana duyduğu bir büyü tekerinden bahsetti ve bana sorunlarımı anlatmak için büyü tekerine yazmak için bana bir e-posta adresi verdi Sadece 2 gün içinde kocam bana döndü, ben sadece Söylemek istediğim bu doğru ve samimi büyü tekeri, efendim, tüm söylediklerimin geçip geldiğini ve teşekkür ederim efendim, lütfen sorunlarına çözüm arayan herkese anlatmak istiyorum. büyü tekeri, gerçektir, güçlü ve büyü tekeri ne söylese söylesin, ne olacağını söyleyeceğim, çünkü büyü tekeri bana geçmek için geldiğini söyledi. Lütfen onunla iletişime geçebilirsiniz: veya doğrudan whatsapp üzerinde +2348151918774

    Albert Grace | 7 November 2019


Yorum yazmak için


Deprem Güçlendirme Derneği (DEGÜDER) Başkanı Sinan Türkkan, araştırmalara göre İstanbul’da riskli konut sayısının 2 milyon civarında olduğunu belirterek, bunların yarısının güçlendirmeyle kolaylıkla kurtarılabileceğini söyledi.             Sinan Türkkan, İstanbul’da yaşanan son deprem sonrası akıllara riskli binaların geldiğini kaydederek, kentte sağlam olmayan yapılarla ilgili açıklamalarda bulundu.     İstanbul’da özellikle 2000 yılından [...]
ARŞİV
Subscribe