Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
SUR’DA YAPILAŞMA, USULSÜZLÜK, KEYFİLİK, YASA TANIMAZLIK…
Share 5 December 2019

Sur’daki alana giriş yasağının 4.yılının tamamlandığı bugünde odada basın toplantısı düzenledik. Yönetim kurulu adına Eşbaşkanımız Şerefhan AYDIN Surdaki yapıların ruhsatlarındaki usulsüzlük ve mahkemenin keyfi tutumuna dair açıklamalarda bulundu.

 

 

 

 

 

 

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

 

Bir kente dair çocukluk anısı olmayanlar o kente zulm ederler.
Dün itibariyle Sur’un kent savaşlarına şahitlik eden 6 mahallesindeki yasak 4 yılını tamamlamış oldu. Süre olarak değerlendirdiğimizde tarihin sayfalarına işlenmeye değer bir süredir. Bu süre içerisinde ve sonrasında yıkım ile birlikte birçok hukuksuz, keyfi uygulama ile karşılaşmıştık ve halen de şekil değiştirmiş bir biçimde bu uygulamalar sürmektedir. Hafızaları tazelemekte fayda vardır;
-Tanklarla toplarla, tarihi Surların dövülmesi,

-Surun tamamının acele kamulaştırılması,
-Çatışmaların bitmesiyle DSİ ve Karayolları’nın ağır iş makinelerinin kentsel sit alanına girmesi,
-Hasarlı ve hasarsız yüze yakın tescilli, 250 adet tescile değer tarihi yapının yetkililer eliyle yıkılması,
-Binlerce evin yıkılması sonucu, on binlerce insanın kendi yurdunda göçertilmesi,
-Kentsel sit alanı Surda ağır tonajlı güvenlik kulübelerinin inşa edilmesi,
-Kentsel sit alanı Surda ağır tonajlı beton bloklarla Surun etrafının örülmesi,
-Tarihi rezalet olarak kaydettiğimiz keçi burcuna tuvalet yapılması(o pisliğin izleri halen durmakta),
-Kentsel sit alanı Surda özensiz kazı yapılması,
-Yasaklı bölgeye girme yetkisine sahip kişilerin kentsel sit alanında define araması,
-Tarihi yapı kalıntıları olan değerli yapı elemanlarının yağmalanması,
-Koruma amaçlı imar planının oyun hamuru gibi istenilen şekilde değiştirilmesi,
-Bazalt makyajlı villaların yapılması,
-İlgisiz alakasız belki de Diyarbakır’ın Suyunu içmemiş, Surun sokaklarını görmemiş yabancı mimarlarla Surun inşa edilme macerası..

 

 

 


Sonuç, Tarihi bir yıkım ve hatta insanlık suçu..
Bu suçlara karşı mimarlar odası ve TMMOB daima hukuk mücadelesini sürdürmüştür ancak cezasızlık durumu adeta bu yıkımı meşrulaştırmış ve bu tarihi suçlara da teşvik etmiştir. Son dört yıllık süreci değerlendirdiğimizde Dengbêj evinin kamulaştırılması kararının iptali dışında hiç bir davadan şu ana kadar olumlu sonuç alabilmiş değiliz.
Mimarlar odası olarak Sur içerisinde periyodik olarak yaptığımız incelemelerde açığa çıktı ki, Fatih paşa, Hasırlı ve Dabanoğlu mahallelerinde yapılan 181 adet bazalt makyajlı yapıların, yapı ruhsatı alım sürecinde usulsüzlük yapıldığı tarafımızca tespit edilmiştir. Projeler proje çizme ehliyeti olmayan bir mimar tarafından hazırlanmıştır ve bu projeler ilgili kurum tarafından incelenip onaylanmıştır. Yani kurum bu usulsüzlüğe onay vermiştir. Yasal olarak kurumun bu kontrolü yapma sorumluluğu vardır. Kontrolü yapmadığı için de kurumun görevini ihmal ettiği ortadadır.
Çevre şehircilik müdürlüğü tarafından 2018-2019 tarihlerinde verilen ruhsatların 181 tanesinde yani yapılan 181 adet sur evinin proje müellifinin proje çizme ehliyetinin olmadığı açığa çıkmıştır. Bu mimarın Büro Tescil Belgesi yoktur. Büro tescil belgesi olmadan Sur projelerini hazırlayıp onaylamış ve ruhsat için kuruma ibraz etmiştir. Bu durumla ilgili yasalar açıktır;
*Fenni mesuliyet üstlenen mimar ve mühendislerin 27.01.1954 tarihli ve 6235 sayılı TMMOB kanunu uyarınca, ilgili meslek odasına kayıtlı olmaları, büro tescillerini yapmaları gerekmektedir.
*Ayrıca: Çevre Şehircilik Bakanlığının Ağustos 2013 tarih ve 25 no’lu genelgesinde ‘’ Yapı denetim kuruluşları, ilgili meslek odaların büro tescilini yaptırmayan proje müelliflerinin projelerini kabul etmeyecektir. İlgili idareler bu kontrolü yapacaktır’’ ibaresi yer almaktadır.
*Aynı zamanda 3194 sayılı imar kanunun 28. Maddesi de ilgili proje müellifleri işlerini bu kanuna ve ilgili mevzuata uygun olarak gerçekleştirmekten sorumlu oldukları belirtilmiştir.
Tüm bu yasa ve genelgelerden de anlaşılıyor ki bu projelerin müellifi mimar suç işlemiştir. Surun bu şekilde olmasına sebep olmuştur. Bu durum ile ilgili kurumlarla gerekli yazışmalar yapılmış ve mimar ile ilgili hukuki süreç başlatılmıştır.
Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki ankara merkezli hazırlanan, cezaevine benzeyen, sur mimari dokusuna aykırı şekilde yapılan Bazalt makyajlı yapıların içinde bulunduğu enkaz durumu..
Bununla birlikte her geçen gün hukukta yeni keyfi uygulamalar ile karşılaşmaktayız. Davaların uzun bir zamana yayılması bir yana bazı keyfi tutumlar bizleri ciddi anlamda zorlamaktadır. Surun yıkım süreci ile birlikte defalarca değiştirilen ve oyun hamuruna dönüştürülen Koruma Amaçlı İmar Planında revize öncesi ‘yeni yapılacak yapıların sokak cephesinde bazalt taşı kullanılmalıdır’ ibaresi varken 06.03.2018 tarihindeki KAİP revizesinde ‘Yeni yapımlarda bazalt taş kullanılarak avlu duvarı yapılabilir’ yani istenilirse yapılmayabilir olarak değiştirilmişti. Diyarbakır’ın yerel malzemesi Bazalt taşıdır. Yapısal olarak Diyarbakır Sur denildi mi Bazalt taşı akla gelmektedir. Durum böyleyken bu değer binlerce yıldan günümüze kadar aktarılmışken, Sur tarihte yerini bu özelliğinden dolayı almışken, Plan uygulama hükümleri revize edilip Bazalt taşı kullanma zorunluluğunu ortadan kaldırmak geleneksel tarihi ve mimari dokunun giderek tümüyle yok olmasına neden olacaktır, kimliksiz bir sur ortaya çıkacaktır diyerek buna karşı hemen yürütmenin durdurulması ve kararın iptali için dava sürecini başlatmıştık ve kamuoyu ile paylaşmıştık.

 

 

 

 
Bu süreçle birlikte mahkeme bilirkişi heyeti görevlendirmiş ve bilirkişi heyeti de bu uygulamanın yanlış olacağını bilim ve tekniki referanslarla sayfalarca gerekçe ile raporu mahkemeye sunmuştu. Yani bu plan notlarındaki revizenin iptal edilmesi gerektiği tescillenmişti. Ancak bu rapor kendi istedikleri doğrultuda olmadığı için ve raporu beğenmeyen davalı kurum olan çevre şehircilik bakanlığı ile Kültür ve Turizm bakanlığı bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve mahkeme de kendi atadığı bilirkişilerin raporunu kabul etmeyip yeniden bilirkişi heyeti tayin etme kararı almıştır. Bu durumun kentsel sit alanı olan Sur içerisinde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı açıktır.
Telafisi imkansız durumların mevcut olması halinde işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi yasal zorunluluktur. Bilirkişi heyeti bu değişikliğin Surun tarihi niteliğine tamamen aykırı olduğunu raporunda belirtmiştir. Ancak mahkeme yürütmenin durdurulmasına karar vermeyerek her geçen gün artan yapılar ile ortaya çıkan kimliksiz sur tablosunun oluşmasına ve gelişen kamu zararına yol açmaktadır.

 

 

Mahkemenin kendi atadığı bilirkişilerin raporunu beğenmeyip yeniden bilirkişi ataması kararı kabul edilebilir değildir.
Soruyoruz;İstenilen rapor hazırlanana kadar bu sürec uzatılacak mıdır? Oluşacak kimliksiz sur tablosunun telafisini nasıl yapılacaktır?
Hukuk bu şekilde ayaklar altına alınamaz, mahkemeler kamu yararına olmayan kararlar alamaz ve insanların adalete olan güven duygusunu bu şekilde tahrip edemezler.
Biz mimarlar odası olarak kentimize, doğamıza, kültürel ve tarihi değerlerimize karşı gelişen tüm bu süreçlerin takipçisi olacağımızı belirtiyor ve takdiri kamuoyuna bırakıyoruz.

 

 
Kaynak : MİMARLAR ODASI DİYARBAKIR ŞUBESİ 

1 Yorum
  1. Nasıl bir ülke olduk, nasıl bir anlayışa sürüklendik, nasıl bir çıkmazda debeleniyoruz anlamak mümkün değil. Tarih, kent, bellek, insan yaşamı umurlarında değil.

    Cengiz Aslan | 5 December 2019


Yorum yazmak için


Tarihi Yarımada’da bulunan Süleymaniye ve çevresi savaştan çıkmış gibi. Haliç ‘manzaralı’ semtte kentsel dönüşüm sürerken tarihi ahşap cumbalı evler yakılıyor. Mahallelinin beyanına göre bu yangınlar bilinçli şekilde çıkarılıyor.             Tarihi Yarımada’da Osmanlı mimarisinin sayılı örneklerinden cumbalı ahşap evlerin yer aldığı, mega kentin ‘kalbi’ niteliğindeki Süleymaniye ve çevresinin hali yıllardır içler [...]
ARŞİV
Subscribe