Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Zeynep Fadıllıoğlu ile Alibey Resort Projesi ve mimarlık serüveni
Share 16 September 2010

Mimar Heval Zeliha Yüksel Natura’nın yeni sayısı için Zeynep Fadıllıoğlu ile söyleşi gerçekleştirdi.

“Yeniyi eskinin içinden çıkaran örnekleriyle geçmiş ile bugünü buluşturan bir konuğumuz var: Zeynep Fadıllıoğlu. Kendisi ile yaptığımız sohbetimiz su gibiydi. Son projesi Alibey Resort üzerinden, geçmişe vurgu yapan bir söyleşi yaptık. Osmanlı, Selçuklu yani bu topraklardan gelen geleneğe yaptığı yorumu bağlamında konuştuk…”

z-fadillioglu-1.jpg

Nasıl başladınız Ali Bey Resort Side projesine?
Bu proje ile bize geldiklerinde Güral Ailesi’nin köklü işler yaptığını ve birçok önemli projeye imza attıklarını biliyorduk. Bizi bu işe düşünme sebeplerinin aynı kendileri gibi bizim de zengin kültürümüze kıymet veriyor olmamızdı. Bu yüzden briefi çok çabuk aldık.

Cüneyt Bey’in yaptığı projede bu ortama kapı aralamıştı. Tüm dünyadan beklenen konukların kendilerini bir yalıda ağırlanıyormuş gibi hissetmelerini; keyifli bir tatil geçirmelerini sağlamamız gerektiğini biliyorduk. Bu ruhla buluştuğumuz için sonuçta konukların hislerine hitap eden bir mekân ortaya çıktı…

z-fadillioglu-2.jpg

Onları tek tek sormak istiyorum, bayıldım odalara. Nereden çıktı bu odaların tasarımı, rengi? Tam çizilenle uygulanan aynı oldu mu?
Odalara karakter veren Osmanlı Yalı tavanları oldu. Bu motifleri sık sık kullandık. Oda numaralarından duş camlarına kadar birçok detay içeren tasarımlar yaptık. Osmanlı geleneklerinden bilhassa Dolmabahçe Sarayı’nda kullanılan mavi oda, sarı oda gibi renklerle de odalarda tanımlama yaptık. Saraylardan, yalılardan farklı perde tasarımlarını stilize ederek günümüze uyarladık.Hasbahçe çiçeklerinden ve gravürlerden tablolarla süslendi mekânlar. Zaten doğa elinden geleni yapmıştı. Bize nefis ağaçların yarattığı natürel gölgeler sağlıyordu.

z-fadillioglu-13.jpg

Büyük avantajı da bu herhalde, değil mi?
Yoğun tempo içinde geçen günlerden sonra tatil yaptığınız mekânın doğal nimetleri sizi çok ilgilendiriyor. Adeta bir ormana sahip olan mekânın konaklama yerleşim birimleri arasındaki alana da beraber çalıştığımız peyzaj tasarımcısı Ermanno Casasco’nun çok büyük katkıları oldu. Çok kısa zamanda yemyeşil ortamlara sahip olduk.

Bu kaçıncı oteliniz?
Biz üç otel çizdik. Şu anda dördüncü olarak da Club Ali Bey Side Resort’tan sonra Club Ali Bey Manavgat’ın yenilenme projesini çiziyoruz.

İlk çizdiğimiz Les Ottoman Oteldi. Ondan sonra Mardan Palas’ın saray kısımları, Vip villaları, lokantaları ve aynı arazi içinde bulunan sahibinin evini çizdik.

Her bir proje birbirinden tamamen farklı. Les Ottoman’da Ahu Aysal’ın hayalindeki 18’inci asırdaki yaşantıyı yansıtan bir Osmanlı yalısını tasarladık. Burası adeta İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında bir mücevher gibi tasarlandı ve her bir odada farklı bir hayal kurulsun istendi. 18’inci asırdaki bir yaşantıyı simgeleyen Avrupa mobilyaları ve antikalarla zenginleştirildi.

Çağımızın lüks anlayışına cevap verebilmesi açısından detaylara çok önem verildi. Farklı renkler, farklı dokularda farklı sanatçılarla çalışıldı.

Mardan Palas Oteli ise Telman İsmailov’un hayaline göre tasarlanmış yapılar içinde saraylardaki yaşantılardan esinlenerek tasarlandı. Her proje tasarlandığı müşteriye göre bir yön ve zenginlikte yapıldı.

Peki, iş bitince sizin yaptığınız işlerin birbiriyle kesiştiği noktalar neler?
Hiçbir klasiği kopyalamadan yaşanmış mekânlar yaratıyoruz. Hissiyatı klasik olan yepyeni, bu anlamda modern mekânlar bunlar.

Çeşitli dokular, renkler, formlar ve ışık etkisi ile oluşturduğumuz kompozisyonlar kullanıcıların hislerini uyandırıyor. Işık mimari detayları vurgulamak için vazgeçilmez bir öğe bizim için.

Birisi bu kültürü yaşatıyor hissi uyandırıyor bende…
Hislerinize hitap ediyor mutlaka. Zamansız tamamen çünkü tiyatrovari bir şey de yapıyorsunuz. Bir müşteri size “Ben bire bir onu istiyorum.” diyor. O zaman siz o işte özgür değilsiniz; onun istediğini yapmak durumundasınız. Zamanlı bir şey yapıyorsunuz ama normal çizgimiz aslında zamansız. Ben bitmiş işlerimize dönüp bakmayı seven biri değilim ama birçok işimize bakıyoruz ortak noktası bir kere hepsinde müthiş bir duyulara hitap var.

z-fadillioglu-4.jpg

Mevcudun birleştirilmesi görünüyor yoksa birebir aynısı deseniz değil taklit deseniz de değil. Esinlenme diyebiliriz ama bir katılmışlık var, değil mi?
Tabii ki Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Anadolu medeniyetlerinden; benim Boğaz Kültürü dediğim İstanbul yaşantısından çeşitli esintilerin izlerini taşıyor tasarımlarımız. Ama mutlak çağdaş enerji ile ve zamanın ruhuyla yorumlanmış olarak. Günümüz endüstrisinin sunduğu yeni malzemeler ve sanatçılarla birlikte ürettiğimiz teknikler çalışmalarımızı farklı kılıyor.

z-fadillioglu-6.jpg

Peki, bahsettikleriniz eskiden bir yaşam tarzıydı ama şimdi mesela yalılarda yaşamak zor ya da kiralayanlar zorluk çekiyor. Isısıyla başa çıkamıyorlar, bir sürü benzer konu var siz biliyorsunuz. Şu an öyle bir yaşam zor değil mi?
Biz o yaşamı bu güne uyarlıyoruz. Aksi takdirde tiyatro dekoruna dönüşür ve perdenin değişmesini beklersiniz. Ayrıca ben zamanı yaşamayı ve yansıtmayı seven birisiyim; eğer bugünün anlamında tasarlamazsak mekânlarımızı bir gün bu devirde kimse yaşamamış zannedecekler.Tasarımlarımız işlev yüklü, bugünkü yaşantımıza farklı çözümler katan, hayatımızı kolaylaştıran, çağın bakışını vurgulayan kişiye özel tasarımlar.

O tip eskiyi yaşatan evler genelde çok seyirlik oluyor. Ama sizin yaptıklarınız yaşanılır, oturulur mekânlar oluyor…

z-fadillioglu-9.jpg

z-fadillioglu-10.jpgEvet, bizim mekânlarımız yaşanılır mekânlar. Benim sevmediğim bir şey vardır: Çocukluğumda evlerin çoğunda salon ayrı bir yerde olur ve insanlar gidip en ufak odalarda hayatlarını geçirirlerdi. Benim ailemden gelen alışkanlığım evin her tarafının kullanılmasıydı. Devamlı misafirimiz vardı evimizde ama yaşantı her yerde geçiyordu. Bu kültürü bugün işlerime taşımaya çalışıyorum. Biz yöreye saygılı olmaya çalışıyoruz; tabii aykırı bir şey de yapabiliriz. Ama aykırılığın bile bir düzen içerisinde olması gerekir diye düşünenlerden birisiyim. Etrafa, çevreye saygılı bir tasarım yapmaya çalışıyoruz. İkincisi de yapacağımız kullanıcıları iyi anlamaya çalışıyoruz. Evse, bizi yönelten çoğu zaman evin sahibi oluyor. Ama tabi ki bir otelde kullanıcı, o işle ilgili idareci veya tasarım yöneticisi olabiliyor.

Mesela Ali Bey Resort Side için bir danışmanlık hizmeti var mıydı?
Otel işletmecisi oldukları için bizi bu anlamda yönlendiren birimleri vardı. Ayrıca onlara müşteri getiren, yabancı müşteri getiren dünya çapındaki acentelerine de bizim çalışmalarımızı gösterip bizi doğru yöne yönelttiler.
Otel tasarımlarında, tasarım yöneticisi olmadan tasarımcı ile çalışmanın bedeli işletme esnasında fazlası ile ödeniyor.

Ama proje mimarının çizdiği bazı kısımları değiştirdiğinizi söylediniz. Mesela dolabı kaldırmak zorunda kaldınız ve bir bölme duvarı cama çevirdiniz ya da metrekarelerle ilgili bir yorum yaptınız mı?
Cüneyt Bükülmez ile uyum içinde çalıştık. Kendisi, tasarım dolayısıyla değiştirmek istediğimiz irili ufaklı noktalarda sorunsuz bir şekilde neticelenmesine katkıda bulundu. Bizim peyzaj tasarımında Ermanno Casasco’yu önermemiz neticesinde büyük bir memnuniyetle kabul edip uyum içinde çalıştık.

z-fadillioglu-3.jpg

Siz başlarken kaç oda ürettiniz ya da kaç alternatif ürettiniz?
Altı tip oda ürettik. Fakat bu odalarda kendi içlerinde ayrıştıkları farklı görüntüler var. Uzun bir birikim neticesinde tasarladığımız için alternatife gerek kalmıyor genelde. Her sunum sonrasında Rıza Güral -eksik olmasın- beğenisini “Ben buraya yine boşuna geldim. Her şeye evet deyip gidiyorum.” diyerek ifade ediyordu…

Siz nasıl geliştiriyorsunuz kendinizi, nereden besleniyorsunuz? Biz takip etmek için sizi izliyoruz, siz kimi izliyorsunuz? Elbette önünüze birçok örnek çıkıyor, yeni üreticiler görüyorsunuz sürekli. Ama bu tasarımları siz ürettiğiniz için, bunlara dışarıdan bakan bir kişi olarak bu kültürü oluştururken neyi tarıyorsunuz?
z-fadillioglu-14.jpgBildiğim objelere, filmlere, resimlere yeni gözle bakıyorum. Her an her şeyi yeniden algılıyorum ve dönüştürüyorum. Her yönden bakmayı deniyorum. Zengin bir birikimim var; etrafımdaki farklı birikimleri arkadaşlarım olan insanlarla paylaşıyorum… Devamlı farklı açık antenlerle bakıyorum.

Beslenme nasıl başladı?
Çocukluğumun, gençliğimin geçtiği ev Garabet Balyan’ın Kara Tadori Paşa için tasarladığı, sonradan dedemin satın aldığı yalıydı. Dedem Rıfat Pekiş sanata çok düşkündü; o devrin koleksiyoncularındandı. Faberge, Meissen, Sevr, oryantalist tablolar koleksiyonları vardı; teyzemin de hat ve Kuran koleksiyonları vardı. Herhalde bu ortamlar beni oldukça etkiledi.
Metinle evlendikten sonra lokanta, gece kulübü gibi ortamların farklı zenginlikleri ayrı bakışlar verdi. Her zaman yeniliklere açığım.

Ailenizin bu mesleği seçmedeki rolü neydi?
Babam radyo ve televizyon fabrikatörüydü. Önceleri babamla çalışmak üzere bilgi işlem ilmiyle başlayıp programcılıkla sonuçlandırdım. Daha sonra babam, “Kızım çok matematik ağırlıklı oldun, cilan eksik kaldı; sanat okusan” dedi. Ben Londra’da Inchbald School Of Design’da sanat tarihi ve tasarım okudum.

Sizi gördükçe bunlar anlaşılıyor. Aslında tasarım bütün bir şey sizin için. Giysinize, farklı saç modelinize ve muhtemelen başka şeylere de yansıyor. Bunun objelere yansıması nasıl oluyor?
Evet, tasarım bütün bir şey. Kendime yakıştırdığımı yapıyordum. Olmam gerektiği gibi değil kendi doğrularımla yaşadım. Ruh halim kıyafetlerime, işime yansıdı. Tasarım yapmak için yapmadım ama ne yaptığımı biliyordum. Doğal bir şekilde bütün duruşuma yansıdı. Kimi zaman “Ben kendimi şekillendiririm, görüntümü başkası değil” dedim.

Sonraları, Metin’le Büyükdere Şamdan, Park Şamdan, Etiler Şamdan, Plaza Vaniköy, Antalya 29, Çubuklu, Ulus 29, Taxim Night Park, Chintemani Keyfhan, Madison Square, SinBin, Brasserie ardından da Les Ottomans Hotel bünyesindeki Les Ottomans 29 gibi yiyecek içecek sektöründeki bu yerleri tasarladım. Bir kısmında da tasarım yöneticiliği yaptım.

z-fadillioglu-17.jpg

Sonrası da bu şekilde mi gelişti?
Eşim Metin Fadıllıoğlu’na gelen bir fikir üzerine Geceyarısı Parkı diye bir gece kulübü ve lokanta yaptık. Bu, Tate Modern’de bile okutulmuş inanılmaz bir yapı yapıldı. Ortaköy’deki birçok yer ondan sonra çıktı ortaya. Hatta oranın servis personelini de Mimar Sinan Üniversitesi’nin bir sınıf öğrencileri oluşturuyordu. Ondan önce bu öğrenciler hiç çalışmazdı. Hep Anadolu çocukları çalışırdı böyle işlerde. İlk defa bütün bir sınıfı aldı eşim Metin Fadıllıoğlu servis elemanı olarak. Hatta bu öğrenciler sayesinde her gün değişik bir mekân oluyordu. Mesela yılbaşında birden bire bir şey boyayıp bambaşka bir dekor haline getiriyorlardı ortamı. Yani her saniyesi farklı, uçsuz bucaksız bir tasarım söz konusuydu. Farklı farklı zenginliklerin oluşması karşısında heyecan oluşturuyordu bu durum. Benim için sanatın limiti yoktur; mesela en uçtaki sanat bile benim için çok heyecan vericidir. İnsanlar böyle şeylere reaksiyon gösteriyorlar. “Bu nedir ki?” diyorlar farklı sanat uygulamaları karşısında. Ama sanatçı mutlaka bir şey anlatıyordur burada. Ben hep acaba burada ne diyor diye bakmışımdır böyle örneklere. Hiçbir işim olmasa da her sene gidebildiğim kadar çok sanat fuarına, müzeye giderim. Mutlaka gidiyorum çünkü değişik vizyonlar, değişik bakış açıları kazandırıyor. İnsanlar bunu sanat eseri almak üzere gitmek olarak algılıyor; benim için ise yaratıcılığıma başka bir boyut getiriyor. Mobilya fuarlarına da gidiyorum ama daha az ilgimi çekiyor. İnsanın nereden etkileneceği hiç belli değil.

Tekstile ilginiz nasıl başladı?
Londra‘da okurken; derslerin birçoğu müzelerde veya özel malikânelerde geçerdi; yakından tanımaya imkân vermek için tabloları, mobilyaları, dönemin cam ve seramiklerini… V&AM üzesi en çok zaman geçirdiğimiz yerler arasındaydı ve tekstil bölümü oldukça zengindi. Burada Türk tekstillerinin kıymetli olanlarıyla çok içli dışlı oldum ve daha sonra bu, Hindistan, İtalya gibi ülkelere birikimimi artırmak için seyahatlere sebep oldu.

Şakirin Camii konusunu da sormak istiyorum size. Bu kadar eleştiri almayı bekliyor muydunuz camide?
Bekliyordum ama mimari eleştiri bekliyordum. 2-3 kişi tasarım açısından bakma yerine şahsi eleştiri yapmayı tercih ettiler. Ben dini camiadan bekliyordum halbuki kendini modern tasarımın vazgeçilmezi gören ama dünya tasarım camiasında adı bile geçmeyen insanlardan geldi.

Peki, Şakirin Ailesi sizi nasıl buldu, size nasıl geldi?
Biz ailenin reisi Gazi Şakir Bey’e daha önce de tasarım yapmış ve kendisine tasarladığımız evle, bazı dünyaca ünlü kitaplara girmiştik. Londra’da senenin modern tasarımcısı ödülünü aldığımız sırada bize Şakirin Cami’nin Hüsrev Tayla’nın çizdiği projesinin estetik sorumlusu ve mekân tasarımcısı olup olamayacağımızı sordu. Ben şahsen bu kadar onurlandığım bir anı az hatırlıyorum. Sevinçten havalara uçtum. İş arkadaşlarımla hemen paylaştım. Hepimizin ortak sevinciydi bu.

Yeni yapılan camiler için ne düşünüyorsunuz?
Bir yapının yeni olması için farklı bir şeyler söylüyor olması lazım. Benim cami tasarımlarında Türkiye’de Vedat Dalokay’ın yaptırılmamış projesi dışında etkilendiğim bir yapı yok. Mimar Sinan’ın Camilerinin kötü kopyalarıyla, modern olmak uğruna hiçbir ruhu olmayan yapılar var etrafta.

z-fadillioglu-15.jpg

Şimdi Doha’da da bir cami yapıyorsunuz değil mi?
Evet, Doha’da mimari kabuğu bitmiş 2 caminin iç mekânını, birinin dış giydirmesini de yaptık. Zamana karşı yarışarak hem tasarladık hem de 40 kişilik ana ekiplerimizi buradan götürerek inşaatlarını gerçekleştirdik.
Osmanlı tarzından esinlenerek tasarlamamız istendi. Bu doğrultuda farklı çalışmalar yaptık ve çok beğeni aldık.

Ama böyle bir çalışma çok az kişiye kısmet olacak bir şey…
Evet, hakikaten çok gururlandık. Burj Dubai binasına da bir odada muhteşem bir mihrap tasarladık. Hem Doha Camilerinin hem Burj Dubai’nin mihrapları adeta bir sanat eseri.

Yurtdışında da bu kültürü yansıtan bayan olarak tanınıyorsunuz. Nasıl başladı?
House and Garden mecmuası 17-18 sene önce evimi çok farklı bir tasarım olarak yayınladı. Daha sonra toparladığım birçok lokanta çıktı yabancı basında. 2002 yılında Andrew Martin International tasarımcısı ödülünü aldık. Aynı yıl House and Garden ve Daily Telegraph fuarlarına seçtikleri 4 tasarımcıdan biri oldum. 2005’de İngiliz endüstrisinin ortaya çıkardığı Design and Decoration Awards’dan senenin modern tasarımcısı ödülünü aldık.

z-fadillioglu-11.jpg

Doğaltaş ile ilişkinizi sormak istiyorum…
Ben doğaltaş kullanmaya çok meraklıyım. İngiltere’de taş uzmanımız var. Biz Türk doğaltaşını yurtdışındaki projelerimize taşıyoruz. Şu anda Hollanda’da tasarladığımız binada bile kullanmaya kararlıyız. Türkiye’nin ürettiği kaliteli doğal malzemeleri ve emeği gittiğimiz yerlere götürmeye çalışıyoruz. Londra’da tasarlayıp uyguladığımız lokantanın mermerleri bile Türkiye’den gitti.

Peki diğer malzemeler nasıl seçildi?
z-fadillioglu-18.jpgOrada yaptırım onlardaydı. Bütçe tabii çok önemli; son ana ne kalırsa onlardan gidiyor hep. Ama yine de epey iyi iş çıkardık diyebiliriz çünkü Mardan gibi bir yerde tasarım bize aitse uygulama bambaşka bir şey. Mimaride daha özgürsünüz. İç mekânda o kadar değilsiniz. Bugün artık lüksün tanımı farklı bir yere doğru gitmeye başladı birçok anlamda. Şimdi artık farklı zevklere hitap ediyor. Sadece şaşaa içinde bir şeyler yapılıyor. Onun için çizmeye başlıyorsunuz fakat neticesini tam kontrol edemeyebiliyorsunuz bizim gibi ülkelerde. Bana sorarsanız çok az mimar ve çok az tasarımcı çizdiği binaya veya iç mekâna sahip olmuş bir yer görebiliyor. Bazı müşterilerimiz “Sen benim istediğimi yap.” diyor. O zaman da şunu seçiyorsunuz; hakikaten siz bir tasarım yapmışsınız, paranızı da ödemişler, en fazlası isminizi kullandırmazsınız.

Aynı anda kaç işi bir arada yapıyorsunuz? Sınırınız var mı? Mesela herkesin bir skalası vardır şu kadar büyüğünün üstüne girmeyeceğim. Kalite bozulur gibi anlayışlarınız var mı?
Biz her konuda ekibimize danışıyoruz. Kaliteden feragat etmiyoruz. Epey birikimimiz var. Mesela bir sürü özel ev işini aynı anda almıyoruz. Çünkü onların her birinin müşteriyle ilişkisinde çok fazla zaman alan bir yönü var. Bir insana özel yapımda gecikmeler, kararlar biraz değişebiliyor. Halbuki ticari kaygısı olan bir yerin zaman açısından sizden daha çok kaygısı oluyor. Çabuk devreye girmesi açısından. Orada tabi ki daha fazla verimli olabiliyorsunuz ve daha iyi programlayabiliyorsunuz. Onun için belirli bir kapasitede yapabiliyoruz. Bir anda yaptığımız işler şu anda; Hindistan’da bir ailenin 3 evi, Türkiye’de 3 konak, Club Ali Bey Manavgat Oteli’ni yenileme, Katar’da 1 caminin fasat kaplaması, Art Craft’a endüstriyel tasarım, Hollanda’da bir ev tasarımı ve özel bir malikânenin iç tasarımı ve uygulanması yapılıyor.

Değişmez objeleriniz var mıdır?
Farklı paravanlar, cam metal ayırıcılar, deri perdeler, sarkıtlar, endüstriyel malzemelerden perdeler, fenerler gibi…

z-fadillioglu-20.jpg

Beğendiğiniz ve/veya takip ettiğiniz mimar ve tasarımcılar kimler?
I.M Pei, Edward Tuttle, Peter Marino, Axel Vervoordt. Türkiye’de işlerini beğendiğim mimarlar arasında da Nevzat Sayın, Erginoğlu Çalışlar, Han Tümertekin var.

10 Yorum
  1. iç mekan düzenlemesinde zeynep hanımın önemli bir tasarımcı olduğu sadece sözlerinden değil bizzat gerçekleştirdiği ürünlerden de belli. eskiyle yeniyi birleştirmek fikrini bu kompozisyonlarla işlemek ve eskiyi kabaca hatırlatmaktan daha rafine işler yapmak sanırım zeynep hanımın ustalığının göstergesi.

    filiz akman | 17 September 2010

  2. Zeynep hanım Şakirin Cami içinde yaptığı tasarım ve iç düzenleme ile geçtiğimiz yıl mimarlık basınında yer aldı. Hemen eski bazı büyüklerimiz bu yeni ve çağdaş yoruma cephe almaya kalkıştılar. Oysa Zeynep hanımın iç mekan düzenleme ve uygulamaları sadece camilerle sınırlı değil.

    Cemal Kozlu | 17 September 2010

  3. konu yaşam biçimini yaratmak olunca ortalama düzeyden mikro düzeye doğru yol alınıyor. o zaman bir bakışınız ve hayata dair bir sunumunuz ve de fikriniz olması gerekiyor.
    Zeynep hanım kendi bağlamını bulmuş ve bu bağlam bugün özellikle turistik yerlerin yenilenmesinde olumlu fikirler, geçerli görüşler.

    Lalehan | 18 September 2010

  4. ne kadar çok yer, ne kadar çok mekan tasarlamak size düşmüş zeynep hanım. başarınız ve kısmetiniz kıskanılacak denli çok gerçekten. herkes sizi bulmuş bir yerde. hem türkiye hem dünya da maşaallah gerçekten.
    başarılarınızın devamı, ne diyelim.

    mehmet ocak | 19 September 2010

  5. genellikle mimari sahada iç mekana fazla girilmiyor. iç mekan nasılsa kendiliğinden düzenlenir zannediliyor. bu alandaki boşluk iç mimarlık mesleğiyle kaptılacak durumda değil. mimari proje mekan düzenlemesi anlamında fizik büyüklükleri verip kaçamaz. onun her sathına değinmesi gerekir ve tutarlılık budur zaten.

    remziye alataş | 19 September 2010

  6. herkesin bir ‘piyasası’ var mehmet ocak bey, zeynep hanımın ki de böyle ‘tecelli’ etmiş. başarı+çevre+şans+kısmet…. gibi bir çok şey denk gelince iş de geliyor.
    gıpta edilebilir tabi. o serbest.

    meral oğuzcan | 22 September 2010

  7. çok titiz çalışmalar tümü. hepsinde iç mekana bir kimlik ve kültür aktarımı olduğu fark ediliyor.

    fikri özenç | 13 October 2010

  8. şaheser tasarımlarınız tüm hayal dünyamı la birleştirdim ruhum bedenim dinlendi çok kıymetli bir değersiniz kutluyorum

    HAVA GÜVEN | 3 May 2014

  9. Ben 13agustos 2015 sakırın camıısıne gıttım namaz kılmak ıcın kadınlar kısmına çıktım kılacak yer yok mekanı camının avızesı kaplamış tam bır mekan zıyan etme gıden hanımlar bırde namaz kılıp dua edebılseler hersey gorsellık degıl camıı hıssetmek ve yaşamak lazım Allah’ı yaşamak duymak ,lazım camıyedua etmeye geliyoruzzzz.

    Zıynet eraydın kadıkoy acıbadem | 12 August 2015

  10. Restoran fotoğrafında duvar tasarımına dikkat çekmek isterim.Daire formundan yola çıkılarak yapılmış olan bu tasarım, mekanın yüksekliğini oldukça kesmiş mahalde basık bir hava yaratmıştır. Kullanılan ışıklarla sıcaklık hissiyatı sağlamak oldukça başarılı fakat üzerime gelen duvarların bulunduğu basık bir mekanda yemek yemek istemem. Mimari tüm detayların teknik ve tasarımsal olarak çözülmesidir.His işidir.

    kırmızı | 5 July 2017


Yorum yazmak için


Zaha Hadid Architects’in Pekin’deki Yeni Havaalanı Terminalinin Yapısal İskeleti Ortaya Çıktı.               Zaha Hadid Architects’in Pekin Havaalanı için yeni yolcu terminali (şu anda Pekin Daxing Uluslararası Havalimanı olarak bilinir), dünyanın en büyük havacılık merkezi olma yolunda ilerliyor. Merkezi bir çekirdeğin dışına uzanan beş kol tarafından tanımlanan geniş yapı, 313.000 [...]
ARŞİV
Subscribe