Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Beklenen büyük İstanbul depremi
Share 7 October 2019

İstanbul depremi beklentisine neden olan şey, Kuzey Anadolu Fay Hattı boyunca son 80 yıl boyunca yaşanan bir deprem fırtınası.

 

 

 

 

Dr. Çağrı Mert Bakırcı

 
İstanbul’da yaşanacak büyük bir deprem beklentisi yeni değil. Bilim camiasında bu deprem on yıllardır konuşuluyor! Buna rağmen Türkiye’de bilime kulak asmamak ve kötü olayları pek kolay unutmak gibi bir huyumuz olduğundan mıdır bilmem, geçtiğimiz hafta İstanbul ve etrafında yaşanan depremler silsilesi hepimizi korkuttu. Bu nedenle bu kısa yazıda bazı temel bilgileri tazelemeye çalışacağım. Daha fazla detay için bugün YouTube kanalımızdan yayınlayacağım videoya ve sitemizdeki “Büyük İstanbul Depremi” yazısına bakabilirsiniz.

 

 
Özetle risk şu: Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın (KAFH) Marmara Denizi Segmenti’nde, İstanbul’un da üzerinde bulunduğu kolda, 1766 yılından bu yana hiçbir büyük kırılma yaşanmadı. Ancak son 80 yılda, doğudan batıya doğru gelen bir dizi deprem yaşandığı gerçeğine ve deniz altında yapılan fay ölçümlerine, geçen haftaki depremlerin konumu eklendiğinde, tehlike çanlarının her zamankinden güçlü çaldığı ortaya çıkıyor.

 

Deprem Nedir?

 

Ayaklarımızın altında yer alan karalar sabit değildir. Dünya’nın yüzeyi, tektonik plakalar (levhalar) adı verilen 7 büyük “yapboz parçası”ndan oluşur. Bunların hemen altında, eriyik kayaçlardan oluşan magmayı barındıran manto tabakası bulunur. Mantonun üstü daha soğuk, altı daha sıcaktır. Bu nedenle magma derinlere battıkça ısınır, ısınınca da yükselir. Yükseldikçe soğur ve geri batar. Bu durum, “konveksiyon akımları” denen döngüsel bir hareket yaratır. Bu hareketin yarattığı devasa sürtünme, üzerinde yüzen levhaları yılda sadece birkaç santimetre kadar yavaş bir şekilde hareket ettirir.

 
Bu 7 levhanın birbirinden farklı hız ve yönlerdeki hareketi, kimi zaman çarpışmalarına, kimi zaman ayrılmalarına, kimi zamansa birbirlerine sürtünmelerine neden olur. Buna bağlı olarak, çarpışmalar sonucunda sıradağlar ve volkanlar; ayrışmalar sonucunda yeni okyanus tabanları ve çöküntü koyakları; sürtünmeler sonucunda ise bolca deprem oluşur.

 

Tahmin edebileceğiniz gibi plakaların birbirleriyle fiziksel etkileşime geçmesinden en çok etkilenen kısımları, birbirlerine temas ettikleri yüzeylerdir. Plakalar arasındaki yüzeylere fay hattı adını vermekteyiz. Bir fay hattı, kusursuz bir şekilde kesilmiş, düzgün bir yapı değildir. Çok sayıda girinti çıkıntısı olan, farklı fiziksel özelliklere sahip kayaçların birbiri içine geçtiği karman çorman bir yapıdır. Levhalar, özellikle de birbirlerine paralel olarak hareket etmeye çalıştıkça, bu girinti çıkıntılar birbirlerine takılır. Bir cırt cırtı köşesinden sıyırarak değil de yana doğru kaydırarak açmaya çalıştığınızı hayal edin. İşte magma faaliyeti dolayısıyla itilen levhaların hareketinin yarattığı basınç altında bu takılmış bölgeler zorlanır ve nihayetinde kırılarak bir anda metrelerce ileriye fırlar. Bu sırada muazzam bir enerji ve şok dalgası açığa çıkar. Bu dalgaların yüzeye ulaşması sonucu yaşanan sarsıntıyı biz canlılar deprem olarak algılarız.

 

Bir depremi birçok şekilde nitelendirmek mümkündür; ancak şu 3’ü özellikle bilindiktir:

 

♦ Depremin Merkez Üssü ve Derinliği: Takılan kısımların ani hareketiyle oluşan enerji boşalmalarının olduğu yer merkez üssü, yere olan düşey mesafesi ise depremin derinliğini belirler.

 

♦ Depremin Büyüklüğü: Deprem sırasında açığa çıkan enerjiye bağlı olarak yüzeyde meydana gelen sarsıntıların sismograf üzerindeki izdüşümü, depremin büyüklüğüne karşılık gelir. Bu, nesnel bir sayıdır.

 

♦ Depremin Şiddeti: Bir depremden ötürü yüzeyde meydana gelen hasar (yıkım, ölü/yaralı sayısı, hissetme düzeyi, vb.) miktarını ölçmek için kullandığımız öznel bir ölçüttür. Büyüklük ile karıştırılmamalıdır.

 

Depremin büyüklüğünden söz ederken kullanılan 5,3 veya 6,7 gibi sayılar, Richter ölçeğinin modern bir versiyonu olan Moment Magnitüd Ölçeğinden gelen sayılardır. Bu sayılar çoğu zaman yanlış algılanır; çünkü bunlar alışageldiğimiz lineer ölçeğe (yani 1, 2, 3… gibi sayıma) göre değil, logaritmik ölçeğe (yani 10, 100, 1000… gibi sayıma) göre dizilmiş sayılardır. Bu da yanıltıcı olabilir; çünkü 6 sayısı ile 7 sayısı arasında pek bir fark yok gibidir: Biri diğerinden sadece %16,6 büyüktür. Halbuki Richter ölçeğindeki sayılar 10’un katları şekilde büyür. Dolayısıyla aslında 7 büyüklüğündeki bir deprem, 6 büyüklüğündeki bir depremden %16,6 değil, tam 10 kat büyüktür! Aklınızda kolay tutmak isterseniz, Richter ölçeğindeki her 0.2’lik büyüklük artış, aslında 2 kat güç artışına karşılık geliyor. Yani 7,6 büyüklüğündeki deprem, 7,4 büyüklüğündeki bir depremden sadece %2,7 güçlü değil; 2 kat güçlü!

 

 

 

1997 yılında İTÜ ve USGS tarafından çıkarılan bu haritada, Kuzey Anadaolu Fay Hattı boyunca yaşanan büyük depremlerden sonra yükün bir sonraki segmente aktarımı gösteriliyor.

 

 

 
Burada “güçlü” derken kastettiğim, depremin büyüklüğünü ifade etmenin bir diğer yöntemidir. Deprem sırasında açığa çıkan enerjiyi, aynı miktarda enerji saçacak düzeyde patlayıcı kilogramı ile ifade etmek de mümkündür. Örneğin 6 büyüklüğündeki bir depremde saçılan enerji 56 milyon kilogram patlayıcının aynı anda patlatılmasına eşittir. 7 büyüklüğündeki bir depremde ise bu miktar, 1,8 milyar kilogramdır! Kıyas olması bakımından, Hiroşima’ya atılan atom bombası sadece 15 milyon kilogram patlayıcıya eşit enerji saçtı.

 

Az önce verdiğim iki enerji miktarını birbirine bölerseniz, 7 büyüklüğündeki bir deprem ile 6 büyüklüğündeki bir deprem arasında yaklaşık 30 kat güç farkı olduğunu görürsünüz. Yani 7 büyüklüğündeki bir deprem, 6 büyüklüğündeki bir depremden sayısal olarak sadece %16,6 büyükmüş gibi gelse de aslında 10 kat büyüktür ve 31,62 kat güçlüdür (fazla enerji açığa çıkarır). Dolayısıyla Richter ölçeğindeki sayıları doğru okumak gerek. 5,6 büyüklüğündeki bir depremde ölü veya yaralı olmaması, ondan tam 25 kat büyük ve 125,9 kat güçlü olan 7,0 büyüklüğündeki bir depremde aynı sonucun yaşanacağı anlamına gelmemektedir. Hem de hiç gelmemektedir!

 

İstanbul’da Neden Büyük Bir Deprem Bekleniyor?

 

Depremlerin yakın vadede ne zaman, nerede ve ne büyüklükte olacağını yüksek bir kesinlikle tahmin etmek imkânsız. Bunu yapabildiğini iddia eden şarlatanlara kesinlikle kulak asmamalısınız. Ama depremlerin son birkaç yüz yıldaki gerçekleşme sıklıklarına ve fay hatlarının mekaniklerine bakarak önümüzdeki birkaç on yılda belirli fay hatlarında deprem meydana gelme ihtimalini belirli istatistiki hata payları çerçevesinde öngörmek mümkündür. İşte jeologların, jeofizikçilerin, sismologların yaptığı da budur.

 

Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAFH), ülkemiz sınırlarında Bingöl’den başlar, Ege Denizi’ne kadar devam eder. Arabistan levhası ile Afrika levhasının kesişiminde bulunur. Her fay hattı gibi, KAFH da farklı parçalardan (segmentlerden) oluşur. Arabistan ve Afrika levhaları birbirine paralel hareket etmektedir; dolayısıyla bu iki levha arasındaki fay hattı boyunca çok sık ve çok büyük depremler yaşanır. Bu levhaların birbirlerine göre konumu ve hareketi, fay hattı boyunca hangi bölgelerde ne kadar enerji birikeceğini ve bu enerjinin ne sırayla boşalacağı yönünde iyi bir fikir elde edinmemizi sağlamaktadır. Bir fay hattı boyunca, belli bir coğrafi sırada meydana gelen olaylara deprem fırtınası adını veriyoruz.

 

Jeologları endişelendiren ve büyük bir İstanbul depremi beklemelerine neden olan şey, Kuzey Anadolu Fay Hattı boyunca son 80 yıl boyunca yaşanan bir deprem fırtınası. Bunlardan sadece bazılarını takip edecek olursak: 1939 Erzincan Depremi (7,9), 1942 Niksar Depremi (7.0), 1943 Tosya-Lâdik Depremi (7,2), 1944 Bolu-Gerede Depremi (7,2), 1957 Bolu-Abant Depremi (7,1), 1967 Adapazarı Depremi (7,2) ve 1999 İzmit Depremi (7,4). Bu depremlerin her biri, bir öncekini, tam da beklenen coğrafi yönde (doğudan batıya doğru) takip eden biçimde meydana gelmiştir. Her bir segment kırıldığında büyük bir deprem yaşanmış ve yeni yük, bir sonraki segmente aktarılmıştır. Böylece deprem fırtınası batıya doğru hareket etmiştir. Dolayısıyla istatistiki olarak bakıldığında, sırada Marmara Denizi segmenti adı verilen segment vardır. Bu segment üzerinde İstanbul da yer alıyor.

 

Bu öngörü, Marmara Denizi dibine dalınarak yapılan jeofiziksel ölçümlerin verdiği sonuçlarla da uyumlu. Uluslararası ekiplerin ülkemize gelip Marmara Denizi’nde dalış yapması ve fayları incelemesi HAARP gibi uyduruk komplolardan değil; bir deprem olup olmayacağını ve olacaksa ne büyüklükte olacağını ne kadar kayıp yaşanacağını ve Türkiye’nin bunu önlemek için ne önlemler alması gerektiğini belirlemek için, deprem uzmanlarınca yapılıyor.

 
Büyük İstanbul depreminin büyüklüğünü öngörmek için elde olan veriler biraz eski: 1999 yılı ve sonrasındaki çalışmalara dayanıyor. Ancak o dönemki tahminler, 2030 yılına kadar İstanbul’da en az 7,0 büyüklüğündeki bir depremin gerçekleşme ihtimalinin %70 civarına olduğunu gösteriyor. Güncel fay verileri, olası depremin büyüklüğünün en fazla 7,4 olabileceğini gösteriyor. Gerçek büyüklük, birbirine takılmış fay hattı çıkıntılarının ani kayması sırasında ne miktarda hareket edeceğine bağlı. Eğer uzmanların beklediği gibi 4 metre ve üzerinde bir kayma meydana gelirse, depremin büyüklüğü de 7,0’ı aşabilir. Kıyas olması için: 99 depreminde 5,5-6 metrelik bir kayma yaşanmıştı.

 

Bu deprem neye sebep olacak? İşte depremin şiddeti bununla ilgili. İstanbul, 7,0 ve üzeri bir depreme hazır değil. 5,6’lık “ufacık” bir depremde yaşanan karmaşayı gördük. Dolayısıyla eğer hemen önlem alınmazsa, ölü ve yaralı sayısı ile yıkılan ve hasar gören bina sayısı inanılmaz yüksek olacaktır. İstanbul’a gelecek hasarın tüm ülkeyi felç etmesi kaçınılmazdır.

 

7,0 ve üzeri büyüklükte bir depremin ne “şiddette” olacağını, deprem yaşanmadan bilmek zor. Ya bekleyip hep birlikte göreceğiz ve (tekrar) öğreneceğiz ya da bu defa başa gelmeden depremin ciddiyetini anlayacağız.

 

 

 

 

Kaynak : Birgün

 


Yorum yazmak için


Yaşanabilir çevreler, kamusal fayda ve emeğin korunması siyasetini yapabilmek, meslek politikası üretebilmek, dayanışmayı büyütmek için bir araya gelmiş olan mimarlar olarak; her alanda yaşadığımız bugünün “kriz”inin bilgisini üretmeye ve paylaşmaya çağırıyoruz.             Bugün Türkiye’de yaşam çevrelerimize ve mimari üretimin emek süreçlerine doğrudan yansıyan sosyal, ekonomik ve ekolojik problemlerin derinleştiği bir [...]
ARŞİV
Subscribe