Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
İstanbul ve Deprem Gerçeği
Share 11 August 2010

İstanbul ve yakın bir zamanda beklenen İstanbul ve çevresini etkileyebilecek büyük deprem. Bu konuda 1999 yılında yaşanan Gölcük – Adapazarı depreminden bu yana önce sıklıkla sonra ise seyrelen bir biçimde, son yıllarda ise 17 Ağustos yıldönümlerinde dile getirilen bir gerçeklik.

İstanbul ve çevresi yapılan jeolojik belirlemelere göre yaklaşık 250 yıllık periyodunu dolduran büyük bir depremi bekliyor. Bu gerçek bilimsel olarak ortaya konduktan sonra yapılması gerekenler herhalde bu kentin deprem zararlarına karşı korunması, önlemler geliştirilmesi olmalıydı. Bu konuda hiç mi bir şey yapılmıyor? Bunu söylemek elbette haksızlık olabilir ama kayda değer, depremin büyüklüğü ve gelebilecek zararla orantılı bir önleme çalışması maalesef yürütülmüyor.

Geçtiğimiz akşam (9 Ağustos 2010) NTV’de yapılan ve İstanbul depremini konu alan iki uzmanın konuşmalarını başlık olarak alarak bu konuyu tekrar gündeme taşımak istiyoruz.

Deprem geliyor…
“Olası depremde 42 bin bina yıkılacak. Mevcut yapı stokunun %70 i dayanıksız.” Bu cümleler deprem raporundan alınan çarpıcı belirlemeler. “Deprem gibi rapor” başlığı altında konuyu mercek altına alan NTV televizyonu, geçen akşam yaptığı programda Prof. Dr. Naci Görür ve İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe’yi konuk ederek olası İstanbul depremini sorguladı.

ng-cg.jpg

Bu önemli konuda bakınız yıllardır emek veren uzmanlar neler söyledi:

Bir şeyler yapıyor gibi görünüyorlar
Prof. Dr. Naci Görür, “Şu manzaraya bakın. İnsan haklarına önem veren bir ülkede böylesi beklenen bir felakete karşın böyle kayıtsız davranılır mı?” dedi. Görür sözlerini “İnsanların oturduğu yerler güvenli değil. Her 17 Ağustos’tan önce bir şeyler yapıyor gibi görünüyorlar. Aradan 10 sene geçmiş halen belediye başkanları envanterden bahsediyor. Şimdiye değin bunlar çoktan bitirilmiş ve riskler belirlenmiş olmalı buna karşı çareler gündeme getirilmiş olmalıydı.” açıklamalarıyla sürdürdü.

Sorun para sorunu değil
Daha sonra söz alan İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe ise şunları söyledi:

cemal-gokce-2.jpg

“Biz 17 Ağustos’tan hemen sonra İstanbul’un güvenli kent haline getirmenin birkaç yıl içinde gerçekleşemeyeceğini söyledik. Öyle kolay bir mesele değildir, bu bir strateji meselesidir.”

“Biz geçmişte yılda ‘1 milyar dolar harcarsanız on yıl içinde İstanbul’u güvenli hale getirebilirsiniz’ dedik. Bugün 52 milyar dış borca yılda 2 milyar dolar faiz ödüyoruz. Bu iş bir planlama meselesidir, neye önem verdiğinizle ilintilidir. Eğer bizim söylediğimiz gibi yılda 1 milyar dolar ayrılsaydı bugün bambaşka bir noktada olabilirdik. Bu yapılamamıştır.

Mesela İstanbul’da yaklaşık 270 civarındaki hastanenin bile güvenlik sorunu var, bugüne kadar sadece iki tanesi güçlendirildi. Sorun sadece para sorunu değildir. Deprem bir rant aracı olarak kullanılmaya çalışılmaktadır.”

“İstanbul’daki yapılarımız başta eğitim ve sağlık yapıları olmak üzere güvenlikli hale getirilmesi gerekir.

Mesele para ve kaynak bulma meselesi değildir, beklenen dönüşümün deprem öncelikli olarak yapılması gerekir. O takdirde güvenli yapılara kavuşuruz.”

Referandumda nasıl halka gidiliyorsa…
Prof. Naci Görür, son günlerdeki güncel konu, anayasa referandumuna bağlı olarak siyasetin uğraşı alanlarını değerlendirirken şunları söyledi:

naci-gorur.jpg

“Bugün bilindiği gibi referandum gündemimiz var. Başbakan ve muhalefet adım adım Anadolu’yu dolaşıp halka ne yapması gerektiğini söylüyorlar. Eğer biz can güvenliğine önem veriyorsak; tıpkı bu referandumda olduğu gibi adım adım dolaşıp halka ne yapması gerektiği söylemeliydik. Ancak böyle bir şey yapılıyor mu? Siyaset bunun neresinde?”

“Ama 11 yıldır hiç bir şey neredeyse yapılmamıştır. Yapılanlar ise sadece zorlamalar sonucunda ve birçoğu göstermelik ve birçoğu yasak savma kabilinden. 1999 da 20 bin kişi öldü resmi rakamlara göre. Oysa beklenen depremde çok daha büyük kayıplarımız olacak.

Bugüne kadar yapılanların çoğu deprem sonrası için. Oysa asıl olarak deprem öncesi için hazırlık yapılmalı, yapı güvenliğinin önceden sağlanması ve risklerin azaltılması esas olmalı. En büyük eksiklik siyasi iradenin olmayışıdır. Siyaset bu konuya inanmamış gereğini bir türlü yapmamıştır.”

Zaman verilmiştir aslında…
Program sunucusu tarafından yöneltilen İstanbul depremi için her zaman sorulan “Bir tarih verilebilir mi?” sorusuna Prof Dr. Naci Görür şu şekilde yanıt verdi:

“Zaman konusunda bilimsel veriler var. 99 senesinde yapıldı bu tahmin, otuz yıl içinde %62 idi. Artı eksi 2029’a kadar biz depremi bekliyoruz. Depremin zamanı verilemez ama risklerin geldiğini bu tahmini vermekle bile aslında gereğini yapmak isteyen toplumlar için yeterlidir.

marmara.jpg

“Biz Marmara dibindeki gaz çıkışlarını gözleyerek bir anlamda olası depremi daha Doğu ve Karadeniz bölgesindeki riskleri de aynı şekilde araştıralım dedik. Teknik üniversite olarak Bingöl, Kahramanmaraş Üniversiteleriyle bir çalışma yürütmeyi karar verdik ve TÜBİTAK bu çalışmaları görmeden reddetti. Bizim de bu durumda bilim adamları olarak umudumuz kırılıyor elbette.”

anadolu.jpg

Araştırma ve raporlar dikkate alınmadı
cemal-gokce.jpgDaha sonra Cemal Gökçe’ye, meclise sunulan deprem raporu soruldu. Gökçe “ Biz İnşaat Mühendisleri olarak İstanbul’un deprem gerçeğine ilişkin bir raporu meclise sunduk. Ama ne yazık ki bizim ve bilim insanlarının verdikleri raporlar dikkate alınmadı.“İstanbul’daki yapı stokunun iyileştirilmesi için doğru ve kararlı bir iradenin mutlaka bulunması gerekir. Bu gelecek kuşaklar için de bir sorumluluktur aslında.

Hala yapı güvenliği sağlanamıyor
“Bugün belediyedeki üç projeden ikisinin deprem güvenliklerinin sorunları vardır. Bunu iddia etmiyor, açıkça söylüyorum. Biz İnşaat Mühendisleri Odası olarak incelediğimiz 1030 projeden 900′ünün deprem yönetmeliklerine uygun olmadan üretilmediğini söylüyoruz. Proje uygun olsa bile yerinde doğru yapılması sorunları vardır. Bu da denetim konusunu önümüze getirir. Bizim ülkemizde yapı denetim problemi vardır.

2001 yılında çıkan denetim yasasının o günlerde eksiklikleri olduğunu söylemiştik. Bu yasayla denetimi düzgün sağlamak mümkün görünmüyor. İmar kurallarımız ve değişikliklerimiz deprem güvenliğimizi sarsmaktadır.

Prof Dr. Naci Görür ise sonsözlerini “11 senede yapılanlara dönüp baktığımızda her şeyin eskisi gibi yürüdüğünü görüyoruz. Bizim görevimiz milletimizi uyarmak. Biz uyarmaktan bıktık. Büyük sayıda can kaybı ve ekonomik çöküş mutlaka dikkate alınmalıdır” dedi.

Son yılların değişmez ve önlenemez konusu: Deprem Tehlikesi
oguz-gundogdu.jpgBu yıl içinde TMMOB İstanbul İKK’sı tarafından yapılan “Kent Kurultayı”nda bir başlık da afetler ve özellikle İstanbul Depremi idi. Deprem gibi bir doğa olayını büyük can kayıplarına uğramadan atlatacak bir düzenlemenin yıllardır yapılamayışı, sorunların görmezlikten gelinme tavrı ve yetkililerin hala bir irade gösterememesi, gerçekten konuya emek verenleri ve uzmanları şaşkına düşürmektedir.

Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu kent kurultayı sırasında afetleri ve afetlere karşı alınması gereken önlemleri sıraladıktan sonra asıl olarak bu işin sorumlusu olanları belirlemiş ve bu olguyu sorgulamıştı.

Gündoğdu, deprem gerçeğinin bir doğa olayı olmasının yanı sıra, bu doğa olayının yapılan araştırmalara göre felakete dönüşme olasılığının aktörlerini bir bir belirlemişti. Burada siyasi erk, yerel yönetimler, üniversiteler, güvenlik güçleri, basın, sivil toplum, meslek birimleri gibi uzun bir listede, en göze çarpıcı olanın en başa yazdığı siyasal yapı yani hükümet ve organları olduğunu ifade etmişti.

aktorler.jpg

Zira bu güç son yıllarda kayda değer bir şey yapmadığı gibi 99 depreminden sonra kuruluna “Deprem Konseyi” gibi yapıları da “yerine başka ve daha iyi” bir örgütlenme kuracağız diyerek dağıtmıştı. Dolayısıyla toplumu savunmasız bırakan bu yaklaşım belki de en sorunlu olan aktör olma özelliğini devam ettiriyor.

Rakamlarla göz atarsak…
Yine “kent kurultayı” toplantılarında “İstanbul ve Deprem” başlıklı sunumu yapan Cemal Gökçe’nin aktardıklarına bakalım:

17 Ağustos depremi sonrasında bölgede 66 bin konut ve 10 binden fazla işyerinin yıkılmış ya da ağır hasar almış olduğunu, yine 67 bin kadar konut ve 10 bin kadar işyerinin orta hasar almıştı.

haritalar.jpg

Yapılan çalışmalardan sonra toplanan bilgilerin ışığında olası İstanbul depreminin senaryosu içinde, 70 bin kadar binanın ağır hasar, 200 bin binanın orta hasar alacağını, 400 bin ailenin barınma sorunuyla karşı karşıya kalacağını, 160–200 bin kişinin yaralı olarak hastane ihtiyacı bulunacağını, çeşitli varsayımsal çalışmalara göre ise 70 bin ila 150 bin kişi arasında bir can kaybının beklendiği, bunun dışında sanayi alanlarında Türkiye ekonomisini felç edecek büyüklükte zararların olabileceği, İstanbul’da acil olarak güçlendirilmesi gereken içinde hastaneler ve okulların da bulunduğu 2473 binadan henüz çok az bir kısmının güçlendirildiği gibi çarpıcı bilgiler var.

harita-eski.jpg

Marmara Bölgesi için Nuriye Pınar tarafından hazırlanan ilk deprem haritası

 

Mevcut yapı stoku kötü durumda
İnşaat Mühendisleri Odası olarak yıllara dayalı olarak yapmış oldukları incelemelerde İstanbul’daki mevcut yapı stokundan aldıkları beton kaliteleri deneylerinde durumun çok kötü olduğunu ifade eden Gökçe, 1100 binadan aldıkları çok sayıda karot sonucunda ortalama beton basınç deneyini 9 civarında çıktığını, oysa bu ortalamanın 20 olması gerektiğini vurguladı.Mevcut yapılarda asgari C20 seviyesinde olması gereken beton kalitesinin yapılan araştırmalara göre %74 ünün bu kalitenin altında kaldığını, dünya standartlarına göre ise bu sınıflamanın bugün C30 kalitesinde bulunmasını istediklerini anlattı.
İlgili bakan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bile İstanbul mevcut yapı stoğunun %90 mertebesinde sorunlu olduğunun kabul edildiğini belirten Gökçe, yerleşim kusurları bulunan bu kentin özellikle sanayi alanlarının %15’inin alüvyonlar üzerinde bulunduğu hususuna dikkat çekti.

Siyasi irade sorunu
İstanbul’un AB kriterlerinde bir kent olabilmesi için 60 milyar Euro’nun harcanması gerektiğinin altını çizen Gökçe, kentin yenilenmesinin şart olduğunu ama bunun koşullarının hazırlanmaması yüzünden büyük can kayıpları ortaya çıkaracak bu problemin çözümüne başlanamadığını söyledi.

2000 yılında getirilen deprem vergilerinin kalıcılaştırıldığını fakat bu kaynakların deprem riskini önlemeye ayrılmadığının örneklerini veren Gökçe, 2009 a kadar toplanan 27,2 milyar liranın nereye gittiğinin bilinmediğini, İstanbul depreminin zararlarını önlemekle ilgili olarak yenileme ve dönüşümle ilgili araçların ve yöntem ve stratejilerin iyi belirlenmesi, bütünlüklü bir projeler ile planlanması gereği üzerinde vurgular yaptı.

Çözüme yakın mıyız?
Bütün bunlardan sonra sağlıklı ve güvenli bir kent konusunda çözüme yakın mıyız? Toplumsal beklenti siyasal yapıyı bir çözüm aramaya itiyor mu? Sivil kurumlar ve uzmanlığı olan örgütler bu konuda vaziyeti eleştirmenin yanında “kötü kaderi” değiştirecek önermelerde bulunuyor, demokratik kamuoyunu bu konular üzerinde harekete geçirebiliyorlar mı?

Henüz bu sorulara verilecek cevaplar sanki açıkta bekliyormuş gibi görünüyor. Fakat bugünden başlayarak bir şeyler yapmak herhalde önce kendi yaşamımız, sonra toplumumuz ve ülkemiz için elzem durmaktadır.

Mimdap

10 Yorum
  1. İstanbul dünyanın deprem açısından en riskli bölgelerinden birisi. 1752 Depreminde kent içinde toprağın birçok yerde yarıldığı yazılı. Geçmişteki izlerle günümüzdeki yapı durumunu karşılaştırdığımız zaman, yani olmuş olan yeniden olursa ne olur? dediğimiz zaman ortaya çıkan tablo tek kelime ile korkunç. 1999 depremi İstanbul’a yüz kilometre mesafede ve yerin on kilometre altında meydana gelmişti. Diğer geçmişten gelen deprem merkezleri arasında adaların açığı, mürefte, tekirdağ açıkları var.
    Yapı stoğuna gelince yetmişli yıllarda yapılan yapılar deprem neredeyse yok sayılarak hesaplandı yapıldı. Deniz kumu, tuzuyla, kabuğu ile kullanıldı, bodrumlarda su yalıtımı yapılmadı… Aslında bir çok binanın yıkılmak için depreme bile ihtiyacı yok. En lüks semtlerde bile bodrum katlarda kolonlar perde duvarları el ile bile kopartılabilecek durumda. Yanal yükleri, dinamik yükleri kesinlikle kaldıracak durumda değil.

    Anonymous | 12 August 2010

  2. sondan başlayayım, çözüme yakın değiliz.
    umursamazlık her zaman olduğu gibi bir devlet geleneği.
    kaynak sorunu bu ülkede en yararlı işler geldimiydi konuşulur.
    ithalat ihracat, dünya bankası, borç almak dense hiç kaynak sorunu gündeme gelmez ama halkın can güvenliğini ilgilendiren birşey oldumu bunun pahalı olduğu yetkililer tarafından iddia edilir.
    bu saçmalığı sona erdirecek hiç bir siyasi parti programı bugüne kadar öne sürülmedi.
    bu saçmalığı değiştirecek hiç bir kapsamlı sivil toplum girişimi olmadı.
    tmmob bu mantıkla hükümetleri sıkıştıracak bir iddia ve program peşinde olmadı.
    işte o yüzden sorun belli ama çözüme uzağız.
    saygılarımla
    nebahat çöllü

    nebahat çöllü | 12 August 2010

  3. Depremin yaşandığı zaman bir felaket tehlike azıcık uzaklaştığı zaman ise hikaye gibi görüldüğü garip bir ülkede yaşıyoruz. Bu mantıksal yapı değişmedikçe hiç birşey değişmez. Ne yazık!!!

    Bülent Arapgirlioğlu | 13 August 2010

  4. İşte bir 17 Ağustos yıldönümü daha. Dün akşam Adapazarı’nda partilileriyle iftar yemeğinde sayın başbakan her şehrin büyük felaket günleri olabileceğini söyledikten sonra başkalarını suçlayarak kendilerinin modern ve çağın gereklerini yapmaya çalıştıklarını falan günün siyasi malzemelerini sıralar gibi anlatıyordu. Deprem olalı on yıl geçmiş bunun sekiz yılında siz varsınız. Nasıl olup da başkalarını suçluyorsunuz insanın mantığı almıyor. Birşey yapılacaksa siz niye yapmıyorsunuz?
    İşte kalite bu, izan bu.

    melek genli | 15 August 2010

  5. Gündem gereği deprem üzerine yapılan programlar yoğunlaştı. Kimi gruplar ve yayın kuruluşları da yıldönümü nedeniyle Gölcük’te vb. yerlerde anma programları yapıp kamuoyundaki deprem bilincini diri tutmaya çalışıyorlar. Her zamanki gibi ağlayıp sızlıyoruz. Depremde kurtarma çalışmaları sırasındaki acılı görüntüler tekrar be tekrar gösteriliyor. 11 yıl sonra bile o acıları çekenlere mikrofon uzatılıyor vs. vs. vs.

    Halbuki biz biliyoruz ki deprem değil, kendi yaptığımız hatalar öldürür. Japonya’da başka ileri ülkelerde olan yüksek dereceli depremlerde bir-iki zaiyatla atlatıyorlar. Biz de ise vasat depremler bile felaketle sonuçlanıyor. Cenab-ı Hakk’ın verdiği akıl nimetini adam gibi kullanabilirsek bizde de zayiatsız depremler mümkün. Depreme karşı yapılan iyileştirmeler babında eskisinden iyi olsak bile mevcut yapı stokunda yapılması gereken güçlendirmenin pek yapılmadığını görüyoruz. Dahası zemin vb. şartlar iyice tahkik edilmeden gereğinden fazla yüksek binaların yapılması, uygun olmayan alanların yerleşime açılması ise hâlâ tam akıllanmadığımızın önemli bir göstergesi. Bu bakımdan daha çok deprem programları yapar, 17 Ağustos’un yıldönümlerini daha yıllarca kutlarız gibi geliyor maalesef.

    Hayati Binler | 17 August 2010

  6. deprem 11 yıl önce bir acı bıraktı bu ülkeye. yılların sorumsuzluğu bir anda binlerce kişinin ölümüne neden oldu. bu felaketten bir ders çıkarılacak olmalıydı. malesef bu felaketten ders çıkarmak yerine bunu anmalara dönüştüren bir yapımız var. kimse sorumluluk üstlenerek bu felaketin zararlarını önlemek için adım atmaya yanaşmıyor. hep beklenen birşey var, para var, yetki var gibi bekleşiyor. halbuki bir insan bile kendi başına birşeyler yapar. peki kurumlar? onlar daha fazlasını yapar isterlerse.

    coşkun ateş | 17 August 2010

  7. Devletin anma törenlerinde acındırıcı birşeyler söylemesi dışında dişe dokunur yapılan herhangi bir önlem yok. Gelen depreme hiç bir hazırlık yapılmıyor.

    Osman Çoban | 18 August 2010

  8. deprem gerçeği sade vatandaştan devletin en üst kademelerine fakirinden zenginine her toplumsal katman için ciddi bir felaket ciddi bir konu. toplumsal uzlaşı en fazla bu moktada gerekli.

    fevzi yaltırak | 8 September 2010

  9. şimdi referandum önemli, yarın genel seçim, sonra cumhurbaşkanlığı seçimi, ondan sonra recep beyin partisi,… hep bunlar önemli. istanbul depremi nedir ki? önemli mi?

    melek genli | 11 September 2010

  10. 1999 depremi diyoruz imarlı, iskanlı, apartman yönetim planlı daire alıyorsunuz, binanın altındaki iş yeri sonsuz özgürlüğe sahip. Binanın taşıyıcı kolonuna çakmadığı demir kalmadı kaçak ek yaptı, bodrum pencerelerini kıdı su seviyesinin altına düşürdü kapı yaptı, binanın altına iki adet motor koydu 24 saat gürültü titreşim sakın şu makama baş vuraydın demeyin bir klasör dolu yazışma 2010 yılından berli zulum demek ki bizi bu zulumdan deprem kurtaracak

    muzaffer Ersoy | 16 August 2013


Yorum yazmak için


Tasarım: Giovanni Vaccarini Architetti Endüstri ile tarım dünyası arasındaki bir arada yaşama vaat eden bir örnek, Russi’deki Giovanni Vaccarini Architetti’nin Powerbarn’ı (Ravenna, İtalya), Eridania şeker şirketinin bir mülkünün bir sanayi bölgesinin bir biyoenerji üretim tesisine dönüştürülme sürecini yorumlar. Kum tepecikleri ve doğal yollar ile çevrili olan ve yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi için yeni direk, enerji [...]
ARŞİV
Subscribe