Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
HAYDARPAŞA ARKEOLOJİ ALANI İÇİN KOMPLO TEORİM
Share 2 December 2019

Geçtiğimiz günlerde Haydarpaşa’daki arkeolojik kazı alanını gezme fırsatı buldum. Bu konuyla ilgili bilgilendirme yazıları yazacağım. Ama önce şeytanın avukatlığını yaparak aklıma gelenleri dile getirmek istiyorum. Hemen ifade edeyim.. Hayal kırıklığına uğradım.

 

 

Arkeolojik Kazı Çalışmaları

 

 

 

2 nokta dikkatimi çekti.

1-Alanın büyük kısmında hiçbir kalıntı yok.

2-Bulunan kalıntılar, rayların hemen altında.

 

 

Arkeolojik Kalıntı Bulunmayan Alan Çok Fazla

 

 

 

1872 yılında İlk İstasyon Binası yapılmış. Ray döşenmiş.. Tren çalıştırılmış.. Daha sonra deniz doldurulmuş. Liman tesisleri yapılmış.

 

 

1908 yılında denizden doldurulan alana Gar Binası inşa edilmiş.

 

 

O yıllarda burada çalışma yapanlar, Bizimkiler (Osmanlı) ile Almanlardır. Bizimkilerin arkeolojik kalıntılara bakışı ‘Bizde bu taşlardan çok var’ mertebesindedir. Ancak Almanların böyle olmadığını tüm dünya bilir. Sicilleri bozuktur.

 

 

Yurdumuzun çeşitli bölgelerinden çok önemli ve değerli eserlerin bugün Berlin Müzesinde sergilendiğini biliyoruz. Üstelik bunlar ufak tefek ebatta değillerdir. Devasa yapılardır.

 

 

Şimdi 2 noktayı irdeleyelim.

 

 

1-Alanın büyük kısmında hiçbir kalıntı bulunamamış. Havadan bakıldığında 4-5 noktada arkeolojik kalıntılar görülüyor. Onlar da sıradan parçalar. Su kanalları, su boruları, küçük bir apsis, yol, meydan parçaları vs..Biraz da sikke filan.. Burada Saint Euphemie’ye ait iz yok mudur? Kalkedon’un sırlarını ortaya çıkaracak parçalar bulunmaz mı?

 

 

Bulunan parçalarla ilgili yorum yapmak haddim değildir. O konuda müze karar verecektir. Ancak açıklamalarda belirtilen şehir varsa veya bir liman.. Tapınak.. Hipodrom.. Her ne ise.. Onlardan kalan bu kadar mıdır?

 

 

Kazı Alanı, denizden doldurulmuş alanın sınırından başlayıp İbrahimağa sınırına kadar devam ediyor. 300.000 m2.. Bu kadar büyük bir alanda ancak bunlar bulunabilmiş. Olacak şey mi?

 

 

2-Kazı alanında çıkan kalıntılar rayların neredeyse 50 cm altındalar. Çalışan işçilerin kazma-küreğine takılmaz mı?. Takılmaması olanak dışı..

 

Kazı Alanları Çok Az

 

 

 

Şimdi gelelim aklıma takılanlara.. İlk İstasyon binası şimdiki demir köprünün yakınındadır. Raylar oradan başlıyor.. Binanın İngiliz Mezarlığı tarafında liman oluşuyor. Sonraki yıllarda deniz doldurulup uç kısmına Gar Binası ve yan tarafına liman tesisleri yapılıyor.

 

 

Sanki Gar binası kalıntıların üzerine gelmesin diye denizden alan doldurulup ileriye inşa edilmiş gibi.

 

 

Komplo teorim, Almanların buradan çıkan değerli parçaları ülkelerine götürdükleri şeklindedir.  Yine de Gar Binasını anakaradaki arkeolojik kalıntıları yok edecek şekilde inşa etmeye kıyamamışlar. Denizin üzerine yapmışlar. Hem inşaat sırasında hem de Garın ve trenlerin işletmesi döneminde yakındaki semte, Yeldeğirmeni’ne yerleşmişler. Yani bölgeyi hep kontrolleri altında tutmuşlar.

 

 

Eski müzecilerle yapılan sohbetlerde ‘of he record’ olarak tarihi değerlerin kaçırılması öyküleri dinlenir. Hem de en akla gelmeyen yerlerde..

 

 

Kafamı karıştıran şey bu kalıntıların bugüne kadar başka ülkelerde ortaya çıkmamasıdır. Kalkedon, Bizans, Saint Euphemie ile ilgi yurt dışında sergilenen tarihi eserlerin daha dikkatli incelenmesi gerekir diye düşünüyorum.

 

 

1960’lı yılların sonunda ise iki peron anakaraya doğru uzatılmış. Peronların temeli arkeolojik kalıntıların üzerine gelmiş.

 

 

 Peron Altında Tarihi Eserler

 

 

 

Osmanlı zamanında tarihi kalıntılara ‘bizde bu taşlardan çok var’ şeklinde bakılır, yurt dışına çıkarılmasına göz yumulurmuş. Belli ki Cumhuriyetin olgunlaştığı yıllarda da bu bakış pek değişmemiş. Bu sefer o “taşlar” peron temeli olarak kullanılmış.

 

 

Haydarpaşa’nın başına gelenler bitmiyor. Başlangıcından itibaren oluşan serüveni bugün hala devam ediyor.

 

 

Sevgili okurlar, lütfen söyler misiniz? Yukarıda Komplo Teorisi olarak yazdıklarım tarihi gerçekler olamaz mı?

 

 

 

 

Kaynak : arifatilgan.wixsite.com

1 Yorum
  1. muhtemel tabi, ancak bu kadar yıl Almanya bunları bir yerde ortaya çıkarmış ve sergilemiş olmalıydı. zira götürülmesi başka bir şey ama nihayetinde bir kültür değeri, burada ya da Almanya’da, ortaya konmalıydı.

    Nezihi Önalan | 5 December 2019


Yorum yazmak için


Mimarlık ortamına etkileri ile birlikte krizi değerlendirdiğimiz etkinlik serimizin ikincisi Pelin Tan ve Bülent Tanju’nun katılımıyla 09.12.2019 tarihinde Tasarım Merkezi Kadıköy (TAK) ‘de gerçekleşti.         Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi adına yapılan açılış konuşmasında MDTH’yi bir araya getiren koşullar, dayanışma bileşenleri, çalışma prensipleri, “dayanışma” ve “taban” vurgularındaki ısrara değinildi.     Ardından söyleşi [...]
ARŞİV
Subscribe