Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Koruma Kurullarından Koparılan Yenileme Alanları
Share 17 January 2008

Mimarlık öğrencisi olduğum yıllarda (19651970), eğitim programımız kentsel koruma açısından pek donanımlı değildi. Türkiye’de tarihî çevre koruması, kültür varlıklarının tek tek, parsel bazında tescili ile yapılmaya çalışılıyordu. Tarihî kentleri bir bütün olarak korumayı destekleyen altyapı oluşmamış, sit kavramı yasallaşmamıştı. Bir tarihî kenti, mahalleyi, sokağı bütün olarak koruyabilme şansı çok azdı. Tarihî kentlerde sokakları koruyabilmek için, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu büyük çabalar harcıyordu. Tarihî mahallelerde, görkemli birkaç ev tescil ediliyor, arada kalanlar tescile değer anıtsallıkta olmayınca, imar planları tarihî çevrede yeni ve yüksek yapılanmaya izin veriyor, tescillenmiş olan evleri dahi korumak zorlaşıyordu.


Süleymaniye’den yıkık bir ev
1973′te çıkarılan 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu ile bu güçlük aşıldı, ancak toplumsal tepkiler, korumanın yönetimsel, mali ve teknik destekle güçlendirilmemesi sonunda kentsel koruma konusundaki yakınmalar günümüze kadar geldi. Konuya İstanbul özelinde bakılacak olursa, kentsel sit alanlarının tescilinin çok gecikerek alındığı, tarihî kentin boyutlarına göre korunacak alanlarının çok sınırlı kaldığı görülmektedir. Tarihî Yarımada ve Beyoğlu’nun sit olarak tescilleri 199395 yılları arasında, İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun özel çabalarıyla gerçekleşmiştir. Amaç, İstanbul’un arkeolojik değerlerini, anıtlarını, kentsel dokusunu ve peyzajını korumak için Tarihi Yarımada, Beyoğlu gibi bölgelerde bütünleşik korumaya olanak verecek altyapıyı oluşturmaktı. Kentin genel görünümü ve doku bütünlüğü açısından, farklı korunma durumunda olsa da tarihî birlikteliği olan bölgeler sit olarak tanımlandı. Aradan yıllar geçti. Tarihî Yarımada için bir Koruma Planı kabul edildi. Korumanın kâğıt üzerindeki bir plan düzeyinden yaşama geçtiğini görmek için nefesler tutuldu. Ama işler birden karıştı. “Yenileme Alanları” diye bir kavram icat edilerek, oluşmuş düzen altüst oldu.

Süleymaniye’den bir ahşap ev

Tarihî Yarımada’yı, Beyoğlu’nu ve diğer doğal ve kentsel sitleri bir bütün olarak korumak kaygısıyla tanımlanan sit alanlarının içinden belirli alanların çıkarılıp “yenileme alanları” statüsüyle yeni kurulan özel bir kurulun yetkisine ve karar sürecine bağlanmasını, ülkemizin cılız kent korumacılığına bir darbe olarak değerlendirmekteyim. Bu alanlar nasıl seçildi, kimler seçti soruları irdelendiğinde, rant kaygılarının korumanın önüne geçtiği, koruma alanındaki yasal düzenin kıskaca alındığı düşüncesi güçlenmektedir.

Kentsel koruma alanındaki uzmanlarımızın çoğu, “yenileme alanları” kavramı içindeki “yenileme” teriminin uluslararası anlamından çarpıtılarak yeni görevler yüklenmiş olduğunu düşünmektedirler. Uluslararası terminolojide “yenileme alanı”, bozulmuş ve yeniden planlamaya açık bir bölgeyi tanımlarken, “sit alanı”, korunmaya değer bir kent dokusunu, tarihî anlamına, kurgusuna, katmanlarına, saygı gösterilmesi gereken bir varlığı belirtir. Yenileme alanı, korunmaya değer özellikleri olan kentsel sit değildir.

İki farklı kavramın aynı anlama gelmesi, benzer işlem görmesi oldukça zordur. İki kavram farklı içerikte ve nitelikte kentsel alanları temsil ettiğinden, uygulamada da bu durum çelişki yaratacak, farklı statüler için uygun görülen koruma yenileme talepleri sonunda, koruma aleyhine müdahaleler öngörülmesi kaçınılmaz olacaktır. Koruma alanlarında egemen olacak ilkeler, ölçütler koruma planlarında belirtilir. Yenileme ise tasarımcıya yeni tasarımda daha fazla özgürlük sağlayan bir eylemdir.

Sit alanlarının yenileme alanı olarak tanımlanması birilerine serbest cirit atma olanağı tanımaktadır. Yeni tasarımlar için bakir alanlar varken, tarihî kentin göbeğinde, sit alanlarında buna izin vermek nedir? Sit alanının koyduğu kısıtlamaları delmek için ortaya çıkarılan bir oyun, kandırmaca ile karşı karşıya olduğumuz açıktır. Yaratılan bu karışıklığın, içinden uyanarak kurtulacağımız bir kâbus olmasını dilerdik. Ancak şu anda karşı karşıya olduğumuz absürt durum bir yasal çerçeve içinde gündeme getirildiği için gerçek hayatın bir parçasıdır.

İstanbul’da yenileme alanı ilan edilen birkaç noktaya yakından bakmak, işin vahametini daha iyi açıklamaktadır.

1. Tarihî Çarşı Bölgesi: Hemen “Tarihî Çarşı Bölgesi nasıl yenileme bölgesi olur?” diyeceksiniz. Hanlar Bölgesi gibi bir tarihsel birikim alanına yenileme alanı statüsü vermek yörenin tarihî işlevi, yapılarının tipolojik özellikleri ve mimari değerleri hakkında fazla bilgi sahibi olmayanların işi olmalı.

Bizans döneminden beri İstanbul’un ticaret bölgesi olan, değişik yüzyıl katmanlarının üst üste bulunduğu bu alan kimlerin elinde yenilenecek? Burada yapılması gereken, tarihî hanların kalan parçalarının özenli araştırmalarla orta 1 ya çıkarılması, sağlamlaştırılması ve belki bütünlenmesidir. Bu bütünlenmenin nasıl olacağı, Hanlar Bölgesinin nasıl sunulacağı, kullanılacağı, her hanın alacağı rol ayrı ayrı tartışılarak sonuca bağlanmalıdır. Buradaki kültürel değer, tarih yoğunluğu böyle bir yaklaşımı ve uzman emeğini hak etmektedir. Oysa yenileme kavramı içinde, ilginç ve zengin boyutları olan bir kültürel mirasın çok uzmanca olmayan bir yaklaşımla, hafife alınması ve yok olması işten bile değil gibi görünmektedir.

null
Hanlar bölgesinde bulunan bir han

2. Süleymaniye: İstanbul’un Dünya Mirası statüsündeki alanlarından biri olan bu kentsel sitte yenileme alanı statüsüne sokulmuş bulunuyor. Süleymaniye’ye bir yandan Dünya Mirası diyor, aynen korunması gereken değerler içerdiğini savunuyor, öte yandan onu yenileme alanı ilan ediyoruz. Bu nasıl bir kavram kargaşası?

Uygulamalar nasıl olacak? Bir sürü som sormak geliyor içimizden. İstanbul Belediyesi’nin Tarihî Çevre Koruma Müdürlüğü güvence vererek, bizi sakinleştirmek istiyor. Tescilli tarihî evlerin yıkılmayacağını, betonarme binaların yerine ahşap evlerin yapılacağını söylüyor. Peki, o zaman niçin buradaki uygulamalar yenileme kapsamı altında yapılıyor? Niçin Tarihî Yarımada’dan sorumlu 4 No’lu Koruma Kurulunun yetki alanı dışına çıkarıldı?

Burada 5366 sayılı yasanın püf noktası ortaya çıkıyor. Belediye, yöredeki mülk sahipleriyle fazla uğraşmadan işlem yapmak istiyor. Vatandaş yeni yasanın baskısı altında daha kolay yönlendirilebiliyor. Geniş kentsel alanlarda hızla yenileme yapılmasına olanak veren bir yasa 5366. Vatandaşın gönül rızasıyla satmadığı parseller, yasa marifetiyle harmanlanıp hamurlaştırılabiliyor ve iştah açıcı projeler ortaya çıkabiliyor.

3. Küçük Çekmece Doğal Sit Alanı:
İstanbul’un özel doğal oluşumlarından Küçük Çekmece lagün alanı için ilgili belediyenin Büyükşehir’c başvurduğu ve Meclisin bu öneriyi kabul ettiği öğrenilmiştir. Yani milyonlarca yıllık bir doğal oluşum sonrası ender görülen, ünik değerler taşıyan Küçük Çekmece Doğal Siti de “yenileme alanı” statüsüne alınmak üzeredir.

“Yenileme” teriminin doğal sit alanı için kullanılması işitilmiş bir şey değil; bilimsel düşünmeye alışkın olanlara da aykırı gelmesi olağandır. Ender bulunan özelliklere sahip bir doğal alanı iyileştirmek için kullanılan terimlerin “temizleme”, “canlandırma” ve benzeri “doğal olana geri dönüş” anlamına gelen deyimler olması beklenirdi. Oysa kamu yöneticilerimizin bu tür inceliklerle kaybedecek zamanları yok; öncelikli yatırım programlarını hızla gerçekleştirmek istiyorlar.

Yurtdışında Bu İşler Nasıl Oluyor?

Birkaç yıl önce İstanbul’daki koruma uygulamalarını incelemek üzere İstanbul’a gelen bir Hollandalı koruma uzmanı, “Yollarda hep çürük diş gibi harap yapılar görüyorum. Onlarla kimse ilgilenmiyor mu? îyileştirilemezler mir” diye sormuştu. Yabancı konuğa, ülkemizde tarihî yapılarını yıkıma terk edenlerin sayısının çok olduğunu, kimi mülk sahiplerinin onarım için yeterli paraya sahip olmadığını, belediyelerin ise duruma seyirci kaldığını, özel mülkiyetteki kültür varlıklarını korumak için kaynak ayıramadıklarını belirtmiştim. Aradan geçen süre içinde ülkemizde bazı önemli değişiklikler oldu. Artık kamu yönetimlerinin kentsel alanlarda koruma uygulamaları yapacak maddi ve yasal kaynakları var. Peki, kentsel alanlarımızda koruma uygulamalarını hızlandırmak için seçilen “yenileme alanı” modeli en uygun olanı mıdır?

1960′lardan bu yana Avrupa’da kentsel koruma uygulamaları yaygınlaşmıştır ve ülkeler en uygun yöntemi geliştirmek için birbirlerinin deneyiminden yararlanır. Avrupa’da kentsel koruma uygulamaları, belediyelerin yönetiminde gerçekleştirilir; yerel yönetimler korumaya, olanakları oranında kaynak ayırır, mülk sahiplerine kredi, teknik yardım sağlar. Yasalar yerel yönetimlere kentlerindeki tescilli yapıların sahiplerini bakım onarım uygulamaları konusunda uyarma görevi vermektedir. Bakım yapmadığı için iki kez uyarılan kişi cezalandırılır. Tarihî yapısının bakımını yapmayan, korumayan kişilerin mülkleri belediye tarafından onarılır ve parası mülk sahibinden tahsil edilir. Ödeme yapamayacak durumdaki kişilerin mülklerine haciz konulabilir.

Bizde de kişilerin kendi mülklerini kullanma, koruma haklarını destekleyen bir düzenleme olabilecekken, neden “yenileme alanı” adı altında bir ucube yaratıldı? Ülkemizdeki çarpıklıklara eklenen bir yenisi olan yenileme alanları konusu hukukçularımız tarafından koruma yasası ve kişisel mülkiyet hakları açısından derinliğine incelenmelidir.

Tarihî Yarımada’nın dünya mirası değerindeki bir alanı nasıl yenileme bölgesi olur? Arkeolojik, kentsel, anıtsal değerleri barındıran bir sit alanı nasıl Yenileme Kuruluna verilir? Bu arada sit statüsü ne oluyor? Alandaki tescilli yapıların restorasyon projeleri nasıl değerlendiriliyor? Yeni çalışmaya başlayan 7 No’lu Yenileme Kurulu herhalde bazı ikilemler yaşamaya başlamıştır. Aldıkları kararlar onların hangi ilkelerle, ne doğrultuda ilerlediğini gösterecektir. Yenileme Alanı mantığına göre hareket etmeleri halinde, ortaya koruma ilkelerinden farklı değerlendirmeler çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda yenileme denilen şeyin, korumanın içini boşaltma olduğunu herkes görmeli ve tepki göstermelidir.

cekmece.jpg

Uluslararası kavramlar, imzaladığımız sözleşmeler bize kendi kendimize yeni sahte tanımlar yapma ve korumayı darboğazlara sokma özgürlüğü tanımıyor. “Beyler, lütfen biraz ciddiyet!” demek gerek. İşler daha fazla çığırından çıkmadan tekrar rayına oturtmak için yoğun çaba gösterilmeli. Kültür ve Turizm Bakanlığı konuyu ciddiyetle ele almalı, kentsel sitlerde yapılmak istenenleri bir koruma konseyi toplayarak tartıştırmak ve uluslararası kurallara, tanımlara uygun bir koruma için gerekli önlemleri almalıdır.

Koruma, kamu yararına yapılan bir çalışmadır. Yenileme alanlarındaki işlemler kimin yararınadır? Bu sorunun cevabı kritiktir. Normal koruma ilkelerinden ayrı tutulmak istenen her bölge kuşku yaratmaktadır ve birilerinin bundan haksız kazanç sağlamaları olasılığı sorgulanacaktır. Daha da kötüsü tarihî İstanbul’a olacak olanlardır. İstanbul, güzellik timsali kentimiz, hızlı değişim canavarının elinde çekiştirilmektedir. Umarım onu sevenlerin çarpıklıkları düzeltme, evrensel koruma ilkelerini egemen kılma çabaları başarıya ulaşır.

Yazı: Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü
[mimarist Dergisi Ocak 2008 sayısından alınmıştır.]

5 Yorum
  1. İstanbul’un tarihinin mekanlarıyla birlikte korunması bir çok aydının, mimarın, plancının ortak isteğidir kuşkusuz. Ama nasıl ‘korunabildiğini’ ve bu işin bugünkü koruma kurullarıyla nasıl yapıldığını da unutmayalım. Bir başka fasıl ise koruma kadar yaşatma meselesidir ki, konu burada bilimsel yaklaşan hocalarla işi sürüklemeye çalışan belediyeciler arasındaki kavram münakaşası gibi ortaya çıkıyor. Bence bu çok suni bir ayrım. Aslında kifayetsizlik her yönüyle ortadayken, şimdi ortaya konulan “yenileme alanları” tezi üzerinde üstelik daha hiç bir uygulamasını görmeden bu kadar peşin davranmak bana manalı geliyor. Bir de yenileme alanları için kurulan kurul da koruma kurulu niteliğinde, sadece birinci işi burası. Yani bir parselde bir proje bir kaç yıl süren kurullarımız sadece bu yönüyle bile baktığımızda İStanbul’u koruyabilirler mi, koruyabildiler mi?
    Zeynep hocaya saygımız var tabi ve söylediği gibi her yasal uygulamanın olumlu olumsuz yanları sorgulanmalıdır, tarfsız, bilimsel bir şekilde. Saygılar sunarım. Hikmet Demir

    Hikmet Demir | 17 January 2008

  2. Sanıyorum Sayın Cengiz Eruzunun yazısı ve ekindeki belgeler koruma konusunun kurullara bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olduğunu gösteriyor. Kanımca kurul toplantıları açık ve kamuya duyurulmuş gündemle ve büyük salonlarda yapılsın. İsteyen herkes katılsın ve gündem bitmeden kurul toplantısı bitemesin. Sonuçlar, tutanaklar kamuya duyurulsun. Belki böylelikle hem kamuoyu bilinçlenir işinin takipçisi olur hemde kurullar töhmet altında kalmaz.

    Hasan Basri | 18 January 2008

  3. Kendi de kurul üyeliği yapan Sayın Yazar yenileme kurulunu koruma kurulu saymamakta mıdır?

    Koruma kurulları yenileme ve yaşatma konulu şimdiye kadar hangi önemli projeyi hayata geçirt ti?

    Kayda değer bir başarı tekil başarılı restorasyonlar dışında bu memlekette yaşandı mı?

    Kaygı ve korkulardan örülü bir kamu alanı örgüsü bir türlü özgürleşemeyen zihni yapımızı yeniden yeniden kilit altına alıyor.

    Sonra peki, sonra ne olması beklenebilir acaba?

    Serdar Tekin | 20 January 2008

  4. korunması neden önemli ? onun cevabını bulun. bu cevap önemli…

    gülçin ergül | 2 November 2008

  5. “Yenileme alanları’nın uygulamasını artık gördünüz mü Hikmet Demir? Sulukule’ye ve Süleymaniye’ye bakınca yılların birikimi olan Zeynep Hoca’nın ön görüsünü de göz önünde bulundurursunuz umarım.

    Sezgi | 2 April 2014


Yorum yazmak için


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Söğütlüçeşme için hazırladığı plana itiraz eden Kadıköylüler, arazinin yeşil alan olarak kullanılmasını talep etti             Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, mülkiyeti TCDD, İBB ve Maliye Hazinesi’ne ait olan Söğütlüçeşme İstasyon alanı için yeni bir planı askıya çıkarmıştı.     Yeni hazırlanan planla birlikte gar sahası 42 bin 451 metrekareyi kapsayacak. Proje [...]
ARŞİV
Subscribe