Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Akthamar Kilisesi Restorasyonu Sempozyumu
Share 26 February 2008

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Bilgi Üniversitesi’nde Akhtamar Kilisesi’nin Restorasyon hikâyesinin anlatıldığı bir seminer gerçekleştirildi. Mimdap’ta daha önce yayınladığımız Mildanaoğlu söyleşisi, Uyuyan Güzel ve Akthamar Hikâyelerinin yanına bu sempozyumun özetini de katıyoruz.

Seminerde, 915-921 Yılları arasında Ermeni Kralı Gagik Ardzruni tarafından yaptırılan Akhtmar Surp Haç Kilisesi restorasyonu çalışmalarına Patriğin daveti üzerine katılmış olan Zakarya Mildanaoğlu konuştu. Sunumuna, öncelikle, Anadolu’nun uygarlıklar beşiği olduğunu ve bunların henüz uykuda olduklarını vurgulayarak başlayan Mildanaoğlu, şunları söyledi:

“ Bizler, Anadolu’yu uygarlıklar beşiği olarak tanımlarız. Ama ne yazık ki uyuyan bir çocuk ve uyandırılmayı bekliyor. Akthamar restorasyonunu bu görüşle izlemenizi isterim. Daha yüzlerce, binlerce böyle sanat eseri var.

Restorasyon sürecine getirilen eleştiriler

Mildanaoğlu, gelen eleştirileri iki grupta toplamak gerektiğini belirtti. Eleştiriler arasındaki birinci grup politik, diğer grup ise teknik konuları içermekte.

Teknik eleştirilerle ilgili olarak, en büyük tartışmanın, restorasyon sürecinde ‘çimento’ kullanılmış olduğuna dair çıktığını belirten Mildanaoğlu, “Bu adaya bir avuç çimento bile girmemiştir.” şeklindeki kesin açıklamasıyla, bu tartışmalara noktayı koydu.

Kimi milliyetçi tartışmalarının da bu kilise üzerine odaklandığı, ancak bu tartışmaların tekrar gündeme gelmesinin gereksiz olduğu belirtildi.

Akhtamar Restorasyon Süreci

Akthamar, farklı yüzyıllarda yapılan pek çok binadan oluşmakta, bu yapılar: Surp Haç Kilisesi (921), Aziz Isdepanos Şapeli (1293), Aziz Zakarias şapeli (1296), Jamadun (1763),
Çan Kulesi (1790), Okul binası (1884).

Bu restorasyon sürecinin en önemli girdilerinden birini, bu yapıların tarihlerinin incelenmesi ve tarihlerine dair görsel malzemeler, planlar, gravürler bulunamayan binalar için ise, benzer binaların incelenmesi yöntemine başvurulmuş.

Öncelikle binalarda oluşan bitkiler temizlenmiş. Bu temizleme, başka bir yöntemin kullanımının mümkün olmaması sebebiyle, kimyasallar kullanılarak yapılmış.

Kilisenin cephelerinde görülen kurşun delikleri, parçalanan figürler ise, doğal malzeme ile oluşturulan özel bir harç ile kapatılmış. Ancak, burada dikkat edilen en önemli konulardan biri, sonradan yapılan tüm müdahalelerin daha sonra anlaşılabilmesi için, eskiyi taklitten kaçınılması ile gerçekleştirilmesi olmuş. Bu sebeple, doldurulan kurşun delikleri içeri doğru bombeli yapılırken, cephedeki figürler eski hali gibi tamamlanmamış, zemine yeni döşenen taşlar ise eski taşlarla belli bir ara verilerek yerleştirilmiş.

Yapılan restorasyonun mantığını Milandanaoğlu şöyle açıklıyor: “Gözümüze hoş görünmeyenleri yenileriyle değiştirmek gibi bir lüksümüz olamaz. Koruyabildiğimiz her şeyi korumak zorundayız.”

ilgili yazılar için tıklayın:

- Mildanaoğlu söyleşisi

- Uyuyan Güzel

- Akthamar Hikâyesi

mimdap

4 Yorum
  1. daha önce mimdap ta yayınlanan restorasyon süreci öyküsü birkaç açıdan önemli.

    bana göre birincisi, bu ülkede farklı külürlere ait olan tarihi varlıklar daha olumlu sayılacak bir siyasal coğrafyada demek ki eşit öneme sahip kabul edilebiliyor ve yok olmaktan kurtuluyor.

    ikinci açı da, bu derece önemli anıt yapılar için bir koruma projesinin uygulanmasındaki sıkıntıların kısmen de olsa aşılabiliyor olması.

    Mildanoğlu’nun anlatımında kısmen değindiği sıkıntılar bana göre yine de büyük ölçüde aşılmış görünüyor.

    ortaya bu eserin çıkması bence ülke için de kültürler için de büyük kazanç. Mildanoğlu’nun gönüllü katkısı her türlü övgünün üzerinde.

    saygılar

    Reşat Gül | 27 February 2008

  2. Anadolunun bir çok yerinde kaybolmaya yüz tutmuş eserlerimiz var. Özellikle farklı kültür ve etnik kimlikte olanları bir ayırıma tabi tutmadan kalkındırmak ileriki yıllara taşımak gibi bir borcumuz var. Zira bu işlerin peşinden koşanlar yoksa bir kısmı sahipsiz kalıyor ve “yok edilebilecek” kültür varlıkları gibi görülüyor.
    Büyük sakınca gördüğüm husus budur.
    Akhdamar ise bence olumlu bir restorasyon süreci geçirmiş, bazı eksiklikleri de yine Zakarya beyin ve o ekibin önderliğinde giderilebilir diye düşünüyorum.
    Saygılar

    feride gülesen | 27 February 2008

  3. Akhtamar Kilisesi nerdeyse bir ikon. Çok çarpıcı bir mimarisi var. Onun yok ulup gitmesini önleyen bu değerli çalışma grubuna teşekkür etmek gerekir.
    Saygılarımla

    keriman ay | 28 February 2008

  4. Akthamar yazılımı doğru mu?
    “Gazete yazarları için bir problem Van’da üzerinde kilise bulunan adanın nasıl yazılacağı. Türkçe sözlüklerde kullanılmış olan şeklini Ermeni kökenli okurlar, kendilerince haklı gerekçelerle Türkleştirme politikasına mahkum olmak diye yorumluyorlar ve tepki gösteriyorlar. Akdamar diye yazılması bir tür alışkanlıktan da kaynaklanıyor olabilir oysa; şahsen ben bu şekilde yazıyordum ve herhangi bir Türkleştirme politikasına katkıda bulunduğumu düşünmüyordum. Ama tepkileri de anlıyorum, bu yüzden de ne zamandır da bir ara yol bulmak için düşünüyorum.

    Çareye Hakkı Devrim yetişti geçen perşembe günü Radikal’de. Lütfen o çok önemli yazıyı okuyun. O da Akthamar olarak yazılmasına yanaşmıyor, zira Türkçe dil yapısına uygun değil. Devrim’in önemli bir önerisi var: “Gelin Ahtamar’da anlaşalım” diyor ve bence çok ilerici, zeki bir çözüm öneriyor. Alkışlanması ve desteklenmesi gerekiyor.” Yazarlar / Oray Eğin / Akşam Gazetesi

    Cenap Çalış | 4 March 2008


Yorum yazmak için


OMA Şangay Fuar Merkezi’nde Sergi Salonu için açılan yarışmayı kazandı. Lujiazui Sergi Merkezi, eski Şanghay Pudong bölgesinde, 1500 m2′lik bir alanda düzenlenen yarışmayı OMA kazandı. Şanghay Tersanesi, çevrede yer alan finans bölgesi için bir kültür ve etkinlik alanı yaratmak istemekte. Tersanenin yer aldığı Huangpu Nehri ise dünyanın en çok beğenilen ve fotoğraflanan nehirlerinin başında gelmekte. [...]
ARŞİV
Subscribe