Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Planlamada dönemin dili
Share 5 January 2011

Murat Balamir, ODTÜ

(Bu yazı ŞPO tarafından Kayseri’de düzenlenen  “34. Dünya Sehircilik Günü Kolokyumu” çerçeve bildirisidir,  TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından basılmaktadır.)

planlama2.jpgMeslekler sosyolojisinin başlıca ilgi alanlarından biri, meslek topluluğunca paylaşılan dil konusudur. Buna göre, mesleğe özgü içsel anlamlar taşıyan (esoteric) bir dil oluştuğu ölçüde, o mesleğin etkinliği ve toplumsal saygınlığı da yükselir. Bu saptama mekansal planlama disiplini için ne ölçüde geçerlidir? Şehir planlama dili çok yönlüdür. Bu teknik bir dil, bir yasa dili, eylem ve uygulamanın dili, ekonominin/ sosyolojinin/ kültürün dili, siyasetin dilidir. Öte yandan, dil zaman içinde değişkendir. Planlama dili zaman içinde özellikle değişmiştir. Mekansal planlamanın tarihsel değişimini ve zengin birikimini iki farklı eksende izlemek olanaklıdır. Bunlar, bize planlama dilinin de nasıl geliştiğini açıklayacak kılavuzlardır. Bir kurum olarak planlamanın, değişmez rakibi piyasa sistemi ile olan ilişkileri, bu meslek dilinin gelişmesinde ağırlıklı bir rol oynamıştır. İkinci belirleyen ise, planlamanın görevler üstlendiği farklı toplumsal dönemlerin özellikleridir. Her iki açıdan da, bulunduğumuz dönemin yorumlanmasını ve yakın gelecekteki toplumsal koşulların kavramlaştırılmasını sağlayan araçlara ve bir dile sahip çıkmakla, planlamanın mesleki konumu ve etkinliği açısıdan güçlendirilebilmesi beklenir.

Piyasa ve Plan
Planlamanın dili, zaman içinde rakibinin diline göre biçimlenmiştir. Bu rakip, piyasa dediğimiz sistemdir. Soyut ve basitleştirilmiş düzeyde bakarsak, ‘Piyasa ve Plan’ toplumda kaynakların dağıtımını sağlayan iki farklı mekanizmadan başka birşey değildir. Kaynakların dağıtılmasında, birincisi bir ‘pay kapma yarışı’, ikincisi ise yetkinliği tanınmış ve meşru bir ‘atama yöntemi’dir. Bunları kavramlaştırmada kullanılan ‘gizli/gizemli/ilahi el’ ve ‘insan eli’ tanımları da bunu anlatmaktadır. Hangi ortamda ve düzeyde, ne zaman bir plan yapıyorsak, kaynak dağıtım kararlarını piyasaya bırakmamak amacıyla yapıyoruz.

Bu ikiliye, toplumsal yapılanmanın temel niteliğini anlatmak için de başvurmaktayız. ‘Piyasa sistemi’ ve ‘planlı düzen’, siyasi bir tercih ve ideolojiyi belirtmek için de kullandığımız tanımlardır. Bu açıdan, ‘fetişleştirme’den uzak durulduğu ölçüde piyasa ve plan, hem farklı bağlamlar, hem de farklı araçlar oluştururlar. Piyasa ekonomilerinde kimi sektörlerde ya da birimlerde planlı davranma gereği görüldüğü gibi, planlı ekonomilerde de sınırlı piyasa mekanizmalarına başvurulabilir. Öte yandan, piyasa ve planın yalnızca özel ve kamu kesimlerinin farklı yöntemleri olduğu ve birbirinin dışında kalan etkinlik ortamlarını tanımladığı düşüncesi de indirgeyici bir varsayımdır.

Bu gözle yapılan bir değerlendirme, planlama dilinin büyük ölçüde, söz konusu rekabete dayalı geliştiğini tartışabilir . Planlamanın erken kurumlaşma döneminde bu bir savunu dilidir. Plan kararlarının gerekçelendirilmesi ve sorumluluklar üstlenilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Oysa piyasa kararlarından kimse sorumlu tutulamayacaktır; Piyasa, bir ‘toplumsal özgürlük’ (ya da ‘kural tanımazlık’/ ‘organize sorumsuzluk’) ortamıdır.

Mekansal planlama bir kurum olarak işleyiş kazanmakla, piyasa cephesinden ilk saldırılara hedef olmuştur. Bunun en az üç biçim aldığını görürüz:

planlama3.jpg(a) ‘‘Ne gerek var?’’: Bu bakışla, piyasalarda aktörler arası yarışma ortamı kaynak dağılımlarını en verimli biçimde gerçekleştirecektir; kentsel ortamda da piyasa mekanizması, mekanın ve taşınmaz kaynakların ‘en üst ve en iyi’ kullanımını sağlar.

(b) ‘‘Planlama fazladan maliyettir’’: Buna göre, planlamanın yönetim maliyetleri, sağlayabileceği ekonomilerden üstündür. Bürokrasiyi azaltmak üzere, yalnızca genel bir mekansal bölgeleme ile yetinilmelidir.

(c) ‘‘Planlama Zararlıdır’’: Bu savın birkaç yönü vardır. Öncelikle planlamanın objektif bir yöntemi olmadığı ve kararlarının keyfi ve dayanaksız kaldığı ileri sürülür. Plan kararlarının ekonomik gerekçeleri yoktur. Piyasa dışında öznel, yargısal ve yapay ölçütler ile alınan bu kararlar ile fiyatlar etkilenir, dolayısıyla kaynakların verimsiz dağıtılmasına ve heba edilmesine yol açılır. Ayrıca, toplum adına alınan kararların etik bir yönü de yoktur. ‘Küçük beyinler büyük sorunlar’ ile başedemez ve plan kararları büyük toplumsal risk taşır.

Bu yaylım saldırı, planlamanın önceleri özürcü bir savunu dili geliştirmesine neden olmuştur:

(a) “Piyasa dışı kararlar her zaman olmuştur”: Yönetimlerce olağan biçimlerde uygulanan vergiler, parasal destekler, ya da kaynakların doğrudan yönlendirilmesi ve denetimi, zaten bir toplumsal gerçekliktir; tarih boyunca piyasalarda etkili olmuştur.
(b) “Siyasi tercihler piyasa üzerinde güçlü etkilerdir”: Belirli üretim sektörlerinin ya da teknolojilerin, yönetimlerce siyasi nedenlerle kayırılıp desteklenmesi, piyasa fiyatlarını alt üst etmeye zaten yeterli güçte girişimlerdir.
(c) “Zorunlu altyapı ve kamu projeleri, kaynak kullanım ve dağıtımında etkili dışsal kararlardır”: Merkezi ve yerel yönetimlerin hizmet ve yatırım programları, büyük ölçekli projeleri, kamuya ya da kimi toplum kesimlerine ayrıcalıklar tanıdığı gibi, piyasaları doğrudan ve dolaylı etkileyen koşullar yaratırlar.

Bu söylem, bir adım ileride bir ‘karşı saldırı’ diline dönüşür:

(a) “Piyasa sisteminin, kendine özgü ekonomik kusurları vardır” : Piyasalarda ‘kusursuz yarışma’ sağlanamadığı gibi, fiyatlandırılamayan ‘kamu malları’ ve ‘dışsallıklar’ piyasa dışı müdahalelere ve planlamaya başvurulmasını zorunlu kılar.
(b) “Üretim ve tüketim süreçleri özelindeki kusurlar, planlı dışsal kararlar gerektirir”: Bu süreçlerde ‘artan ve azalan maliyetler’, mekana ilişkin ‘bölünmezlikler’ gibi etkenler piyasada talebe göre davranmayı olanaksız kılan gerçekliklerdir. Buna ‘mülkiyet hakları’ndaki saptırıcı etkiler ve uyumsuzluklar da eklenirse piyasaların en verimli (‘optimal’) işleyişinden söz etme olanağı kaybolur.
(c) “Piyasa polarize eder”: Piyasaların, toplumu ve mekanı kutuplaştırması ve eşitsiz/ adaletsiz kaynak ve varlık dağılımları yaratması, kimi dönemlerde siyasi tercihlerle özel dengeleyici ve koruyucu uygulamaları zorunlu kılmıştır. Bu dengesizlikleri gidermek, plan yapmaktır.

Planlama gereğinin bu savunusu karşısında, tanımlanması gereken bir de “evet ama” anlayışı vardır. Planlamayı kabullensek bile, piyasa ekonomilerinde planlamanın ‘tanımladığı kamusal hedeflere erişmesini sağlayacak araçları’ bulunmadığı savı, planlamayı eleştirenlerin de, savunanların da, farklı sonuçlar çıkarsalar da, tekrarladıkları bir görüştür. Pragmatik eleştiriye göre, planlamanın ‘geleceğin yönlendirilmesi’ için ne yeterli tekniği, ne de yetki donanımı vardır. Bu eleştiriye karşı, bu tür yetersizliklerin nedeninin planlamanın kendinde değil, sistemin özürlerinde aramak gerektiği savunulur.

planlama4.jpgÖzel çıkarların piyasada yarıştığı gibi, kamu kesiminde de bağlantısız farklı yetkili birimlerin birbirlerini yadsırcasına kararlar verebildikleri sıkça dile getirilen bir ikinci ‘pragmatik’ eleştiridir. Bu durum, merkezi yönetimin çok başlı bir yetkililer silsilesi oluşturması kadar, kentsel taşınmaz piyasalarında değerlerin/fiyatların sapmasında etkili olan fiziki plan kararları yanısıra, birden fazla kurumsal müdahale biçiminin rol oynaması ile gerçekleşir. Bu tür pragmatik eleştirileri karşılamaya çalışan iki tür yaklaşım gözlenir:

(a) “Kent toprakları kamulaştırılmalıdır”: Bu önermenin kapitalist sistemde gerçekleşme olasılığını tartışmaya girmeksizin, bundan sonraki adımlarının neler olabileceği nedense meçhul kalmıştır. Oysa asıl açılması gereken bundan sonraki planlama süreci ve yöntemleri olmalıdır. Günümüzde, kimi uygulamalarla ‘kentsel rantı kamuya döndürdüğü’nü ileri süren (bireylere imar hakları verilirken ‘gerekenden fazla kamu payı (DOP) alma, dönüşüm yöntemleri, altyapı maliyetlerini geri alma mekanizmaları, vb) yöntemlerin pragmatik eleştiriye yanıt oluşturup oluşturmadığı yeterince irdelenmemiştir.

(b) “Piyasayı etkileyen tüm etkenler plan hedeflerine göre, eşgüdüm içinde kullanılmalıdır”: Burada önerilen, kentsel taşınmazlar dünyasına ilişkin değerleri/fiyatları toplumsal amaçlara uygun biçimde yönlendirmek üzere, ‘taşınmaz vergileri/ kiralar/ mülkiyet hakları/ imar hakları/ krediler’ gibi tüm ‘piyasa denetim kanallarının’ eşgüdümü ile, mekansal planlamaya katılımla denetlenebilir bir yerel bileşik yaptırım gücü kazandırılmasıdır .

Bu dönemlerdeki kimi yaklaşımlar planlamaya, siyasi karar verme sistemine yalnızca özel iletişim ortamı sağlayan bir teknik gereç olarak bakmıştır (3). Mikro işlemciler ve iletişim teknolojisinin getirdiği teknik olanaklarla planlama, yeni piyasa koşullarında mekansal bilgi işleme kapasitesini geliştirmiştir. Ancak bu gelişmeler, aynı zamanda planlamanın kendisini de küreselleşmenin bir aracına dönüştürmüş, özelleştirilmiş bir ‘karar destek’ paketi ve hizmet türü ve giderek ayrıca pazarlanabilir bir yeni meta kimliği kazandırmıştır.

Planlamanın, rekabet ortamında başvurulan söylemlerden yararlanıp kavramca zenginleştiği ileri sürülebilir. Plancıların bu iki sistemin farklı ortamlardaki göreli üstünlüklerini kavramış olmaları beklenir. Dahası, planlama – piyasa rekabetinin yakın gelecekte alacağı biçimi ve olası söylem diline sahip çıkmak, mesleğin güçlendirilmesi için yerinde bir strateji sayılabilir. Çünkü günümüzde, piyasa sisteminin sürekli büyüme gerektiren küreselleşmesi ve sermaye birikimini (yapay yöntemler dahil) hızlandırma çabaları ile, doğal kaynaklar geri dönülmez biçimlerde indirgenmiş ya da tükenme noktasına getirilmiş, çevre ve ekolojik yapılar bozulmuş; yaşam, çoklu krizlerle topyekun yokolma tehditleri altına girmiştir (4). Bu koşullar, planlamanın yeniden kurtarıcı bir değer kazanmasına yol açmaktadır. Planlamanın, bugün işte bu koşullarda hangi yeni kavram ve yöntemlere başvuracağını tartışmak ve yeni bir dil geliştirmek gereği vardır. Bu kolokyum tarafından tanımlanmış olan “planlamanın dili” teması, özellikle bu bağlamda yerinde ve anlamlı görülmelidir.

Yakın gelecekte planlamanın değişmekte olan yerini ve işlevini kestirmek üzere, bir ikinci bakış açısıyla planlamanın farklı toplumsal bağlam ve evrelerde üstlenmek zorunda kaldığı rolleri ve geliştirdiği dili gözden geçirmek yardımcı olacaktır.

Farklı Dönemlerde Toplumsal Koşullar ve Planlama
Zamanın büyük adımlarını izleyerek, farklılaşan nesnel ve toplumsal koşullarda planlamanın değişimini izlemek öğreticidir. Değişen üretim teknolojileri ve örgütlenme biçimlerine bağlı olarak, şehir planlamasının bağlamı ve niteliği de farklılaşmıştır. Farklı dönemlerde planlamaya biçilen kimlik, planlamanın kurumsal tanımı, verilen görevleri/ hedefleri/ çalışma alanları/ kavramları/ yöntemleri/ araçları/ ütopyaları/ dili ile değişegelmiştir. Bunu bir ölçüde sergilemek, nesnel ve toplumsal ortamların kendi içlerinde ne tür planlama gereksinmelerine ve sistemlere yol açmış olduklarını, aşağıdaki dönemsel örneklerdeki planlama niteliği (koşullar ve etkinlikler, sorunlar/ toplumsal ve mekansal ütopyalar/ kavramlar ve dil kümelerinde) özetlemek olanaklıdır :

planlama5.jpgErken Modern Toplum:
• (Remedial) ‘Düzeltici Planlama’:
• Başıboş erken sanayileşmenin kentsel çevrede ve toplumda yarattığı öldürücü sonuçlar, niteliksiz işçi yığınlarının yürek kaldırmayan çalışma ve yaşam koşulları, fiziki çevrede kirlilik, bulaşıcı hastalıklar, kazalar, aşırı yoksulluk; kamunun altyapı yatırımlarına yönelmesi ve fiziki planlamanın kurumlaştırılması
• Filantropik işçi konut siteleri ve fabrika çalışanları için ütopyacı tasarımlar ve girişimler
• Zorunlu tutulan fiziki ölçütler: yol genişlik standartları, arazi kullanım kuralları, altyapı hizmetleri verme zorunluluğu, barınma standartları, vb.

Modern Toplum:
• (Comprehensive) ‘Kapsamlı Planlama’:
• Ekonomik büyüme, gelişme, ilerlemeci yatırımlar, doğal kaynaklar arama ve kullanıma açma, kitlesel üretim, altyapı geliştirme, yeni ulaşım ve yapım teknolojileri, yapılaşma yatırımlarının desteklenmesi, yeni şehirler inşa etme, yeni piyasalar açmak üzere planlama
• Optimal büyüklük ve formda tasarlanmış şehir bütünü ütopyaları
• Kent formu, lineer kent, mega yapı-şehir, bölgeleme, toplu taşıma sistemi, mahalle tasarımı, Radburn planı, vb.

Refah Toplumu:
• (Pro-active) ‘Öneylemli Planlama’:
• Ekonomik büyümenin ve refahın topluma yayılması, sosyal planlama, dezavantajlı kesimlerin korunması, eğitim/ konut/ sağlık sektörlerinde öncü kamu düzenlemeleri ve projeler, gelir/ varlık dağılımlarının denetlenmesi, orta sınıfın yükselişi, ulusal/ sektörel/ bölgesel planlama, sosyal sigortalar, kamu ulaşım/ haberleşme sistemleri, üretimde rasyonel yöntemler
• Pareto etkin toplum, sosyal ve mekansal/ bölgesel denge ütopyaları
• Fiziki planlamada sosyal hedefler, kamu yararı, kamu payı alınması, kamu hizmetleri ve yapıları, kamu eliyle toplu konut tasarımı/ üretimi/ standartları/ kiralık konut stoku işletmeciliği, konut alanlarında sosyal denge, kentsel açık ve kamusal alanların tasarımı, doğal ve kültür varlıklarının korunması, vb.

Tekno-İletişim Toplumu:
• (Efficiency) ‘Etkinlik Planlaması’:
• Mikro-işlemcili süreç otomasyonu, üretim ve iletişim hız ve hacimlerinde sıçramalar, esnek üretim, sayısal devrim, kapsamlı veri saklama/ işleme, uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri, karmaşık sistemler modellemeleri, optimizasyon ve istatistiksel analiz yöntemleri
• İletişimde yüksek verimlilik ile ulaşımı gereksizleştirme ütopyası;
• Optimal kent, en üst verimlilik ve getiri (rant) sağlayan mekansal düzenleme, etkileşim yapısı ve girdi-çıktı analizleri, arazi kullanımı-ulaşım simülasyon modelleri, CBS, iletişimli planlama, dışsallıkların maliyetleri, maliyet-yarar analizi, başa baş/ eşleşim noktası analizi, Lowry, entropi, modelleri, vb.

Neo-Liberal Toplum:
• (Constrained) ‘Daraltılmış Planlama’:
• Kamu yetki alanı ve hizmetlerinin daraltılması, altyapı/ konut/ sağlık/ eğitim vb sektörlerin özelleştirilmesi, genişletilmiş üretim ve tüketim, küresel piyasalarla bütünleşme, ulusal kaynak ve varlıkların uluslararası piyasalara sunulması, merkezi denetimin zayıflatılması, yerele yetkiler devri, finansal piyasalar ve menkul araçlar geliştirme, planlamanın etkisizleştirilmesi, kentsel yoksulluk, işsizlik, sınıfsal ayrışmalar, doğal kaynakların hızlandırılmış tüketimi, planlama yetki ve işlevlerinin parçalanması
• yarışan kentler ütopyası
• menkulleştirme, yap-işlet-devret, manhattanlaştırma, kapalı topluluklar, kurumsal stratejik planlama, vb.

planlama6.jpgRisk Toplumu:
• (Pre-emptive) ‘Sakınım Planlaması’:
Çevre kirliliği, küresel ısınma, iklim değişikliği, biyolojik sistemlerin bozularak indirgenmesi, doğal kaynakların/ toplumun/ bireyin tüketilmesi, denetimsiz bilimsel ve teknolojik gelişmeler, gizil yan etkiler, gizlenen yanlışlar, sahte standartlar, karbon ticareti, ‘yeşile boyama’, belirsizliklerin yaygınlaşması, karmaşık nedensellik ilişkileri ve etkileşimli krizler, organize sorumsuzluk, kalıcı istihdam açığı, risk bilgisinin yaşamsal önem kazanması,
• dirençli toplum/ dirençli kent ütopyası,
• sürdürülebilirlik, çoklu tehlike ve risk kestirimleri, risk sektörleri, riskleri dışlama/ azaltma/ paylaşma yöntemleri, küresel yarar, iklim adaleti, büyümenin sınırlandırılması, maliyet-etkin yöntemler, en iyi örnekler, vb.

Güncel Küresel Koşulların Planlamaya Dayattığı Yeni Açılımlar ve Dil
Günümüz küresel koşulları, birden fazla krizin örtüştüğü ve yaşamın birden fazla biçimde tehdit altına girdiği bir dönem olarak tanımlanabilir. Küresel ölçeklerde ısınma, ekolojik ve biyolojik bozulmalar, ekonomik çöküş ve sosyal sonuçları, doğal kaynakların tükenmesi, doğal tehlike ve afetlerin sayı ve etkileri ile büyümesi, demokratik denetimden bağımsız bilim ve teknolojilerde (açık veya gizil biçimlerdeki) gelişmelerle doğal ve sosyal sistemlere müdahale kapasitelerinin güçlenmesi, bugüne kadar bilinen nesnel yaşamı her yönüyle tehdit etmektedir. Doğayı, toplumu ve bireyi yok olma sonucuna götürebilecek bu koşullar giderek daralan risk çemberleri oluşturmaktadır. Bu nesnel durum, küresel ölçekte üretim/ tüketim süreçlerinde ve toplumsal/ mekansal politikalarda farklı yöntem ve uygulamalara girilmesini kaçınılmaz kılmaktadır.

Bu yöndeki tartışmaların dört farklı kaynağı tanımlanabilir. Doğa bilimleri, küresel ısınmanın, atmosfer ve okyanuslarda rejim değişiklikleri ve kirlenmelerin, bunların sonuçları olan aşırı uçlarda atmosferik koşullar, yaşam türlerinin kaybı ve ekolojik sistemlerin yıkımının hemen bütünüyle insan kaynaklı olduğunu ortaya koymaktadır (6). ‘Karbon ticareti’ ve benzeri mekanizmalar önerilse de, piyasa sistemi aracılığıyla bu sorunların aşılamayacağı giderek açıklık kazanmaktadır.

Güncel küresel ekonomik kriz, piyasa sistemine olan güveni sarsmış, ekonomiye büyük ölçekli kamu müdahaleleri gerekmiş, sürdürülebilirliğin ancak yeni denetim süreçleri ile sağlanabileceği görüşleri yaygınlaşmıştır. Piyasalara dayalı ekonomilerin varlığını koruyabilmek için ‘en az %3 lük bir yıllık büyümeyi korumak zorunluluğu’ bulunduğu açıklaması ise, bunun hem 20 yıl içinde temel doğal kaynakların tüketilmesi anlamına geldiğine, hem de hava/su gibi kaynakların nitelik kaybı, doğal afetler, küresel ısınma ve sonuçları ile birlikte ‘değeri olan bir gelecekten yoksun kalacağımız’, veya yaşamın toplu olarak sona ermesi olasılığını getirdiğine işaret etmektedir. Bugün artık hepimiz dünyadaki yaşamın sonunu (mahşer) tahayyül edebilmekteyiz, ama her nedense bu hayal gücümüz piyasa sisteminin kendisinin ehlileştirilmesini düşünmekte yetersiz kalmakta (7). Oysa bu gidişi sınırlamak ve geri çevirmek, ‘küçülme ekonomilerine’ (degrowth) geçmek insan ve canlı varlığını koruyabilmek için zorunlu. O halde planlamaya olan gereksinme tekrar gündeme gelmektedir.

Üçüncü bir yaklaşım olan ‘risk toplumu’ söylem ve kavramlarını geliştiren sosyolojik açıklamalar, günümüz toplumunun temel özelliklerini irdelemektedir. Modern toplum sonrasındaki gelişmelerde denetimlerden muaf kalabilen bilim ve teknoloji, bilinemeyen ve kestirilemeyen sonuçlar getirmekte, yürürlükteki toplumsal örgütlenme içinde ise, bir tür ‘organize sorumsuzluk’ meşruiyet kazanmaktadır (8). Piyasa güçlerince biçimlenen bu toplumsal sistem içinde uluslararası şirketlerin ve diğer aktörlerin yarattıkları küresel riskler yanısıra, tekilleşmiş bireyler olarak, yaşadığımız yer, yaptığımız iş, yediğimiz aş, seçtiğimiz eş, yaşamın sürdürülmesinde giderek daralan risk çemberleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla, toplumsal ve bireysel yaşamın her kesiminde risklerin azaltılması önde gelen bir hedef, yeni bilgiler ve yöntemler gerektiren bir uğraş dalıdır. Bu durum, özel düzenlemeler ve özgün planlama çabaları istiyor.

Dördüncü olarak, bu gidişi algılayan uluslararası kuruluşların son dönemlerdeki girişimlerinin de (aynı radikal söylemle olmasa da) ‘düzeltmeci çabalar’ içinde olduğu görülür. Rio/ Johannesburg/ Kobe/ Kopenhag gibi Konferanslar, toplumlara yön verme umuduyla yeni programlar ve kavramlar sunmuştur. Planlamayı doğrudan ilgilendiren ve özellikle sahiplenmeyi gerektiren bir alan ise, 1990’dan bu yana su yüzüne çıkmış olan yeni uluslararası afetler politikasıdır. Bu politika, afet öncesi risk azaltma (sakınım) çalışmalarını ön plana çıkarmakta, bu etkinliğin katılımlı yürütülmesini, planlamaya ve kentlere öncelik verilmesini, toplumda alt kesimler için özel önlemler gerektiğini vurgulamaktadır (9). Bu konuda BM bir yeni organ oluşturmuştur (ISDR, 2000). ISDR’nin Küresel Eylem Programı (2005-15) kapsamında, 2010-11 yıllarında ‘Kentsel Risklerin Azaltılması Kampanyası’ programlanmıştır.

planlama7.jpgTürkiye bu gelişmelerden büyük ölçüde habersiz kalmıştır. Bunun başlıca nedeni, ‘risk azaltma/ sakınım’ politikasının da kendi yetki alanı olduğunu düşünen ve kendilerince kavramlar kullanan afet sonrası etkinliklerde uzmanlaşmış mevcut afet kurumlarımız ve geleneksel afetçilerimizdir. Oysa yeni politikanın risk yaklaşımı, başka bilimsel bağlamlar tanımlamakta ve doğrudan planlamayı gerektirmektedir. Risk azaltma konularının bir planlama uğraşı olduğu açıkça görülmelidir. Dünyanın en riskli kentlerine sahip Türkiye’de ise, plancılara bu konuda özel ve ivedi görevler düşmektedir. 1999 depremlerini yaşayan Türkiye, çok konuda yeni düzenlemelere gitmiş, ancak planlamada risk azaltmaya ilişkin can alıcı tek bir önleme yürürlük kazandıramamıştır. Oysa yaptığımız araştırmalar, 1999 depremlerindeki kayıpların hemen hepsinin hazırlayıcısının yetersiz planlar ve vahşi plan değişiklikleri olduğunu kanıtlamaktadır.

Risk azaltma/Sakınım çalışmaları, afet sonrası uzmanlarımızın yetkinlik alanı olmadığı gibi, yalnızca bir yapı mühendisliği, ya da zemin araştırmaları konusu da değildir. ‘Sakınım’, sosyo-ekonomik-mekansal kararların uygulanması ve bunun kurumlaştırılması işidir. Planlama sistemimizin, kentsel risk ve sakınım ölçütleri, yöntemleri ve yaptırımlarına kavuşturulması zorunludur. Kentsel risk azaltma konusu, plancılar açısından yalnızca bir kuramsal araştırma alanı değil, “güncel toplumsal bir işlevin yerine getirilmesi için uygulamalara gidilmesi” ve bu alanda “meşru bir yetkinlik” kazanmaya yönelik bir çabadır. Bu alandaki kuram ve uygulamalara ilişkin gerekli dilin kurulması da yine doğrudan planlama disiplininin çabalarının bir ürünü olacaktır (10). Planlamanın, ‘imarcılık’ oyunundan başını kaldırıp daha geniş bir ufka bakması ve günümüz koşullarında yetkin roller edinmek üzere yeni bir öğreti ve uygulama dili geliştirmesi zorunlu görülmelidir. Bu açılım, yalnızca afetler politikası ile sınırlı değil, önümüzdeki dönemlerde piyasaya bırakılmaktan vazgeçilecek her sektörde gündeme gelecektir.

Notlar
1. Burada özetlenen düşünce tarihçesiyle ilgili sayısız kaynak vermek olanaklıdır. Burada kimi örneklerle yetinilmektedir. Örneğin, birinci grup tartışmalar için:
Lindblom, C. E. (1959) Science of Muddling Through, Public Administration Review (19: 1) 79-88.
Wildavsky, A. (1973) If planning is everything, maybe it’s nothing, Policy Sciences (4: 2) 127–153.
Hall, P. (1980) Great Planning Disasters, Pergamon.
Jones, R. (1982) Town and Country Chaos: A Critical Analysis of Britain’s Planning System, Adam Smith Institute, London.
Üçüncü grup tartışmalar için:
Evans, A. W. (1974) Economics and Planning, in ‘Studies in Social Science and Planning’ J. Forbes ed. Wiley; Chapter 4, 81-100.
Oxley, M. J. (1975) Economic Theory and Planning, Environment and Planning (7) 497-508.
Moore, T. (1978) Why Allow Planners to do What They Do? A Justification from Economic Theory, Journal of the American Institute of Planners (44: 4) 387-398.
Klosterman, R. E. (1980) A Public Interest Criterion, Journal of American Planners Association (46) 323-333.
Windsor, D. (1986) Why Planners Need Economics? Journal of American Planners Association, 260-1.

2. Ekono-yasal araçlar geliştirmeye yönelik bu yaklaşım, farklı yayınlarda değinmiş olduğum bir görüştür:
Balamir, M. (1980) Kent Planlamasında Taşınmaz Vergileri, Kent Planlamada Kuram ve Kılgı, derleyen T. Gök, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Mimarlık Fakültesi Yayını, Ankara, 103-122.
Balamir, M. (1993) Aktarılabilir İmar Hakkı Kavramı ve Türkiye’de Uygulanması, Planlama Kavramı ve Pratiğinde Yeni Yaklaşımlar, İller Bankası, 60. Kuruluş Yılı Kutlama Yayını, İstanbul, 177-189.
Alexander, E. R. (2008) Between State and Market: A Third Way of Planning, International Planning Studies (13: 2) 119-132.

3. Planlamaya kurumsal iletişim aracı açısından bakan bir örnek: Healey, P. (1997) Collaborative Planning, MacMillan P.

4. Bu konu, aşağıda ‘risk toplumu’ açıklamalarında özetlenmekte ve kimi kaynaklar tanımlanmaktadır.

5. Planlamanın farklı işlevler üstlendiği toplumsal dönemlere ilişkin burada tanımlananlara alternatifler türetilebilir.

6. Tek yaşam dayanağımız dünyadaki ‘fiziki ve biyolojik değişimlere ilişkin sayısız gösterge bulunmakta ise de, bunları kavramakta yetersiz kaldığımız’ uyarılarını her zaman yapanlar olmuştur:
Carson, R. (1962) Silent Spring, Houghton Miflin.
Ayres, E. (1999) God’s Last Offer: Negotiating for a Sustainable Future, Four Walls Eight Windows, NY.
IPCC -Intergovernmental Panel for Climate Change (2007) Climate Change: AR4, UN.

7. Jameson, F. (1994) sözleriyle: “It seems to be easier for us today to imagine the thoroughgoing deterioration of the earth and of nature than the breakdown of late capitalism; perhaps that is due to some weakness in our imaginations.” The Seeds of Time, Columbia University Press.
David Harvey (2010) de, The Enigma of Capital and the Crises of Capitalism (Profile Books, s. 27) kitabında, ekonomik krizin neden ve nasıl ortaya çıktığını açıklarken, yıllık en az %3 bir büyümenin kapitalist sistemin sürdürülebilmesi için zorunlu olduğunu ileri sürmekte (aynı konuya 5 Mayıs 2010 tarihindeki BBC HARDtalk programında da [http://www.youtube.com/watch?v=YtyZY9sKv2w&feature=related] değinmiştir).

8. Konvansiyonel koşullar ve sorunlar ile güncel karmaşık yapıdaki krizleri karşılaştıranlar, aşağıdaki farklılıklara dikkat çekmekteler (Boin, A., Lagadec, P. (2000) Preparing for the Future: Critical Challenges in Crisis Management, Journal of Contingencies and Crisis Management (8:4) 185-191.):
Konvansiyonel Sorunlar /// Güncel Krizler
önceden öngörülebilen, sınırlı ve tekil olaylar /// yumaklanıp büyüyen, geniş etkili olaylar
teknik, ekonomik ve sosyal çözümleri bulunabilen sorunlar /// yaşamsal kaynakları ilgilendiren, örneği görülmedik, birleşik sorunlar
kestirilebilen maliyetlere sahip, dolayısıyla sigortalanabilir olaylar /// yüksek belirsizlik ve maliyetler gösteren, sigortalanamaz olaylar
kısa süreli sorunlar /// uzun süreli, zamanla nitelik değiştirebilen sorunlar
müdahale yöntemleri önceden bilinen ve çözümleri belirlenebilen sorunlar /// bilinen müdahale yöntemlerinin geçersiz kaldığı, hatta ters etkiler yarattığı sorunlar
belirli sayıdaki uzman işgücü ile müdahale edilebilen sorunlar /// çok sayıda kurum ve ilgilinin müdahale katkılarını gerektiren sorunlar
soruna müdahalede açık yetki, sorumluluk ve rollerin bulunması /// soruna müdahalede yetki ve sorumluluklar tanımsız; meşru davranış ve değer yargıları belirsizlikleri
soruna müdahalenin kurtarma, tamir, eski duruma döndürme işlevi ve niteliği /// soruna müdahalenin geri dönüşsüzlükler yaratması ve oyun kurallarını değiştirmesi
Risk toplumu çözümlemesini sunan Beck’e göre (1992) ise, erken modern toplumdan bu yana gelişen sanayi ve teknoloji uygulamalarının yol açtığı sistematik bilinmezlikler, olumsuz sonuçların sorumlularının tanımsız kalması, ‘Risk Toplumu’nun başlıca özelliğidir. Bu açıdan günümüzü anlatan iki temel kavram ‘belirsizlik üretimi’ ve ‘organize sorumsuzluk’tur. Beck’in bugünü açıklamak üzere başvurduğu yöntem, ‘erken modern toplum’ ile ‘risk toplumu’nun karşılaştırılmasıdır (Risk Society: Towards a New Modernity, Sage Publications). Aşağıdaki liste, bu yoğun metin içinden seçilen kimi konuları karşılıklı tanımlamakla elde edildi:
Erken Modernizm /// Risk Toplumu
modern toplum feodal toplumu sonlandırdı /// yeni bir modern, sanayi toplumunu sonlamakta
istenen somut meta üretimi /// istenmeyen soyut sonuçların gerçekleşmemesi
modernizmin yararlı ürünleri /// geç modernizmin istenmeyen yan etkileri
mevcut üretimden yararlanılmakta /// müstakbel risklerden kaçınılmakta
sınıfsal konuma göre üretilenlerden pay alma /// herkes risklerden pay almakta
üretimde yere özgü kazalar /// üretimde ve tüketimde küresel tehditler
bireyler tehlikeye konudurlar /// tüm yaşam biçimleri tehlikelerle karşı karşıyadırlar
belirli sosyal ve yasal sorumlular /// sorumlu bulunmayan bağlam
pozitif akıl yürütme /// negatif akıl yürütme
bilinci oluşturan nesnel koşullardır /// nesnel risklerin kavranması bilinç/bilgi gerektiriyor
sosyal eşitlik ütopyası /// güvenlik ütopyası
medya başarı öykülerini anlatır /// risklerin açıklanması için medyaya gereksinme vardır
doğanın zaptı hedeflenmekte /// bilim ve teknolojinin zaptedilmesi gerekiyor
kurumlar (sigorta) ve bilim tarafından hesaplanabilen riskler /// riskler artık hesaplanamıyor
parlamento demokrasisi /// yaygınlaştırılması gereken demokrasi
Risk toplumunda “Sanayi/üretim teknolojileri tehlikeleri yaratmakta, piyasa ekonomisi bunları dışsallaştırmakta, yasa sistemi tekilleştirmekte, bilimler meşrulaştırmakta, siyaset kurumu ise masumlaştırmaktadır” (Beck, U. (1998) Politics of Risk Society, in The Politics of Risk Society, ed. Jane Franklin, Polity Press, Cambridge UK, 9-22, sayfa 16).

9. Uluslararası yeni afetler politikası kapsamındaki çabalar aşağıdaki gibi özetlenebilir:
BM Genel Kurul Kararları www.un.org (1986-)
BM ‘Afetleri Azaltma Uluslararası Onyılı’ (IDNDR, 1990-2000) www.unisdr.org/
‘Güvenli Bir Dünya için YOKOHAMA Strateji ve Eylem Planı’ (1994) www.undp.org/bcpr/yokohamastrategy.pdf
Millenium Declaration (2000) ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ www.un.org/millenium/declaration/
BM Uluslararası Afet Azaltma Stratejisi, UNISDR (2000-) www.unisdr.org
OECD Report (2003) www.oecd.org/publications
UNDP Report (2004) www.undp.org/bcpr/
KOBE Konferansı ve HYOGO Deklarasyonu (2005) ve Eylem Çerçevesi (2005-15): Afet Dirençli Uluslar ve Topluluklar www.unisdr.org/wcdr
EU (2005) ESPON Araştırması ve Önerileri www.espon.org.uk
BM-ISDR (2005) ‘Risk ile Yaşam’ Raporu www.unisdr.org
BM-ISDR (2007) Küresel Platform www.preventionweb.net/globalplatform
BM-ISDR (2009) ‘Değişen İklim Karşısında Risk ve Yoksulluk’www.unisdr.org/
BM-ISDR (2009) INCHEON Deklarasyonu www.unisdr.org/ ve www.preventionweb.net/files/10962
Çok sayıdaki bildirge, belge ve sözleşmelere dayalı yönlendirmelerin temel ilkeleri ise şunlardır:
Afet Öncesinde Risklerin Azaltılması, Afet Kayıplarını da Azaltacaktır;
‘Sürdürülebilir’ Planlı Kalkınmada Her Ölçekte Öncelik, Risk Belirleme ve Azaltma Yöntemlerine Verilmelidir;
Risk Azaltmada Asıl Hedef, Büyük Şehirler / Yerel Yönetimlerdir
Sorumluluk paylaşımı için Katılım Organ / Araç (‘Platform’) larına Başvurmak Gereklidir
Toplumda Dar Gelirli ve Alt Kesimler Özellikle Kollanmalıdır

10. Kentlerin öncelikli konu oluşturduğu konusunda görüş birliği olan yeni afetler politikasında, planlamanın birden fazla etkinlik biçimi söz konusudur:
Yara Sarma Planı afet sonrasında ‘zararları gidermek’ için (reconstruction plan)
Acil Durum Planı (7269) ‘acil duruma hazırlıklı olmak’ için (emergency preparedness plan)
Sakınım Planı her dönemde ve sürekli olarak ‘riskleri azaltmak’ için (mitigation plan)
Dirençli Gelişim Planı sürdürülebilir ve güvenli toplumsal yapılanma için (resilience plan)
Bilimsel içerik ve mesleki yetkiler açılarından bu dört etkinliğin de plancılar marifetiyle yürütülmesi zorunluluk gösterir. Oysa Türkiye’deki düzenlemeler, özellikle uluslararası yeni politika gereği sakınım planlaması etkinlik alanına başka disiplinlerce el konulmasına yol açan bir eğilimdedir.
Uluslararası yeni afetler politikası ile değişen gündem, bir kavram ve sorumluluklar karmaşası yaratmıştır. Bu nedenle uluslararası ortamda sayısız kuruluş, son yıllarda internette ulaşılabilir ‘afetler sözlüğü’ hazırlamış bulunuyor. Bunların çoğu ne yazık ki, doğal, çevresel, toplumsal afet/kriz/kaza konularında geleneksel kavramları yinelemektedirler. Oysa planlama yaklaşımı ile zengin ve farklı bir kavramlar Sakınım planlamasının sosyal, ekonomik ve mekansal bağlamda alınması gereken önlemler bütününü kapsadığı ve eylem kararları içerdiği anlayışıyla, Şehir Plancıları Odası Afetler ve Kentsel Riskler Komisyonu gözetiminde hazırladığımız bir sözlük dizininde yer alan kimi kavramlar aşağıdaki gibidir:

Acil durum görevlisi (ADG) (emergency facility, EF)

Afet ve krizlerin yarattığı acil durum ortamında başvurulan hastane, okul, haberleşme merkezi, vb. kullanım birimleri ve tesislerdir.

Adg erişim standardı (EF accessibility standard)
Afet ve krizlerin yarattığı acil durumlarda ADG tesislerinin yararlı hizmet verebileceği uzaklıktır. Kentsel ortamda erişim standardı km ya da dakika ile ölçülür.

Adg hizmet açığı (EF services deficiency)
Afet ve krizlerin yarattığı acil durumlarda ADG tesislerine erişim standardından uzakta kalan hizmet gereksinmesi toplamıdır. Bu açık, hizmet alamayan nüfus, ya da bu nüfusa hizmet götürmenin maliyeti ile ölçülür.

Adg hizmet alanı (EF capture/ EF service area)
Afet ve krizlerin yarattığı acil durumlarda ADG tesislerinin yararlı hizmet verebileceği toplam alandır.

Adg hizmet kapasitesi (EF capacity)
Afet ve krizlerin yarattığı acil durum döneminde başvurulan hastane, okul, haberleşme merkezi, vb. tesislerin (bir günde) hizmet verebileceği toplam kişi ya da birim hizmet sayısı.

Adg hizmet menzili (EF service range)
Afet ve krizlerin yarattığı acil durumlarda ADG tesislerinin yararlı hizmet verebileceği km ile ölçülen en uzak mesafedir

Adg sistem bütünlüğü (EF system integrity)
ADG birimlerinin kendi içlerinde (örneğin, hastaneler arası) ve farklı birimler (örneğin, hastaneler ve okullar, ya da itfaiye ve su depoları) arasında ortaklaştırılmış ve eşgüdümü sağlanmış çalışma biçimlerinin sağlanması durumudur.


Afet artığı/enkaz toplama alanı (debris disposal area)

Afet artıklarının ve enkazın toplandığı, yerleşim alanı çevresinde doğru uzaklıkta ve erişirlikte konumlandırılmış kullanım alanıdır.


Gerekli fazlalık (redundancy)

Kentsel fiziki ya da toplumsal sistemlerde, özellikle altyapı ve şebekelerde, işlerliğin kaybedilmesi olasılığına karşı, sistemde tasarlanmış yedek ve devre dışı kalan birimlerin yerine geçebilecek elemanların varlığıdır.

Gerekli fazlalık oranı (redundancy ratio)
Gerekli fazlalık içeren sistemlerde, risklerin büyüklüğü ile artan oranda olması haklı görülebilen, sistem bütünü ile gerekli fazlalık maliyetleri oranıdır.

Kent platformu (urban platform)
Kentsel tehlike ve risklere karşı alınacak sakınım önlemleri konusunda belediye, mülki ve askeri yönetim, kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, yerel topluluklar, üniversiteler, iş çevreleri, medya temsilcilerinin oluşturduğu yönlendirme platformudur.

Kentsel acil durum hazırlık planı (contingency plan/ emergency preparedness plan)
Kent düzeyinde en olası acil durum senaryosunun gerektirdiği çalışmaların eşgüdüm içinde yürütülebilmesi için hazırlanan plandır. 7269 sayılı yasa kapsamında tanımlanan ‘plan’dır.

Kentsel korunmasızlık (urban vulnerability)
Bilinen tehlikeler karşısında, kentin belirli bölgelerinde ya da risk sektörlerinde yer alan nüfus ya da varlıkların tehditler altında bulunması ve önlemler almada yetersizlikler çekilmesi durumudur. Kentsel tehlikeler karşısında kullanım biçimlerinin uygunsuz komşulukları, aşırı yoğunluklar, yanlış konumlandırma, açık alan yetersizlikleri gibi fiziksel; yetersiz bilgi ve önceliksiz tutum, riskleri göz ardı eden yönetim pratiği, çok sayıda yumuşak nokta sahipliği gibi sosyal ve yönetsel türde; ya da güçlendirme, sigorta gibi önlemleri alamayan ekonomik türde güvenlik zayıflıklarıdır.

Kentsel risk sektörleri (urban risk sectors)
Kentsel risklerin birbirinden yeterince bağımsız nedensellik, etkileşim yapıları ve ilgili tarafları ile kümelendiği ve bağımsız politikalar uygulanabilen etkinlik alanlarıdır.

Kentsel sakınım planı (urban mitigation plan)
Kentsel risk sektörlerinde risk azaltma çalışmalarının eşgüdüm içinde yürütülmesi için hazırlanan, sosyo-ekonomik, yönetsel ve mekansal içerikli bütüncül plandır.

Risk azaltma (risk reduction)
Risk yönetiminde ilkesel olarak ikinci öncelikte görülen (kaçınma/azaltma/paylaştırma), herhangi bir risk sektöründe korunmasızlıkların giderilmesi ya da azaltılması için başvurulan işlemlerdir.

Risk bilgi sistemi (risk data bank)
Yerel yönetim ilgili birimleri tarafından derlenerek işletilen, doğal tehlike verileri, imar planı kararları, kadastro ve taşınmaz birimleri ile nüfusa ilişkin bilgilerin konumlarıyla birlikte bir coğrafi bilgi sistemi kapsamında saklanarak, sakınım planlaması ve risk azaltma projelerinin hazırlanması amacıyla kullanılan bilgi sistemleridir.

Risk etkenleri / risk faktörleri (risk factors)
Belirli bir riskin ortaya çıkmasında, ya da büyüklüğünde rol oynayan etkenlerdir. Örneğin, kentsel tehlikeli kullanımların bulunduğu konumda olası tehlike düzeyi, tehlikeli madde depolama büyüklüğü, etkileme alanındaki nüfus yoğunluğu, korunmasız komşuların varlığı, vb etkenler, söz konusu kentsel riskin büyüklüğünü belirleyen risk faktörleridir.

Risk-maliyet oranı / verimlilik oranı (efficiency ratio / risk-cost ratio)
Belirli bir risk sektöründe, risk azaltmak amacıyla tüketilen kaynakların, azaltıldığı varsayılan risk toplam değerine oranıdır.

Risk öncelikleri (risk priorities)
Risk yönetiminde önce risklerden kaçınmayı, sonra riskleri azaltmayı, daha sonra da giderilemeyen bakiye risklerin paylaşılmasını sağlamayı gözeten ilkesel öncelik sırasıdır.

Risk yığılma oranı (risk agglomeration rate)
Kentsel mekanda belirli bir alan ya da kesimde toplanan risklerin, kentte o türdeki riskler toplamına oranıdır.


Risk yığılması (risk agglomerate)

Birden fazla risk türünün aynı mekansal birimde ya da toplumsal kesimde toplanması durumudur.

Riskli komşuluk (risks of proximity)
Olası tehlikelerden ötürü, komşu kullanımlardan en az biri üzerinde kayıplar yaratabilecek potansiyele sahip bir kullanımın bulunduğu mekansal etkileşim durumudur.

5 Yorum
  1. Dilin meselenin özünün önüne geçmesi anlamında değil fakat, değişen özün yani değişen dünyanın planlamnın dilini değiştirdiğini farklı ifadeleri önümüze çıkardığını gerçekten çok önemli kavramsallaştırmaların yapıldığı bu yazıdan anlıyoruz.
    Sayın Balamir’e teşekkürler.

    serap içöz | 7 January 2011

  2. geçmişte son elli yıl mesela plancılık nasıl birşeydi? plancı herşeyi düşünen bir “bilim” insanıydı belki. giderek planlama plancılara bırakılmayacak kadar ciddi bir durum halini aldığı için olsa gerek kentleri planlayanlar siyasetçiler ve onları güdümleyen ekonomik sektörün kahramanları olu.
    geçenlerde dış işleri bakanımız büyükelçileri toplamış, “sizden olan bitenlere seyirci kalmanızı değil gelişmeleri planlayan şehir plancısı olmanızı istiyorum” mealinde birşeyler söylüyordu.
    hakiki plancıları kenara itip onları sadece bilgi veren teknokrat haline getirip ama o “plancılık” titrini bir metafor olarak kullnamak da nasıl nitelenebilir bilemiyorum.
    ne kadar çok şey değişti…

    Mustafa Duygulu | 7 January 2011

  3. planlama bu manada politika gibi birşey. ya da reel politikanın senaryosu gibi. tek belirgin değişik yanı, politikacılardan farklı olarak plancılar yazan taraf değil okuyan tarafa düşmüş bu küresel düzende. izliyorlar ve geçmiş ile şimdiyi yorumluyorlar gelecek için vizyonu başkaları oluşturuyor.

    kemal atak | 8 January 2011

  4. Yazı oldukça uzun ve ilmi seviyede hazırlanmış. Planlamanın imar planlaması kısmı için yıllardır söylenilen “imha planı” haline getirmeden şehri korumanın ve geliştirmenin gerekliğine inananlardanım. Ayrıca plan, yerel idarecilerce benimsenilmeyip, sadece plancının planı olarak görülüyor. Sahiplenilmeyen bir planının yürümeyeceğini söylemek kehanet olmasa gerek, zaten örnekleri de onlarca, yüzlerce var. Plandan etkilenen bütün paydaşların katılımıyla oluşturulup, yürütülen bir planın icra kabiliyeti var. Arazinin gereksiz yüksek kuleleri içeren ve yoğun yapılaşmaya gidilmeden yapılması da vahşi kapitalizmin insanları mutsuz etmesine izin vermeyecektir.

    Hayati Binler | 10 January 2011

  5. Oldukça kapsamlı ve neredeyse “planlama tarihi perspektifi” sayılabilecek günümüze de ışık tutan bir çerçeve metin. Bu değerli çalışma için hocamız sayın Balamir’e teşekkür ederim.
    Saygılarımla.

    Ceyda Aslan | 16 January 2011


Yorum yazmak için


Amerikalı mimarlar Tod Williams ve Billie Tsien, Japonya Sanat Birliği’nin 2019 Praemium Imperiale ödülünü  kazandı.       2019 Praemium Imperiale mimarisi, Tod Williams ve Billie Tsien’i ödüllendirdi. Fotoğrafı çeken Taylor Jewell     Her yıl verilen Praemium Imperiale, mimarlık, heykel, müzik, resim ve tiyatro ya da film alanlarında “büyük uluslararası etki” yapan sanatçıları tanır. [...]
ARŞİV
Subscribe