Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Özel Ormanlarda İmar ve Planlama
Share 4 June 2010

İki Örnek Acarkent Ve Acarİstanbul

Özet
Günümüzde, doğal ormanların insan baskısından en az düzeyde etkilenmelerini sağlamak için özel ağaçlandırma çalışmalarına büyük önem verilmektedir. Dünya’da, özel orman alanlarının teşvik edilmesi, özel kişi ya da kurumlar tarafından işletilmeleri özendirilirken, Türkiye’de, orman ve bitki örtüsünün kaldırılarak hızla yapılaşmaya açılması istekleri dikkat çekicidir.

Orman Yasası ile (madde: 4) gruplandırılan ormanların her biri üzerinde pek çok sebeple yapılaşma ve işgaller bir türlü önlenememektedir. Özellikle, ‘ormanların içinde kamu yararı adı altında farklı kamu hizmetleri için yapı izni verilmesi’, ‘ormanlarda maden, taş, kum, kireç, kömür ve benzeri ocakların açılması ve işletilmesi için izin verilmesi’, ‘ormanların turizm için gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilmesi’, ‘özel ormanlarda yapılaşma izni verilmesi’ ve benzeri faaliyetlerle tesis edilen izin ve irtifak hakkı ile birlikte çok farklı türde ve niteliklerde hızlı ve yoğun yapılaşmalar ormanlarımızda bütün hızıyla devam etmektedirler.

Bildiride, Türkiye’de özel ormanlarda imar ve planlama konusu incelenmektedir. Konu incelenirken, son 25 yıla damgasını vuran ve üzerindeki tartışmalar ve yargı süreçleri hala devam eden ACARKENT ve ACARİSTANBUL örnekleri ele alınmaktadır. Ayrıca, konunun çözümüne katkı için önerilere yer verilmektedir.

Ormanlarda imar ve planlama
Türkiye’de ormanların korunması ve güvencesi Anayasanın 169. maddesidir. Anayasaya göre;

• Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
• Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.
• Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.
• Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz.
• Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir.
• Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
• Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.
• Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz.
• Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Anayasa’nın 169. maddesinin ilk üç fıkrasında yukarıdaki kurallara yer verilirken dördüncü ve son fıkrada tam tersi yer almıştır. Türkiye’de orman niteliğini yitirdiği gerekçesiyle orman dışına çıkarılan ve kamuoyunda 2-B olarak bilinen yerlerin dayanağı olan bu fıkraya göre;

“Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.”

Bununla birlikte, ormanlarla ilgili genel kurallar 6831 sayılı Orman Yasası’nda açıklanmıştır. Orman Yasasına göre (madde: 4), ormanlar mülkiyet ve yönetim bakımından üçe ayrılmıştır;

A) Devlet ormanları;
B) Hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar;
C) Hususi ormanlar;

Ormanlar nitelik ve karakter bakımından da üçe ayrılmıştır;

A) Muhafaza ormanları;
B) Milli parklar;
C) İstihsal ormanları;

Devlet ormanlarına ve Devlet ormanı sayılan yerlere ait her çeşit işler Orman Genel Müdürlüğünce yapılmakta ve yaptırılmaktadır. Devletten başkasına ait olan bütün ormanlar, Orman Yasası uyarınca Orman Genel Müdürlüğünün denetimine (murakabesine) bağlıdırlar (madde: 6).

Yukarıda belirtilen kurallardan ormanların çok sıkı korundukları ve ormanlarda hiçbir işgale ve yapılaşmaya izin verilmediği izlenimi edinilmektedir. Oysa, Türkiye’de en çok yağmalanan ve işgale uğrayan kamu mallarından ilk başta geleni ormanlardır. Üstelik bu durum yasalarla daha da rahat yapılabilir hale getirilmiştir. Bunun en çarpıcı örneği, yukarıda da belirtildiği üzere, ormanlardan orman dışına çıkarılmayı düzenleyen Anayasanın 169. maddesinin son fıkrası ve Orman Yasası’nın 2. maddesinin B fıkrasıdır.

Bunun dışında, yukarıda gruplandırılan ormanlar üzerindeki yapılaşmaların bir çok sebebi vardır. En önemli sebepler şunlardır;

1. Ormanların içinde kamu yararı adı altında farklı kamu hizmetleri için yapı izni verilmesi,
2. Ormanlarda maden, taş, kum, kireç, kömür ve benzeri ocakların açılması ve işletilmesi için izin verilmesi,
3. Ormanların turizm için gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilmesi,
4. Özel ormanlarda yapılaşma izni verilmesi,

Ormanların 2634 sayılı Turizmi Teşvik Yasası gereği, ‘kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi’ veya ‘turizm merkezi’ ilan edilmesi ile birlikte, ‘Türk veya yabancı uyruklu, gerçek veya tüzel kişilerce birlikte veya ayrı ayrı gerçekleştirilen ve turizm sektöründe faaliyet gösteren ticari işletmelere’ tahsisi olanaklıdır. Bu durumda, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki plânları yapmaya, yaptırmaya, re’sen onaylamaya ve tadil etmeye Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilidir. Planlarda, yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsalin (E) 0.30’u geçemeyeceği Yasanın 8. maddesinde belirtilmektedir.

acaristanbul

Acarİstanbul

2873 sayılı Milli Parklar Yasası’na göre, milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı ilan edilen ormanlarda, gelişme planlarının Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca hazırlanır ve yürürlüğe konulur (Madde: 4). Turizm bölge, alan ve merkezleri dışında kalan milli parklar ve tabiat parklarında kamu yararı olmak şartıyla ve plan dahilinde, turistik amaçlı bina ve tesisler yapmak üzere gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri lehine Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebileceği, bu izin üzerine gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri lehine tesis edilecek intifa hakkı süresinin kırkdokuz yılı geçemeyeceği, ancak, işletmesinin başarılı olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığınca belgelenen hak sahiplerinin intifa hakkının süresinin doksandokuz seneye kadar uzatılabileceği belirtilmiştir (Madde. 8).

Yukarıda belirtilenlerden ayrı olarak, ormanlarda yapılaşmayı artıran en büyük neden, 6831 sayılı Orman Yasası’nın 17. maddesidir. Ormanlarda yapılacak bina ve tesisler için, Orman Yasası’nın 17. maddesine göre izin alınması zorunludur. Orman Yasası’nda, 1987 yılında yapılan bir değişiklikle, “her türlü bina ve tesisler için” bedel karşılığında ve kırkdokuz yıla kadar izin verilebileceği belirtilmiştir. Yasa da, “her türlü bina ve tesisler için” deyimine dayanarak, İstanbul’da Mavromoloz Devlet Ormanı içinde bir özel üniversitenin inşa edilmesi üzerine açılan bir davada, Anayasa Mahkemesi, “her türlü bina ve tesisler için” deyimine sınırlama getirmiş, yalnızca irtifak hakkı tesis edilmesiyle söz konusu bina ve tesislerin yapılabileceğini öngörmüş, verilecek izinlerin “kamu yararının bulunması ve zorunluluk hallerinde” olanaklı olduğunu açıklayarak Orman Yasası’nın 17. maddesini iptal etmiştir (Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002 tarihli ve Esas No: 2000/75, Karar No: 2002/200 sayılı kararı).

Bunun üzerine, Orman Yasası’nın 17. maddesinde, ormanlarda özel üniversite yapımını da hukukileştirecek şekilde, 2004 tarihli ve 5192 sayılı Yasa ile değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişiklikle, ormanlarda inşa edilecek bina ve tesislerin sayısı artırılmış ve ayrıca bu bina ve tesisler tek tek sayılmıştır. Buna göre, ormanlarda, savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı ve katı atık bertaraf tesislerinin; sanatoryum, baraj, gölet ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın “kamu yararı ve zaruret olması halinde”, gerçek ve tüzel kişilere bedeli karşılığında Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebileceği kabul edilmiştir. İzin süresinin kırkdokuz yılı geçemeyeceği, ancak bazı şartların gerçekleşmesi halinde bu sürenin doksandokuz yıla kadar uzatılabileceği belirtilmiştir.

Orman Yasası’nda yapılan değişikliğin, bina ve tesis sayılarını artırdığı ve böylece ormanların tahribinin artacağı gerekçesiyle, iptal edilmesi için açılan bir davada, Anayasa Mahkemesi, yapılacak bina ve tesisler için “kamu yararı, zorunluluk veya kaçınılmazlık” ölçütlerine yer verildiğini belirterek Anayasanın ormanlarla ilgili 169. maddesine aykırılık olmadığına karar vermiştir (Anayasa Mahkemesinin 22.11.2007 tarihli ve Esas No. 2004/67, Karar No: 2007/ 83 sayılı kararı). Bu karar ardından, özel mülkiyetteki araziler üzerinde yapılmaları halinde önemli maliyet artışlarına yol açacakları gerekçesiyle, pek çok tesisin ormanlarda inşa edilmeye başlanması, ormanların ve sınırlarının korunmasındaki endişeleri artırmaktadır.

Orman Yasasında sayılan bina ve tesisler dışında, devlet ormanları içinde ağaç bulunmayan boşlukların veya açıklıkların işgal edilmesi, bu yerlerin ‘kültür arazisi’ olarak kabul edilerek işgalcilerine devri orman bütünlüğünü bozması nedeniyle önemli tartışmalara yol açmaktadır.

Anayasa ve Orman Yasası ile koruma ve güvence altına alındığı belirtildiği halde, bunun tam tersi bir şekilde yine aynı Anayasa ve orman yasası ile çok sayıda ve farklı türlerde yapılaşmaya açılan ormanların yağma ve talan altında olduğu görülmektedir. Yasalarla getirilen yapılaşmalar, bu kez, 22.03.2007 tarihli ve 26470 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik ile daha da genişletilmiştir.

Bildiride, orman rejiminin bir parçası sayılan “Özel Ormanlar” da imar ve planlama konusu incelenmektedir.

Özel ormanlarda imar ve planlama
Özel orman, kamu tüzel kişilerine (belediyelere, üniversitelere, köy tüzel kişiliğine vb) ait olabileceği gibi, gerçek ve tüzel kişilere (kişi, dernek, şirket, oda vb) de ait olabilmektedir. Devletin denetiminde sahipleri tarafından korunan ve işletilen ormanlar “özel orman” olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de ormanların %99.9’u devlete aittir (Çizelge-1, DPT 2001: 344, DPT 2007: 25). Buna karşın, çeşitli ülkelerde ormanların önemli bir bölümü özel orman niteliğindedir ve işletilmeleri özel kişi ya da kurumlar tarafından yapılmaktadır. Dünya’da orman varlığının %24’ü özel ormandır. Avrupa Birliği’nde bu oran %61.1’e yükselmektedir.

Çizelge-1: Ormanlarda Mülkiyet Dağılımı

cizelge

Türkiye’de özel orman konumunda toplam 15.863 hektar büyüklüğünde 324 adet özel orman bulunmaktadır. Türkiye yüzölçümünün %27.2’sini oluşturan ormanlarla (Çizelge-2) kıyaslandığında çok düşük bir orana sahip oldukları görülmektedir.

Çizelge-2: Türkiye’de Ormanlık Alanlar

cizelge-2

İstanbul’un 540.000 hektarlık alanı içinde Devlet Ormanları 257451.00 hektar (%47.68), Özel Ormanlar 6318.56 hektar (%1.17), Orman Dışına Çıkarılan Alanlar ise 16267.27 hektarlık bir alanı (%3.01) kaplamaktadırlar (İBB 2007: 134). İstanbul’un neredeyse yarısı orman arazisidir. Bu durum, artan nüfus ve iç göçün ilk tehdit ettiği alanların orman olduğunu göstermektedir. Ayrıca, İstanbul’daki özel ormanların bir özel üretim ve işletme alanından çıkarak “rant” alanı ve yapılaşma istekleriyle daha fazla kazanç elde edilecek alanlara dönüştükleri anlaşılmaktadır.

Türkiye’de 1937 yılında yürürlüğe giren 3116 sayılı Orman Yasası, özel ormancılığı kabul etmiş ve hatta özel ormancılığı teşvik eden hükümler getirmiştir. Bu yasa ile ormanın bakımını ve korumasını yapmak koşuluyla 25-50 yıla uzanan vergi bağışıklığı sağlanmıştır. 1945 yılında, ormanların daha iyi korunacağı ve daha iyi işletileceği düşüncesi ile 4785 sayılı Yasa çıkarılarak tüm ormanlar devletleştirilmiştir. Ormanlar devletleştirilmeden önce vatandaşlar tarafından kendilerinin ormanı olduğu düşüncesi ile daha iyi korunduğu halde, devletleştirildikten sonra orman tahribinin hızla arttığı görülmüştür. 1950 yılında çıkarılan 5658 sayılı Yasa, tepkisel bir nitelik taşımakta olup, mutlak devlet mülkiyetini reddetmektedir. Yasa, devlet mülkiyeti yanında diğer mülkiyet türlerine de yer vermiş, 4785 sayılı Yasayla devlete geçen orman mülklerinin bazı koşullarla sahiplerine geri verilmeleri öngörülmüştür. 1956 yılında çıkarılan 6831 sayılı Orman Yasası, 3116 sayılı yasa ve eklerini yürürlükten kaldırmış, özel orman mülkiyetini korumakla kalmamış aynı zamanda kamulaştırılamayacaklarını da belirterek güvence altına almıştır (Madde: 93/son fıkra). Özel ormanlarla ilgili yapılan sonraki değişikliklerle de, mülkiyet ve tasarruf haklarında geniş serbestlikler tanınmıştır (Madde. 52). Özel ormanlar, 6831 sayılı Orman Yasası’nın 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56. maddelerine göre işletilmektedirler (DPT 2001: 344-346).

Devlet Planlama teşkilatı Ormancılık özel İhtisas Komisyonu raporlarına göre, “… özel ormanlarda yaşanan en önemli sorunlar, mülkiyet ve yönetimden kaynaklanmaktadır.” En önemli sorunlar;

• Tapuya özel orman şerhinin konulmaması,
• Mesul müdür tayini,
• Yasa ile getirilmiş olan “Parselin tapuda kayıtlı yatay alanının yüzde altısını (%6) geçmemek” şeklindeki ifade ile yapılaşmaya izin veren hüküm ve uygulamadan kaynaklanan sorunlardır (DPT 2001: 350).

Günümüzde, özel ormanlarda yapılaşma ile ilgili 52. madde uygulamada büyük sorunlar yaratmaktadır (DPT 2007: 79).

Özel ormanların yönetimi ve korunmaları, Devletin kontrol ve denetimi altında olmak üzere 31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Yasası’nın 55. maddesi hükümlerine göre sahiplerine ait olmakla beraber, imar ve planlama faaliyetleri Orman Yasası’nın 52. maddesinde açıklanmıştır.

Buna göre, özel ormanlarda;
1. Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan izin almak,
2. Parselin tapuda kayıtlı yatay alanının yüzde altısını (%6) geçmemek,
3. İmar planlamasına uygun olmak,
koşulları ile inşaat yapılabilecektir.

6831 sayılı Orman Yasası’nın 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56. maddeleri ile düzenlenen özel ormanlarda inşaat yapılması hakkındaki kurallar ise, 25 Nisan 2002 tarihli (Değişiklik: 26.07.2005) Resmi Gazete’de yayımlanan, “Özel Ormanlarda ve Hükmi Şahsiyeti Haiz Amme Müesseselerine Ait Ormanlarda Yapılacak İş ve İşlemler Hakkında Yönetmelik” ile ayrıntılı bir şekilde kurallara bağlanmıştır.

Sözü edilen yönetmeliğe göre, inşaat yapmak isteyen özel orman sahiplerinin bir dilekçe ile ilgili orman bölge müdürlüğüne başvuracakları (madde: 11); Özel ormanın doğal niteliğinin korunmasına özen gösterilmek kaydıyla, inşaat için izin istenen özel ormanın bir komisyon tarafından arazide inceleneceği, yapılaşma isteminin rapora bağlanacağı, imar planlamasına açılan yüzde altı (%6) oranındaki kısmın köşe koordinatları ile harita üzerinde çeşitli renklerle belirtileceği (madde: 12); Orman Genel Müdürlüğü’ne intikal ettirilecek ön izin inceleme raporunun incelenerek Çevre ve Orman Bakanlığı Onayına sunulacağı, Bakanlıkça uygun görülenlere 24 ay süreli “ÖN İZİN” verileceği, bu süre içinde istenen belgeleri tamamlayamayanlara bir kereye özgü olmak üzere 12 ay ek süre verileceği, bu süre içinde de işlemlerin bitirilememesi durumunda izinin iptal edileceği ve 2 yıl süreyle aynı yer için yeni bir başvurunun kabul edilmeyeceği (madde. 13); Ön izin süresi içinde istenilen belgelerin ilgili orman bölge müdürlüklerine verileceği, yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen heyet tarafından inceleneceği, uygunluğu durumunda onaylandıktan sonra Orman Genel Müdürlüğü’ne gönderileceği, bu belgeler arasında, “ilgili mercilerce onaylı mevzii imar planı”nın da yer aldığı (madde: 14); Orman Genel Müdürlüğü tarafından kesin izin verilen inceleme raporu ve eki belgelerin değerlendirileceği ve uygun görülmeleri durumunda “KESİN İZİN” verileceği, kesin izin verildikten sonra imar planlaması ve uygulaması ile ilgili görev ve sorumlulukların imar mevzuatı çerçevesinde “İLGİLİ MERCİLERE” ait olacağı (madde: 15) hükme bağlanmıştır.

Gerek Orman Kanunu ve gerekse Uygulama Yönetmeliği birlikte değerlendirildiğinde, özel ormanlarda inşaat yapılabilmesi için son uygunluk kararının Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verileceği anlaşılmaktadır. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen ön izin süresi içinde düzenlenecek olan mevzi imar planı, yerleşim planı ve mimari projelerle ilgili olarak, gerek belediyelerin veya valiliklerin ve gerekse Koruma Kurulunca verilen uygun görüşlerin, işlemin tamamlanmış sayılması veya ruhsat verilmesi için yeterli değildir. Bu kararların ve belgelerin, ayrıca ilgilisinin başvurusu üzerine ilgili orman bölge müdürlüğü tarafından Çevre ve Orman Bakanlığı’na gönderilmesi ve “kesin izin” alınması zorunludur.

Bu aşamada en çok tartışılan konu, Parselin tapuda kayıtlı yatay alanının yüzde altısını (%6) geçmemek, ifadesindeki %6 oranının içine hangi inşai faaliyetlerin ve yapı türlerinin girdiğinin açık olmamasıdır. Bu oran, Taban Alanı Kat Sayısını mı (TAKS) ? Yoksa, Kat Alanları Kat Sayısını mı (KAKS) ifade etmektedir ? Belli değildir. Parsel içindeki yollar, kapalı otoparklar, bodrum katlar, havuzlar, duvarlar vb yapıların da bu oran içinde olup olmadığı belirsizdir. Kolayca çözülebilecek olan bu belirsizliğin devam etmesinin yarattığı karmaşa, bildiride gelişmeleri ayrıntılı olarak incelenen ACARKENT ve ACARİSTANBUL örneklerinden görüldüğü üzere tüm Türkiye’yi ilgilendiren ve endişelere sebep olan bir soruna dönüşmüş bulunmaktadır. %6 oranı ile elde edilen inşaat hakkının çok daha fazlası, bu kez “imar planları” ile getirilen kullanım biçimleri ve yapı türleriyle öngörülebilmektedir. Yasa ile imar planı arasında meydana gelen çelişkili durum, kamuoyunda ciddi rahatsızlıklara da sebep olmaktadır. Bu konuda çözüm önerebilmek için öncelikle ACARKENT ve ACARİSTANBUL örneklerini incelemek gerekmektedir.

ACARKENT Örneği Hukuki Süreç Ayrıntıları için tıklayınız.
acarkent
ACARİSTANBUL Örneği Hukuki Süreç Ayrıntıları için tıklayınız.
acaristanbul-3
Genel değerlendirme ve sonuç
İmar hukukunda, Yargıtay ve Danıştay kararlarıyla da açıklığa kavuşturulduğu üzere, bir idari işlemin sebebinin hukuka uygun olması gerekmektedir. Çünkü sebep, bir idari işlemin kaynağı ve dayanağıdır. Sebep, idarece karar alınmadan, işlem tesis edilmeden önce varolan ve idareyi belli bir karar veya işleme götüren hukuki ve fiili durumlardır. Özel ormanlarda, imar ve inşaat hakkının sebebi, Orman Kanunu’nun 52. ve 17. maddeleridir. Özel ormanlarda yapılacak inşaatlar için sözü edilen maddeler gereği Orman Genel Müdürlüğü’nden izin alınması ve buna uygun imar planı yapılması şarttır. ACARKENT ve ACARİSTANBUL örneklerinde bu koşullara uymak yerine sürekli olarak bypass edilmesi tercihi bir karmaşa yaratmıştır. Ancak kuralların çözümü daha belirgin, anlaşılır ve şeffaf hale getirmekten uzak olduğu da bir gerçektir. Bu bakımdan, mevcut durumun devam etmesi halinde özel ormanlar ile ilgili tartışmaların daha uzun yıllar sürmesi kaçınılmaz görünmektedir.

ACARKENT ve ACARİSTANBUL örneklerinden, belediyelerin yasalara ve yargı kararlarına rağmen işlem tesis ettikleri ve bundan korkmadıkları ve rahatlıkla hukuka aykırı davranabildikleri görülmektedir. Bunun nedeni, yasalarda etkili ve caydırıcı hükümlerin olmayışıdır. Her şeyin yapanın yanına kar kaldığı bir sistemde hukuka uygun bir sürecin izlenmesi daha az tercih edilmektedir.

İçişleri Bakanlığı Başmüfettişinin ve Mahkeme Bilirkişilerinin, kendilerini idari yargı yerine koyarak belgeler ve tesis edilen işlemler hakkında “yok hükmünde” kararları vermeleri, ayrıca imar mevzuatını bir yere koyarak “ruhsat verilebilir” kararları ile uygulamayı yönlendirmeleri, bir belediye başkanının altına muhalefet şerhi düşerek karşı çıktığı Koruma Kurulu kararındaki imzasını unutarak, bu kez tam tersi bir davranışla yapı izinlerinin düzenlenmesini sağlaması sıradan ve normal sayılabilecek durumlar değildir. Hukuka aykırı karar ve davranışların bir sonucu olarak inşa edilen yapıların tamamlanmasıyla oluşan fiili durum, bu kez aykırı olduğu hukuki durumu biçimlendirmeye ve değiştirmeye zorlamaktadır. Gelinen aşama, halkın devlete ve hukuka güvenini azaltmakta ve kamu düzenini tehdit etmektedir. Başta yapılması gereken, fiili durumun oluşmasına olanak vermeden hukuku tüm kurum ve kurallarıyla işler kılmaktır.

Ormanların, Anayasanın ve Devletin koruması altında olduğu gerçeği doğruluğunu yitirmiştir. Neredeyse, ormanların başta Anayasa ve Orman Yasası olmak üzere yürürlükteki kurallarla yağmalanması süreci yaşanmaktadır.

Bildirinin hazırlanması sırasında edinilen bilgilerin yargıya geçmiş ve kesin hüküm verilmiş davalar ile bilgi edinme yasası uyarında elde edilen bilgi ve belgeler, Çevre ve Orman Bakanlığı ile TMMOB Mimarlar Odası açıklamalarının ve işlemlerinin incelenmesi sonucu oluşturulduğu belirtilmelidir.

İstanbul’da ve giderek tüm Türkiye’de yağmalanma ve işgal tehdidi altında bulunan ve giderek bütünlüğü bozulan ve verimliliği azalan ormanlarla ilgili koruyucu kuralların ve mevzuatın, alınacak önlemlerin daha açık ve belirgin hale getirilmeleri gerekmektedir.

Özellikle, özel ormanlarda yapılaşmayı düzenleyen 6831 sayılı Orman Yasası’nın 52. maddesinde gerekli değişikliklerin yapılmasına ve yeni düzenlemelere gereksinme vardır.

Kaynaklar
AYANOĞLU S.: Orman Sınırları Dışına Çıkarma İşlemi ve Orman Dışına Çıkarılan Alanların Değerlendirilmesi Sorunu, Orman Kadastrosu ve 2B Sorunu Sempozyumu, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yayını, ISBN: 975- 395-853-6, s: 68-84, İstanbul, 2004.

ATBAŞOĞLU F.: Orman Kanununun 2/B Maddesinin Uygulanması ve Değerlendirilmesindeki Sorunlar Paneli, TMMOB Orman Mühendisleri Odası, Ankara Şubesi, Ankara, 2003.

ATBAŞOĞLU F.: “Görünmeyen Yangın 2B”, Orman Kadastrosu ve 2B Sorunu Sempozyumu, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yayını, ISBN: 975- 395-853-6, s: 50-67, İstanbul, 2004.

Beykoz Belediyesi’nce Erdal KÖKTÜRK’e gönderilen Özel Kalem Müdürlüğü çıkışlı 13.08.2008 tarihli ve M.34.6.BEY/09-365 Gd: 3571-DL sayılı yazı ve ekleri

DPT 2001.: Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Ormancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu, ISBN 975-19-2555-X, DPT: 2531 – ÖİK: 547, Ankara, 539s, 2001.

DPT 2007.: Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı Ormancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu, ISBN 978-975- 19-4031-5, DPT: 2712 – ÖİK: 665, Ankara, 102s, 2007.

İBB 2007, İstanbul Çevre Düzeni Planı Özet Rapor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Temmuz 2007, 154 s.

milliyet.com.tr., Bilirkişi ‘doğal orman’ dedi, mahkeme dinlemedi! 08.04.2008.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, TÜKODER Beykoz Başkanı Mimar Aysel CAN EKŞİ ve Beykoz Halkevi Başkanı Mak.Müh.Armağan ÖZTUKSAVUL tarafından idari yargıda açılan davalar ve bu davalarda verilen kararlar ve ekleri (Örnek: Danıştay 6. Dairenin 09 Şubat 2007 tarihli ve E.2006/2411, K.2007/701 sayılı kararı; Danıştay 8. Dairenin 21.10.2008 tarihli ve E.2008/1897, K.2008/6346 sayılı kararı; Danıştay 6. Dairenin 09.02.2007 tarihli ve E.2006/3763, K.2007/702 sayılı kararı; İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 15.07.2009 tarihli ve Y.D. İtiraz No: 2009/3506 sayılı kararı).

Mimar Aysel CAN EKŞİ
TMMOB Mimarlar Odası İst. Büyükkent Şubesi
TÜKODER Beykoz Şb. Kurucu Başkanı
canayseleksi@gmail.com

Dr. Erdal KÖKTÜRK
TMMOB Harita ve Kadastro Müh. Odası İst. Şubesi
Beykoz Belediyesi 1999-2004 Dönemi Başkan Yardımcısı
erdalkokturk@yahoo.com

3 Yorum
  1. Bu önemli sorun konusunda bizi aydınlatan makaleleri için sevgili Aysel Can’a ve Erdal Köktürk’e çok teşekkürler…

    Yasa ile koruma altına alınan (yalnız bizim değil, gelecek kuşakların da doğal değerlerinden biri olan) ormanlarımızın, yine yasa, yönetmelik ve imar planlama araçları ile nasıl tüketilebildiğini görüyoruz.

    Asuman yeşilırmak | 7 June 2010

  2. Aysel hanımın bu önemli değerlendirmesi ve çalışmalarını kutluyorum. Gerçek sivil takipçi ve toplumcu yaklaşımlar bence budur ve Aysel hanımın başarılarının devamını dilerim.

    coşkun ateş | 9 June 2010

  3. orman alanlarına yapılaşmada daha anlaşılır kurallar ve daha sıkı denetim şart galiba. bu meselenin çok esnetilebiliğini biliyoruz. sıkı yasaklarla da olmuyor göz yumarak isteyenin istediğini yapmasıyla da olmuyor.

    Alican Güler | 10 June 2010


Yorum yazmak için


Amerikalı mimarlar Tod Williams ve Billie Tsien, Japonya Sanat Birliği’nin 2019 Praemium Imperiale ödülünü  kazandı.       2019 Praemium Imperiale mimarisi, Tod Williams ve Billie Tsien’i ödüllendirdi. Fotoğrafı çeken Taylor Jewell     Her yıl verilen Praemium Imperiale, mimarlık, heykel, müzik, resim ve tiyatro ya da film alanlarında “büyük uluslararası etki” yapan sanatçıları tanır. [...]
ARŞİV
Subscribe