Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Elazığ Depreminin Aklıma Getirdikleri /Arif Atılgan
Share 11 February 2020

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’da 6.8 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Acı günler geçirdik. 41 kişiyi kaybettik. 1607 kişi yaralandı. 100 civarı bina yıkıldı. 1000 civarı bina ağır hasar gördü. Kayıplarımıza Allahtan rahmet diliyor, yaralılarımıza geçmiş olsun diyoruz.

Arama-kurtarma ve ilk yardım operasyonları iyi organize edildi ve 6 gün içinde sonlandırıldı. Bu konuda mesafe kat ettiğimizi düşünüyorum. Ancak önemli olan bunlara gerek kalmadan yaşayabilmenin çarelerini bulabilmektir. Bu da güvenli binaların bulunduğu güvenli kentlerin oluşturulmasıyla gerçekleşebilir.

Deprem sonrası TV’lerdeki programları izledim. Değerli meslek insanları..Çoğunu tanırım. Ama 20 yıldır aynı şeyler söyleniyor. Onlar da farkında..

Bu konuda karar vericiler önce inşaat pratiği içinde bulunmuş olmalılar. Müteahhit, kalfa, usta, demirci, kalıpçı, hafriyatçı, betoncu gibi aktörleri iyi tanımalıdırlar. İnşaat gerçeği öyle bilinebilir.

Bilinmelidir ki binalar tek sebepten yıkılmazlar. En az 8-10 sebepten yıkılırlar.

 

 

Depremle birlikte akla gelen konulara değinmek istiyorum:

İNŞAATÇILIK YENİDEN DÜZENLENMELİ

 

 

İnşaat müteahhitliği yetkisine devlet işlerindeki karne usulüyle sahip olunabilmelidir. İnşaatta patron ‘İnşaatçı’ olmalıdır.. İşten anlamayabilir.. ‘Müteahhit’ ona işi yapan işten anlayan aktördür. Pratikte ‘inşaatçı’ ve ‘müteahhit’ aynı kişi oluyor. Rollerin paylaşımı yanlış..

İnşaat yapacak kişi veya kurum kesinlikle yapacağı işin maliyetini bankaya yatırmalı veya teminat vermelidir. İşi yarım bıraktığında verdiği teminatıyla iş tamamlanır. Tapu işleri araba satışı gibi olmalıdır. Noterden de yapılsa tapuya işlenmelidir. Böylelikle aynı daire çok kişiye satılamaz.

En önemlisi her işte olduğu gibi bu işte de iflas etmek olabilmelidir. Ticarette kazanç ve zarar kardeştir. Belli büyüklüğe erişenler devlet tarafından kurtarılmamalıdır. Sahtekâr bir müteahhitten daire alanlar bu sahtekârlığa ortak olduklarını bilmelidir.

BELEDİYECİLİK

 

 

Yıkılan binalar çoğunlukla 1980-90’lı yıllara aittir. Belediyeciliğin ar damarının çatladığı yıllar. Hangi parti olursa olsun.. Belediyelerde insan ilişkisini ne kadar azaltırsanız o kadar düzgün çalışılır. Sıfırlarsanız yanlışlar da sıfırlanır..

Her şey elektronik ortamda halledilmelidir. Örneğin: Eskiden İmar Durumu almak bile sorundu. Şimdi her belediyenin WEB sayfasında her parselin İmar Durumu var. Yolsuzluk olmuyor. Temel Üstü, İskân vs. her safha böyle olabilmeli. Daha fazla yazamıyorum..

Yıkılan binalarda suçlu olarak belediyeciler yargılanmalıdır. İnşaat içinde onların izni olmadan hiç bir şey yapılamaz.

YAPI DENETİMİ

 

 

Çok eleştirebiliriz ama işe yaradı bence. Kendi içlerinde sorunlar var. Örneğin: Denetimcilerin hakkı olan ücretleri almaları sağlanırsa daha çok fayda sağlanır. Bir de belli büyüklükte yapılara özel denetimci konulması sağlanmalıdır.

BİNA STOKU VE GÜÇLENDİRME

 

 

Öncelikle 1999 deprem bölgesi olan Yalova, Gölcük, Kocaeli, Sakarya, Düzce kentlerinde o yıl perişan haldeki binaların sıvanıp boyanıp kullanıldığının bilinmesi gerekir. Bu bölgede tekrarlanacak deprem bu binaların tamamını yıkacaktır.

İstanbul başta olmak üzere tüm binalar kontrol edilmelidir. Yeni yapılanlar da kontrol edilmelidir. Zira kullananlar binanın taşıyıcı sistemine cahilce zarar vermektedirler.

BİNALARIN KULLANILMASI

 

 

Bitmiş binalar kesinlikle oturanların keyfine bırakılmamalıdır. Bina kullanılırken yapılan taşıyıcı elemanların tıraşlanması, kesilmesi, delinmesi vs. kullananların olağan olarak yaptığı cahilce işlemlerdir.

Her binanın sorumlu bir mimarı olmalı. Binada her yapılan iş onun bilgisi dâhilinde yapılmalı. Musluk değişmesi bile.. O mimar da bunları binanın belediyedeki dosyasına işlemelidir. Binada yapılan her işlem kayıtlı olmalıdır.

DASK

 

 

2000 yılında sigorta şirketleri deprem riskine girmediler. Devlet kendi sigorta şirketini kurdu. DASK.. Doğal Afet Sigortaları Kurumu.. Deprem sonrası devletin üzerine gelen yükü hafifletmek açısından haklılardı. Ancak DASK’ın uygulaması sorgulanmalıdır. Örneğin: Vatandaş 100.000TL’lik evini sigortaladığında deprem sonrası ne kadar ödeme alacaktır. Eğer eskime payı vs. denerek kesintilerle yarı parası verilecekse o para hiçbir işe yaramaz. Ayrıca aldı diyelim. Yıkılan binada diğerleri sigortasız ise ne işe yarayacaktır?

Deprem sigortası daireye değil binaya yapılmalıdır. Sigorta şirketi yıkılan binayı yeniden yapıp sahiplerine teslim etmelidir. Hasarlıysa güçlendirmelidir. Devlet bunu şu anda karşılıksız yapmaktadır zaten. Böyle bir uygulama olursa hiç değilse önceden vatandaştan topladığı bir para olabilir.

Ayrıca sigortaladığı binayı teknik elemanları ile devamlı kontrol edecektir. Bu uygulama binanın hor kullanılmaması açısından çok olumlu olacaktır.

ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARI

 

 

İnsanlar iyi niyetle mahalle ölçeğinde arama-kurtarma eğitimleri yapıyor. Öncelikle şu bilinmelidir ki arama-kurtarma hiçbir zaman bırakın aynı mahalleyi aynı şehirden bile yapılamaz. Komşu şehirlerden yapılabilir..

İnsanlar sağlam ve güvenli binalardan meydana gelen güvenli şehirlerde yaşamayı talep etmeli. Bir de Arama-Kurtarma, Afet Yönetimi gibi konular özel uzmanlık konularıdır. Akademisyenlerin bile konusu değildir.

AFET TOPLANMA ALANLARI

 

 

İBB bir harita yayınladı. Bu haritada afet toplanma alanları, geçici barınma alanları gibi hizmet bölgeleri işaretlenmiş. İçlerinde park, mezarlık, AVM, stadyum, refüj vs anlamında afet anında kullanılabilecek her alan ve mekan vardır. Doğru bir çalışmadır. Zira eldeki her m2 bu amaçla kullanılmak zorundadır.

Ancak harita günlük gibi.. Boş dolu alanların değişimine göre zaman içinde güncellenecek duygusu veriyor.

İDMP

 

 

2001 yılında İstanbul Deprem Master Planı hazırlandı. 1235 sayfa. O yıllardaki sıfatlarım dolayısıyla tamamını okuyan az sayıda kişiden biriyim. Çoğunluk istatistik bilgileri vardır. Az da olsa yapılan öneriler içinde desantralizasyondan bahsedilir. Yani zemini yerleşime uygun olmayan bölgelerde yaşayanların tümünün başka yerlere taşınması.. O bölgeye yerleşim yapılmaması.. Nereleridir bu bölgeler? TV’lerde konuşanlar kopya veriyorlar.. Rahmanlar, Avcılar, Gürpınar, B.Çekmece, Beylikdüzü vs. Bugün oralarda aksine yüksek katlı binaların yapıldığı görülmektedir.

AKADEMİSYENLER

 

 

Bu arkadaşlarımıza bir süre kürsülerinden çıkmamalarını, sadece eğitim-öğretim işleriyle meşgul olmalarını öneririm. Dışarıda yaptıkları her işi gönüllükle yaptıklarını ilan etsinler. Aksi takdirde bilim insanlarına prestij kaybettiriyorlar. Zira kullanıldıkları söyleniyor.

ÖNERİM:

 

 

1999 depreminden sonra İstanbul’un yenilenmesine 10 Milyar Doların yeterli olduğu hesaplanmıştı. Açıklamalardan sadece Deprem Vergisiyle 30 Milyar Doların üzerinde para toplandığı anlaşılmaktadır. Bu işi programlı bir şekilde devlet kendisi yapmalıdır. Daha kazançlı olacaktır.

Diğer yandan zaman zaman oluşan bina çökmeleri ile beklenen depremde insanlar kaybedilmemiş olur. Bu daha da önemli bir kazançtır.

İstanbul’da yapılanlarla diğer kentler için deneyim sağlanacaktır.

 

 

 

 

 Arif Atılgan

Kaynak : arifatilgan.wixsite.com

1 Yorum
  1. Mevcut yönetmelikler, yasalarla depremden korunabileceğimizi zannetmek için çok saf olmak gerekir:
    -Baş sorun Türkiye’de yapıların birer eser olarak kabul edilmemesi ve mimarlarının eser sahibi ve tek sorumlu olduklarının tescil edilmemesidir. Projenin sahibi olmayınca güvencesi de olmamaktadır. Mevcut hükümet ise mimarların yetkilerini budamaktan başka bir katkısı olmamıştır. -Yıkılmak üzere olan binaları imar affıyla yasallaştırmaktan başka. -Depremden sonra sanki sorun sadece inşaat mühendislerinin sorunuymuş gibi araya sokulan ve inşaat mühendislerini ön plana çıkartan uygulamalar aslında çözüm üretmemiştir.
    Mevcut iskan yasalarıyla da sorunun çözümü imkansızdır.
    Mevcut yapsat anlayışı ise tek kelime ile cinayettir. Emlak pahallı erişimli bir spekülasyon aracına dönüşürken yoksul kesimler ki ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır bu yapılara kiralık konutlar olmaması nedeniyle erişememektedir.
    Eğitim konusu ayrı bir faciadır. Hayatında inşaat yapmamış, beton görmemiş, uygulama sorumluluğu olan proje yapmamış insanların proje eğitimi vermesine olanak sağlamak için ülkenin çıldırmış olması gerekir.
    Halbuki bu çok kolay örgütlenebilirdi. Ayrıca ülkemizin geniş deneyimleri olan kooperatifcilik sisteminden de yararlanmak mümkündü bunlar dışlandı.
    Mimarlar odası mimarinin ve mimarların sorunlarına çözüm üretmenin dışında her türlü işi yapmaktadır. Mimarlıkla bütünleşmeyen korumacılık hayaldir sahtekarlıktır.
    Yani özetle gelecek konusunda ümit beslemek için nedenimiz yoktur. Artık depreme kadar yaşarız tıpkı hak ettiğimiz gibi.

    Anonymous | 15 February 2020


Yorum yazmak için


Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ordu’ya ziyareti esnasında akıbetini sorduğu ve ‘derhal yıkın’ diye talimat verdiği inşaatla ilgili olarak detaylar ortaya çıkmaya başladı.             Yıkılan inşaatın büyük ortağı ‘İntaya&Özmen&Köksal Adi Ortaklığı’ adına yapılan basın açıklamasında, yıkıma kadar gelinen süreç aktarılarak, kamuya verilen bu zararların kimin karşılayacağı soruldu.     ‘İntaya&Özmen&Köksal Adi [...]
ARŞİV
Subscribe