Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Kent planlama ve psikoloji
Share 3 December 2007

“İstila edilmiş kenti” yeniden halka kazandırmak için çalışan bir plancının yıllarını kısaca özetlemek hiç de kolay değil. İşte Jan Gehl, zorlayan mimar ve kent plancılarından bir tanesi olarak kendini gösteriyor.

Jan Gehl’ın ofisine girildiğinde ilk göze çarpan, ofiste çalışan, bisikletlerini park edip, ofislerine gelmiş ve dijital müzik çalarlarıyla müzik dinleyerek mutlu bir şekilde çalışan genç mimarların masalarının yanındaki duvarda asılı duran gazete yazısı oluyor.

Duvarda asılı duran, New York’taki yerel bir gazeteden kesilmiş makale, Gehl’i “kent planlamanın rock star’ı” olarak tanımlıyor. Ancak, görünen o ki, Gehl, rock star’dan çok meşhur bir “Cazcı” gibi duruyor. Gehl ise, özellikle de New Orleans Caz yapan, yani mutlu bir caza gönül vermiş bir grup olarak niteliyor kendilerini. “Caz müziğinde sokaklar, kentler, meydanlar vardır.” Diyor 71 yaşındaki Dane. “Caz dediğimiz tam bir kentsel tasarım müziğidir.” diye ekliyor.

Jan Gehl, 46 yılını kent planlama ve mimarlığa vermiş, hem uzun yıllar bunun eğitimini almış, hem de uygulamasını yapmış biri. Bu konular üzerine önemli kitaplar yazmış olduğu gibi Gehl, kentsel tasarım ve psikoloji arasında da önemli bağlantıları ortaya çıkararak, insanların fiziksel çevreye nasıl tepki verdiklerini anlamaya çalışmış. Gehl’in kendi ofisinin bulunduğu fiziksel mekân (Kopenhag’daki ofis) da, havadar ve oldukça hareketli bir mekân. Bürodaki 36 kişilik kadro, hareketli, masadan masaya kayarak hareket eden, konuşan, müzik dinleyen, çoğunluğu da henüz Gehl’in öğrencisi olan gençlerden oluşuyor.

Çalışanlar içinden 3 kişi her gün İsveç’ten geliyor. Ofis şu an için New York Belediyesi için bir plan yapıyor ve Gehl’in Sydney için düşündüğü proje üzerinde çalışıyor. Bunu dışında Seattle, Rotterdam ve Amman için de çeşitli çalışmalar yapıyorlar.
Gehl, “1960 yılında mezun oldum ve modernist stil üzerine düşündüm. ‘Konut alanlarını, çalışma yelerini ve dinlenme mekânlarını aynı bölgeye koyma!’ ‘Kentin her yerinde bu bölgeleri birbirinden ayır!’”

“Bunun ardından bir psikolog ile evlendim. Bize gelen tüm psikolog arkadaşlar da bana aynı soruyu sordu: ‘Mimarlar neden insanla ilgilenmez?’ ve biz de zamanın genç mimarları olarak bunu oldukça tahrik edici bir soru olarak görüp, konunun üzerine gittik. O dönem şöyle bir düşünce hâkimdi: Biz binaların estetiksel, sanatsal boyutlarını düşünüyoruz. İnsanlar bunun dışında ne talep edebilir ki?”

Böylelikle mimariye yeni bir boyut getiren Gehl, 1966 yılında insanların kentlerden nasıl etkilendiği, hangi mekânları sevip, hangilerini sevmedikleri üzerine çalışmalara başladı. Özellikle de neden bazı yapıların kamusal yaşamı güçlendirdiği, bazılarının da zayıflattığı en önemli araştırma konularından biriydi.

Gehl, “Ken Warpole adında, mimarî alanda kariyer yapmış, ünlü, İngiliz yazar, mimarlığın en kötü şansının iletişim medyasının hala fotoğrafa ve iki boyutlu çizimlere dayandığı, bu sebeple de, yaşamın çatısını oluşturan mimarîyi kaçırdığını belirtiyor.” Şeklinde konuştu.

“Mimarlığın başarısı ise, yaşamın tam ortasında bulunup, bir yandan da yaşamla beraber yürüyebilmesi.”

Kopenhag’ın caddelerinin örüntüsünü inceledikten sonra, Gehl, 1971’de basılan ‘Binalar arasında yaşam: Kamusal alanı kullanmak’ isimli, şu an altıncı baskısını yapmış olan kitabındaki felsefeyi gözler önüne sermiş. İnsan örüntülerini ortaya çıkaran kitap için Gehl ve araştırmacıları, insanların birbirlerini izlemeyi sevdiklerini, buna karşın durağan mekânlarda bulunmaktan hoşlanmadıklarını ortaya koyuyor. Kimse, büyüki boş mekânlarda durmaktan hoşlanmıyor, aksine küçük ve diğer insanlarla kaynaşabileceği mekânlar çoğunluğun tercihi oluyor. Özellikle çocuklara baktığımızda, hepsinin, çocuklarla dolu bir caddeyi, oyuncaklarla dolu bir odaya tercih ettiklerini görüyoruz.

Gehl kitapta şöyle yazıyor: “Binaların içerisinde ve arasında sürdürülen bir yaşamın incelenmesi, mekânların ve binaların birbirine etkisinin incelenmesinden çok daha esaslı ve önemlidir.” Bu araştırma sonuçlarının Kopenhag’ın kent konseyi binasından yürüyüş ve bisiklet aksına kadar olan bölgenin yavaş ve sağlam dönüşümünde önemli bir yeri oldu. Bugün, o cadde, dünyanın en uzun yaya aksını oluşturmaktan ötürü gurur duyuyor. Bugün, kentte oturanların %36’sı işlerine bisikletle gidiyor.

Gehl’in fikirleri, belki de 1970’lerin halk hareketlerinden etkilendiği için çok çabuk yayılabliyor. Bu yıllardan beridir, Dane kent geliştirme projelerinin sorumluluğunu alıyor. Perth, Adelaide, Melbourne ve son olarak da Sydney, sorumluluğunu aldıkları 20 kent geliştirme projesinin birkaçı.Melbourne Üniversitesi Profesörlerinden Kim Dovey, Gehl için şunları söylüyor: “ Onun çok popülerleşebilecek fikirleri var. Herkes Jan’ı seviyor. Kimseye zarar vermeyen biri o. Özellikle de çok iyi bir konuşmacı olduğundan, büyük halk gruplarını arkasına alabiliyor. ‘bu kenti değiştirebiliriz.’ söylemiyle halkı ve politikacıları yapılacak işlerin içerisine çakmaya davet edebiliyor.”

Dovey, Gehl’in 1970’ler sonlarında, ilk çalışmalarından birini gerçekleştirdiği Melbourne’deki en önemli başarısının kenti rehabilite ederek, caddeleri yeniden halka sunmak isteyen grupları birleştirerek yapmış olduğu politik nüfuz olduğunu belirtiyor.
Dovey, Gehl’in projesi için, “Böylelikle kentin merkezi hiçbir yere gitmeyen bir alan olarak kabul edildi. Gehl’in fikirleri gerçekten de yeniydi. Örneğin, önceleri Melbourne açık havada yemek yenecek bir kent değildi. Herkes, buranın açık havada yemek için çok soğuk ve yağmurlu olduğunu düşünüyordu. Oysa şimdi, Melbourne, iklimi değişmemiş olmasına rağmen, yılın her döneminde yemek yemeğe çok uygun bir kent haline gelmiş durumda.” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Projenin yapılmasından yaklaşık 20 yıl kadar sonra, Gehl, Melbourne Kent Konseyi için bir rapor hazırladı ve bu raporda, trafiği azaltmak suretiyle kent merkezinde ikamet edenleri çoğaltmayı, kahve kültürünü büyüterek, merkeze daha çok insan çekmeyi öneriyordu. 2004 yılında ise, teklif ettiği konuların yankısını hissetti. Artık Melbourne’ün merkezi, hiç davetkâr olmayan, kullanışsız biçiminden sıyrılıp, 24 saat canlı bir kimliğe bürünmüştü.

Kahve kültürü, Gehl’in en gözde konularından biri. Gehl’in yazmış olduğu kitap, cappuccino toplumu üzerine oldukça uzun bölümler içeriyor. Ona göre, kahve orta sınıfların çok da rağbet ettiği bir içecek olmamasına rağmen, kent merkezine gelmek için önemli bir neden haline gelebiliyor, bu da insanların kendilerini “kentsel rekreasyon”un içerisinde bulmalarını sağlıyor.
Gehl, 3 tip dış mekân aktivitesinin bulunduğunu belirtiyor ve bu aktiviteleri, mecburi aktiviteler, isteğe bağlı aktiviteler ve sosyal aktiviteler olarak sıralıyor. Gehl, ilk gruptaki aktiviteler, istesek de istemesek de bizi kent merkezine gitmek için zorlayan aktiviteler olmasına karşılık, arkadaşlarla buluşmaktan, güneşlenmeye kadar her şeyi kapsayan son iki grup için kent merkezine gitmenin kamusal alanların kalitesine bağlı olduğunu söylüyor.

Bunlarla birlikte Gehl, mekânların çeşitli seviyelerde iletişimleri desteklediğini belirtiyor ve kentlerdeki dışlanmayı tamamen yok edebilmenin insanlara, birbirleriyle etkileşime geçebilmeleri için pek çok fırsat yaratmakla gerçekleşebileceğini belirtiyor.

“Mimarlık üzerine dönen tartışmaların çoğu form ile ilgili: ‘bu diğerinden daha akıllıca bir form mudur?’, ‘Bu kentte diğer kentte yapılmış olandan daha eğlenceli bir bina yaratabilir miyiz?’ gibi tartışmalar yaşanıyor.” diyen Gehl, modernistlere şiddetli şekilde karşı çıkıyor. 1930’lu yıllardan beri sağlıklı kentler planlamaya çalışan modernist mimar ve kent plancılarının, sürekli konut alanıyla çalışma alanını ayırmaya çalıştığını anlatan Gehl, bunu yaparlarken insan psikolojisi hiç hesaba katmadıklarını söylüyor. Gehl, “Hala insan hakkındaki hiçbir şeyi anlamayan, dünyayı büküp duran katı anlayışlı plancılar etrafta dolaşıyor” diyor.

Gehl’in projeleri, kamusal alanları büyüten, yaya ve bisiklet alanlarını artıran bir planlama ruhuna sahip, ama bu konuyla ilgili olarak, yaptığı projelerle ilgili, Kopenhag gibi küçük bir kentte yürüyebilecekleri, buna karşılık Sydney, New York gibi büyük ticaret merkezlerinde bu gibi projelerin gerçekleştirilemeyeceği gibi eleştiriler yapılıyor. Örneğin Gehl, Times meydanının tamamen arabalardan arındırılmasını öneriyor ve bu öneri pek çok kesimden “gerçekçi olmadığı” konusunda eleştiriler alıyor.

Dovey’e göre, Gehl’in yumuşak başlı mizacı, muhalefet edenlerin de kendisini anlamalarını sağlıyor. “Gehl, hiçbir zaman araba karşıtı, onlar hakkında ileri geri konuşanb ir söylem içerisine girmez. Yalnızca kendi sorununu ortaya koyar. Kenti ve kentlilerin isteklerini iyi okur, kentsel mekânı bir parti alanına dönüştürüverir” diyor Dovey. Gehl, kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında her zaman soğukkanlılığını korumuş, çünkü hem fikirlerine, hem de o fikirlerin evrenselliğine olan inancı tam.

Son olarak Gehl, “İlk başladığımda bunun farkına varmamıştım. Ama, küçük kitabım ‘Binalar arasında yaşam’ın yayımlandığını gördüğümde, üstelik dünyanın her köşesine dağıtıldığını fark ettiğimde, ürettiğim fikirlerin yalnızca benim içerisinden geldiğim coğrafya olan İskandinaya’ya değil de, tüm insanlığa yöelik olduğunu anladım.” diye konuşuyor.

Kaynak: Sydney Morning Herald
Çeviri: mimdap

6 Yorum
  1. Benim ABD de 1979 da yaptığım Doktora da bu konuda, çok önemli bir konu.
    ahmet vefik alp

    ahmet vefik alp | 11 December 2007

  2. Bizim de Gelh gibi düşünen planlamacılara çok acil ihtiyacımız var.Motorlu araçlar her yer işgal etti.Yürüyecek kaldırım, dinlenecek parkımız yok.İstanbul büyük bir karmaşa içinde, işe gidip gelme büyük işkence haline geldi.

    Naziye Ünal | 11 December 2007

  3. Gehl gibi düşünen plancıların yanında sanırım Gehl’e bu olanağı sağlayan kent yöneticileri gibi yöneticilere gereksinimimiz var. Hepimizin bildiği büyük laflardan etmek istemiyorum ama kenti tam anlamı ile bir rant alanı gören vahşi kapitalist zihniyetlerle bizler büyük kentlerimizde daha çok cefa çekeceğiz…

    Omur Barkul | 14 December 2007

  4. SALAKSNIZ HA

    NEDÄ°GE | 17 February 2008

  5. Kentin her oluşumunun yaşayanlar üzerinde psikolojik bir etkisi olduğunu düşümüyorum. Kent insalarla beraber yaşayan bir çeşit organizma.

    nagahan sönmez | 10 December 2011

  6. Çok ilginç bir konu, bu konuda çevrilmiş kitaplar var mı acaba?

    AHMET SÖNMEZ | 23 December 2013


Yorum yazmak için


Türkiye çapında yüz bine yakın teknik elemanın katılımıyla gerçekleşen bu eylem, TMMOB’nin yasalarla çizilmek istenen meslek örgütü sınırlarını aşarak, ülkemizdeki emek mücadelesinin ayrılmaz parçası ve toplumsal muhalefetin temel dinamiklerinden birisi olduğunu apaçık ortaya sermiştir.           EMİN KORAMAZ – TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı     Ülkemizin toplumsal mücadeleler tarihinde yer edinmiş hareketler, [...]
ARŞİV
Subscribe