Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Bir Uygarlaşma Hikayesi: Eskişehir
Share 2 September 2009

Hiç abartmıyoruz… Eskişehir, gerçekten de bir uygarlaşma hikâyesi. Bozkırın ortasında bir vaha gibi duruyor. Ama çok değil 10 yıl öncesi için bunu söylemek mümkün değil. Bu, hikaye nasıl yazıldı diye merak edip Eskişehir’in yollarına düştük. Her gördüğümüz eser, biraz daha şaşırttı bizi. Şaşkınlığımızı üzerimizden atar atmaz bu hikâyeyi yazanla konuştuk. Yani, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ile…

genel.jpg

‘BUYURSUNLAR, GELSİNLER’

Bozkırların ortasında bir kent… Antik Frig kalıntılarını bir kenara koyarsanız, Selçuklu ve Osmanlı’dan bu şehre kalmış aman aman eser yok. Porsuk derseniz; kendi halinde mütevazı’ bir nehir. Ama, bu şehri görmek için turlar düzenlenmeye başladı. İyi, ama nasıl? Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in Başbakan’a zarif bir gönderme yaptığı afişteki meydan okuyan misafirperver söze, yani ‘Buyursunlar, gelsinler’e uyarak kente gittik. Her gördüğümüze çok şaşırdık.

Seçimden önce Eskişehir billboardlarını süsleyen bir afiş, Eskişehir sınırlarını aşıp İstanbul gazetelerinin de dikkatini çekmişti. Afişte Yılmaz Büyükerşen, yüksek hızlı trenin açılışı bahanesiyle Eskişehir’e gelecek olan Başbakan’a zarif bir gönderme yaparak “Ankaralılar şehir görmeye daha hızlı gelecek. Buyursunlar, gelsinler. Dansı İstanbulluların başına” diyordu.

Billboardları Başbakan da görmüştü. Açılıştan sonra yaptığı seçim konuşmasında, “Ne yani Eskişehir’e gelmek için izin mi alacağız” diyerek, billboardlardaki mesajı, bir meydan okuma olarak değerlendirdiğini de göstermişti. Büyükerşen, kuşkusuz, bir yandan meydan okuyordu. Ama öte yandan, şehrin geleneksel kimliğindeki özel bir çağrıyı da dile getiriyordu: Misafirperverce davet etmek.

Bir yandan meydan okurken, öte yandan misafirperverce davet etmek, Eskişehir’in neredeyse hayat tarzı olmuş gibi görünüyor. Şehrin her taşında, her çiçeğinde, her insanının yüzünde, bir yandan Türkiye’ye, hatta dünyaya meydan okumayı görebiliyorsunuz. Ama yine her taş, her çiçek, her insan yüzü sizi Eskişehir’e davet ediyor.

Dünyanın dört bir yanından olduğu gibi Türkiye’den de Prag’a, Viyana’ya, St. Petersburg’a turlar düzenleniyor. Bu turlar bildiğimiz turizm kategorilerinin hiçbirine girmiyor.

Ne deniz ve güneşe, ne arkeolojik kalıntılara, ne kongrelere gidiyor değilsiniz. İnanç turizmi de değil, sağlık turizmi de. Sadece ve sadece bir şehri gezmeye gidiyorsunuz. Türkiye’de de benzer bir turizm başladı. Yaklaşık bir yıldır Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçiler Eskişehir’i ziyaret ediyorlar. Eskişehir’in şehir merkezini.

Eskişehir’e gitmek için ‘çok sebep yaratıldı’
Eskişehir, tarihi Friglere kadar uzanan eski bir şehir. Ancak şehir merkezinde arkeolojik değeri olan pek bir eser kalmamış. Yeni buluntular var ve arkeolojik çalışmalar devam ediyor ama henüz hiçbiri ziyarete açık değil.

Gerçi Osmanlı hanedanının hükümranlığım ilan eden ilk hutbe Eskişehir’deki Karacaşehir’de okunmuş ama Selçukluların ve Osmanlıların şehre bıraktıkları öyle pek çok eser de yok. Şehrin ortasından geçen küçük Porsuk Çayı, pek çok şehri ikiye bölen Fırat’la, Dicle’yle, Kızılırmak’la, Yeşilırmak’la, Çoruh’la, Gediz’le boy ölçüşemeyecek kadar mütevazı bir akarsu. Yani uzaktan bakarsanız Eskişehir’e gitmek için bir sebep bulmak zor.

eskisehir.jpg

Ama yakından bakarsanız, o mütevazı Porsuk’un nasıl değerlendirildiğini ve şehre nasıl değer kattığını görmeye değer. Şehre son yıllarda yapılan her şeyin, Türkiye’nin diğer şehirlerinin tam tersine, insanları sokağa davet etmek için yapıldığını görebiliyorsunuz. Eskişehir bambaşka ve diğer bütün şehirlerin tersine bir şehircilik anlayışıyla, gerçekten de görülmeye değer bir şehir olmuş. Zaten gelenler, gelip hayran kalanlar, dostlarına “mutlaka görmelisiniz” diyenler, neredeyse sadece şehri geziyorlar. Antik Frig kalıntılarını, civardaki görülmeye değer diğer yerleri değil.

Tarihi boyunca bir kaplıca şehri olmuş olan Eskişehir’in termal kaynaklan da çağdaş bir şekilde değerlendirildiğinde, Kongre Merkezi tamamlanıp Eskişehir Kongre turizmine de açıldığında, Eskişehir’i ziyaret etmek iyice zorlaşacak. İyisi mi, bugünün işini yarına bırakmayın, meydan okuyan ama davetkar Eskişehir’i tez zamanda ziyaret edin.

BURADA UÇUŞUN HER HALİ VAR

Eskişehir, sanayileşmede yüksek irtifada uçuyor. Fakat, havacılıkla ilgili tek birikimi bu değil. Uçuş ile ilgili ne varsa bu alanlara da adını yazdırmış. Mesela, paraşüt eğitimleri ve yüksek öğretim gibi…

ucak.jpg

İsterseniz microlayt isterseniz paraşüt
Türk Hava Kurumu Türk Kuşu Genel Müdürlüğü 1936 yılından beri Eskişehir İnönü’nde. Eğitim tesislerinde havacılıkla ilgili hemen her sporun eğitimi veriliyor. Paraşüt, planör, yelkenkanat, yamaç paraşütü, microlayt ve balon eğitimlerini profesyonel bir yerlerden almak istiyorsanız; bizden söylemesi burası doğru adres…

Sivil Havacılığın Yüksekokulu burada
Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu, Türkiye’de, hatta belki de dünyada kendi havaalanı bulunan tek yükseköğretim okulu olarak anılıyor. Eğer bu okulda okumak istiyorsanız Elektrik Elektroniği, Uçak Gövde-Motor Bakım, Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği bölümlerine Öğrenci Seçme Sınavı ile Pilotaj ve Hava Trafik Kontrol bölümlerine ise Özel Yetenek Sınavı’yla öğrenci alındığını belirtelim.

Okulda ayrıca hava trafik kontrolörü, pilot ve hava aracı bakım teknisyenleri de yetiştiriliyor. Sivil Havacılık Yüksekokulu, böylece, uyguladığı özel eğitim programıyla Emniyet Genel Müdürlüğü, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Türk Hava Yollan A.O. ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün de eleman ihtiyacını karşılamış oluyor.

Jet üslerinin gösterisi
Türkiye’nin Batı Hava Sahası’ndaki beş ana jet üssü, Eskişehir’deki 1. Hava Kuvveti Komutanlığı karargâhından komuta ediliyor. Özellikle bahar aylarında, birbiri peşi sıra gökyüzünü yaran jetlerin kulakları sağır eden gürültüsü Eskişehir’i ziyaret edenleri korkutsa da, Eskişehirliler için özel bir gurur kaynağı olmuş hep. Eskişehir, havacıların yuvası olmaktan gurur duymuş.

TOPRAĞIYLA YÜCELEN BİR SANAYİ

Kiremit ve tuğla, Anadolu’da temeli en erken atılan sektörlerden biri. Önce, Lidyalılar M.Ö. 4. yüzyılda kili pişirerek tuğla üretmeyi icat etti. Ardından Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar bu mirası geliştirdi. Yani, Anadolu, bilindiği kadarıyla yaklaşık 2600 yıldır tuğla üretiyor. Peki, binlerce yıllık bu geleneğin Anadolu’daki en eski temsilcilerinden Eskişehir’de şimdi neler oluyor? Çok özel şeyler yapıldığına kuşku yok. Bugün kasırgalarıyla başı belada olan ABD’ye de ihracat yapıyorlar. Dubai gibi yeniden yaratılan ülkelerin lüks yapılarında da… Biz de bu 2600 yıllık öykünün Eskişehir’deki isimlerini sizin için yakından inceledik.

toprak.jpg

Kiremitte sınırları genişleten hamleler

Yakın coğrafyanın en büyüğü
Toprağı değere dönüştürme denince Kılıçoğlu, ilk akla gelen isimler arasmda olur. Neredeyse Cumhuriyet tarihi kadar eski bir şirket olan Kılıçoğlu, 1927′de kuruldu. Aradan geçen yıllar hem üretim teknolojisini hem ürün portföyünde gelişme sağladı.

Kılıçoğlu’nun Eskişehir’deki üretim tesisleri bu gün Ortadoğu ve Balkanların en büyük kiremit fabrikası. Şirketin ihracat pazarları arasında Ortadoğu ülkeleri, Kuzey Afrika ve Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkeler bulunuyor.

Kılıçoğlu Genel Müdürü Barış Özaydemir, 1949′da ilk modern kiremit fabrikasını açan şirketin, bugün yakaladığı başarısının arkasında yatanlara değindi. 1949′dan beri sürekli iyileştirme ve geliştirme çalışmalarına devam etmelerini en önemli etken olarak gösteren Özaydemir, gelişim süreçlerindeki diğer ana faktörü ise yenilikçilik olarak gösterdi.

Kuruluşunun ilk yıllarında bile yenilikçiydi
Ürün gamında sürekli iyileştirme ve geliştirme yaptıklarım ifade eden Özaydemir, şirketin bu tavrını, kuruluşunun üçüncü yılında bile ortaya koyduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: “1952′den itibaren ilk şekilli kiremit üretimine başladık. Yıllar içinde değişen ve gelişen ihtiyaçlar sürekli araştırmayı beraberinde getirdi. Bunlar doğrultusunda 2006 yılında ilk renkli kiremit denemelerine başladık ve 2007′de üretimi gerçekleştirdik. Engoplama tekniğiyle yüksek sıcaklıkta renklendirilen ‘Anadolu Medeniyetleri Serisi’ kiremitler doğal yapısı ve alışılmış Kılıçoğlu kalitesiyle sektörde vazgeçilmez oldu.”

1927’de beri 1 milyar 750 milyon kiremit

Kılıçoğlu, Cumhuriyetin ilk yılları olan 1927′de Sabri Kılıçoğlu tarafından kuruldu. Aynı yıllarda yurt dışından ithal edilen Marsilya kiremidini Eskişehir’de üretmeye başlayan ilk kiremit fabrikaları arasında yer aldı. Henüz belirli bir standardın oluşmadığı dönemde kiremit üretiminde Kılıçoğlu kendi kalite standartlarını oluşturdu. 1942′de kurumsallığa geçiş ve 2. Dünya savaşı yılları sonunda 1945′te imzalanan modern fabrika anlaşması sonrasında 1949′da açılan fabrika sanayileşme yolunda atılan ilk adımlar oldu.

Bu yıllardan sonra sürekli gelişimine devam eden Kılıçoğlu 1952′de ilk şekilli kiremit üretimine başlamıştır. 1974 yılında Türkiye’nin ilk tam otomatik kiremit fabrikasını açtı. 1980′li, 90′h ve 2000′li yıllarda da üretime yatırıma devam eden şirketin, kuruluşundan bu yana ürettiği kiremit sayısı 1 Milyar 750 milyon adeti aştı. Üç tesiste faaliyet gösteren şirketin ulaştığı yıllık üretim kapasitesi ise 80 milyon adet.

Tuğladan seramiğe akan öykü
Mürşide Esmek
Yurtbay Seramik, toprağı işleyerek seramik haline getiren isimlerden. Şirket, 1995 yılında kuruldu ama, kurucusu Zeki Yurtbay tam 60 yıllık bir sanayici. Üstelik, ana işi de tuğla üretimiydi Zeki Yurtbay’ın. Ama, o işin seramik tarafında yer almayı daha bir ileri aşama gördü ve yıllar önce bu yöndeki adımı attı. Şimdi yılda 20 milyon metrekare üretim yapabiliyor.

Toprakla kurduğu güçlü ilişki firmanın krizle ilişkisinden minimum zarar almasını sağlamış. Zaten, 2001 krizinde bile yüzde 85 oranında büyümeyi başarmış bir şirketten söz ettiğimizi belirtelim. Şirketin genel müdürü Köksal Çınar, 2008′i, yani krizin derinleşmeye başladığı dönemi büyümeyle kapattıklarını söylüyor ve ekliyor: “Geçen yıl yüzde 100 kapasiteyle çalıştık.”

‘Teki, bu yıl işler nasıl gidiyor” diye soruyoruz Çınar’a. Bu yıl da çok başarılı geçiyormuş. Hatta, belki de beklediklerinin de üzerinde. Mesela, hedef ciroları 120 milyon TL:. Bunun 35 milyon dolarının ihracat gelirlerinden elde etmeyi planlıyor şirket. Üstelik, ihracatları krizden en fazla etkilenen ülkelere, yani Avrupa ve ABD’ye. Çınar, krizde yurtdışı pazarlarını kaybetmemelerini, güvenilirliğini kanıtlamış olmaslarıyla açıklıyor ve çarpıcı bir noktaya dikkat çekiyor: “Hatırlatmak isterim; Türkiye’nin seramik üretimi de ihracatı da bir önceki yıla göre azaldı. Ama bizim ne üretimimiz ne de ihracatımız düştü.”

Çınar’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise şirketin yeni bir yatırım hazırlığı içinde olması. Teknik granit olarak tanımlanın üst teknoloji gerektiren bir bir üretime hazırlandıklarım belirten Çınar, bu yatırımın istihdamlarını 700′den 800′e taşıyacağım da belirtiyor.

Eskişehir’in toprağını ABD’ye de Dubai’ye de götürüyor
Eskişehir’in toprağını değerlendirmek üzere 39 yıl önce yola çıkan Başak, zoru başarmış şirketlerden. Mart 1969′da Eskişehir’de Bursa yolu 3′üncü kilometrede 23 bin metrekaresi kapak toplam 100 bin metrekarelik alana tesis kurarak üretimde temel adımı atan Başak, 2000′li yıllarda başladığı ihracat hamlesiyle bugün kiremit gibi ihracatı görece zor bir üründe dünya çapında önemli başarılan elde etmiş bir isim.

Başak Kiremit ve Tuğla A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Karık, ilk ihracatlarını Azerbaycan, Gürcistan, Ürdün ve Kazakistan ile başladıklarını belirtirken, ihracatta ulaştıkları aşamayı şu sözlerle anlattı: “Ürünlerimizi bugün dünyanın pek çok ülkesine ihraç edebiliyoruz. İhracat pazarlarımız Dubai, Lübnan, Irak, Ukrayna, Ürdün, Suriye, Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kıbrıs, Gürcistan, Azerbaycan, Libya, Dağıstan, Romanya, ABD ve Bulgaristan’dan oluşuyor.”

Yatırımlarla büyüdü
Şirketin yakaladığı başarıda yatırıma kimliği en önemli etken. Mesela, 1980 ve 1996 arasında süregen hale getirilen yatırımlar, firmanın hem üretim tekniğini hem kapasitesini geliştirdi. 2001 yılı ise yatırım rotasının Ar-Ge’ye kırıldığı dönem oldu. Detaylı bir çalışmaya olanak sağlayacak laboratuarı devreye alan şirket, Mayıs 2003′te ise pres tuğla grubunda daha kaliteli ürün almak ve çeşitlendirmek amacıyla yeni tuğla kesiciyi devreye alındı. 2003 yılının Temmuz ayı ise, 2 bin metrekarelik yeni kurutma tesisinin devreye girmesine sahne oldu. Aynı yılda tünel fırınlarda doğalgazlı üretime geçen Başak, kapalı alanını 29 bin metrekareye çıkaracak yeni bir yatırım daha yaptı. Başak’ta yapılan en son yatırım ise ilave makine ve diğer teknik donanımlarla kapasitenin yüzde 50 oranında* yükseltilmesi oldu.

Kiremitiniz hangi renk olsun?
Firmanın yurtdışı pazarların yanı sıra yurtiçinde de elde ettiği başarıda Ar-Ge’ye dayalı yenilikçilik stratejisi en önemli etken.

Ürettiği renkli kiremitler, şirketin yenilikçi kimliğini ortaya koyan uygulamalardan. Şirketin, kiremitte tam anlamıyla sınırsız renk seçenekleri var. Çalışmalarında kalite ve güven kadar estetik ve doğallığı da ön planda tuttuklarını, renkli kiremitin de bunun bir sonucu olduğunu belirten Firuz Karık, şöyle konuştu: “Renkli kiremitlerimiz yüzde 100 doğal toprak ve renk hammaddesi, özel üretim teknikleri ve makine parkı ile üretiliyor. Sınırsız renk seçeneği ile her tip kiremide uygun renkli kiremit uygulaması için talep edildiğinde antik ve eskitilmiş gibi farklı görüntüler yaratmak da mümkün oluyor.

BİR NEHİR, TOPLU TAŞIMACILIK İÇİN KULLANILABİLİR Mİ?

Kadim medeniyetler, akarsu kıyılarına yerleşmeyi tercih etmiş hep. Bunda sulama gereksinimi, kuşku götürmez bir nedendi. Ama, bir başka önemli neden vardı: Akarsuyla ulaşım yapmak. Bir zamanlar önünden burun tıkanarak geçilen Porsuk, şimdilerde bu kadim geleneği hayata geçirmek için çalışıyor. Hatta ilk seferler başladı bile.

nehir2.jpg

10 yıl önce bir arama konferansı yapılmıştı. Sonuçlardan bir tanesi, Eskişehir’in en önemli probleminin Porsuk olduğu ortaya çıkmıştı. Ama, Porsuk, bugün adeta Eskişehir’in tam anlamıyla gerdanlığı gibi…

Porsuk’u ilk gördüğünüzde köprülerine, son derece planlanlı heykellerine bakakalıyorsunuz. Ama sonra görüyorsunuz ki, bu mimari güzelliğin dışında bir de Porsuk, ulaşım için kullanılıyor.

Beş yılı aşkın bir süre önce de büyükşehir belediyesinin tersanelerinde yapılan botlar Porsuk’a indirilmiş. Porsuk’ta turistik bot gezileri başlatılmış. Ancak turistik gezilerle yetinilmeyeceği de ilan edilmiş. İlan edilen diğer şeyse Porsuk üzerinde toplu taşıma yapmak olmuş.

Kıyısı olmayan Eskişehir’de su üzerinden toplu taşıma yapılması, Türkiye’nin bu konudaki yetersizliği düşünülünce, hiç inandırıcı gelmiyor. Ama Eskişehir bizi şaşırtmaya devam ediyor.

Sessiz sedasız başladı
Batı istikametinden şehre giren Porsuk, Sakarya nehrine kavuşmak üzere doğu istikametinden çıkıyor. Şehri neredeyse yatay olarak ikiye bölüyor. Porsuk’un su seviyesindeki düzensizliklerin önüne geçmek amacıyla altı adet eklüz inşa edilmiş. Eklüzler suyu farklı kotlarda havuzluyor. Böylelikle Panama Kanalı’ndaki benzer bir şekilde, batıdan doğuya doğru alçalan havuzlar oluşuyor. Botlar, Nuri Bey Değirmeni’nden Kentpark’a kadar 12 kilometrelik bir güzergâhta yolcu taşıyacak. Şimdilik Köprübaşı ile Kentpark arasındaki 5 kilometrelik mesafede, sessiz sedasız, tarifeli deneme seferleri başlamış.

nehir3.jpg

Hafta içinde seferler şimdilik tek botla gerçekleştirilirken, hafta sonunda artan talebi karşılamak için iki bot hizmete sokuluyor. 12:30 19:15 arasında yapılan seferlerde, beş kilometrelik mesafe yaklaşık yarım saat sürüyor. Ücret de kişi başına 2 TL. Ne diyelim, darısı diğer akarsuların başına.

HEYKELLER ŞEHRİNDE MESAJLARI OKUYABİLMEK

Eskişehir için çok şey söylenebilir. Ama, şehre ilk girdiğinizden itibaren “burası, bir heykeller şehri” diyorsunuz. Öyle, rastgele yapılmış heykeller değil bunlar. Hepsinin bir mesajı var. Biz, birkaç tanesini okuduk, diğerlerini okumayı size bıraktık.

heykel1.jpg

Yılmaz Büyükerşen, Zamanı Durduran Saat adıyla Doğan Kitap’tan yayınlanan nehir söyleşinin bir yerinde, üniversitenin Yunus Emre Kampusü’nün girişindeki Yunus Emre heykelini şöyle anlatıyor: “Kaidesinin ön tarafında İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır’ diye başlayan dörtlük yer alır. Kampüse giren hocaları da, öğrencileri de uyarmak içindir o. Önce kendinizi bilmeniz gerekir diye. Kendinizi bilmiyorsanız, bu kampüste yaptığınız faaliyetlerin kimseye bir faydası yoktur diye. Kaidenin sağ tarafında, yani kampüse girerken, yanından geçilen tarafta, ‘Bu kapudan odunun bile eğrisi girmemelidir’ ibaresi yer alır. Kampüse giren herkesi doğru insan olması konusunda uyarmak içindir. Öteki tarafta ise, yani kampüsten çıkarken görülen tarafta ise, ‘Sevelim, sevilelim. Bu dünya kimseye kalmaz’ yazılıdır. Bu dünyada kalıcı olan sevmek ve sevilmektir. Kavgaya yer mamalıdır der.”

Eskişehir’de de, Türkiye’nin her şehrinde olduğu gibi Atatürk heykelleri var. Ama Türkiye’nin diğer şehirlerinden farklı olarak, Eskişehir’de sadece Atatürk heykelleri yok. Yunus Emre’nin, Mal Hatun’un heykelleri var ama bambaşka heykeller de var Eskişehir’de. Bunlardan üçü özellikle dikkatimizi çekti.

Hepsinin bir anlamı var
Porsuk kıyısında bir heykel var örneğin, yanında köpeğiyle yaşlı bir balıkçı heykeli. Önündeki kovadan balık avlıyor. Heykelin kaidesinde “Allah rızası için Porsuk’u temiz tutun” yazıyor. Temiz tutun ki, balığı kovadan avlamak zorunda kalmayalım.

heykel2.jpg

Tramvay geçtikten sonra trafiğe kapatılan bir yaya bölgesinde, bir bankın üstünde, gerçek boyutlarında bir köylünün heykeli var. Yanındaki tahta bavuluna dirseğini, başını da avucuna dayamış, uyukluyor. Yaranda da tavuğu var. Heykelin altında “Köyümüze dönelim artık” yazıyor. Şehirlerin aldığı göçü şehirlileştirmekten aciz kalışını, acı bir tebessümle düşünüyorsunuz. Şehrin en işlek yaya bölgelerinden birinde, biri başı örtülü diğeri başı açık iki hanımefendi, yine bir bankın üstüne oturmuş, dedikodu yapıyorlar. Dedikodu heykelinin altında ‘Tatlı şeyler” yazıyor.

Eskişehir’deki heykeller, Türkiye’nin diğer yerlerindeki heykellerden farklı olarak, hayatın içinde. Çocuklar dedikodu yapan kadınların kucağına oturuyor. Ablaları kadınların arasında poz veriyor. Siz de Eskişehir’e ilk gittiğinizde, şehre göçmüş ama şehirli olamamış, köyünü özleyen köylü amcanın yarana oturun. Bankta size de yer var. Ve bir fotoğrafınızı çektirmeyi ihmal etmeyin.

BİZANS İMPARATORİÇELERİNİN KAPLICALARI

Biz kaplıca deyince Bursa, Afyon ve Denizli’yi anarız. Eskişehir’i kaplıcalarla yan yana düşünmek zor. Ama Kentpark’ın ortasındaki küçük adada göreceğiniz yıkanan kadın heykeli tam da bunun için yapılmış. Anlayacağınız, bu kent bir kaplıca kenti. Üstelik bir zamanlar Bizans imparatoriçeleri için vazgeçilmezmiş.

Eskişehir’de, plajıyla ünlü olan Kentpark’ın ortasında küçük, ulaşılmaz bir ada var. Adaya bakan köprünün üzerinde, seçimden önce, AKP’liler gösteri yapmaya kalkmış. Adadaki yıkanan kadın heykelinin çocuklarının ahlakını bozduğunu ileri süren göstericilere kimse pek kulak asmayınca, gösteri de başladığı gibi çabucak bitivermiş.

Türkiye’de pek alışık olmadığınız şeylere, mesela çıplak bir kadın heykeline, Eskişehir’de hazır olmanız gerekiyor. Üstelik çok geçmeden öğreniyorsunuz ki heykelin bir sebebi var: Heykel, Eskişehir’in kaplıcalarını simgeliyor.

Bir defa daha şaşırıyorsunuz. Çünkü Bursa’nın, Afyon’un kaplıcalarının ününü duymuşsunuzdur. Ama hafızanızı zorlasanız da Eskişehir kaplıcaları hakkında pek bir şey hatırlayamıyorsunuz. Bunu söylediğinizde de, bu defa Eskişehirliler şaşırıyor. Sizi elinizden tutup, şehrin en işlek yaya bölgesine götürüyorlar. Yaya bölgesinin adı Hamamyolu. Hamamyolu Caddesi, şehrin ilk yerleşim yerini Sıcaksular denen bölgeye bağlıyor.

Yeryüzünde başka herhangi bir yerde böyle bu şeyle karşılaşılabilir mi, merak etmemek imkânsız. İşlek bir alışveriş bölgesinde, son derece modern mağazaların yanı başında bıçakçılar, çay bahçelerinin arasında şarkütericiler ve hepsinin arasında hamamlar. Hamamlar, hamamlar… Hepsi de tabii sıcak suyu olan birçok hamam. Sayılan zamanla azalsa da yeterli müşterileri var. Çünkü Eskişehirlilerin özellikle eski nesilleri, haftada en az bir defa hamama gitmezse olmazmış.

Bizans’ın yazlık sarayları buradaydı
“Eskişehir’in hamamları sizin bildiğiniz hamamlardan değildir” diyor, hamama esnafının biri. “Büyükşehirlerdeki hamamların hemen hepsinin suyu özel olarak ısıtılır. Bu hamamların suyu şifalı kaplıca suyudur” demeyi de ihmal etmiyor. Bu vesileyle öğreniyoruz ki Eskişehir, termal su kaynaklan sebebiyle, çok eski çağlardan beri önemli bir yerleşim yeri olmuş. Antik Dorlaion şehrinin, şimdi sokaklarım arşınladığımız Sıcaksular bölgesinde kurulduğunu gösteren pek çok çalışma mevcutmuş. Yunanlı yazar Athenaus’un, M.Ö. 200 yıllarında içilebilen sıcak sulardan söz ettiğini öğreniyoruz.

“Bu sularda, “diyor dost olduğumuz hamama, “Bizans imparatoriçeleri yıkandı”. Bizans imparatorlarının Eskişehir’de yazlık bir saray inşa ettirdiğini, Eskişehir’in imparatorların dinlenme merkezlerinden birisi olduğunu böylelikle öğreniyoruz. Osmanlı döneminde de Eskişehir’in termal kaynakları önemini hiç kaybetmemiş.

İmparatoriçelerin suyunda yıkanmak
İmparatoriçelerin yıkandığı sularda yıkanmak istiyorsanız, birkaç liraya kıymanız yetiyor. Erkekler için ayrı, kadınlar için ayrı hamamlar var. Evlenecek kızların hamama götürülmesi gibi gelenekler, şehrin belli kesimlerinde hâlâ yaşıyormuş, Herhalde kayınvalide adayları, müstakbel gelinlerinin son kontrollerini hamamda yapıyorlar.

İmparatoriçelerin kaplıcalarında yenilenme zamanı
Eskişehir’in hamamları, sularının kalitesi ne olursa olsun, günümüz insanının kaplıcalardan beklentilerini karşılayacak hizmet anlayışına ve mimariye sahip değil. Yeni nesillerin içinde, bir havuzun etrafına toplanıp, duvardaki kurnalardan dökünerek yıkanmaya razı olacak çok kişi bulamazsınız. İster istemez merak ediyorsunuz, Bizans imparatorlarına bile cazip gelen termal kaynaklar neden daha çağdaş bir biçimde hizmete sunulmaz diye. Galiba eski nesil hamamlarının hâlâ kullanıyor olması, dolayısıyla da müşterinin varlığı, hamamcıları tesis ve anlayışlarını yenilemekten alıkoyuyor.

Termal kaynakların neden daha çağdaş bir işletmecilik anlayışıyla kullanılmadığı sorusunun izini sürerken, yine Büyükerşen’le karşılaşıyorsunuz. Anlatılanlara göre, daha Anadolu Üniversitesi Rektörü iken, Sıcaksular bölgesinde kapsamlı bir Kentsel Dönüşüm projesi geliştirmiş ve önermiş Yılmaz Büyükerşen. Ancak bölgenin işlek bir çarşı merkezi olması nedeniyle, bölge esnafından çok tepki görmüş. Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra bir daha nabız yoklamış, ama mülk sahiplerinin henüz bu çapta bir dönüşüme hazır olmadıklarını görmüş.

Hidroterapi merkezi neden yapılamadı?
Büyükerşen, bunun üzerine, şehrin ilk yerleşim yerini sırtını dayadığı tepede, orman içinde bir
‘hidroterapi merkezi’ yapmaya karar vermiş. Şehrin merkezindeki sıcak suyu birkaç kilometre taşımayı göze alan bir yatırımcı da bulmuş. Ancak, anlatılanlara göre, bundan önceki dönemde Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunlukta olan AKP’li üyeler, bu projenin gerçekleşmesini önlemişler. Çıkarılan engeller üzerine, yatırımcı firma da teminatı yakıp gitmiş.

Bizans imparatoriçelerinin yıkandığı sularda yıkanmak için çok beklemek zorunda kalmayabilirsiniz. Çünkü Büyükerşen, seçimden önce kampanyasını büyük ölçüde turizme dayandırmış. Eskişehir’in geleceğini sanayiye dayayamayacağını öne süren Büyükerşen’in önüne hedef olarak koyduğu sektörlerden birinin termal turizm olduğu düşünülürse, Eskişehir’in adını yakında bambaşka nedenlerle duymaya başlayabiliriz. Eskişehir’i ziyaret etmek için yepyeni sebeplerimiz olabilir.

YÜKSEK İRTİFADA UÇUŞ

Evin Demirtaş
Mürşide Esmek

Bu şehir, yüksek irtifada uçuyor
Eskişehir, tam anlamıyla havacı bir kent. İlk temeller 1926 yılında atılmış. Bu temeller, bugün pek çoğumuz bilmesek de kentin adını dünyaya yazdırmış. TUSAŞ, ALP Aviation, Turbomak ve Savronik gibi firmalar bugün Sikorsky gibi firmaların üretim partnerleri. Peki, ama bu şehir yüksek irtifa uçuşunu nasıl gerçekleştirmişti?

Havacılıkta sınırları delip geçti
Türkiye’nin helikopter uçuş kritik sistemi üretiminde ilk ve halen tek kuruluşu Alp Havacılık, Sikorsky başta olmak üzere dünyanın önde gelen dev havacılık şirketleri için yedek parça üretiyor. Ürettiği parça sayısı bin 500′ü çoktan aştı. Yani, bu alanda Türkiye’nin dünyaya açılan pencerelerinden.

Hemen belirtelim; Alp Havacılık, ABD Savunma Bakanlığı’nın Sikorsky helikopterleri için uçuş kritik parça özel üretim izni verdiği dünyadaki çok az sayıdaki kuruluş arasında. Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Alpata, bir başka özel konumlarına daha dikkat çekiyor. “Alp Havacılık, Sikorsky’nin çok az sayılı uçuş kritik parça tedarikçisinden biri ve daha da önemlisi, ABD dışındaki tek uçuş kritik kaynağı. Bu ayrıcalıklı konum, şirketin Sikorsky ile bir çok iddialı projeyi gündeme getirme fırsatını vermiş durumda.”

Şirketin bir diğer iddiası da uzay sanayiinde. Bu alandaki üretimlerin bazılarında dünyadaki tek kaynak üretici olması.

‘Uzay sanayimle tek kaynak üretici’
Şirketin işbirliği ve üretim yaptığı tek şirket Sikorsky değil. Alpata, Pratt & Whitney, Pratt & Whitney Canada, Goodrich Landing Gear, Lockheed Martin, TAI ve Boeing gibi dünyanın en önde gelen dev şirketlerine teknoloji yoğun üretim gerçekleştirdiklerini söylüyor.

Alp Havacılık, birikimini ulusal havacılık sektörüne de yansıtmayı hedef olarak belirleyen isimlerden. Türk Hava Kuvvetleri’nde hizmete girecek F-35 Müşterek Taarruz Uçağı programlarına katılması bunun en somut örneklerinden. Bu doğrultuda Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) Türk Endüstri Grubu’nun da üyesi olan Alp Havacılık, uçağın iniş takımlarına ait 250′den fazla komponent ve alt asamblenin üretimini gerçekleştiriyor.

Önce ‘Devrim’ dedi, sonra uçuşa geçti
Eskişehir Jant ve Makina Sanayi (EJS), işe jant imalatıyla başladı. Kurucusu Ahmet Musubeyli, öylesine iddialı ve enerji doluydu ki, ‘Devrim’ arabasının jantlarını üreterek işe koyuldu.

Geride bırakılan 50 yıl büyük başarılarla geçti. Ama, özellikle 1999 yılı özel bir sayfanın açılmasını sağladı. Çünkü o yıl, EJS bünyesinde Turbomak kuruldu. Amaç, havacılık sektörüne hizmet vermekti. Şirketi şu anda oğul Sinan Musubeyli yönetiyor. İlk kuruluş anından itibaren TUSAŞ’tan büyük destek görmüşler. TUSAŞ’ın ürettiği devasa uçak motorlarına parçalar üretmişler. Ayrıca, ticari uçaklar için de imalat yapıyorlar. Musubeyli, gelecek için çok iddialı: “Uluslararası arenada sesimizi duyurmak için güçlü adımlar atmaya başlıyoruz.”

Awacs’a ve F16 için çalışıyor
Tusaş Motor Sanayii AŞ. (TED, gökyüzündeki teknoloji devlerinin en stratejik parçalarını üretiyor. F16′lara motor üretmek için yola çıkan şirket, bugün Awacs ve Cougor helikopterlerinde çalışacak kadar uzmanlaştı. Genel Müdür Akın Duman, “Hedefimiz, TEI’nin 2023 yılına kadar bir motoru tasarlamış, üretmiş ve uçuran bir konuma gelmesi” diyor.

TEI, 1985 yılında ismi bile birçoğumuzu büyüleyen F16uçaklarının F110 motorlarının montaj ve test kabiliyetlerinin oluşturulması, uçak motor üretim teknolojisi transferi, uçak motor parçası üretim kabiliyetinin kazanılması amacıyla kuruldu. Şirket, ilk başlardan beri çok iddialıydı belki ama, ilk yıllarda ürettiği parça sayısı 5-6′yı geçmiyordu. Bugün sayı, 580′e ulaşmış durumda. Üstelik, daha da çarpıcı olanı, parçaların Önemli bir kısmının dünya üzerinde sadece Eskişehir’de ve TEI’de üretiliyor olması.

Peki, tek yükselme parça sayısındaki artışta mı oldu? TEI Genel Müdürü Akın Duman’ın anlattıkları, bir şirketin gerçek anlamdaki yüksek irtifaya çıkma öyküsünü ortaya koyuyor aslında. Mesela, uluslararası projelerde giderek daha çok yer almaya başlamışlar.

Cougar helikopterlerinin Makila 1Al motorlarının montaj ve test projesi bunlardan biri. Bir bu kadar çarpıcı çalışma ise NATO Awacs uçaklarının TF33 motorlarının depo seviyesi bakımını üstlenmesi. TEI,TF33 motoru Depo Seviyesi Bakım Projesi ile NATO’ya bağlı NAMSA ve IAMCO tarafından 2008′in “En iyi motor Bakım Firması” seçildi.

Bitmedi. TEI; geçtiğimiz yıldan itibaren F110 GE 100 ile F110 GE -129 motorlarına yönelik SLEP (Service Life Extention Program) ve ENSIP (Engine Structural Integrity Program) uygulamasına da başladı. Şirketin son çıkışlarından biri de 2011′de başlayacak olan ATAK Helikopter Projesi.

Teknoloji Oskarı Savronik’in oldu
Savronik’i, savunma ve ulaşım sistemleri için ‘beyin’ üreten bir firma olarak tanımlamak mümkün. Uzmanlık alanları arasında raylı ulaşım sistem çözümleri, akıllı kara ulaşım ve tünel denetim sistem çözümleri ve insansız hava veri iletim sistemleri var. Bugüne kadar pek çok projede yer almışlar ve pek çok da proje geliştirmişler.

Bunların arasında İzmir Karşıyaka Tünelleri, Bilecik Tünelleri ve Arnavut’taki Thirra Tünelleri bulunuyor.

Geliştirdiği projeler arasında ise özel sistemler var. ‘İnsansız hava sistemleri en önemlilerinden biri.

Öte yandan TCDD için geliştirdikleri otomatik tren durdurma sistemi (ATS) ve tren denetleme sistemi (TDS) de Önemli projelerden Savronik’in bu başarılı adımları Türkiye’nin en prestijli ödüllerinden Teknoloji Ödülleri’nde ‘Büyük Ödül’ün bu yılki sahibi olmasını da beraberinde getirdi.

BOZKIRIN ORTASINDA VAHA YARATMAK SIRADAN BİR İŞ Mİ?

plaj.jpg

Evin Demirtaş
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, gördüğünüzde şaşıracağınız kadar mütevazı birisi. Sanki, Porsuk’u onlarca yıl önceki güzelliğine kavuşturmak, kenti tam anlamıyla bir heykel sergisine çevirmek, bozkırın ortasındaki coğrafyayı bir üniversite şehri haline dönüştürmek ve tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de plaj, park yapmak son derece sıradan işlermiş gibi konuşuyor. Belki de şaşkınlığımız, bizim yaptıklarının altını kalın çizgilerle ‘Ben’ diye çizen yöneticilere çok alışmamızdan kaynaklanıyor. İşte, onun ve dolayısıyla bir şehrin örnek alınacak hikâyesi.

Eskişehir büyük proje, bir tutam tuzunuz olsun”
buyukersen.jpg“Eskişehir büyük bir projedir. Türkiye’nin geleceğidir. Biz burada son derece kıt imkânlarla, çok büyük, çok önemli bir işi başarmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin sıradan insanları, Eskişehir’de yapılanları büyük bir dikkatle takip ediyor, onaylıyor. Eskişehir onların sayesinde Türkiye’nin gündeminden düşmüyor.

Türkiye’den başka gidecek yeri olmayanların, büyük sermaye gruplarının, bankaların, Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmak isteyen herkesin yardımına şükran duyarız. Bugüne kadar kimseden hiçbir destek görmeden geldik. Ama desteği hak ettiğimizi düşünüyorum. İstanbul’a, Ankara’ya, zaten muazzam ölçekte bütçeleri olan şehirlere gösterişli tesisler kurup hibe edenlerin, İstanbul’daki, Ankara’daki faaliyetlere sponsor olanların, önümüzdeki yılın bütçelerinde Eskişehir’e de bir hisse ayırması gerektiğini düşünüyorum. Bu büyük projede kimin bir tutam tuzu olursa, kendisine de fayda sağlayacak.”

Eskişehir nasıl bir üniversite şehri oldu?
“Eskişehir’in üniversiteleri başarılı oldu, çünkü Eskişehirliler Türkiye’nin dört bir yanından gelen gençleri kendi çocukları gibi bildiler. Onlara şefkat ve anlayış gösterdiler. Genç insanlar disipline gelmezler, adı üstünde delikanlıdırlar, kanları deli akar.

Muhaliftirler. Gürültücüdürler. Genelde olaylara daha şiddetli reaksiyon gösterirler. Eskişehirliler ise öğrencilere anlayışlı ve sevecen davrandılar. Gençler hem kendi hayatlarını yaşayabildiler, hem de şehir için bir tehdit olmadılar. Eskişehir’den memnun kaldılar. Arkadaşlarına anlattılar. Onlar da
Eskişehir’de okumak istedi. Zamanla Eskişehir bir üniversite şehri, bir öğrenci cenneti oldu.”

‘Eskişehir halkı, farklılığı zenginlik bilir’
“Eskişehir tarih boyunca ticaret yollarının kavşağında yer alan bir ticaret şehri olmuş. Tüccarların, kendileri gibi olmayana düşmanlık beslemek gibi bir lüksü yoktur. Binlerce yılda kazanılanlar, sosyal bilinçaltına yazılır.

Zamanla silikleşse bile, bu yazılanlar hiç unutulmaz. Osmanlı’nın son yüzyılında Anadolu bitap düşüp ticaret zayıflayınca, Eskişehir’in de parıltısı kaybolmuş. Ama bu defa da demiryolu imdadına yetişmiş. Sonra sanayi. Ardından havacılar gelmiş. Modern bir şehir, birbirinden çok farklı hayat tarzlarına aynı anda ev sahipliği yapar. Eskişehir’de de öyle olmuş. Eskişehirliler farklılığı zenginlik bilmişler.

1920-50 arası Eskişehir’in yıldızının yeniden yükseldiği dönemdir. İşler yolunda giderken korkmazsınız, endişe etmezsiniz. Aksine başkalarına sevgi besler, ümitli olursunuz. Eskişehir de öyleydi. 1950 ile birlikte demiryollarının yerini karayolları, devlet yatırımlarının yerini özel teşebbüs aldı Türkiye’de. Eskişehir ayak uyduramadı. Ama Eskişehirliler, şehrin bilinçaltında kayıtlı olanı yine de korudular. Yoksullaştılar, gelecek hayallerini kaybettiler, eski parlaklıklarını kaybettiler, ama şehirli kaldılar. Fırsatını bulunca da yeniden her şeyin en iyisini yapmaya başladılar.”

Yatırım yaptıkça kendini borçlu hisseden başkan
“Biz halka iyi şeyler verdik, onlar daha iyisine layık hale geldiler. Bizi yine borçlandırdılar. Tıpkı Porsuk gibi. 1999′da ben ilk defa seçildiğimde, Porsuk o kadar berbat bir haldeydi ki, şehrin en büyük problemi Porsuk’tu. Üstünü kapatıp hafif raylı sistemi oradan geçirmeyi düşünenler bile vardı.

Biz Porsuk’a iyi davrandık. Borcumuzu ödeyebilmek ümidiyle, Porsuk’a yatırım yaptık. Şimdi çayın iki yanında, göğsümüzü gere gere dolaşıyoruz. Porsuk bize müthiş güzellikler sunuyor. Şehrin gerdanlığı haline geldi Porsuk. Borcumuzu ödedik derken, daha da çok borçlandık yani.

Sonra plajı yapıp açtık. Gerdanlığa bir elmas ekledik. Borcumuzu ödeyebildik mi? Ne gezer. Bu defa da plaj Eskişehir’e öyle değer kattı ki, biz daha ağır bir borcun altına girmiş olduk.

nehir.jpg

Porsuk’a borçlu kalmaktan korkmayız, merak etmeyin. Porsuk kendisine iyi davranan kimseye kapris yapmaz. Bize de yapmayacak. Borcunu tahsil etmeye filan da kalkmayacak ”

“Eskişehir’in arkeolojik yeraltı ve yerüstü zenginliklerini tanıtma hazırlığı içerisindeyiz. M.Ö. 1800 ila 4000 yıllık o inanılmaz süreçte Anadolu’da yaşayan uygarlıkların eserleri ortaya çıkıyor. Küllü Oba’dan Han İlçesi’nin yeraltı şehirlerine Hititlerden Frig Vadisine ve Midas Kentine, Eski Yunan, Roma ve Bizans uygarlıklarının üst üste yığıldığı Eskişehir’in bilinebilen en eski şehirlerine ait yerlerin kazıları, açılan höyükler Eskişehir’in büyük bir hazineye sahip olduğunu gösteriyor.

Bu yönde de Anadolu’nun önde gelen zenginliklerine sahip bir kent olarak turizmde de başa güreşeceğiz. Bizans’ın kaplıca kenti olan Eskişehir’in hidroterapi merkezleri ile sağlık turizminde de başı çekeceğini şimdiden duyurmak isterim.

Şimdi içim elbette daha rahat. Rahmetli Ecevit’in vasiyetini yerine getirdiğimi düşünüyorum. “Örnek bir üniversite yaptınız, bir de örnek şehir yapsanız” demişti. Ben örnek bir şehir yaptığımı düşünüyorum, ama sizin örnek olmanız yetmez. Birilerinin de sizi örnek alması gerekir. Eskişehir’e gelip gidenler, kendi şehirlerinde de benzer bir anlayışı talep edecekler diye ümit ediyorum. Eskişehir örnek olacak, insanlar şehirlerini otomobillerden geri alacaklar diye ümit ediyorum Elbette hemen olmaz, ama Eskişehir tartışılıp konuşuldukça, gezilip görüldükçe, şehirleşme anlayışımızın ne kadar yanlış olduğu da anlaşılacaktır.”

‘Parkta da plajda da herkese yer var’
“Bütün akarsular, bütün şehirler siz bir şey verince daha fazlasını verir. Aslında bütün insanlarda öyledir. Biz plajı yaparken, “Bu memleketin delikanlıları bikinili kız görürse rahat bırakmaz, kızlar bu plaja giremez olur” dediler. “Kendilerine plaj yapıyorlar, yoksul insan ne yapacak plajı” dediler. Eskişehirlilere güvendik, inat ettik.

Biz hem parkı hem plajı, Eskişehir’in bütün kesimlerini birbirleri ile buluşturmak için yaptık. Parkta da, plajda da, her kesim düşünülmüştür. Herkese yer vardır.

Ancak, bir süreden beri açtığımız plajı kötülemek ve insanların girmesini önlemek için yayınlar yapıyorlar. Suyun mikroplu olduğundan tutun da plaja girenlerin orada işemiş olabileceklerini bile ileri sürebiliyorlar. Sağlık Müdürlüğü’ne su tahlilleri yaptırtıp bekledikleri sonucu alamayınca bu sefer de plaj sularına çok klor koymuşlar kanser olursunuz diye karşı propagandalarından geri durmuyorlar. Siyasi kamplaşmalar işte…

Ama unutmayalım, siyasi kamplaşma sadece bir sonuçtur. Sebep korkudur.

Sebep, sizin gibi olmayanları bilmiyor olmanızdır. Onların da hayalleri, endişeleri, gelecekten beklentileri, acıları, sevinçleri var ve siz bilmiyorsunuz. Tek dertlerinin sizin canınızı yakmak olduğunu zannediyorsunuz. Onlar da sizin için aynı şeyi düşünüyor.

Şehir buluşturur. Farklı insanları birbirine dokundurur şehir. Dokunduğunuz insanın korkulacak biri olmadığını da öğrenirsiniz. Kentpark, plaj, aslında bütünüyle Eskişehir, farklı insanları birbirine dokunduruyor.

Bu sayede iktidar partisinin karşısında bu kadar farkla seçim kazanabiliyorum ben. Eskişehirli korkmuyor. AKP bütün siyasetini korku üzerine kurmuş ama Eskişehirli korkmuyor. Eğer Eskişehirliler kendileri gibi olmayanlardan korkuyor olsalardı, kendileri gibi olmayanlarla karşılaşmamak için Kentpark’a gelmezlerdi. Park da bir işe yaramazdı. Yaptığımız her şeyin kıymetini bildiler.”

DEMİRYOLUNA MİNNET BORCUNU ÖDEMEK İÇİN

demiryolu.jpg

Eskişehir, demiryolu kültürüyle yoğrulmuş bir kent. Bağdat Demiryolu için kurulan ve zamanla devasa bir sanayi tesisine dönüşen Cer Atölyesi, bunun somut kanıtlarından. Ama, daha çarpıcı olan bu şehrin uygarlaşma hikâyesine olan katkısı. İşte şimdi bu minnet borcunu ödemek için ‘Bilim, Sanat ve Kültür Parkı’nda çok özel bir bölüm yapılıyor.

Şehrin batısında, hali vakti pek de yerinde görünmeyen Sazova mahallesindeyiz. Yapılmakta olan devasa ‘Bilim, Sanat ve Kültür Parkı’, mahalleye çok önemli katkılar yapmaya şimdiden başlamış. Uzun bir ağaçlı yolun ikiye böldüğü arazinin güneyindeki bölüm, yoğun talep üzerine seçimden önce halka açılmış.

Parkın halka açılan bölümünde, büyük bir göletin içinde, bire bir ölçülerde bir korsan gemisi yer alıyor. Geminin dıştan görünümü bile göz alıcı ama içine girince hayretten dona kalıyorsunuz. Bütün ayrıntılar düşünülmüş. Korsanın şapkasından seyir defterine, definesinden hamağına kadar her şey gerçek ölçülerinde yapılmış.

Masalları yaşatmak için bin şato, bir de teleski
Gölette teleski yapılacağım, çocuklara yelken eğitimi verileceğini öğrenince, şaşkınlığımız büyüyor. Az ileride gördüğümüz inşaatın yanına gidiyoruz. Bu, henüz tamamlanmamış “Masal Şatosu’ inşaatıymış. Anlatılanlara göre, parkın en gösterişli unsuru olacakmış. Anlatılanların ortaya koyduğu bir başka gerçek de şatonun hayal sınırlarını çok zorlayacağı yönünde.

Parkın güney bölümünü çepeçevre saran 1680 metrelik demiryolu, hepsi de benzer bir mimariye sahip, son derece şık dört istasyondan geçiyor. Bu istasyonlardan biri, Tuna Kiremitçi’nin çekimlerini henüz tamamladığı filmindeki nikah sahnesine ev sahipliği yapmış.

Parkta gezen trenin, benzer parklarda görülenlerden farklı olduğu hemen fark ediliyor. Öğreniyoruz ki tarihi dekovil, 1918 modeli; Alman yapımıymış. 1950-1970 yılları arasında Seker Fabrikası ve Hava İkmal Bakım Merkezi arasında işçi taşımacılığı yapmış. İki lokomotiften biri dinlenirken, diğeri üç vagonu çekiyor.

Bu şehir, demiryoluna çok şey borçlu
Bilim, Sanat ve Kültür Parkı’ndaki tren, bir anlamda, Eskişehir’in demiryollarına şükran duygusunu yansıtıyor. Modernleşmesini ilk tamamlayan şehirlerimizden biri olan Eskişehir, 20. yüzyılın başlarındaki hızlı gelişimini, büyük ölçüde, demiryollarının kavşak noktasında olmasına borçlu. 1873 yılında, Bağdat Demiryolu inşaatı sırasında şehirde kurulan Cer Atölyesi, zamanla devasa bir sanayi tesisine dönüşmüş. 1960 İhtilali sonrasında Cemal Gürsel’in emriyle yapılan iki devrim otomobili de bu tesiste yapılmış. O dönemde İstanbul kulüplerine kök söktüren Eskişehir Demirspor da, bu tesisin spor kulübü.

Anayurdu dört baştan demir ağlarla örmenin gurur kaynağı olduğu dönemde, Eskişehir demiryollarının kavşak noktasında bulunmanın avantajından çok yararlanmış. Taşıma maliyetlerinin düşüklüğü sebebiyle, şehre arka arkaya kamu yatırımları gelmiş. Şeker fabrikasını, basma fabrikası ve çimento fabrikası izlemiş. Cer atölyesi zaten dev bir lokomotif ve motor fabrikası olmuş. Hava İkmal ve Bakım Merkezi de hesaba katılırsa, Eskişehir döneminin en sanayileşmiş merkezi haline gelmiş.

Uygar şehrin temelini bu fabrika mı attı?
Sanayi, sadece zenginlik getirmekle kalmamış. Fabrikaların işçileri için yapılan mahallelerin her biri şehre yeni ve zevkli bir şehircilik anlayışı getirmiş. Günümüzde izlerine pek rastlamasa da tek katlı ve bahçeli bu evlerin, bir dönem Eskişehir’de özenilen modeller olduğu düşünülebilir. Fabrikalarda çalışmak üzere gelen mühendisler farklı hayat tarzlarını ve anlayışlarını şehre aşılamışlar. Genç delikanlılar onlara özenmiş, okumuşlar. Okumak zorunda kalmışlar, çünkü genç kızlar, akşamüstleri Gar civarında gezintiye çıkan mühendis eşlerine özenmiş, benzer bir hayat tarzını talep eder olmuş. Eskişehir, her zaman, okuma yazma ve eğitim seviyesi yüksek bir şehir olmuş. Bir dönem Anadolu liseleri ve üniversite sınavlarında Türkiye’nin en başarılı şehirleri arasında hep ilk sıralarda yer almış.

Demiryolu, karayoluna kayınca değişti her şey
Demiryolu Eskişehir’e bütün bunları getirmiş. Eskişehirliler demiryolunun şehre kazandırdıklarının ne anlama geldiğini, ülkenin öncelikleri demiryolundan karayoluna, kamu yatırımlarından özel teşebbüse kayınca fark etmekte gecikmemişler. Anadolu’nun ışıl ışıl parlayan, kendine güvenli, parlak şehri, kısa sürede matlaşmış. Parlaklığını ve önemini kaybetmiş. Ama iddiasını, eski günleri ihya etme kararlılığını kaybetmemiş. Önce üniversiteleri, sonra da farklı şehircilik anlayışıyla Türkiye’nin gündeminde hak ettiği yeri yeniden kazanan Eskişehir, demiryollarının kendisine kazandırdığını da unutmadığını ‘Bilim, Sanat ve Kültür Parkı’ndaki tarihi dekoville ispatlıyor.

İftardan önce gittiğimiz park, iftardan sonra aniden çok hareketlendi. Şehrin çeşitli yerlerinden gelen, birbirinden çok farklı insanlar parkı doldurdu. Çok geçmeden, Şehir Tiyatroları’nın parktaki amfi tiyatroda Orta Oyunu sergileyeceği hoparlörlerle duyuruldu. Eskişehirliler çoluk çocuk, şen şakrak, amfi tiyatroyu doldurdular. Biz de kimsenin kimseden, kimsenin giyiminden, tercihinden rahatsız olmadığı, herkesin birbirini olduğu gibi kabul ettiği böyle bir manzarayı ne kadar özlemiş olduğumuzu düşünerek, parkı terk ettik.

Demiryolu makasının ortasında bir kabir
Eskişehir’de hiç alışılmadık yerde bir kabir var. Bir demiryolu makasının orta yerinde, iki yanından birer çift ray geçen bir kabir. Eskişehir’de artık hiçbir şeye şaşırmamaya karar vermiş olsak da, yine şaşırıyoruz.

Demiryollarının arasında yatan kişinin adını hayal meyal hatırlıyoruz: Behiç Erkin. Anlatıldığı zaman ise tüylerimiz ürperiyor. Behiç Bey, Atatürk’ün önce komutanı, sonra silah arkadaşı. Çanakkale Zaferi’nin ve Milli Mücadele’nin asker sevkiyatını yöneten görünmez kahramanlarından. Savaştan sonra genç Cumhuriyetin Demiryolları idaresini kurmuş ve yönetmiş. Demiryollarının Babası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Paris Büyükelçisi’dir. Fransızlar tek kurşun atmadan Paris’i teslim ettikleri gibi, Fransa topraklarında yaşayan bütün Yahudileri de teslim ederler Mazilere. Ancak Büyükelçi, 20 bin Yahudi’yi Nazilerin elinden alıp, hem de Alman toprakları üzerinden Türkiye’ye, selamete kavuşturur.

Bu eşsiz kahraman, 1961 ‘de İstanbul’da vefat eder. Vasiyeti üzerine, Eskişehir’de bir demiryolu makasının ortasına defnedilir. Ebedi uykusuna şimendiferlerin sesi eşlik eder.

‘YATIRIMLAR BURAYA AKACAK’

ESO Başkanı Savaş Özaydemir, hızlı trenle yatırımların kente yöneleceğinden emin.

Özaydemir, özellikle İstanbul, Kocaeli ve Bursa’daki yatırımların önümüzdeki 10 y içinde Eskişehir’e akacağında emin görünüyor.

Savaş Özaydemir, Eskişehir Sanayi Odası’nın (ESO) Başkanı. Ailesi sanayici bir kuşaktan geliyor. Zaten sahibi oldukları Kılıçoğlu Kiremit de 1927 yılında kurulmuş. Onunla Eskişehir sanayinin bugününü ve geleceğini konuştuk.

Özaydemir, kriz konusunda endişeli olsa da gelecek yılların Eskişehir için iyi geçeceğinden emin. 32 milyon metrekareyle Türkiye’nin en büyük organize sanayi bölgesine sahip olan şehrin var olan avantaj- larının yanı sıra hızlı trenle daha büyük bir çekim noktası olacağını düşünen Özaydemir, Kocaeli, Bursa ve hatta İstanbul yatırımlarının buraya akacağından emin olduğunu belirterek şöyle konuşuyor:

“Bu kentlerde sanayi büyük bir doygunluk içinde. Üstelik giderek büyüyen sorunlar var. Bu noktada ilk akla gelen kuşkusuz Eskişehir oluyor. Tabii, bu noktada ilk aşaması hizmete giren Eskişehir-Ankara arasındaki hızlı trenin katkılarını unutmamak gerek. Özellikle hızlı trenin Eskişehir-İstanbul arasındaki ikinci bölümünün de devreye girmesiyle demiryolunun yeni sanayi yatırımlarına ve il ekonomisine olan katkısı gerçek anlamda ortaya çıkacak.

Ayrıca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’daki mevcut sanayinin, başta Eskişehir olmak üzere çevre illere kaydırılması yönünde önemli ve ciddi çalışmalar sürdürüyor. Nitekim son yıllarda İstanbul’da üretim yapan firmalardan bazıları yeni yatırım yeri olarak Eskişehir OSB’yi tercih ediyor ve üretimlerini de zamanla Eskişehir’e yönlendirmeyi planlıyorlar.

Stratejik sektörlerim belirledi
Eskişehir de son yıllarda tıpkı diğer şehirler gibi stratejik sektörlerini belirledi. Özaydemir, bu sektörleri makine imalat-metal eşya, savunma-havacılık ve seramik olarak sayıyor. Bu yöndeki ilk çalışmalar da başlamış zaten. Mesela savunma-havacılık sektörü için 5 milyon metrekarelik bir özel bölge oluşturulması için ilk adımlar atılmış durumda. Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi, bir inovasyon kapasitesi oluşturma projesi olan ESİNKAP ve sanayi geliştirme merkezi olarak nitelendirilebilecek SANGEM bu yönde atılan diğer adımlar olmuş.

Bir şehrin krizle mücadelesi
Eskişehir’in sanayisi güçlü. Bu kuşku götürmez. Ama, küresel bir ekonomik krize karşı koyacak kadar değil. İşte bu yüzden krizin ilk aylarında şehrin elektrik ve doğalgaz tüketimi önemli oranda düştü.

Üretim düştü ve çalışan sayısında da indirime gidildi. Ama, bu yıl mayıs ayından itibaren iyileşmeler gözlenmeye başladı. Mesela, Eskişehir OSB’de krizle birlikte yaklaşık yüzde 35 düşen elektrik tüketimi, son dört ayda yüzde 25 oranında arttı. Elektrik tüketimindeki bu artış, firmaların üretim ve kapasite kullanım oranlarında da bir artış anlamına geldi kuşkusuz.
Özaydemir, başta otomotiv sanayii olmak üzere çeşitli sektörlerde yapılan vergi indirimlerini piyasanın canlanmasındaki en önemli etken olarak görüyor, ama hemen ardından alınması gereken tedbirlerle ilgili reçetesini yazıyor:

■ Piyasaları tekrar hareketlendirecek, iç üretim ve tüketimi canlı tutacak yeni tedbirlere ağırlık verilmeli.
■ Elektrik fiyatları üzerindeki TRT payının kaldırılmalı.
■ İnşaat sektörüne yönelik sanayii ürünlerindeki KDV oranları makul düzeye çekilmeli.
■ Akaryakıt fiyatları makul düzeylere indirilmeli.

İŞİ GÜCÜ BIRAKIP ÜNİVERSİTELİ OLSAK

Anadolu Üniversitesi, Eskişehir’in kaderine değiştiren en önemli unsurlardan. Kendinden yeni üniversiteler doğuran, belki de Anadolu’da diğer üniversitelerin doğmasına yol açan bu üniversiteye okumak için giden artık dönmek istemiyor. Bizden söylemesi.

universite.jpg

Türkiye Cumhuriyeti yükseköğretim kurumu olarak sadece İstanbul’daki birkaç kuruluşu miras almıştı. Çok geçmeden başkent Ankara’da, Ankara Universitesi’nin nüvesini teşkil eden kurumlar oluşturuldu. Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, bir üniversiteye kavuşmak için 1955 yılma kadar bekleyecek, ancak 1956 yılında ilk öğrencilerini alacaktı.

Eskişehir’in ise çok beklemeye niyeti yoktu. 1958 yılında kurulan Akşam Ticaret Mektebi, İstanbul, Ankara ve İzmir dışında öğrenci kaydeden ilk kuruluş oldu. Çok geçmeden Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi adını alan kurum, serpilip gelişmekte zorluk çekmedi. Çünkü Eskişehir, bir yükseköğretim kurumunun gelişmesi için gerekli olan sosyal şartlara sahipti.

Akademiler Türkiye’de hızla yayılırken, Türkiye’de de üniversite-akademi gerginliği tırmanıyordu. 12 Eylül rejimiyle kurulan YÖK, gerginliğe köklü bir çözüm getirdi, akademileri ve diğer yükseköğretim kurumlarını birleştirip yeni üniversiteler oluşturdu. Eskişehir’deki çeşitli kurumlar da, 1981′de Anadolu Üniversitesi adı altında birleştirildi.

Anadolu Üniversitesi, Eskişehir’in kaderini değiştirdi. Çok geçmeden kurulan Açıköğretim’in de yardımıyla hızla gelişen üniversite, şehrin dokusuna ve ekonomik kompozisyonuna önemli etkiler yaptı. Eskişehir’in öğrencileri bağrına basan sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi’ni öğrencilerin en çok talep ettiği kurumların arasına soktu. Hemen bütün üniversiteler mühendislik, tıp gibi branşlarda birbirleri ile yarışırken, İletişim Bilimleri, Güzel Sanatlar, Sivil Havacılık gibi alanlarda ses getiren Anadolu Üniversitesi, kısa sürede hızla büyüdü.

Anadolu’nun doğurgan gücü
Anadolu Üniversitesi’nin Kütahya, Afyon, Bilecik gibi civar illerde faaliyet gösteren birimleri, zamanla ayrı birer üniversiteye dönüştü. Bu arada üniversite de ikiye bölündü, Osmangazi Üniversitesi doğdu. Böylelikle Eskişehir, birden fazla devlet üniversitesi olan dördüncü şehir oldu. Eskişehir bir süredir kan kaybediyordu. İki dinamik üniversite, şehrin kan kaybını durdurdu. Hem ekonomik, hem de sosyal olarak şehrin hareketlenmesini sağladılar. Bunun diğer şehirler tarafından örnek alındığım söylemek sanırız hiç de abartılı olmayacak. Çünkü, izleyenler bu hareketten sonra Anadolu’daki diğer şehirlerin üniversite talep etmeye başladıklarını iyi bilir.

Üniversitenin domino etkisi
Üniversitelerden söz edip Yılmaz Büyükerşen’den söz etmemek olmaz. Büyükerşen, Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nin ilk öğrencilerinden. 1981′de Anadolu Üniversitesi kurulduğu sırada Akademi’nin Başkanı olan Büyükerşen, Anadolu Üniversitesi’nin de kurucu rektörü oldu. Bu, pek bilinmez ama, Büyükerşen, ‘açık öğretim’ sisteminin de mimarı aynı zamanda. Büyükerşen, bu sistemin mimarı olmaktan çok, Anadolu Üniversitesi’nin yarattığı etkiyle gurur duyuyor. “Çünkü,” diyor ve ekliyor, “Anadolu Üniversitesi’nin Eskişehir’in kaderini değiştiren başarısı olmasaydı, bugün Türkiye’de her şehir bir üniversite peşinde koşuyor olmayacaktı. Ayrıca Türkiye’nin ücra köşelerinde üniversite kurmak isteyenler, bugünkünden çok daha şiddetli bir muhalefetle karşılaşacaklardı. Ama Anadolu Üniversitesi ve Eskişehir, iyi birer model oldular.”

Eskişehir bugün insana “Yeniden üniversite öğrencisi olsak” dedirtecek bir şehir. Öğrenciler, diğer birçok şehrin aksine, şehrin merkezinde, kimse tarafından rahatsız edilmeden, gönüllerince yaşıyorlar. Şehre gençlik aşısı yapıyorlar. Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş öğrencilerin büyük bölümü, mezun olduktan sonra da Eskişehir’de kalmanın yollarını, daha mezun olmadan aramaya başlıyor.

Peki, bunca serpilmesine rağmen, bu kentin üniversite sayısına doyduğu söylenebilir mi? Hayır. Çünkü, Eskişehir’de pek çok kişi, şehre yeni üniversiteler kurulmasını talep ediyor. Açıkçası, İstanbul’da, Ankara’da son derece elverişsiz şartlara sahip üniversiteler kurmak yerine, vakıflar neden Eskişehir’i tercih etmezler anlamak zor. Bu arada hemen belirtelim; Eskişehir Ticaret Odası bugünlerde bir vakıf üniversitesi kurmak için kolları sıvamış görünüyor. Eğer bu ilk adım gerçekleşebilirse diğer vakıf üniversitelerinin de yolda olduğunu söylemek olası.

Kongre turizminde üniversite parmağı var
Eskişehir’in üniversiteleri, şehrin geleceğine başka bir katkı daha yapabilecek gibi görünüyor. Büyükerşen’in seçim kampanyası döneminde Eskişehir’in önüne koyduğu hedeflerden biri de kongre turizmiydi. Oldukça zahmetsiz ve kârlı bir sektör olan kongre turizminin hayalini kurmayan şehir neredeyse yok gibi. Ama Eskişehir’in bu konuda önemli üstünlükleri var.

Birincisi, şehrin ölçekleri uygun. İstanbul, Ankara, İzmir gibi devasa ve dağınık bir görüntüsü yok. Bu makul Ölçeğinin yanı sıra, şehre ulaşım kolay. Hızlı tren tamamlanabilirse, İstanbul iki, Ankara bir saate inecek.

Bina inşaatına başladı
Büyükerşen, aslında bu şehri bir kongre merkezi yapmayı daha rektörken kafasına koymuş. Belediye Başkanı olduktan sonra da şehirde büyük ölçekli bir Kongre Merkezi’nin inşaatına girişmiş. Tamamlanmak üzere olan bina, uluslararası bilimsel kongreler için gerekli her özelliğe sahip olacakmış.

Eskişehir’in önemli avantajlarından biri de, birçok branşta uluslararası prestijinin olması. Uzaktan öğretim, engellilerin eğitimi, iletişim, sivil havacılık, seramik, tıbbi bitkiler gibi alanlarda Eskişehir üniversiteleri ile dünya üniversiteleri arasında yoğun bir etkileşim var.

Otel sayısı artıyor ama açık halen büyük
Eskişehir’in avantajları çok ama dezavantajları da var. Bu dezavantajların başında, şehrin konaklama kapasitesinin yetersizliği geliyor. Bundan beş yıl kadar önce, bu yetersizlik çok daha yoğunmuş. Ancak peş peşe açılan otellere her yıl yenileri ekleniyor.

Birçok özel girişimci, şehrin hızla tırmanan turistik potansiyelinin farkına varmış. Çok sayıda tesisin planlandığı söyleniyor. Ancak, anlatılanlara göre, planlanan tesislerin bile Eskişehir’in patlayan konaklama ihtiyacına cevap verememesi ihtimali var.

Kaynak: Milliyet Eskişehir

6 Yorum
  1. “Bir insan değişir Türkiye değişir!” Bu örnek insan malzemesinin bir ülkenin değişimi için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Eğer köy enstitüleri kapatılmasaydı, eğer yök gibi çağdışı kuruluşlar elinde günümüzde insan malzememiz heba edilmeseydi, bu yetmezmiş gibi Türkiye yüzbinlerce hurafe yuvasının saldırısı altında olmasaydı neler olabileceğinin bir kanıtı Eskişehir.

    Asım Amasyalı | 2 September 2009

  2. Bu projeler hayata geçerken bazı haklı eleştiriler olmuştu. Kentsel mekanın biçimleriyle ilgili olanları için bir bölümüne katılmak tabiki mümkün. Ama sayın Büyükerşen’in yıllardır biriktirdiği ve artık Eskişehir açısından bariz bir fark yaratan yapılanları da görmezlikten gelemeyiz. Resman uygarlık projesi bu. Bir Anadolu kentinde bence müthiş bir değişim bu. Şimdi bunun ucundan tutmak, mimarlıkla buluşturmak, daha fazla kamusal alanları içermek, mimari kaliteyi arttırmak lazım. Bunun için yol gösterici eleştiri ve yapıcı çalışmalar elbetteki gerek var ve mesleki camiadan bu destek verilmelidir.

    Leman Direk | 2 September 2009

  3. Hiç bir şehir son on yılda bu kadar pozitif anlamda değişmemeiştir. Burada çok önemli bir irade söz konusu. Bunu öncelikle görmek lazım.
    Sayın Büyükerşen’i kutlarım

    Kerim Köseler | 4 September 2009

  4. Yapılmak istenilirse oluyormuş. Kültürüyle birlikte, yaşanabilir çağdaş kentler oluşturma noktasında Eskişehir’i ve onun mimarı Sayın Büyükerşen’i tebrik ediyoruz. Sizin hakkınız bu güzelleştirdiğiniz kentte yaşamak. Zaten insanın Cenab-ı Hakk’ın yeryüzündeki halifesi olarak görevi dünyayı güzelleştirmek değil mi? Evet, aynen öyle.

    Sayın Büyükerşen’in kente olan borcun ödenmesi, ödenen borcun kent tarafından fazlaca iade edilmesi üzerine tekraren kente borçlanılması çok güzel bir döngü oluşturuyor. Karşılıksız vermek Yüce Allah’a (cc) mahsustur. Biz insanlar hayatımızı sürdürdüğümüz şehre elbette bir şeyler vermeliyiz. Sömürü fikriyle daima istemek ise ne insanî ne de şehrî bir fikirdir.

    Eski bilim adamlarının, âlimlerin şehirlerin kurulması hususunda söylediği hususlar var. Şehirlerin saba rüzgârı alan yamaca, nehir kenarına kurulması istenilmiş. Hatta bazıları nehir kenarında olmayan şehre şehir bile dememişler. Bu anlamda şehre değer katan Porsuk Çayı’nın temizlenmesi ve şehir hayatına dahil edilmesi çok güzel.

    Üniversite ve sanayi ile beslenen şehrin sosyal ve kültürel donatılarla iyi bir yere gelmesini takdir ve tebrik ediyoruz.

    Eskişehir’in yayalaşmasını da özellikle tebrik ve takdir ediyoruz. Sayın Büyükerşen’in; “Eskişehir örnek olacak, insanlar şehirlerini otomobillerden geri alacaklar diye ümit ediyorum. Elbette hemen olmaz, ama Eskişehir tartışılıp konuşuldukça, gezilip görüldükçe, şehirleşme anlayışımızın ne kadar yanlış olduğu da anlaşılacaktır.” Aynen katılıyoruz. İnsanlar şehirlerini kesinlikle otomobillerden geri almalıdırlar. Araç üstün şehircilik anlayışının bir an evvel görüşler mezarlığındaki yerini almasını istiyoruz.

    Her güzelde bir kusur bulunması nevinden; kültürümüzde heykel bulunmaması nedeniyle Sayın Büyükerşen’e bu hususta katılmadığımızı da beyan etmek isteriz. Bizim heykellerimiz camiler, minareler, medreseler, çeşmeler ve abidelerimizdir. Şehircilik anlayışımızı bu anlamdaki heykellerle revize etmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

    Hayati Binler | 6 September 2009

  5. Eskişehir’i bugüne taşıyan zihniyet bütün yerel yönetimler açısından örnek alınmalıdır. Sayın Büyükerşen’in dehası, uzak görülülüğü elbette atlanamaz. Ama bu bir sistem işidir bence. Önemli olan kentin kendi dinamiğini bulmak ve onu yapmak olmalıdır.

    Deniz Paçacı | 8 September 2009

  6. yani çok ta anlamadım bir çok olumlu şey söyleyen hayati bey sıra heykellere geldimi kültürümüzde yok diyor ve şehircilik anlayışımız bu heykellerle düşünmememizi söylüyor.
    anlamadım ve gerekçeniz bugünkü dünyada çok anlamlı değil. sonra o “BİZİM” dediğiniz kültür meselesi bu topraklardaki toplam kültür ise eğer bizim kültürümüz açısından bir sakınca olmaması lazım. sizin “BİZİM” dediğiniz kültür ise sadece islami yaklaşım ve onun doğmatik yorumu anlaşılan.

    tahsin odabaşı | 20 September 2009


Yorum yazmak için


Geçtiğimiz Ağustos ayında Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından ‘Tabiat Anıtı’ ilan edilen deniz kıyısındaki lav kayalıklarını turizme açmak için proje hazırlandı. Projeye göre Güzelcehisar kumsalından lav kayalıklarına uzanan 3 metre genişliğinde, 850 metre uzunluğunda demir platform üzerinde yükselecek bir yol yapılıyor. Kıyıda 290 metrekare seyir terası ve aynı ölçüde bir festival alanıyla 70 metrekarelik [...]
ARŞİV
Subscribe