Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Beulas Vakıf Binası
Share 1 April 2006

Mimar: Rafael Moneo

Rafael Moneo’nun yeni sanat merkezi, içerisinde 20. yüzyıl sanatçısı Jose Beulas’ın koleksiyonunu barındırırken, dışarıdan da İspanya’nın sarp peyzajını yansıtmaktadır.

İspanyol ressam Jose Beulas, hayatını İspanya’nın kuzey doğusundaki Aragon’un peyzajını resmetmeye adamıştır. Onun dünyası, boyanın sert bir tabaka misali canvasa yapıştığı hissini veren soğuk ve karlı gökyüzü ve kavrulmuş toprağın kıraç dünyasıdır ama gene de işleri ancak bir mekana alışkın olma ile elde edilebilecek bir sıcaklığı yansıtmaktadır. 1990’da işlerinin büyük bir kısmını ve 20. yy İspanya Sanatı koleksiyonunu devlete bağışlamasına karşın, devletin bunu sergileyecek bir mekanı bulunmamaktaydı. Sonunda Beulas, Huesca’nın eteklerindeki kendi mülkünü bağışlamış, 1992de de Beulas Vakfını kurarak Madrid’li mimar Rafael Moneo’dan enstitünün binasını tasarlamasını istemiştir.

Beulas ve karısı Maria Serrate hala arazide yaşamaktadır ve stüdyoları onların işleri için arşiv haline gelecektir. Yeni bina aynı zamanda, Heusca Bölgesinin eşsiz doğal karakterine odaklanarak Aragon’lu sanatçılarla diğer bölgelerdeki sanatçıların kültürel değişimi için çalışan Sanat ve Doğa Merkezinin de ana binasıdır. Hali hazırda iki İngiliz sanatçı Richard Long ve David Nash’ın işlerini de içeren 6 çalışma için görevlendirilmiştir.

İngiltere’de bizim toprak ile ilgili izleniminiz genellikle yeşildir, buna karşın İspanya’nın büyük bir çoğunluğunda, bitkiler seyrektir ve toprağın kendini doğrudan algılarsınız. Binalar kaba sarı kum, beyaz çimento ve beyaz mıcır kullanılarak toprak rengindeki betonla kabaca sıvanmıştır. Toprak kırmızı sarı renkte bir çamurdur.

1937’de İspanya iç savaşı sırasında, buradan birkaç mil ötede bir süre Cumhuriyet için savaşan George Orwell’i düşündüm. İki gün süren yağmurun ardından siper kazmak için verdikleri mücadeleyi anlatmıştı: “tutacak yeri olmayan ve ince kaşık gibi kıvrılan sefil haldeki bellerle yapışkan çamuru kazmak”

Moneo’da, projenin yapımının beş yıl sürmesi nedeniyle büyük ihtimalle aynı şeyi tanımlamıştır. Ocak ayında açılan merkez, iki farklı bölmeden oluşarak arazide izole edilmiş bir görünüm sergilemektedir. Düz hatlı hacimlerin karması programın farklı elamanlarını içerirken, evin ve stüdyonun banliyö ölçüleri ile de ilişki kurmaktadır. Ana sergi mekanını içeren diğer yarı, ufuktaki Sierra de Guaran’ın çıkıntılı kayalarını anımsatan eğri duvarlar ve onları kapatan düz bir çatıdan oluşmaktadır. Yatay iç bükey yüzeylerde ferahlamayı vurgulamak için daha da sıklaşan çizgiler, betona kazınarak bir arada kompoze edilmiştir. Orijinal patikalar ve sulama kanalları bırakılmış ve binanın çevresindeki arazi asmalarla yeniden ağaçlandırılmıştır.

Ben gri bir günde oradaydım ve bina sanki belediyenin krematoryumu gibi görünüyordu: biraz lümpen ve cansız diye düşündüm. Ama ertesi gün güneş kendini gösterdiğinde, bina aniden canlandı. Dalgalanan kümülüs bulutları, dalgalanan parapetleri ve gölgeleri aksettirerek, biçimsiz yığınları arazi biçimine taşımaktadır. Üzüm asmaları duvarlara doğru yükselerek, onları toprağa gömecekmiş gibi durmaktadır. Yakınlaştıkça dalgalanan duvarların gerçekte peyzajda nesnenin bir aldanması ile talihsiz bir kırılma yaratan bir hendekten yükseldiği fark edilmektedir.

Girişe binanın çevresinde dolaşarak ulaşılmaktadır. Dışarı çıkan ışıltılı cafeden ayrı olarak, camların hepsi, beton hacimleri ayırmak üzere düşeyde dar ve uzundur. Ana sergi salonu bir dizi merdivenden aşağı indikten sonra giriş aksinin üzerindedir. Kısa rotayı bütün mekanların beslendiği minyatür bir köy meydanına dönüştürerek sergi salonuna tepeden bakan platform ve pencereler gibi diğer yapılanmalar ve Resepsiyonla birlikte geçici sergi mekanına giriş ana aksin sağında yer almaktadır.

İki kanat arasındaki dönüş noktasında tavan 6m’ye yükselmektedir ve geçici sergi mekanına açılan sergi kapısı tavana kadar uzanmaktadır. Kapı standart yükseklikte olsa bile, diğer kapılar çerçeve ve sabit ahşap paneller, beton yapının düşeyliğini vurgulamak için tavana kadar uzatılmıştır.

Ana sergi salonuna çoğunlukla çatıdan alınan gün ışığı hakimdir. 2m derinliğindeki beyaz boyalı kanatlar, ışığı aşağıya süzerek ve güneş ışığının doğrudan galeriye girmesini engelleyerek kafanızın üzerinde uçuyormuş gibi görünmektedir. Kıvrımlı duvarlar ışığın yansımasına yardımcı olurken, diğer taraftansa resimlerin asılması açısından büyük ustalık gerektirmektedir.

Tavana kadar yükselen 3 dar aralık doğrudan gün ışığını tabana süzmekte ve heykeller için mekanı ideal bir hale getirmektedir. Mevcut resim sergisi, labirent duvarlar, merdivenin tırabzan boyutu ile sınırlanarak mekanın ortasına dikilmiş böylece binanın ana formu baskınlığını korumuştur. Moneo, diğer konulardaki değerlendirmelere önem vermeyerek tasarımın ilk aşamalarında forma bağlı kalmakla suçlanmaktadır, burada ölçek bunu görmezden gelebilecek kadar küçük olsa da bu eleştiri doğrudur.

Her projenin çetinliğini ortaya çıkarırken, Moneo’nun binaları çeşitli seviyelerde bunlara cevap vermektedir, bazıları alana, bazıları çağdaşlığa ve bazıları da tarihe örnek vermeye çabalamaktadır. Beulas Vakfında hafifçe deforme edilmiş Barok kilisesini, Louis Kahn’ın Bangladeş’teki devlet binasını ya da Jose Antonio Coderch’ın Barselona Mimarlık Okuluna 1978’de yaptığı ek yapının dalgalı duvarlarını görebilirsiniz. Özellikle adamakıllı bir araya getirdiği düzenlemesi, parçaların toplamından daha fazlası için çabalarken, Moneo’da kılıflar üzerine cesaretle eğilme konusunda oldukça cesurdur. Eğer ki neden seçildiği fikrinin özünden çıkarsama yapmadan bir yığın halinde örnekleri kullanıyorsanız referanslar bazen çok açıkça hissedilebilmektedir.

Örnek konusu, bir mimarın konuşmaktan özenle kaçındığı yada mahcup olduğu bir konudur. Yeniye olan güncel takıntı, her projenin bireysel bir akıldan, bir dahinin saf fikirlerinden doğduğunu, yeni mimarlığa doğru yönelişi aydınlattığını ima etmektedir. Binanın tarihi bağlamında işlerini görmek ve insanların hayatlarını geçirebilecekleri mekanlar yaratmada Mimarların esinlendikleri şeyleri fark edebilmek güzeldir. Geçmiş, anlam ve bellek ilişkisi yeni bir yapıyı ortak bilince bağlamaktadır. Fark etmeyi seçsekte, seçmesekte geçmiş her zaman vardır.

1980’lerde yeni İspanyol mimarisi mimarinin hem bağlamına duyarlı hem de modern olabileceğinin örneklerini sergilemiştir. Kenneth Frampton’un deyimiyle “eleştirel bölgeselcilik” üstünlüğü sezinlenmektedir. Eğer liderler gerçek dünyadan bu kadar izole edilmişlerse, egzotik yaratıklara dönüşmüş olmalılardır ve muhtemelen postacıların Architectural Review getirmeyi reddettiği keçi patikası ile ulaşılan bir dağda yada koyda yaşamaktadırlar.

Kaynak: Arcspace


Yorum yazmak için


Tasarım:  Olafur Eliason and Kjetil Thorsen                     As a means of bringing architecture and art together, Olafur Eliasson and Kjetil Thorsen of Snohetta have created the Serpentine Gallery in Kensington Gardens, London, in 2007. Based on the idea of a winding ramp, the pavilion explores the [...]
ARŞİV
Subscribe