Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Frank Lloyd Wright hakkında söylenmemişler üzerine bir kitap
Share 2 July 2007

HAKAN DÖLGEN
“Doğa yaratıkları ortaya çıkardı. Sanat insanı” F.L.Wright

Geçtiğimiz aylarda ABD’de Frank Lloyd Wright üzerine yeni bir kitap yayınlandı. Hakkında her şeyin yazıldığı çizildiği düşünülürken, on yıllık araştırma ve 100 sayfalık kaynakçaya dayandırılan kitap, Wright hakkında birçok yeni detayın gün ışığına çıkmasını sağladı.

Kitabın adı: “The Fellowship, Frank Lloyd Wright ve Taliesin üzerine söylenmemiş bir hikâye”

Kitapta, eşinden, öğrencilerine ve torunlarına kadar birçok kişinin Wright ve Taliesin’de olan biten üzerine düşünceleri, Wright’in çıraklık dönemi ve mesleğinin ilk yıllarıyla ilgili hiç bir yerde yayınlanmamış detaylar bulunuyor.

Taliesin, formel eğitime inanmayan Wright’in, 1934’de kurduğu eğitim kurumu. İngiltere’nin Wales bölgesinde güzel sanatlar üzerine şiirler yazıp şarkılar söyleyen bir papazin adından esinlenilmiş. Wright’in ölümüne kadar birçok sıkıntılara rağmen açık olan kurum, Wright’tan sonra da öğrencilerinin ve eşinin destegiyle faaliyetini sürdürdü. Taliesin, sadece mimarinin yaşanmasından çok, bütün sanatların katılması gereken bir yaşam biçimiydi.

Wright, ustası Louis Sullivan’la çalışmaya başlamadan önce belli süre bir bakanın oğlu olan Cecil Corwin ile de çalışmış. Sullivan’ın yanından ayrıldıktan kısa bir sure sonra da bu ikili ortak büro açmış.

İngiliz kuramcı John Ruskin’in izleyicisi olan Sullivan, döneminde (19.yy sonu) Amerikanın en önde gelen birkaç mimarından biriydi. Wright; Sullivan’ın yanında çalıştığı dönemde henuz 25 yaşında olmasına karşın, Sullivan’in en çok maaş ödediği çizim elemanı olmuştu. Wright’in dışarıya da işler yaptığının Sullivan tarafından anlaşılması üzerine işten kovulsada daha sonra ilişkileri tekrar düzelmiştir.

Önce usta-çırak ilişkisi ile başlayan Wright-Sullivan beraberliği, Sullivan’in içkiye düşkün olması nedeniyle kaybettiği müşteri potansiyeli ve ömrünün son yıllarında Wright’in ona verdiği destek, hatta Sullivan’in geçimini sağlayabilmek için Wright’ten kendisine iş vermesini istemesi, bu kitapta vurgulandığı gibi, geçtiğimiz aylarda Chicago kökenli oyuncuların New York’ta sahneye koyduğu “Frank’ın Evi” adlı oyunun da teması olmustu.

Sullivan hastanede geçen ömrünün son günlerinde, Wright’a yazdığı kitabın ilk kopyasını verirken; “Frank, Amerika’da yeni mimariyi yaratan sensin, ama ben olmasaydım, sen bunu yapamazdın” dediği, kitapta bulunan anekdotlardan biridir (s:84). Ömrünün bu zor günlerinde Wright, Sullivan’a düzenli olarak para yolluyordu. Tüm bunlara karşın Sullivan’in yazdığı otobiyografisinde Wright’ten isim olarak hiç bahsetmemesi Wright’ı kırmıştı.

Wright’ın rahatsız edenlere karşı korunmak için boks dersleri alması ve bir defasında da bu dersleri esaslı bir biçimde uygulaması, Wright’ın Sullivan’la çalıştığı döneme ait belki de pek bilinmeyen yönlerden birisidir.

Taliesin’e mimarlık öğrencileri, okullarını bırakma pahasına gönüllü olarak katılıyorlardı. Yale gibi okulları bırakıp, bu ortak yaşama biçimine katılmış öğrencilerin sayısı değişkendi. Her ne kadar Amerika mimarlığında büyük bir çığır açmış usta Wright’in yanında çalışmak onur olsa da, buraya iki yıldan fazla sabreden nadiren olmuş, yine de bin kadar çırak mimar buradaki eğitimden geçmişti.

Wright’ın Taliesin’ine kabul edilen öğrenciler (ki buraya kabul edilmeyenler de olmuş) ilk safhada çizim elemanı olmadan önce bazen bir-iki yıl, sadece inşaatlarda çalışıyor, tarımla uğraşıyorlardı. Mimari–hayat birlikteliğini, teoriye boğulmadan önce birebir yaşıyorlardı. Bu yüzden çizim elemanı seviyesine yükselmek Taliesin’de bir aşamaydı. İlk gelenler bundan dolayı umutsuzluğa kapılabiliyorlar ve burayı erkenden terk edebiliyorlardı. Haftanın belli gecelerinde konserler verilip, şiirler okunuyordu. Haftada bir gün de Wright tarafından öğrencilerine belli konularda konferanslar veriliyordu. Daha sonra burası öylesine bir aile ortamına dönmüştü ki, içlerinden, birbirleriyle evlenenler, birlikte içenler, hatta Wright’i savunmak amacıyla başkasıyla kavga edip hapse girenler bile çıkmıştı: Bir gün eski bir işçisi Wright’la kavga edip onu arabasından indirerek dövmüştü. Burnu kanayarak Taliesin’e gelen Wright’in intikamını almak için beş çırak mimar, işçinin evine gitmiş, ve eşiyle beraber yemek yemekte olan eski işçi, mimarları görür görmez mutfağa gidip bıçağı almıştı. Yapılan kavgadan sonra kaçan mimarlardan ikisi saklandığı yerde bulunarak tutuklanmıştı. Biri daha sonra salınmasına karşın diğeri uzun bir sure hapiste kalmıştı (200).

Taliesin belli bir süre sonra o kadar ilgi çekmişti ki, Walter Gropius, Philip Johnson, Lewis Mumford’un da aralarında bulunduğu birçok ünlü mimar, sanatçı, yazar buraya gelmek, ziyaret etmek istemişti.

Taliesin’de çırak mimarlar sıcak su hazırlığı için, bazen sabahın üçünde kalkar, diğer mimarlar kalkana kadar odun keser ve ateş yakarlardı. Güne başlama zamanı genelde 06.30’du. Çıraklar çok erken saatlerde çizim odasına gittiklerinde genellikle bir önceki günün çizimleri üzerinde şafak vaktinden beri düzeltmeler yapan Wright’i çalışırken bulurlardı. Wright çoğunlukla yemekleri çırak mimarlarla birlikte yer, bazen de kendisi için özel yemek hazırlatırdı. Yemekleri beğenmediği zaman pencereden fırlatıp attığı da olurdu. Karısı Olgivann, bütün genç mimarların önünde, bir kaç defa gerçekleşen bu durumdan çok utandığını belirtir (s:194).

Taliesin’in inşaatları dışarıya yapılan projelerle birlikte yürütülmüş, çırak mimarlar tarafından yapılmıştı. Buradaki çizim odasının Taliesin kurulduktan ancak yedi yıl sonra bitirilebildiği düşünülürse (s:199), mimarlık tarihine altın harflerle yazılmış yapıların, ne kadar büyük zorluklarla ve ancak bir ideal peşinde koşulursa yapılabileceği anlaşılır.

Çağının çok ötesine gitmiş, mimari olduğu kadar birer statik şaheserleri olan Johnson Wax, Guggenheim Museum, Fallingwater gibi önemli projeler, Taliesin’de üretilmişti. Wright’in bunları üretirken karsılaştığı zorluklar, idareyle sürtüşmeleri, Amerikan Mimarlar Odası hakkında düşünceleri, detay hataları, inşaatlarında onlarca defa projeyi değiştirmesi, adeta projeye bağlı kalmadan zaman zaman yerinde uygulama yapması, birçok müşterisinin kendisiyle görüşmeyecek derecede kızgın olup çıraklarla inşaatı tamamlamak zorunda kalacak olması (ki Guggenheim öyledir), yeni bir yaşam biçimi kurmayı deneyen Taliesin’deki dinamizmin göstergeleriydi. Wright’ın burada ürettiği projeleri arasında, Arthur Miller’le evli Marilyn Monroe için de Connecticut’ta dairesel planlı bir ev bulunmakla birlikte çiftin daha sonra ayrılmasından dolayı bu proje gerçekleştirilememişti.

Vaktiyle aynı şeyi yaptığında, Sullivan tarafından kovulduğu için, Wright, Taliesin’deki çırak mimarların kendi işlerini yapmalarına izin verirdi.

Organik mimarlığın ilkelerini öğrencileriyle birlikte yaymaya ve en büyük ideali Broadacre City’nin uygulaması yönünde Wright büyük bir arzu içinde olmuştu ve bu ilkelerin hayata geçirildiği şehir yaşantısının Amerika halkına daha uygun olduğunu hep söylemişti. Wright bu teorik önerisini, küçük alanlarda kısmen uygulama şansı bulmuş ama hiç bir zaman bütünüyle uygulayamamıştır.

Broadacre City’nin sadece maketini bile Wright 67 yaşındayken büyük zorluklarla yaptırmıştır. Şelale evinin sahibi Edgar Kaufman ile bir sohbetinde, 3.7 m x 3.7 m boyutundaki maketin parasının yarısını Wright ondan sponsor olarak almayı başarmıştı. Wright, 10.000 kişi için planlanmış, daha önceden kavram halinde olan Broadacre City’nin ortada olmayan planlarını, New York Rockfeller Center’da olacak olan sergiye yetiştirilebilmek için tekrardan çizmek zorunda kalmıştı. 1934 yılında sergilendiğinde, sergi günde 1000 kişi tarafından gezilmişti.

Öte yandan Wright rahat yaşama, lükse düşkün biriydi. Broadacre maketinin bağış olarak aldığı parasının büyük kısmını bile kendine şık giysiler almak için kullandığı, ayrıca mimarların aidatlarından gelen parayı da, Taliesin kadar kendi lüks masraflarına harcadığı da kitapta belirtiliyor.

Wright geleceğin mimarisinin temel taşlarını oluşturduğunu biliyordu:

Şelale evinin inşaatı sırasında, Wright’in arasının açık olduğu çırağı Abe Dombar, Kaufman tarafından inşaatın başına konulmuştu. Wright inşaata geldiğinde Abe Dombar, Kaufman tarafından inşaat sahasından uzaklaştırılırdı. Bir gün zorunlu olarak arabayı Abe Dombar’in kullanması gerekmiş ve Wright, oldukça tedirgin olarak arabayı süren mimarı; “ Dikkatli sür, ellerinde modern Amerikan mimarlığının geleceğini tutuyorsun” diye uyarmıştı.

Wright’in ilk önemli yapısı sayılabilecek Kaufman evinde (Şelale Evi) Kaufman, Wright’tan gizlice kendi mühendislerine çizimleri kontrol ettirmiştir. Mühendislerin de projeye şüpheyle yaklaşması, Kaufman’nın bu proje ile ilgili ikilemde kalmasına neden olmuştu.

Wright’ı tasarım, müşteri ve imar yönetmelikleri yönünden en çok zorlayan proje Guggenheim Müzesi oldu. Mimarlık topluluğunda hep tartışıla gelen; “eğri duvarlara tablolar nasıl asılır” sorusu Guggenheim proje ve uygulama sürecinin temel sıkıntı noktası oldu. Bir duvarın birebir maketinin yapılması hep istenmesine karşın o, Solomon Guggenheim ve küratörü Hilla Rebay’i hep atlatmış, söz vermesine rağmen hiç yapmayarak, eğri duvarın birebir maketinden önce inşaatı başlatmıstı. Çünkü Wright için mimarlık; sanatların anasıdır, diğerleri sonra gelir. İnşaat başlamadan 10 yıllık bir projelendirme suresi geçmişti. Projelerin onay makamına ilk tesliminde, imara (New York Building Codes) ait 32 ihlal görülmüş ve geri çevrilmişti. Wright Guggenheim’in ilk önerilerinde imar konularını hiç dikkate almayarak binayı yola bile taşırmıştı ve ilk altı yıl herhangi bir arsa olmaksızın çalışmıştı. Bu sırada 90’larına yaklaşmış Wright’ta, Guggenheim’in başyapıtı olacağı duygusu hep hâkim olmuştu. Guggenheim projesine başladığında Wright seksenin üzerindeki Solomon Guggenheim’in her an ölebileceğini ve projenin de yarım kalıp tamamlanamayacağı şüphesini taşımış ve Şelale Evi, Tokyo Otel ve Johnson Wax gibi binaları yapmış olmasına rağmen Guggenheim’i inşa edemezse çok kolay unutulup gideceği duygusunu taşımıştı. Ziggurat formundan etkilenen Wright’in Şelale evini de çözen statikçileri, Guggenheim’da oldukça zorlanmıştı.

Bu sıkıntılar sonucunda Solomon Guggenheim’in küratörü Hilla Rebay, Mies Van Der Rohe’yi danışman olarak önermişti. Right’ı oldukça sinirlendiren bu tavır Mies’in, Wright’ta Allah vergisi bir deha olduğu açıklaması ile tatlıya bağlanmıştı (s:400).

Lewis Mumford o zaman yaptığı bir açıklamada; Guggenheim’ın kimseyi tatmin etmediğini sadece Wright’in kendisini tatmin ettiğini söylemiş ve usta mimarı küplere bindirmişti. Birbirlerine karşı çok kırıcı açıklamaları olan Wright ve Lewis Mumford’un mektuplaşmaları yıllarca devam etmişti.

Munford’un Guggenheim konusunda söylediği ise gerçekten ayrı bir tartışma ve yazı konusu. Bugün Guggenheim Müzesine gidenlerin; ek binanın ana müze, kendisinin ise dev bir anıt olarak adeta boş ve geçici sergilere hizmet eden yan mekân gibi kullanıldığını gördüğünde yaşadığı şaşkınlık, Lewis Mumfordun haklı olduğunu düşündürtüyor. Ama herkesin bu binayı çok da nedenlerini düşünmeden büyük bir hayranlıkla izlemesi ve sevmesi de, Wright’in “mimarlık sanatların anasıdır” sözünün haklılığının göstergesi.

Wright genellikle strüktürü öncelikli olarak tasarlamış ve mimarisinin ana taşıyıcı öğesi yapmayı becermişti. O dönemde Corbusier Ronchamp Sapelini, Gropius cam binalarını dikmiş ve mimarlık medyası bunlardan bahsetmeye başlamıştı. Fakat hiçbiri strüktürel sistemi Wright kadar zorlamamıştı. Wright Guggenheim statiği ile ilgili; “ Bu bina savaş anında üzerine bir bomba atılsa yukarıya büyük bir yay gibi açılır ve geri gelir.” şeklinde ilginç bir benzetme yapıyor. Bu düşünceyle, Wright’in binası bombalansa bile estetik bir obje olarak ortada durabilecektir. Wright için strüktürün ne kadar önemli olduğu, onun erken dönem örneklerinden Tokyo Otelinde görmek mümkün. O dönemde depremle yerle bir olan Tokyo’da ayakta kalan bir kaç binadan biri Tokyo Imperial Oteli olmuştur.

Estetik olarak mükemmel olmayana karşı Wright’in hiç toleransı yoktu. Çirkinliğin günah olduğunu düşünüyordu. Estetik konusunda onu en çok Tokyo Imperial Oteli inşaatı sırasında altı yıl kaldığı Tokyo’da, Japon mimarisi etkilemişti. Wright için çalışmanın kendisi de ayrı bir sanattı (s:236).

Yaratıcılığın yok olabileceği hakkında şöyle söyler: “ Yaratıcılık dürtüsü insanın içinde ölebilir birçok sanatçı yeteneğini böyle yok etmiştir. Bir kere kaybolduğunda yaratıcılık tekrardan kazanılması oldukça güç bir duygudur.” (s:137)

Wright Picasso’dan bahsederken “primitif formları taklit ederken kendini düşürüyor, ona saygı duyuyorum ama sadece bir palyaço olarak” sözü ile de Picasso hakkında hiç kimsenin söylemediği ve söyleyemeyeceği kadar aykırı bir düşünceyi dile getirir.

1937’de katıldığı Sovyet Mimarlar Kongresinde; “Yeni mimari ancak yeni bir toplumla eşleşir. Amerika gerçek bir şehir planlamasının oldukça uzağında. Özel mülkiyet sahipliği doğru şehir planlamasını olanaksız kılıyor. Ama Sovyetler Birligi doğru planlamayı uygulama değerlerine sahip bir ülke. Organize olmuş bir mimarlık özgür bir hayatin yansımasıdır” şeklinde düşüncelerini belirtir (s:316).

Wright’ın Taliesin’de bir nevi komunel bir yasam tarzı kurması, Sovyet Mimarlar Birliğinde yaptığı konuşması, Broadacre City ile ilgili olarak Amerikan kapitalizmi ile örtüşmeyen sözleri, belki de ilave olarak Taliesin bir kurum olarak ortaya atıp yaptığı projelere herhangi bir vergi ödememesi ( Birçok şeyin kurallarına uygun yapılmaması Wright’ın karşısına ölümüne yakın 20 Milyon ABD doları vergi borcu olarak çıkmıştır) F.B.I tarafından da sıkı bir şekilde izlenmesine nedenlerden birkaçı olabilir.

Kitabin bir kaç yerinde Wright’in zaman zaman eşlerine şiddet uyguladığından söz ediliyor. Kendisinden 30 yaş küçük olan son eşini sürekli kıskanmış, bu kıskançlıkları birkaç defa da şiddet uygulamaya kadar gitmişti. Genç çırak mimarların arasında eşini kıskanması belki de çok normal sayılabilir. Çırak mimarların daha sonraki açıklamalarında, Wright’in karısını hep arzuladıklarını belirtmiş olmaları bu kıskançlığın yersiz olmadığını düşündürebilir.

Frank Lloyd Wright’in eşi Olgivanna Wright, kendi anılarında Wright’in cinsel dünyasından kısmen bahseder. Wright’in nasıl erotik hikâyeler uydurmada usta olduğunu ve bunları da yüzlerce çizimlerle ifade ettiğini söyler. Fakat Olgivanna Wright bütün bu çizimleri Wright’in ölümünden sonra yakmıştır. Olgivanna, Frank Lloyd Wright anılarında; usta mimarın seksenli yaşlarından ölümüne kadar olan süreçte yaşına göre normal olmayan düzeydeki cinsel yaşamının olduğundan bahseder. Bunun normal olmadığını düşünen Olgivanna doktora danışmış ancak sonucunu anılarında belirtmemiştir. Sadece kızı Iovanna’ya “dehalar normalin üzerinde seks arzusuna sahiptirler” şeklinde bir ifadesi bulunmaktadır (s:442).

Ölümüne sekiz ay kala kendi mezarını tasarlayan Wright, kendi mezarının yanına sıra halinde çırak mimarların mezar yerlerini de düzenlemişti (s:523).

Wright’tan sonra Taliesin’de öğrencileri projelere devam etmiş ve Wright’ın dul eşinin de öncülüğüyle yarım kalan konut projeleri zengin müşterilere yüksek ücretlerle pazarlanmıştı. Projenin Wright’in bir öğrencisi tarafından yapılması istendiğinde ise fiyat daha düşük tutulmuştu.

Wright ölümünden 26 yıl sonra ölen eşi Olgivanna vasiyetinde küllerinin Wright’inkiyle birleştirilmesini istemiştir. Önce karşı gelinen bu istek, daha sonra Wright’in mezarı açılıp, Olgivanna’nın külleri ile birleştirilerek yerine getirilmiştir.

“Bir vurmalı çalgıyı sesin nereden geldiğini anlamak için kesip açmak anlamsız. Sanatın gerçekliği de hiçbir zaman bilim tarafından açığa çıkarılamaz” F.L.Wright

hakandolgen@yahoo.com


Yorum yazmak için


Tasarım: HKS Architects       NH Foods Ltd, Hokkaido Nippon-Ham Fighters Beyzbol Kulübü Co, Ltd ve Hokkaido Ballpark Corporation, önerilen inşaat alanı 26 Mart 2018′de kararlaştırıldığından beri, yeni bir basketbol sahası inşa etmek için çeşitli bakış açılarından gerekli çalışmaları sürdürmeye devam etmektedir.         Her şeyden önce, NH Foods, Fighters ve Hokkaido [...]
ARŞİV
Subscribe