Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Sanayi Sonrası Kentini Planlamak: Hamburg/Kopenhag/Milano
Share 19 August 2010

Lucy Bullivant, kullanılmayan sanayi bölgelerinin, masterplanlar ile özgün kentsel alanlar yaratma fırsatı sunduğunu söylüyor.

ss-1.jpg

Sanayi sonrası işlevselliğinin pek çok Avrupa kentinden kaldırılması gerekliliği giderek daha çok ön plana çıkarken, masterplana bağlı bir gelişme, tüm kente ve hatta ardındaki bölgeye farklı açılardan faydalı olabilecek bir mekansal potansiyel yaratma konusunda büyük yardım sağlamaktadır. Sanayi artıkları ve kentin ticari gelişiminin ayak izi kalır ve kolay kolay silinemezken, aynı zamanda kent etkinlik çeşitliliği açısından yoğunlaşsa da küçülse de, bireysel hareketliliğin kolaylaştırdığı konut yayılımı da kent merkezlerinde boşluklar açar.

Hamburg, Kopenhag ve Milano için yapılan planların her biri, güçlü bir kamusal alan fikriyle üretildi; sürdürülebilirlik konusunda da büyük iddiaları var. HafenCity örneğinde, Hamburg artık 1980 ve 90’larda olduğu gibi çevresine doğru gelişmediğinden dolayı, sanayiden kalan alanda yapılan geliştireler sürdürülebilirliği ifade etti, böylelikle de bakir alanların çok fazla gelişmesi engellenmiş oldu. Bu üçünün de altında yatan prensipler, en olumlu kelimelerle açıklanabilir. Hepsi de kentsel yaşamı, çeşitli sosyal çevrelerin birbirinin içinde eriyebileceği şekilde yoğunlaştırırken, erişilebilirliği destekleyip, sanayi mirasının ayırt edici karakterinden dolayı mekan kullanımını büyüleyici biçimde, geçmişteki insanların limitlerinin çok ötesinde farklılaştırıyor.

Hafencity, Hamburg

ss-2.jpg

Hamburg’da bulunan HafenCity, liman doklarıyla kesişen, sanayi geçmişini izlerini açıkça taşıyan ve binalarının çoğu yenilenmekte olan, Elbe nehri üzerindeki bir adadır. 1 kilometre uzunluğundaki alanın bir ucunda yer alan Kaispeicher A’nın çatısına yerleştirilen Herzog & de Meuron’un Elbphilharmonie konser salonu Mayıs ayında en üst noktasına ulaştı ve bölgede yeni bir anıt halini alacak. Kees Christiansee’nin (KCAP) 2000 yılında hazırladığı masterplanın esnekliği, yürütülen plan ve projelere iyi bir altlık oluşturduğunu kanıtladı. Ancak doğudaki üç bölge, Oberhafen, Baakenhafen ve Elbbrücken daha az yoğundu, çevrelerine yeterli biçimde entegre edilememişlerdi ve kendilerine özgü gerçek birer kimlikten yoksunlardı. Bu nedenle HafenCity KCAP’ı bölgede çeşitli değişiklikler yapması için çağırdı ve böylelikle tamamlandığında 12 bin kişinin yaşayıp 40 bin kişinin çalışacağı ve 80 bin kadar ziyaretçinin geleceği bir yer haline geldi.

ss-3.jpg

ss-4.jpg

Birlikte Oberhafen’i sanat merkezi, Baakenhafen’i konut ve eğlence bölgesi, Elbbrücken’i de konut ve iş karışımı olacak şekilde tasarladılar. Büyük ve küçük meydanlar mekansal entegrasyonu teşvik ediyor; yeni yeşil nehir kıyısı ile Entenwerder yarımadasını birleştiren köprü de eklenince bölgenin yeşil ve açık karakteri yoğunlaşacak. HafenCity Hamburg’dan Dr Marcus Menzl, “En çeşitli doku ve yapılar burada birleşiyor ve kamusal alanlar konseptte çok önemli bir rol oynuyor.” diyor.

Valby, Kopenhag

ss-5.jpg

ss-6.jpg

2008 yılında bira firması Carlsberg, üretimini, 1847’de bölge daha çiftlik arazisiyken başladığı Kopenhag’ın merkezindeki 33 hektarlık Valby alanından taşıdı. Şu anda etrafı çevrilmiş olan bu Valby alanı, yeniden projelendirmeye ve kamusal erişime açıktı. Ancak daha o zaman Carlsberg’in gayrimenkul müdürü Lars Holten Petersen, “Bölgede halen bir varlığa sahibiz ve onunla bağlantımız olsun istiyoruz. Bu bizim tonlarca para alacağımız bir vur-kaç projesi değil. Kentin ve sakinlerinin seveceği bir şey yapmak istiyoruz” açıklamasını yapmıştı. Firmanın bölgeden çıkacağı haberi duyulur duyulmaz halk, doğa parkından gökdelene, pek çok fikir üzerinde düşündü. Carlsberg, mimar ve şehirci Jan Gehl’e alanın nasıl geliştirilebileceğini ve bölgenin tarihi kimliği üzerinde nasıl yapılacağını sordu. Bu ilk araştırmanın üzerine 2006 yılında uluslararası bir fikir yarışması açıldı.

İlk dönemlerinde oldukça babaerkil bir yapıya sahip olan Carlsberg firması, çalışanlarını kollardı. Bugün ise ulusal olarak sembolik etkisi, çok uluslu yapısı ve yeni yeri, kentsel sorumluluğu beraberinde getiriyor. Petersen bunu çocuk büyütmeye benzetiyor. Herşeyi önceden belirleyemezsiniz: büyüdükçe herşeyle kendi başlarına ilgilenmek isterler. Kentsel alanlarda ise, “bir temel ve çerçeve verin, bir noktada yönetimi ele geçirip kendi yöntemleriyle gelişmeye başlarlar.” Petersen, Carlsberg’in yeni kentsel merkezini geliştirmesinin 5 ila 10 yıl alacağını öngörmüştü ancak Pekin’deki “Terkedilmiş Kent” gibi izole olmuş değil, daha çok Vesterbro, Søndermarken ve Valby Çemberi’nin geleneksel konut alanı gibi çevre bölgelere destek olacak şekilde gelişmesini amaçlıyordu. Yer altı otoparkı Vesterbro’nun trafiğini azaltacağını düşünen Petersen ayrıca yer altı yolları da istiyor.

ss-7.jpg

Bölgenin sadece belirli bir gelir düzeyindeki ya da belli bir mezhebe bağlı kişilere ayrıladığını açıklarken, “Biz Vesterbro’dan daha yoğun ancak daha açık, cana yakın ve erişilebilir gözüken bir kentsel çevre inşa edebileceğimizi düşünüyoruz” diye ekliyor. Kopenhag’ın güney doğusundaki yeni lineer kenti Ørestad örneğin, Carlsberg’in modeli değil. Freetown Christiania onun amaçlarına aha yakın gözüküyor. “Konsept çerçevemizde bir kentsel bölge, olumlu anlamda bir meydan okumadır.”Yarışmaya katılan 221 aday arasında, 1996’da Christian ve Signe Cold tarafından kurulan Kopenhag merkezli Entasis seçildi. Masterplan ile konut, mağaza ve ofisleri olan canlı ve sürdürülebilir bir bölge olması kararlaştırılan alanda Entasis, bir kamusal alanlar ağı tasarladı: bahçeler, meydanlar, akslar, sokaklar, patikalar, geçitler ve kamu binaları. 17 bölge tanımlandı ve bunların 12’sine işlevsel ve estetik bir kod verildi.

Entasis’e göre kentsel mekanın başarılı olarak tanımlanması mimari formu ve işlevi belirler, bunun tersi değil. Masterplan tarihi bir kent ya da müzeleştirilmiş bir alan yaratmak için bir araç değildir. Ancak mevcut ve yeni öğeleri, bina yükseklikleri ve eksensel ve labirent deneyimiyle sağlam, modern, 7/24 yaşayan, karbon nötr bir bölge üretimini belirler.

ss-8.jpg

İlk yapılan 17. bölge Industrikulturens Plads etrafındaki 7 binadan meydana geliyor ki bunların 3’ü korunmuş, 4’ü ise yeni binalardır. Kimi tescilli binalar geliştirilemezken diğerleri ise yeniden kullanıma hazırdı. Buralarda ofis, konut, kafe, mağaza, klinik gibi işlevlerle geliştirildi.Klasik yoğun kent merkezinden ilham alan karma işlevli planda 50-120 metre arasında değişen yüksekliklerde 9 ince gökdelen yer aldı. Ortak alanlarla ilgili yapılan anlaşma sonucunda kısa, dar sokaklar, geçitler, büyük küçük meydanlar oluşturuldu. Carlsberg’in geniş yer altı koridor ve kiler ağı, bu olağanüstü alanın yeniden kullanılması için ihtiyaç duyulan mahremiyeti sağladı. Sonuç, Entasis’in planının, sanayi alanından yeni bir kent parçasının yaratılmasında oldukça başarılı olduğunu gösteriyor.

Raggi Verdi, Milano

ss-9.jpg

Alman/İtalyan peyzaj mimarları LAND’in ortağı Andreas Kipar Milano’nun dairesel Raggi Verdi masterplanını hazırladı. Buradaki zorluk, konumun avantajlarını kullanıp kentin boşluklarından kentsel proje üretmeye başlamak.

8 yeşil ışın boyunca 72 kilometrelik bir yürüme ve bisiklet sürme ağından oluşan Raggi Verdi Milano’nun merkezinden başlayıp banliyölerinde son buluyor. Kipar, ABD’li mimar Charles Waldheim’in “peyzaj kentleşmesi” tanımından yola çıkıyor: Çağdaş kentin temel öğesi olarak mimarinin yerini peyzaj alır. Kentleşme, sadece rekreasyon ya da görsellikle tanımlanamayacak canlı sistemlerden ayrı düşünülemez, kentin gizli ve entegre bir parçasıdır. Ancak Waldheim gelişen kentsel peyzaj ile masterplanın kapsayıcı vizyonunu birbirinden ayırıyor. Buna karşın LAND’in Raggi Verdi’si aslında ve korkusuzca daha geniş bir vizyon yaratıyor. Öyle ki belediye Milano’nun yeni yapısal planının bir parçası yapıyor: boşlukları içe kapalı yerler yapmak yerine dışarıya açmak.

ss-10.jpg

“Yeşil Işınların” ilki Porta Nuova bölgesini, katedralin kuzeydoğusundan kesiyor. Burada, değiştirilen raylı sistemden arta kalan, 290 bin metrekarelik kullanılmayan alan bulunuyor. Yanındaki üç bölge – Garibaldi, Varesine ve Isola – geçirgen bir yaklaşımla, 160 bin metrekarelik yaya alanı ve 2 km bisiklet yolunun içine 85 metrekarelik bir park yapılarak geliştirilecek ve yeniden bağlanacak.Peyzajı uygulanmış alanlar, meydanlar ve köprüler, bu bölgeler arasında güvenli bağlantılar kuracak. Kipar, “eskiden olduğunun aksine bugünün kentlerinde yeşil kentsel alanlar kentin ayrı bir yerine yerleştirilmiyor, günlük etkileşimin bir parçası olacak şekilde, kentin yaşayan, entegre bir bölümü oluyor.” Diyor. “Mekansal olarak belirlenmiş planın keskin sınırlarını aşıp tüm kentsel yaşam alanının bir parçası olmalı ve Milano’yu kolay, akışkan ve davetkar bir kente dönüştürmeli”

Daha sonra Expo 2015 merkezinden güneybatıya doğru devam eden kuzeybatı gelişme aksı için Porta Nuova kentin ana modlar arası kesişim ve hareket noktası olabilir. Buradan 75 metre uzunluğundaki MI-LU yeşil ışını, hemen yanındaki Lugano’nun yeni Cornaredo bölgesi ve Plan Scairolo’yu birbirine bağlar. İki önemli ekonomi bölgesini bağlarken MI-LU, kültür, iş, sosyal ve doğal kaynaklar açısından zengin bir mega kent bölgesi yaratmayı temsil eder.

ss-11.jpg

Yazı ve Görseller: Architecture Today
Çeviri: Mimdap


Yorum yazmak için


Tasarım: Giovanni Vaccarini Architetti Endüstri ile tarım dünyası arasındaki bir arada yaşama vaat eden bir örnek, Russi’deki Giovanni Vaccarini Architetti’nin Powerbarn’ı (Ravenna, İtalya), Eridania şeker şirketinin bir mülkünün bir sanayi bölgesinin bir biyoenerji üretim tesisine dönüştürülme sürecini yorumlar. Kum tepecikleri ve doğal yollar ile çevrili olan ve yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi için yeni direk, enerji [...]
ARŞİV
Subscribe