Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Zakarya Mildanoğlu Akhdamar Surp Haç Kilisesi Restorasyonu’nu anlatıyor
Share 16 April 2007

Söyleşiyi hazırlayan: Hasan KIVIRCIK

921 yılında yapılan Akhdamar Surp Haç Kilisesi’nin önceki yıllarda başlatılan restorasyonu tamamlanmış ve 29 Mart 2007 de törenle açılmıştı. Restorasyon sürecinde Cemaat tarafından görevlendirilen Zakarya Mildanoğlu ile Kilise yapısını, tarihini, restorasyon sürecini sizlere aktarmak için 7 Nisan 2007 günü söyleşi düzenledik.

mimdap: Akhdamar Surp Haç Kilisesi ve çevresinin restorasyonu süreci nasıl gelişti, projeye nasıl başlandı?

Zakarya Mildanaoğlu: 915-921 Yılları arasında Ermeni Kralı Gagik Ardzruni tarafından yaptırılan Akhtmar Surp Haç Kilisesi restorasyonu çalışmalarına Patriğin daveti üzerine katıldım.

Yapı hakkında kısaca bilgi vereyim. Erken Hristiyanlık dönemine ait bir çok kilise gibi merkezi planlı bir yapıdır. Üstü kubbeyle örtülmüş kare biçiminde bir alan, merkezi oluşturur, bu alanda yanlara doğru uzanan dört kol, iç tarafta yarım daire biçiminde dört nişle son bulur. 11,60 metre genişliği, 14,80 metre derinliği olan kare biçiminin köşelerine çeyrek daire biçiminde nişler eklenmiştir. Plan şeması ile ilgili söylenecek çok şey var ama bu kadarının şimdilik yeterli olduğunu düşünüyorum.

Yazılı kaynaklar adada bir saray yapısından, sahilde yer alan surlardan ve bir limandan bahsediyor. Gerekli araştırmalar ve arkeolojik kazılar yapılmadığı için bu yapılar ve tesisler hakkında net bir bulguya rastlamak mümkün olmadı.
Kısaca bugün ayakta olan yapılardan

Surp Haç Kilisesi 921 yılında
Aziz Isdepanos Şapeli 1293 yılında
Aziz Zakarias şapeli 1296 yılında
Jamadun 1763 yılında
Çan Kulesi 1790 yılında
Okul binası 1884 yılında inşa edilmiştir.

Okul binası ve manastır yapıları hariç restorasyon çalışması tamamlanmıştır.

Çalışmalara katıldığımda restorasyon projeleri hazırlanmış ve ilgili mercilerce onaylanmış, projeleri meslektaşım Yakup Hazan tarafından hazırlanmıştı.

mimdap: Çok özel bir yapı ve özgün bir eser olması bakımından sizden projelendirme sürecinde bir yardım istendi mi?

Zakarya Mildanoğlu: Projelendirme sürecinde benden yardım istenmedi, daha doğrusu o süreçte ben zaten görevli değildim, başkalarından istendi mi bilemiyorum. Belirttiğiniz gibi özgün bir yapı ve sıradan bir sivil mimarlık örneği değil. Bir Ortaçağ yapısı ve bunun yanında Ermeni Kiliseleri arasında özel yanları olan bir kilise. Diğer kiliselerimizden ayrılan yanları var. Hem Ani’de hem bugünkü Ermenistan sınırları içinde; Doğu Anadolu Bölgesi, Ağrı’dan aşağı Van’a kadar olan, bugün çok az örneği kalmış iç Anadolu’nun doğu bölgelerinde yer alan kiliselere göre, hem dış cephesindeki kabartmalar, hem de iç mekanda yer alan duvar resimleri açısından farklı. Her biri başlı başına bir inceleme araştırma konusu.

mimdap: Adanın ve kilisenin durumunu biraz anlatır mısınız?

Zakarya Mildanoğlu: Vaspragan Krallığı’nın 1.Gagik döneminde yapılıyor. Birazcık onun düşünsel yanını ve yaşam tarzını anlatan bir yapı. Bu yapının değerini anlama ve değerlendirme şansımız olamamış. İşin popülist yada politik yanlarıyla ilgilenilmiş. Adada, kilise içinde yada dışında çevrede Vandalizmin tüm etkilerini görmek olanaklı.

mimdap: Akhtamar Kilisesi’nin projeleri hazırlanırken restitüsyon projelerinde konik olan ana çatıda bu haça yer verilmiştir. Proje çizimlerinde bu haç yer almaktadır. Ancak ne hikmetse restorasyon projelerinde bu haça yer verilmedi.” diyorsunuz. Proje safhasında hem röleve hem restitüsyon hem de restorasyon projelerini görme ve bunlar üzerinde görüş bildirme şansınız oldu mu? Örneğin bu “fark” niçin meydana geldi?

Zakarya Mildanoğlu: Bu ülkemizdeki restorasyon alanındaki genel bir soruna işaret etmektedir. Belki biraz mesleki sorunlarımızla da ilgili. Bu yapılar hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Yeterli araştırma yapmıyoruz. Eğitim sistemimiz içinde gerekli yeri almıyor. Sohbet masalarında Ermeni mimarlık ve sanat tarihinden bahsediyoruz, övgüler yağdırıyoruz ama bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Belki de bilinmesini istemiyoruz. Genel kabul gören ilkelerin yeterli olacağını düşünüyoruz.

mimdap: Biraz daha açar mısınız bu düşüncenizi?

Bakın Dolmabahçe Sarayı mimarlarını İtalyan Bali ailesi olarak ele alan bir zihniyeti anlatmaya çalışıyorum. Ermeni Balyan ailesi demeye dilimiz varmıyor. Sanki biraz kendi kendimizi kandırıyoruz.

Akhtamar restorasyon projelendirme sürecinde Ermeni mimarlık ve sanat tarihini, hatta politik tarihini bilen uzmanların desteğine, katkılarına ihtiyaç vardı. Ortaçağı, 915 yılındaki Ermenilerin tarihini bilmeden Akhtamarın anlaşılacağına ve yorumlanacağına inanmıyorum. Kazıdan sonra ortaya çıkan manastır yapılarını, yapı teknolojilerini, manastır yaşam tarzını araştırmadan restorasyon adına cinayetler işlenebilir.

Biz sadece haç ve çan konusunu tartışıyoruz. Mimar ve restoratörler açısından bunu tartışmak kadar gülünç bir şey olamaz. Cami kubbeleri üzerinde alem yer alır mı almaz gibi bir şeyi tartışmak kadar gülünç olur. Elbette cami kubbeleri üzerinde yer alan alemlerin tarihçesini, gelişimini, biçimlenmesini de bilmeden ezberden yürünmesi de o kadar komik olur.

Meslektaşım Restitüsyon projesinde haça yer vermiş. Kubbe bitişinde bir haçın yer alacağını biliyor. Ancak sorun bundan sonra başlıyor. Bizler karşılaştırmalı örneklemelerde hep genel şemalara bakarız. Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu unutarak detaylarla fazla ilgilenmeyiz, gerekli araştırmayı ve kaynakları ayırmayız. Bu zaaf Akhtamara da yansımış durumda. Bu konuda gerekli ve yeterli araştırma yapılmamış, bilenlere müracaat etmek akıllara gelmemiş. Örneğin size sunduğum 1908 tarihli fotoğraf bile önemli bir veridir. Başkaları da var.

mimdap: Haç konusu bu kadar önemli midir?.

Z.M: İki nedenle önemlidir. Öncelikle restorasyon ve tasarım ilkeleri açısından önemlidir. Biz “her binanın bir bitişi vardır” deriz. Şapkası olur, son katın dokusu, formu farklı olur. Bu özellik sadece Hıristiyan değil Müslüman ve diğer dini yapılarda da böyledir. Camilere baktığınızda ana kubbenin üstünde bir alem vardır, minarelerin üstünde başka bir alem vardır. Üstelik bunların kaplamalarına özel bir önem veririz, kubbeler çinko yada kurşun kaplanırken alemler sanki altın kaplı gibidir. Uzaktan bakarsınız, silüete düşer, her yeri karartsanız bile bu bitiş fark edilir. İstanbul silüetine baktığınız zaman camiler, minareler ve alemler egemendir. Bunlardan biri eksik olursa oturup karar kara düşünmemiz gerek.

Dolayısıyla Surp Haç Kilisesi silüetinde bir şeyler eksik, mesleki dilimizle bu yapı şu anda topal, bitmemiş duruyor. Bu ana nedenle Haçın oraya konması gerekir.

Orijinal haçın malzemesi taştır. Anladığımız kadarıyla deprem ya da doğal etkenler nedeniyle bu Haç düşmüş ve yerine metalden konmuş. Onunla da ilgili olan fotoğraflar var. Daha sonra metal Haç da düşmüş, yani birisi kubbeye çıkıp da kırmış dökmüş değil, zaman içinde bütün binaların başına gelebilecek şekilde. Herhalde 1915 olayları diyeyim buna ben, o sıralarda. Daha sonra da o düşen Haçın yerine bir başkası konmamış. Ermeniler o zamanlarda trajik bir durum yaşamasalardı büyük ihtimalle orada başka bir Haç olacaktı.

Haç meselesinin bir dini yanı var şüphesiz. Ama bu konumuzun ötesinde.

mimdap: Tamamlanması gerekir…

Z. M: Evet, tamamlanması gerekir, belgesi var. Belgesi olmasaydı bile dönem yapıları incelenebilirdi. Dönemle ilgili çok fazla belge var. Bu restorasyonda başka noktalarda benzeri uygulamalar yapıldı.

mimdap: Müze olarak açılacağı için mi acaba?

Z.M: Öyle düşünmüyorum. Sayın bakan çok net deklere etti. “Varsa orijinalinde, belgesi varsa koyarız, bunda gocunacak bir şey yok” dedi. Restorasyon projesinde yer almayışı önemli bir eksiklik. Özel bir art niyet aramıyorum. Yapının her tarafı Haç zaten. O dışarıdaki kabartmalar, figürler, içerideki duvar resimleri,… hepsinde haç var, bir tane daha olsa ne olur ki?

mimdap: Bu restorasyonun yapılması ne anlam taşıyor? Bir jest miydi? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z.K: Ben mümkün olduğu kadar sıfatlarla konuşmayı sevmiyorum. Çünkü o sıfatlar zamanla eğilip bükülüyor, başka şeylere dönüştürülüyor. Ben sonuçta şöyle bir soru soruyorum: Hükümet niye yaptı bunu deniyor ve çok soruluyor. Ben soruyu hep şöyle algıladım Akhdamar Surp Haç Kilisesi’nin restore edilmesi iyi mi oldu kötü mü? Bir meslek adamı olarak ben diyorum ki iyi oldu. Ben bir Ermeniyim, bir meslek adamıyım ve niyet okumak zorunda değilim açıkçası. Bir amaç koymuştum, onun da yerine gerçekleştiğini görüyorum. Öncelikle bu kilise kurallarına göre restore edildi ve ömrü uzatıldı. Böyle kalsaydı belki on onbeş sene içinde bunları bile konuşma şansına sahip olamayacak, fotoğraflarda kalacaktı. O bölgede onlarca yapı var bu durumda, çoğu ayakta, meslek adamları olarak sorumluluğumuz ve işimiz çok.

mimdap: Projelerin hazırlanması ve işin ihale edilmesi Kültür Bakanlığı tarafından yapıldı. İşi alan Kartalkaya Şirketi için siz iyi bir çalışma yürüttü diyorsunuz. Başlangıçta bu konularda yeterince referansı bulunmayan bir şirket olduğu düşünülüyordu. Hrant Dink ile yaptığınız söyleşi de ilk ihale bedelinin o günkü değerle iki trilyon olmasını az buluyorsunuz. Bu süreci aktarır mısınız?

Z.M: Evet, Kartalkaya firması ve Cahit Zeydanlı olağanüstü bir performans gösterdi. Hayran oldum ben. Hiç böyle bir performans beklemiyordum. Bu düzeyde bir deneyimleri de olmadığından beklemiyorduk aslında. Sonra doğuda kalifiye işçi sorununu düşünürseniz, bölgenin problemli olduğunu düşünürseniz iş yapmak kolay değil. Gerginlik ve yer yer çatışmaların arasında böyle bir iş bitirmek çok önemli.
Zeydanlı tüm olanaklarını zorladı, ulusal ve uluslar arası destek aldı. En küçük ayrıntıyı bile önemsedi.

mimdap: Böyle önemli bir eserin proje safhasından uygulaması sırasında sizinle birlikte kurullar yardımcı oldu mu? Restitüsyon ve restorasyon projesinde ifade edilememiş yapıma ilişkin sorunlar nasıl çözüldü?

Z.M: Aslında fiili bir durum oluştu ve iş yapılırken çözümler bulundu, düzeltmeler yapıldı. Örneğin ana kubbe sökülüp çelik bir konstrüksiyon yapılıp yeniden kurulmasına dayanıyordu. Ancak biraz bilmece gibidir oranın taş örgüsü. Nerden başlanıp nerden tamamlanacağı sır gibi. Onu keşfedemezsen açıkta kalırsın. Kaldırırsın ve tekrar örtemezsin, eksik kalır fazla gelir. İkincisi taş bir yapı çelikle nasıl bir davranış gösterir. Nasıl beraber hareket eder, bunlar kritik olgular. Üçüncüsü restorasyonda ana ilke minumum müdahaledir, zorunlu kalınmadıkça bu tip yollara girilmez.

mimdap: Çalışmalara uluslar arası düzeyde bir ilgi var mıydı? Burada İtalyan asıllı Konservasyon ve Konsildasyon Uzmanı UNESCO görevlisi Paulo Pagnin ile birlikte çalıştığınızı biliyoruz. Pagnin’in, İtalya’da önemli taş yapılar üzerinde çalıştığını biliyoruz.

Z.M: İtalya’dan Paulo Pagnin isminde bir meslektaşımız, İtalyan ICOMOS görevlisi yardımcı oldu. Rıdvan İşler duvar resimleri konusunda uzman, Kapodokya’da bütün o kiliselerin duvar resimlerini restore etmiş olan arkadaşımız Paulo Pagnin’ni önerdi. Mesela o geldiğinde projeyi oturup tartıştık ve kubbe ile ilgili olarak “biz otuz kırk sene önce bütün bunları denedik fakat felaketle karşılaştık, sakın dokunmayın eksikleri tamamlayın yeterlidir” dedi.

İkinci bir değişiklik Kilisenin önündeki daha sonraki yüzyıllarda ilave edilen Jamadun’un çatısı. Benim de içime sinmedi şu andaki çatı. Toprak bir damdı orası, elimizde orası için taş kiremit olduğuna dair bir fotoğraf yok. Belki de yarım kalmış bir yapı. Orayı taş kiremitle kapattık. Çatıyı çözemedik esasında.

Jamadun dan ana kiliseye geçen cam bir merdiven vardı fakat mekanın içindeki toprağı kaldırınca merdivenin basamaklarını yani kendini bulduk ve cam merdiveni yapmadık.

Bir diğer nokta, 921 de yapılan esas kilisenin etrafında Zakarya Şapeli yapılmış, Stefanos Şapeli yapılmış ve bir tane de Jamadun yapılmış. Stefanos Şapeli uzak ve yıkılmıştı. Restorasyon projesinde oranın kapalı bir yer haline getirilip cam ve çelik kullanmak düşünülmüştü. Bu da yapılmadı. Zira çok temel iki neden vardı: Cam ayna görevi üstlenecek ve Surp Haç Kilisesi’nin cephesine doğal olmayan ışıklar yansıyacaktı. Doğal ışığın figürlerde yarattığı gölgeler cılız kalacaktı. Gölgelerin oluşumunun güneşle ilgili, güneşle açıklaşan koyulaşan hareket eden bir özelliği var. O kadar ki gün içerisinde farklı saatlerde ve yılın belirli aylarında bile bu gölgeler değişmektedir. Işık yansıtırsanız kaybedeceksiniz bu görüntüleri. Diğer bir neden cam yapıldığında sera etkisi yaratacaksınız iç mekanda. Klima yok, havalandırma yok, hiçbir şey yok. Bu nedenle tamamlamadık orayı, duvarlarını güçlendirdik. Gravürlerde sürekli hep en kıyıda kalmış, çok bilgi edinemedik, o zamanlarda da çok kıymetli yapı değilmiş demekti. Bunun gibi değişikler yerinde yapıldı.

mimdap: Yapının çok yorgun olduğunu ve harab edildiğini belirtmiştiniz? Restorasyon öncesi fiziki durumu bize özetler misiniz? Hor kullanılmış…

Z. M: Hor kullanma değil vandalizm diyorum ben buna. Üç tip vandalizm yaşanmış. İlki definecilerin her tarafı delik deşik etmesi, ikincisi orayı ziyaret eden insanların vandalizmi, domates, yumurta, kavun, karpuz,… atmışlar duvar resimlerine. Üçüncü Vandalizm ise kurşun delikleri. Hedef tahtası gibi hem içerde hem dışarıda bu deliklere yoğun bir şekilde rastlıyorsunuz. Belki bir sonuncu etkide doğanın yıpratıcı etkisi. Van Gölü’nün sodalı suyu ve onun buharı özellikle içerdeki resimleri etkilemişti. Bu yüzden yapı yorgundu.

Kubbenin üstü delikti ve oradan çok fazla su girmiş ve akan su duvar resimleri gerçekten çok yıpratmıştı. Büyük kısmı zaten dökülmüş, altında taş görünüyor. Ana kubbe ve yan kubbelerde her hangi bir resim yok şu anda ve ne vardı daha önce bilmiyoruz da. Belki bir ekip çalışması gerekli ve araştırmaların yapılmalı. Ermenistan’a gidip onların arşivine, İtalyanların Venedik’te Mıktaryan’ların arşivine, Amerika’daki birkaç özel arşive bakmak gerekir.

mimdap: Bu şans var hala…

Z.M: Tabi, hala bu şans var. Bazılarını bulduk zaten. Bu araştırma işi böyle bir şey gerçekten, içine daldıkça sizi çekiyor.

mimdap: Siz burada görev yaparken bir grup Ermeni mimar da size yardımcı oldu. Kimlerdi bu arkadaşlarınız?

Bizim bir Ermeni mühendis mimar topluluğumuz var. Ben onlarla yaptığım toplantıda yardım istedim. Arkadaşlar gönüllü olarak çıktılar. Türkiye Ermenileri Patriği Mesrop II’nin önerisi ile İnşaat Mühendisi Nazaret Binatlı, Mimar Sansnuhi Muşluyan, Mimar Alin Pontioğlu, Mimar Jan Gavrilof arkadaşlarım katıldı. Ulusal ve uluslararası kişi ve kurumlardan Ermeni kaynaklarından bilgi ve belge derleyerek yüklenici firmaya destek verildi.

Önce projeleri bu grupla beraber inceledik. Zaman zaman birlikte Van’a gittik, zaman zaman ikili üçlü şekilde. Bazen ben gitmedim arkadaşlardan giden oldu. Bir arkadaşımız oradaki belgeleri almak üzere Ermenistan’a gitti. Örneğin Haç kaidesi için Jan Gavrilof gitti ve Ermenistan Mimarlar Odası Başkanı, Kültür Bakanı müsteşarı ile görüşüp, fotoğraflarda görünen bu kaidenin boyutlarının saptanmasında yardım istedi. Onlar da kendi içlerinde tartışmışlar, oran, çap üzerinde ve sonuçta bir mutabakata varıp çizimini de yapmışlar ve arkadaşımız o ustayla birlikte geldi buraya. Sonra Van’a gittiler ve külah gibi olan kaide sökülüp yerine yenisi yapıldı. Daha sonra Ermenistan’dan İCOMOS üyesi iki kişilik bir heyet geldi. Biri duvar resimleri konusunda uzman diğeri restoratör olmak üzere. Böyle bir ekip çalışmasıydı sonuçta.

mimdap: Kilisenin taş yapısı, rengi ve üzerindeki taş işçiliği çok önemli. Restorasyon sırasında hem doğal hem de yapay etkilerle bozulmuş taş yüzeylerine ve üzerindeki figürlere nasıl yaklaşıldı. Bunlar kısmen tamamlandı mı?

Z.M: Dış cephede çok yoğun bir bozulma yok. Mermi delikleri ya da vurup çarpma ile figürlerde bozulmuş noktalar için orijinal taşını bulduk oranın. Kaynaklarda, Kral Gagik, Tavan’ın Hotan Köyü var, orada bir Arap Kalesi var ve taşlar oradan sökülüp getirilmiş. Dış cephenin gerçek renginin bu olmadığını ben söyleyebilirim. Bir kaplama var adeta, seramik boya gibi bir şey var. Orijinal rengi bana kalırsa bu değil. Taşın da orijinal rengi farklı. Taşı iki üç santim kırılmasıyla arkada gri renk çıkıyor. Yapıda demek ki kimyasal bir reaksiyon oluşmuş. Pas rengi diyelim ona, ama taşın içine bakıyorsun güneş görmeyen kısmı gri.

mimdap: Duvar resimleri hakkında biraz daha bilgi verir misiniz?

Z. M: Oldukça iyi bir çalışma oldu, okuyanlara faydalı olsun diye bu bilgileri aktarmak isterim. Yaklaşık kırk farklı noktadan içindeki sıvalardan, boyalardan örnekler alındı. Buradaki İstanbul Konservasyon Labaratuarına geldi, mineral yapıları, içindeki katkılar, ömürleri analiz edildi. Konservasyon Labaratuarı bir rapor hazırladı ve onun üzerine bütün çalışmalar yürüdü. Dolayısıyla gerisinde böyle bir bilimsel çalışmanın üzerinde bu restorasyon gerçekleştirildi. Bu titizlik olunca olabiliyor demek ki. Konservasyon Labaratuarı tıpkı Anıtlar Kurulu gibi yoğun aslında, dosyalar yığılı, bekliyor. Malzemeler yığılı ve yeterince personelleri olmuyor ama arkadaşlar sağolsun özveriyle yardımcı oldular.

mimdap: Duvar resimlerinde eksiklikler canlandırıldı mı? Gidenler ne ile karşılaşıyorlar?

Z.M: Temizlenmiş duvar resimleriyle karşılaşıyorlar, o kadar. Herhangi bir tamamlama yok. Baştan prensip kararı alınmıştı. Taşların üstündeki bazı sıvalar kopmuştu. Derzlerdeki sıvalar çatlamıştı. Önce toz alındı, sıva tamirleri yapılacak yerler yıkandı. Her noktadaki problem etiketlendi ve öncelikle bu sıvalar sağlamlaştırıldı. Boşluklar şırıngayla bağlayıcı özel kimyasal ile beslendi. Üç katman sıva vardı. Duvar resimlerinin arkasındaki sıvalar güçlendirildi. Çatıdan pencereden giren sular epeyce bozmuştu çünkü. Kilisenin içinde üç metre kadar yüksekliğe kadar duvarlarda mavi bir boya vardı. Boyanmış. İlk bakılınca yapıya ait zannediliyor ama değil, silindi bu boya. Bunlarla uğraşırken sıvaların altını kontrol ettik ve üç metre yüksekliğe kadar olan yerlerin gerçek resimleri sıvanın altında çıktı.

mimdap: Sıvayla kapatılmış mı yani?

Z.M: Evet sıvayla kapatılmış. Hatta sıva tutsun diye resimlerin üstüne yer yer çentik atılmış. Şimdi gidenler resimlerin üzerinde beyaz noktalar, izler görecekler. Bunlar sıva tutsun diye yapılan zedelemeler.

mimdap: Kilise 1915 den sonra başka bir amaç için mi kullanılmış?

Z.M: Yok hayır, 1915 den önce bu yapılanlar. Tarihleri belli, Osmanlının yaptığı bir şey değil bu. Ermenilerin kendileri bir nedenle yapmışlar, gerekçesi belli değil sadece. Belki de nedeni var fakat biz ulaşamadık.

mimdap: Akhdamar Surp Haç Kilisesi’nin zemin kaplamaları neydi?Z.M: Kilisenin zemin kaplamaları taştı ve sağlam olmayanlar değiştirildi. Yine Tatvan bölgesinden taşlarla.mimdap: Siz restorasyon çalışmasının başarıyla sonuçlandığını ve bittiğini düşünüyor musunuz? Oldukça kısa bir sürede ortaya konulan restorasyon çalışması Akhdamar Kilise ve Külliyesi için yeterli midir?Z.M: Projeyi hazırlayan arkadaşımız Yakup Hazan, Kilise dışındaki bir alana “kazı alanı” demiş leke olarak. Orada yapı olduğu yazılı kaynaklarda ve eski fotoğraflarda var. Bakanlık, ilk ihalenin içine kazıyı da sokmuş. Bir gittim, müteahhit kazmış, yarıya gelmiş. Dedim ki “ne yapıyorsunuz?” Dediler ki, iş kapsamında ve yapıyoruz. Kazı sonunda müthiş bir manastır kompleksi çıktı ortaya. İlk katın duvarları, okul binası, mutfak ve içindeki tandırlar çıktı. Burası esasında bir kiliseyken sonra bizim medreseler gibi etrafına binalar yapılmış.

mimdap: Külliye gibi sanki…

Z.M: Külliye aynen. Gibisi fazla aynen medreseler gibi. 1800 ler civarında ihtiyaca binaen hepsi aynı anda yapılmamış, okul mesela 1884 de yapılmış. Birazcık gecekondu mantığıyla. Çünkü bağlayıcı malzemesi çamur, işin felaket yanı o. Biraz boğuştuk, bunlar nasıl korunacak diye. Ortada ne proje var ne finansal boyutu var. Bakanlığa bir rapor yazdım, bu kış gider bunlar diye. “Bu duvarlar yıkılırsa altında kalırsınız” dedim. Bu kadar güzel şeyler yapıldıktan sonra yazık olur dedim. Bunun üzerine duvarları yıkılmasın diye desteklemek için duvarların her iki yanından geçici olarak küf taşı torbaları yerleştirdiler. Şimdilik o vaziyette duruyor. Açılışta Bakana sordum “ne olacak” diye. Bakan programa aldık, baktıracağız dedi. Tamam kilise kurtuldu ama biz onun yakın çevresinden bahsediyoruz. Esas adanın tümünü ele almak gerekir. Yazılı kaynaklar orada kiliseden önce olağan üstü bir saraydan bahseder. O nerede, bir takım izler var, aşağıda iskelenin olduğu yerlerde surlardan bahsediliyor, acaba onlar göçtü mü…

Bu anlamda bakıldığında restorasyon çalışmaları bitmemiştir. Yoksa kilise bitti tabi.

mimdap: Akhdamar Surp Haç Kilisesi açılışı için çeşitli tarihlerden bahsedildi ve defalarca açılış değiştirildi. Niye oldu bunlar?

Z. M: Gerçekten utanç verici bir şey bu. Tarihi 24 Nisan olarak açıklamaları ve tepki gelince 11 Nisana çevirmeleri, 11 Nisanın Ermenilerce 24 Nisan olduğunun anlaşılması ve bu kez o yönde tepkiler ve sonuç…

Küçük bir anımı anlatayım: Hrant’ın öldürüldüğü haftaydı, Pazartesi günü. Hrant bana telefon açtı, “Zakar katılacak mısın?” diye. Tarih değiştirildi 11 Nisan oldu. Ben dedim, “katılacağım”. Hrant, “Ama sen biliyor musun ki 24 ü ile 11 i aynı şey” O zaman katılmam dedim fakat telefonda da ona bir espri yaptım, televizyonda bir yarışma yapılıyor ve yarışmacı cevabını verdikten sonra soruyorlar “emin misiniz?, son kararınız mı” diye. Telefonda bu şekilde şakalaştık Hrant’la. Haberim yok, o haftaki yazısında Hrant, “Emin misiniz, son kararınız mı “ diye atmış başlığı…

Bunlar çıkar yol değil. Ben bu işe başlarken bunu bir politik malzeme yapmayın, ne Ermeniler ne de Türkler yapsın dedim. Bir diyalog kapısı aralanabilir mi Türk-Ermeni ilişkilerinde? Nitekim belirli şekillerde oldu. Bir heyet ve müsteşar geldi oradan. Kötü mü oldu? Bakanla oturup konuştular, ağırlandılar, güldüler, elleri ellerine değdi bu insanların. Bakışları daha yumuşadı. Gidip anlatacaklar o insanlar orada. Burada da anlatılıyor, ben anlatıyorum şimdi. 19 kişilik uzmanlardan oluşmuş bir heyetti. Bir iki küçük şey dışında olumlu buldular restorasyonu. Bu da iyi oldu.

mimdap: Restorasyon geçiren Akhdamar Surp Haç Kilisesi’nin korunması, yaşatılması için düşünceleriniz var mı?

Z.M: Evet, birinci etap gerçekleştirildi ve bundan sonraki süreç önemli. Oranın işletilmesi, bakımı çok önemli. Umarım oraya yeteri kadar personel koyarlar, basında yer aldı kameralarla kontrol edilmesi gerekir. Şu anda bir yönlendirme eksikliği var. İnsanlar iskeleden indiler, nereden nereye dönecekler, bilgi tabelaları olması gerekir. İhale kapsamında olmadığı için açıkta kalmış şeyler. Talep var ve ziyaretçiler geliyor. Bu yapının her yıl bakımı, gerekecek onarımlarının yapılması, temizliği şart. Jamadun dediğimiz kısım asıl müze olacak kısım. Buraya Akhadamar’la ilgili, tarihçeyle ilgili fotoğraf, yayın gibi unsurların konması gerekir. Şu anda müteahhit henüz orayı terk etmedi ama işletilmesi ile ilgili süreç mutlaka dikkate alınmalıdır. Kazı sonucu ortaya çıkan kitabelerin bir envanteri çıkarılmalı. Şu anda çıkarıldığı gibi duruyor.

mimdap: Bir Ermenisiniz ve tarihimizin bu döneminde bu görevi üstlenirken meslek adamı olarak sorumluluğunuzu ön planda tuttuğunuzu söylüyorsunuz. Bu ne demektir, bize açıklar mısınız?

Z. M: Söylemek istediğim burada politik yaklaşmayacağımdır. Duygularıma kapılıp “burayı yakmışlar, yıkmışlar, kesmişler bizi…” gibi bir yaklaşımdan uzak davranacağımı söylemek istedim. Tabiî ki duygularım ve düşüncelerim var. Ama bu ikisini birbirine karıştırmayacağım demek istedim. Şimdi var mı bilmiyorum, diploma alırken bir yemin imzalatırlardı. Ben o yemine sadık kalacağımı söyledim aslında. Benim için dildir, dindir, ırktır,.. bir meslek adamı olarak bu Hıristiyan yapısıdır, bu bir Müslüman yapısıdır, bu Musevi yapısıdır, bu çoktanrılı döneme aittir,… benim böyle bir şey deme şansım yok.

mimdap: Takdir edilip bu noktada cemaatiniz açısından görevlendirilmişsiniz. Bir de ortada bütün dünya açısından önemli bir eser var ve çalışmalarınızla yardımcı olup restorasyon işini kontrol etmişsiniz. Meslek hayatınız açısından bu çalışmanın içinde olmak nasıl bir anlam taşımaktadır?

Z.M: İki senelik emeğim var. Tabi keyifli ve onur verici bir şey. Geçtiğimiz günlerde cemaat için yaptığım sunumda “herkese nasip olur inşallah” dedim. Çaba sarf etmek gerekir, gönüllü katkılara hep ihtiyaç var. Türkiye’deki restorasyon çalışmalarına, çevre çalışmalarına gönüllü katkılar gerekiyor. Bunun yanında övgü de alıyorsun, yergi de. Ermeni’den de alıyorsun, Türk’den de.

mimdap: Çalışmalarınızdan dolayı ellerinize sağlık, bu görüşmeyi bizimle yaptığınız için size çok teşekkür ediyoruz.

Z.M: Ben de teşekkür ederim.

UYUYAN GÜZEL ………… Akhtamar’da bir yılı aşkın bir süredir hummalı bir faaliyet var. Başbakan, Kültür Bakanlığı 2005 yılında Van’ın uyuyan güzeli Akhtamar’ı uyandırmaya karar verdi. Kollar sıvandı. Projeler hazırlandı, işi yapacak, güzeli uyandıracak firma olarak Kartalkaya Proje İnşaat Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. ve Er Bu Ortaklığı belirlendi

AKHDAMAR’IN HİKAYESİ …Medeniyetlere beşiklik etmiş, “krallar kralı”’nı görmüş, “benzeri olmayan” kralların hükmettiği Vaspuragan topraklarından günümüze Van Kalesi, Van Limanı, Urartu yazıtları ve Akhtamar Surp Haç kilisesi gibi birçok eser ulaşmıştır.

MİMDAP

6 Yorum
  1. [...] hikâyesinin anlatıldığı bir seminer gerçekleştirildi. Mimdap’ta daha önce yayınladığımız Mildanaoğlu söyleşisi, Uyuyan Güzel ve Akthamar Hikâyelerinin yanına bu sempozyumun özetini de [...]

    Mimdap » Akthamar Kilisesi Restorasyonu Sempozyumu | 26 February 2008

  2. Mildanoğlu’na teşekkürler. Bir tarihi dönemi açığa çıkarmanın yanısıra çok kültürlü yapımızın güzel bir yansımasını samimi bir şekilde ortaya koyuyor. Bu eserin yıllarca harab edilmesi çok acı idi. Yapılan restorasyon kısmen problemi azaltmış. Mildanoğlu’na teşekkürler.

    cengiz küçüksemerci | 23 February 2009

  3. ben dokuz eylül üniversitesi güzel sanatlar fakültesi resim bölümü mezunuyum.resim restorasyon deneyimim var.bu işlerde görev almak istiyorum.beni yönlendirebilirmisiniz. s.nurdan@hotmail.com

    nurdan | 3 July 2009

  4. ben ahtamar adasını çok özlemişim aman bir daha görmek istiyorum ama adayı sakın kirletmeyin ricam olur sizlerden

    ferit canbey | 16 February 2010

  5. Gerçekten bu tarihi kilisenin restore edilip bütün eski karakteristik tefferuatlarina önem verilmesi tarihi açidan çok büyük vasif tashiyor..bilahassa 9′uncu yüzyilin Vaspuragan Ermeni Krali I Gagik Ardzruni yönetiminde o zamanin mimari Manuel tarafindan gerçekleshen Surp Haç kilisenin zamanimiza kadar ulashmasi bir mucize eseri olsada Bashbakan ve Kültür Bakanligi himayesinde, Sayin Mimar Zakariya Mümtazoglunun, Müteahit diger Mimar arkadashlarinin çabalariyla Surp Haç kilisesi kendi ihtishamina kavushtu. Kendilerine minnetarim. Eski esrler iç ve dis tasarim mimari ve müteahit-Isviçre

    Puzant Hanesyan | 29 May 2014

  6. Hiç işime yaramadı

    Fatma Çelik | 29 November 2018


Yorum yazmak için


Sondern-Adler Evi serüveni, usta mimarın daha sonra boyutunun üç katından daha fazla olacak bir genişleme tasarlamadan önceki mütevazı 80 metrekarelik büyüklüğü ile başladı. Editör: Miabelle Salzano         Frank Lloyd Wright’ın eserlerinden birinde yaşamayı hiç hayal ettiniz mi? 1,65 milyon dolar için hayalleriniz şimdi gerçekleşebilir. Kansas City, Mo’daki 3600 Belleview Bulvarı’ndaki üç yatak [...]
ARŞİV
Subscribe