Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Kentsel Ayrışmanın Yüzü: Derbent
Share 5 November 2010

2000′li yıllardan itibaren bir devlet politikası olarak devletin çeşitli kademelerince daha sağlıklı ve güvenli kentsel mekanlarda yaşamak olarak dile getirilen kentsel dönüşümün temel hedefinin varsıllar için yaşam alanları oluşturmak olduğunu Derbent örneğinde tesbit etmek mümkündür.

Derbent-1

Fatih Pınar’ın İstanbul’un en eski semtlerinin “kentsel dönüşüm” projeleri kapsamında geleneksel sakinleri kovularak “soylulaştırılması” sürecine tanıklık eden kamerası bu kez Derbent’te. Özlem Çelik’in Derbent’in dönüşümünü değerlendiren makalesi, Pınar’ın tanıklığına toplumsal bir arka plan sunuyor. Pınar’ın, Perşembe Pazarı, Tarlabaşı, Süleymaniye, Fatih-Balat, Sulukule ve Haliç fotoröportajlarını izleyen Derbent fotoröportajı, dizinin yedinci parçasını oluşturuyor.

1950′li yıllar Türkiye kentleşmesine içkin gecekondulaşma sürecinin görünürlüğünün miladıdır. Bu yıllarda ve takip eden onyıllarda, özellikle İstanbul’a dönük yoğun sanayi yatırımlarıyla birlikte ihtiyaç duyulan emek gücünün tetiklediği göçle gecekondu mahalleleri oluşmaya başladı. Kent mekanının sermaye, emek ve arazi ilişkileri bağlamında yeniden kurulduğu bu süreçte, Derbent, Büyükdere-Maslak hattındaki sanayileşmeye bağlı olarak, 1970′li yıllarda bir gecekondu mahallesi olarak kuruldu.

Derbent-2

Büyükdere-Maslak Hattı’nın gelişimi
Büyükdere-Maslak aksı 1950′leri izleyen yıllarda ilk büyük ilaç ve sanayi kuruluşlarının bu hat üzerine yerleşmesi ile yakın çevresinde gecekondu alanlarının oluşmasını tetikledi, süreci büyük sermaye gruplarının (Sabancı Holding, Yapı Kredi Bankası ve İş Bankası) aynı aks üzerinde büyük arsalar satın almaları izledi.1974′te birinci Boğaz Köprüsü ve bağlantı yollarının tamamlanması ile aks üzerindeki gelişme daha da hızlandı. Aynı dönemde hazırlanan Nazım İmar Planı (1974) aksın devamında yer alan orman alanları ve içme suyu havzalarının kentsel gelişme ile tehdit altında olmasını gözönüne alarak, tam anlamı ile gelişimi durduracak bir karar üretmese de, hattın, ikincil merkez olarak gelişmesini öngördü.

Derbent-3

1980′den sonraki Dalan dönemine gelindiğinde ise, mevcut aks, 1974 planındaki çekinceleri yok sayarak, yoğun yapılaşmanın teşvik edildiği imtiyazlı haklarla yeniden planlandı.Bu dönem, İstanbul’da ilk kez gökdelen yapımının telaffuz edildiği zamana denk düşer ki, genelde İstanbul kenti için yeni sosyo-mekansal ilişkilerin kurulduğu, özelde, Büyükdere-Maslak Hattı’nın uluslararası merkezi iş alanı olarak geliştiği ve kentsel ranta konu olduğu sürecin de ilk aşamalarıdır.

1980′li yıllardan 2000′li yıllara gelinirken, farklı aksları uluslararası iş merkezi olarak geliştirme yönünde özellikle politik düzeyde kararlar alındı, süreç çelişkili bir tartışma zemininde ilerledi. Özellikle 1990′ların sonlarına doğru, İstanbul kentinin küresel kent olması yönünde yerel ve ulusal düzeyde benimsenen söylem Büyükdere-Maslak hattının hem uluslararası sermaye yatırımlarını hem de yakın çevresinde ormanlık arazilerin içinde yerleşen lüks konut yatırımlarının da çekim alanı olmasına neden oldu.

Derbent-4

Buna bağlı olarak gelişen büyük finans kurumlarının ve büyük sermaye gruplarının merkezlerinin bu hatta yer seçmesi ve Belgrad Ormanları’na sırtını dayayan ve yüzünü Boğaz manzarasına dönmüş lüks konutların hızlı bir oranda artması, sanayi ve gecekondu birlikteliği ile gelişmiş Büyükdere-Maslak aksının sosyo-mekansal olarak yaşadığı dönüşümü 2010 yılına geldiğimizde net bir şekilde önümüze serer.

Derbent-5

Lüks Konutların Arasında Bir Gecekondu Alanı
Derbent; Hazine, Milli Emlak, Vakıflar ve özel mülkiyette olan karma bir arazi yapısı üzerine kuruldu. Yaklaşık nüfusu 13-14 bin olan mahalle, 1200 hanelidir. Mahalle, 5 ana caddesi, 53 sokağı ve 2000 öğrencisi olan okuluyla Sarıyer Belediyesi’ne bağlıdır. Bugüne kadar mahallede yapılan evlerin büyük bir çoğunluğu tapu tahsis belgesine sahiptir.

Derbent-6

Mahallenin dönüşüm süreci ile ilk karşılaşması, 1986′da mahallelilerin dışındaki kişiler tarafından kurulan Atatürk Yapı Sanayi Kooperatifi’nin mahallenin belli bir alanından hisse toplamaları ile başlar. Söz konusu arsa, hisseli tapuya sahip olduğundan, Kooperatif, diğer 72 hisseye sahip olanlarla paylaşım konusunda anlaşamadıkları gerekçesi ile izale-i şuyu davası açarak, mahkemenin arsayı satışa çıkarması sonucu açık arttırma yolu ile tüm arsanın sahibi olur.

Derbent-7

1996′da gerçekleşen satışın ardından, mahkeme kararı temyize gitse de sonuç değişmez. Böylece, Derbent, 2001-2002 yıllarında üzerine daha sonra MESA Maslak Konutları’nın yapılacağı arsanın mahkeme eli ile büyük bir inşaat şirketine satışı yoluyla ilk dönüşümü yaşadı. Mahallenin önemli bir kısmının lüks bir kapalı site olan MESA evlerine dönüşmesi mahallenin tarihi ve bugün gelinen süreçte yaşanacak kentsel dönüşümün sonuçları açısından önem taşır.

İstanbul’da ve diğer büyük kentlerde ilk örneklerinin görülmeye başlandığı kentsel dönüşüm sürecinden ilk payını alan mahallelerinden biri olur Derbent. Bağlı bulunduğu Sarıyer Belediyesi tarafından 2004 yılında kentsel dönüşüm alanı ilan edilir.

Derbent-8

Dönüşüm sürecinin nasıl işlediğini MESA konutlarının yapım sürecinde yakından deneyimleyen mahalleliler zaman kaybetmeden dernekleşme yoluna gittiler. 2005′te Mahalle Derneği kuruldu, yaklaşık 85 sokak temsilcisi belirlendi. Dernek, mahallelinin kentsel dönüşüm sürecini takip etmesi, ortak eylemliliklerde bulunmasını amaçlarken, aynı zamanda mahallelinin biraraya geldiği bir mekana dönüşür.

Derbent-9

Bu süreçte, kaçak olarak yapıldığı gerekçesi ile yıkım kararı gelen dernek binası, 23 Mart 2006 günü sabahın erken saatlerinde, yıkım ekipleri ve çevik kuvvet ile yıkımı gerçekleştirmek için mahalleye geldi, sokaklara çıkmayı engelleyecek düzeyde gözyaşartıcı bomba kullanıldı.

Aynı saatlerde okula gitmek için dışarıda olan öğrenciler ve işlerine gitmekte olan mahallelilerden 16 kişi gazın etkisiyle rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Tüm gün boyunca mahallelinin yıkıma direnişi ile bir çatışma ortamına dönüşen mahalle, Türkiye kentleşme tarihi açısından da önemli bir gerilime sahne oldu. Söz konusu gün ile ilgili olarak yapılan görüşme ve basında yer alan haberlerden tespit edildiği üzere, mahallelilerden bazıları MESA konutlarını taşlamış ve buna karşılık olarak da konutlardan mahalleli üzerine birkaç el ateş edildiği aktarılmıştı.

Derbent-10

Türkiye kentleşme tarihi açısından büyük önem taşıyan bu örnek olay, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ertuğrul Özkök tarafından ‘O sahneyi gördünüz mü’ başlığıyla ele alınmıştır. Özkök, ‘İzinsiz, kanunsuz inşa edilmiş binaların yıkılmasına karşı direnen gençler, kanuni yoldan yapılmış binaları taşlıyor. Ama bugüne kadar gecekondu gençlerinin, apartmanlar taşladığına hiç tanık olmamıştık.’ diyerek bu ‘sıradan olmayan’ suçun nasıl da yaygınlaşabileceğini ve hepimizi, bizleri bekleyen sürece hazırlıklı olmamız konusunda uyarır. ‘Önceki gün, ‘Derbent Güzelleştirme Derneği’nden’ atılan o taşlar, hepimizin evlerinin camlarına iniyor’ diye sözlerini bitirirken, MESA gibi konutlarda yaşayanlarla, gecekondu alanlarında yaşayanlar arasına kalın bir çizgi çeker.

Derbent-11

Elbette Özkök’ün tepkisi ve felaket tellalığına soyunması; güvenliğin her yerde arttırılması, daha da ayrışmış kentsel mekanlar talebidir, yani yasal konutlarda yaşayanların haklarının savunucusudur.Yine aynı yıl içinde, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için yapılmakta olan Melen Suyu Projesi kapsamında, Derbent’ten de su tünelleri geçmektedir. Tünellerin inşaası için üzerinde yerleşim alanı olan Derbent Mahallesi’nde patlatma yöntemi ile kanalların açımına başlandı.

Derbent-12

Bu süreç, mahallede deprem etkisine yakın bir etki yaratırken, mahalleli bu konuda bilgilendirilmemiştir bile. İlginç olan, mahalle çevresinde yer alan ve varsılların konutlarından oluşan, projeye dahil diğer alanlarda, patlatma olmadan üstünde bulunan yapıya zarar vermeyen teknolojik burgu yöntemi kullanılmasıdır. Mahallelinin meslek odaları ile bağlantı kurmasıyla verilen raporlar doğrultusunda patlatmalar durdurulabildi.

Derbent’de Kentsel Dönüşüm Ne Yana Düşer, TOKİ ne yana?
Kentsel dönüşüm projeleri 2004′ten sonra ivmelenerek ülke bütününe yayılırken, bu sürecin başat yürütücüsü de yeni ve geniş kapsamda yetkilerle donatılan Toplu Konut İdaresi’dir (TOKİ). Bir yandan her türlü kentsel dönüşüm projesini yürütmeye, her ölçekte planı yapmaya ve onaylamaya yetkilendirilen TOKİ, tüm kentsel dönüşüm projelerinde yer almazken, dahil olduğu projelerde de farklı yöntemler izliyor.

Derbent-13

TOKİ’nin dönüşüm sürecinde ihtiyaç duyulan tüm yetkilerle donatılmış olması, kurumun bu alanda hegemonik varlığına işaret ederken, analizi bu noktada bırakmak, süreci eksik tanımlamamıza ve mücadele alanlarını yok saymamıza neden olacaktır.

Bu savdan hareketle, TOKİ’nin güçlü bir kurum olarak karşımıza çıkması, geçen yıllarda, dönüşüme konu olan mahallelerdeki mücadelelerin önünü kesemedi. Derbent Mahallesi ve birçok mahallede yürütülen kentsel muhalefet ve kentsel dönüşüm karşıtı mahalli örgütlenme, kentsel alanda mücadeleye zemin oluştururken, TOKİ gibi bir kurumun salt elindeki yetkilerle otoriter uygulamaları gerçekleştirmesi önünde engellere, duraklamalara sebebiyet verirken, öte yandan da karşı-politika üretmeye de olanak tanıyor.

Derbent-14

Derbent Mahallesi’nde yaşanan süreçte, ilginç olan, TOKİ’nin henüz hiçbir aşamada sürece müdahil olmamasıdır. Derbent’de izlenen dönüşüm süreci bir planlama kararı olan ‘kentsel dönüşüm projeleri’nin kentsel mekana devlet müdahalesinin; yıkım tebligatları, medyanın etkin ve yaygın gücünün kullanımı, kolluk kuvvetlerinin yıkımlar sırasında çeşitli yöntemlerle müdahaleleri, kentsel dönüşüm koşullarını hazırlamak için mevcut yapılara zarar verecek ve evleri kullanılmaz hale getirecek yöntemlerin kullanılmasına varan çeşitlilikte yöntemleri içerdiğini gözönüne serer.

Derbent-15

Derbent, ilk kentsel dönüşüm alanı ilan edilen alanlardır biridir ve geçen sürede farklı müdahale biçimlerine sahne oldu. Buna karşılık, mahallenin direniş uğraklarını parçalamak ve durdurmak için hergün yeni bir mevzi kazanmaya dönük olarak devlet müdahalesinin yeniden şekillendiği görülüyor.

Derbent-16

O halde, 2004′den bu yana Derbent Mahallesi’nde yaşananlar bize neyi işaret eder? 2000′li yıllardan itibaren bir devlet politikası olarak devletin çeşitli kademelerince daha sağlıklı ve güvenli kentsel mekanlarda yaşamak olarak dile getirilen kentsel dönüşümün temel hedefinin varsıllar için yaşam alanları oluşturmak olduğunu Derbent örneğinde tesbit etmek mümkündür.

Derbent-17

Tam da buna paralel olarak, son günlerde televizyonlarda ve basılı medyada yoğun bir bombardıman ile Ağaoğlu İnşaat, Ayazma’da yaşayanları sokakta yaşamaya terk eden kentsel dönüşüm projesi ile sanki ‘boşmuş’ ve üstünden bir yaşam geçmemiş izlenimi verilen mahalle yerine ‘hepimize hak ettiğimiz yaşamı’ yükselen yeni bloklarla sunuyor.

Derbent-18

Kentsel dönüşüm mahalleleri yıkıp geçerek, tarihini, geçmişini, sosyo-mekansal ilişkilerini yeni bir kentsel sınıfa kolayca, 10.000 lira peşinatla teslim ediyor.

Derbent-19

Büyükdere-Maslak aksının Derbent Mahallesi’nin konumlandığı alana doğru genişleyerek ilerlemesi, mahallenin, Özkök’ün çağrısını yaptığı varsıllar için yeni bir yaşam mekanına dönüşmesini işaret ederken, mahallenin direnişi henüz ne TOKİ’ye ne de sermaye gruplarına geçit vermiyor. (ÖÇ/EÜ)

Derbent-20

Derbent-21

Derbent-22

* Özlem Çelik, Sheffield Üniversitesi
Görseller: Fatih Pınar

Kaynak: Bianet

4 Yorum
  1. Medeniyet telakkisinin farklı anlayışların savaşını izliyoruz. Birileri birilerine “Biz sizleri bu sefalet mahallelerinden kurtarıp, ‘modern’ yüksek rezidanslara taşıyacağız. Bundan sonra sürünmeyeceksiniz, modern olacaksınız.” diyor ve dayatıyor. Yani “Kırk katır mı, kırk satır mı?” dayatması yapılıyor.

    Sağlıklı diyemeyeceğimiz sefalet yuvalarından; yüksek rezidanslarda, gayri insani kulelerde, betonlar içerisinde, ısı adalarına maruz, maddi ve manevi hastalıklı ortamlarda, yüksek inlerde yaşamaya davet ediliyoruz. Haberde sözü edildiği şekliyle buralar varlıklı kişilere peşkeş çekilmek suretiyle uygulama yapılıyor ise durum daha da vahim, “Kentsel Dönüşüm” sanki bir “Kentsel Rant Paylaşımı” aracı haline geliyor, insanımızı zengin ve fakir diye ayrıştırıyor.

    Yüksek katlı ikametgah bloklarında (Falanca Tower Rezidansları) güvenlikli sitelerde birbirinin aynısı sosyo-ekonomik seviyede insanlar kalırken, fakirler mütevazı mahallerinde ikamete mecbur bırakılırken; geleneğimizdeki Osmanlı-Türk-Müslüman mahallesinde üst rütbeli bir devlet memuru ile alt kademeden bir esnaf, bir zanaatkar komşu olabiliyor, birbirinin külüne muhtaç bir vaziyette, birbirlerine kokmasın diye bir tas çorba ve yemek gönderiyorlardı. Heyhat! Nerede kaldı o güzelim medeniyet ve o medeniyet telakkisi? Diğergâmlık, birbirine saygı ve hürmet artık lügatlarımızda kaldı sadece. Vahşi kapitalizmin kuvvetlendirdiği enaniyet ve egoizmin ağır boyunduruğu altında “başkası açlıktan ölse bana ne, onlarla biz aynı sitede oturamayız vb.” anlayışları sayesinde toplumumuz iyice farklılaşıyor, başkalaşıyor, ayrışıyor. Bizi bilenler “Ne oldu bu Osmanlı’nın torunlarına, bunlar mı onların torunları, olamaz!” diyorlar. Ama doğru diyorlar, değil mi?

    Hayati Binler | 7 November 2010

  2. Bu konutların yapılması ve bu mahalle yaşamının oluşması açık olarak devletin her hangi bir kentsel yatırımı yapmadan insanları kendi başına bıraktığı yerlerdir. Yapılmayan bu kentsel yatırıma denk düşen bir yatırımın dönüşüm sürecinde takviye maksatlı olarak harcanması lazım. Yani yılların yapılmayan esirgenen yatırımı şimdi koyması gerekir. Bakın bu girişim yani devletin sosyal ve maddi katkısı olsa dönüşümler sancılı olmaz.

    Mustafa Duygulu | 7 November 2010

  3. kentsel ayrışma ayrışma biçimlerinin en etkilisi. zira mekanda yani yaşam koşullarında ayrıştığınızda kültürel olarak da uzaklara doğru yol almış oluyorsunuz. ve tedavisi sosyal barış olmazsa ekonomik eşitlik kurulmazsa çok zor.

    semih | 11 December 2010

  4. Kentsel ayrışmada o kadar çok yol gidildi ve neredeyse bütün kültür yapımız bunu pompalar hale geldi ki, şimdi dönüp geriye bu filmi nasıl sararız , insanlar nasıl aynı kentsel ortamlarda sınıf farklarıyla bir arada olabilir diye düşünmüyor bile. Düşünmek bile çok zor geliyor herkese. Ama bu ayrışmış gerçeklikle yaşıyoruz işte.

    figen çilingiroğlu | 15 December 2010


Yorum yazmak için


Tasarım: Giovanni Vaccarini Architetti Endüstri ile tarım dünyası arasındaki bir arada yaşama vaat eden bir örnek, Russi’deki Giovanni Vaccarini Architetti’nin Powerbarn’ı (Ravenna, İtalya), Eridania şeker şirketinin bir mülkünün bir sanayi bölgesinin bir biyoenerji üretim tesisine dönüştürülme sürecini yorumlar. Kum tepecikleri ve doğal yollar ile çevrili olan ve yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi için yeni direk, enerji [...]
ARŞİV
Subscribe