Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Tadao Ando ve “Yu-un”
Share 5 February 2008

Tadao Ando, Japonya’nın en etkileyici ve en tanınan mimarlarından biri. Müzelerden konut alanlarına, tek katlı evlerden büyük alışveriş alanlarına kadar her tür projeyi kendine özgü minimalist ve beton ağırlıklı tasarım anlayışıyla yaratmış.

Tadao Ando’nun hayata geçirip, herkesin dikkatini çektiği ilk projesi 1976 yılında Sumuyoshi’de yapılan Row House oldu. Bundan sonraki 30 yıl boyunca da, Ando, ilk projesinde yakaladığı çekiciliği elden bırakmadı.

Ando, stilini “Aslında, ben betonu kendi başına kullanmayı tercih etmem. Mekânı, beton yardımıyla ifade etmeyi isterim. Betondan yapılmış bir mekân, hiçbir zaman tam olarak boş olarak nitelenemez. İçerisi, günışığıyla, karanlık ve derinlik hisleriyle doldurulabilir. Hayalî, ya da fiziksel pek çok eleman, bu mekânlar içerisine yerleştirilebilir.” şeklinde açıklıyor.

Konutlar, 100 civarındaki küçük – büyük tasarımla, Ando’nun deneyimi içerisinde önemli bir yer tutmuş durumda. Özellikle de Ando’nun çocukluğunda yaşadığı tipik nagayalar, mimarî biçimini oldukça etkilemiş.

Ando: “Ben 14 yaşındayken, evimizi yeniden yaptık. Çatıya açılan bir küçük pencere sayesinde, günışığı oda içerisinde çok ilginç bir his yaratıyordu. O günden itibaren de mimarlık üzerine daha fazla şey öğrenmek istediğimi anladım. Bir doğramacı ustasının yanında çıraklık yaparak da bu işe girdim.”

Ando, Chichu Sanat Müzesi’ni Naoshima Adası’nda tasarlamıştı. Projeyi ondan isteyen Obayashi’ydi. Obayashi, Ando’dan misafir ağırlayabileceği ve çeşitli sanat eserlerini beğeniye sunabileceği bir ev istemişti. Obayashi, bu birlikteliği şöyle anlatıyor: “Ando bana bunu kendisinin yapabileceğini söyledi. Bu teklifi geri çevirmem gibi bir şey söz konusu dahi olamazdı zaten. Uzun zamandır Ando ile dosttuk, hatta ben onun mimarî çizimlerinin koleksiyonunu yapıyordum. Evimi onun tasarlamasını gerçekten çok istemiştim.”

Eve isim arayışları sonunda “Yu-un”da karar kıldılar. Ando, “’Yu’ zevk almak, ‘un’ da inziva anlamına geliyor. Yani seçtiğiniz ismin derin bir anlamı vardı” diye açıklıyor.

Evin en dikkat çekici özelliği, belli bir ritmi yakalayan, hipnotize edici, gölgeli geometrik şekillerin kullanılmış olması. Ando, “Ziyaretçilerin bu eve girdiğinde umutla ve heyecanla dolu olmalarını istiyorum. Bir kapının ardında ne olduğunu, köşeyi dönünce karşılarına ne geleceğini merak etmeleri, bu evi daha da çekici kılacaktı” sözleriyle anlatıyor bu tercihini.

Giriş kısmı, evin iki tarafına da açılıyor. Bir kapıdan yaşam alanlarına girilirken, diğerinden sanat galerisine ulaşılabiliyor. Özel ve kamusal alanları ayırabilmek amacıyla, iki kısmın birbiriyle hiç kesişmemesine özen gösterilmiş. “Pek çok tasarı yaptıktan sonra sonunda N şeklinde bir iç mekân kurgusu oluşturduk. Böylece hem açık alanlar yaratmak, hem de iç mekânda yeterli çeşitliliği sağlamak mümkün oldu.” diyor Ando.

Obayashi’nin düşüncesi, sanatçıyla mimarın birlikte çalışarak, ortak bir işe imza atması olmuş. Bu yüzden de Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson, Japon tasarımcı Tokujin Yoshioka ve Hapon ışık mimarı Shozo Toyohisa gibi pek çok sanatçıyı da evin yapımında çalıştırmış. “Eliasson bana gelip avluda seramik kullanmayı önerdiğinde, bu fikri çok sevdim. Pek çok mimar tasarımlarında en ufak bir değişikliğe dahi tahammül edemez. Ando da genelde cam, metal ve beton kullanıyordu. Ama o da bu fikri beğendi ve uyguladık” diyor Toyohisa.

Eliasson, 6800 adet platinyum kaplı seramikleri beton duvarlara eklemleyerek, harika bir görsel şölen sunuyordu. Eliasson, tasarımını şu sözlerle anlatıyor: “Işıkta ufak değişiklikler yaratmak seramikleri daha görünür kılıyor, böylece iç mekânın ışığı da değişiyor. Gerçekten de o ışığın evin tasarımını tamamlayan bir öğe olduğunu anlıyorsunuz.”

Bu dinlendirici etkiyi sürdüren diğer bir etken ise, ikinci kattaki beton duvarlı avlu oluyor.

Ando, avluyu anlatırken şunları söylüyor:

“Burası gerçekten mu (hiçlik) ve yohaku (beyaz) dolu bir alan. Ziyaretçiyi spritüel olarak sorgulayan, adeta hayali bir alan gibi. Bu tür bir alanı tasarlarken, Japonya’nın geleneksel kültür mirasını göz önünde bulundurdum. Müşterim de bu konsepti büyük bir beğeniyle karşıladı. İtalya’da Görünmez Ev’i, Chicago’da bir diğer evi tasarladığımda, Avrupalı müşterilerimin de aynı beğeniyi gösterdiğini görmüştüm. Mekânsal derinlik yaratmayı, zihinlerde iz bırakmayı, insan psikolojisine hitap etmeyi, seviyorum. Eğer benim tasarladığım bir binada gezen biri, kendi içinde devinimler yaşayabiliyorsa, o zaman başarılı olmuşum demektir.”

Kaynak: Architectural Digest

3 Yorum
  1. bir doğramacı ustasının çıraklığından “bu işe” yani mimarlığa girmiş olmak, evlerinin çatı penceresinin onu meraklandırmaya yetmesi bugün tanımlı eğitim yollarından epeyce farklı.

    ustalık bir noktadan sonra bu kadar saflığa ulaşabilmekte herhalde.

    kürşat akın | 7 February 2008

  2. bir ustanın bakışı her zaman olağan dışıdır. göremediklerimizi gören farkedemediklerimizi farkeden bir dokunuş, hissediş. mimari yani, daha ne olsun.

    pınar çelik | 9 February 2008

  3. hayallerin ötesinde bir yaradılış bence

    elif çolak | 23 March 2008


Yorum yazmak için


Amerikalı mimarlar Tod Williams ve Billie Tsien, Japonya Sanat Birliği’nin 2019 Praemium Imperiale ödülünü  kazandı.       2019 Praemium Imperiale mimarisi, Tod Williams ve Billie Tsien’i ödüllendirdi. Fotoğrafı çeken Taylor Jewell     Her yıl verilen Praemium Imperiale, mimarlık, heykel, müzik, resim ve tiyatro ya da film alanlarında “büyük uluslararası etki” yapan sanatçıları tanır. [...]
ARŞİV
Subscribe