Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Deprem ve kötülük!
Share 30 September 2019

İstanbul’u 5.8 şiddetinde sallayan deprem 1999 Marmara Depremi’ne dönmemize neden oldu. Gördük ki, 20 yılın sonunda depreme hazırlıklılık konusunda işler daha da kötüleşmiş! Binlerce insanın yaşamını görmezden gelen bu vurdumduymazlığı nasıl açıklayacağız? AKP iktidarını sorumlu tutmak kolay ama bu derece akıl dışı bir anlayışın nasıl bu derece uzun süre iktidarda kalabildiğini açıklamak o kadar kolay değil!

 

 

 

 

 

İstanbul’la ilgili bu sorulara yanıt ararken aklıma Lizbon Depremi geldi. 1755 yılında Lizbon 9 şiddetinde sarsılır; kentin yüzde 85’i tahrip olur, 60-100 bin aralığında insan yaşamını kaybeder. Lizbon Depremi insanlık tarihin en büyük afetlerinden biri sayılır.

 

 

Lizbon Depremi tartışmalarında öne çıkan kavram kötülüktür. Binlerce insanın yaşamını vahim bir biçimde yitirmesi büyük bir kötülük olarak değerlendirilir. Kötülük ise doğa, tanrı ve insanlık olmak üzere üç alternatif kaynak etrafında tartışılır. Tam da bu tartışmalar çerçevesinde Lizbon Depremi modernin başlangıcı olarak görülür. Çünkü bu derece büyük bir felaketi, tanrının insanlara bir uyarısı olarak gören anlayış, sorumluluğu doğaya ama daha çok da insana yükleyen anlayış karşısında tarihi bir yenilgi alır. Depremin günahkâr insanlığa tanrının bir cezası ya da insanlığın sınanması olduğunu söyleyenler, mahkeme önünde hesap vermek zorunda kalırlar. Lizbon’u yönetenler, günahkârlığın cezalandırılması yönündeki açıklamalar karşısında, günahkârlığın faturasının kendilerine çıkarılacağı kaygısıyla, bilimsel açıklamalardan yana ağırlık koyarlar.

 

 

Lizbon’da 3 asır önce yenilen “fıtratçılığın” AKP dünyasındaki popülerliğini hatırlatarak kendi sorunumuza dönelim. Bu kaderci strateji geçtiğimiz dönemde işlemiş olabilir. Ancak geldiğimiz noktada toplumun farklı kesimleri farklı nedenlerle, artık günahın kaynağındaki kötü olarak AKP iktidarını görüyor. Dindar, AKP’ye bakıp; kötülüğü sefahate düşmekle, seküler olan bilimin reddiyle, soldan bakan rant ve yolsuzlukla özdeşleştiriyor.

 

 

 

 

 

 

Bu büyük kötülüğün müsebbibi konusunda, ortaya konulan kanıtların da etkisiyle oydaşma genişlerken, doğru yolda mıyız diye, sorma ihtiyacı duyuyorum. Kötülüğün AKP yönetici kadrolarıyla özdeşleştiği bir durumda, kötünün kendisi patolojik bir vakaya dönüşmüyor mu? Eğer bu teşhis doğruysa, patolojik bir vakanın çeşitli düzeylerde ülkenin son 20 yılına nasıl hükmedebildi?

 

 

Kuşkusuz AKP iktidarı bu tablonun baş sorumlusudur. Toplanma alanlarının başına gelenlerde, deprem fonlarının gelişigüzel ve amaç dışı kullanımında, 2002 yılında Japon uzmanlarla birlikte İstanbul için başlatılan riskli yapılar envanter çalışmasının durdurulmasında, imar barışı çılgınlığının altında AKP iktidarının imzası var. Örnekleri çoğaltabiliriz.

 

 

 

 

 

 

Lakin kötülüğün kaynağındaki kötüyü paketleyince geride hala azımsanmayacak bir artık kalıyor. Toplanma alanları AVM’lere dönüştürülürken, o alanlarda ana muhalefet partisine ait kaç ilçe belediyesi sesini yükseltti? Yakın dönemde, imar barışı deliliği gündeme geldiğinde muhalefet, “Seçimin öncesinde oy kaybederiz” kaygısıyla sessiz kalmadı mı? İşin kötüsü, kaygılarında haksız da değillerdi; azımsanmayacak bir kesim, imar barışını kentlerden tırtıklandıklarını yasallaştırmanın fırsatı olarak coşkuyla karşıladı. Örnekleri artırabiliriz.

 

 

Meseleyi ‘hepimiz suçluyuz’a getirme niyetinde değilim. Ama şunu söylüyorum; kötülüğün kaynağında, operatörün (AKP) ötesinde bir rant makinesi var. Birçok kesim yakın dönemde paylarını almak için o makinenin parçası haline geldiler. Tam da bu makine etrafında kurulan asamblaj nedeniyle bu akıl dışılık bu kadar süre iktidarını korudu. Dolayısıyla sadece operatörden değil, bütün parçalarıyla ve zihniyetiyle bu kötülük makinesinden kurtulmak zorundayız.

 

 

Kısaca demem o ki; kimler makineden pay aldıysa, bir adım öne çıksın…

 

 

 

 

Kaynak : Birgün

1 Yorum
  1. Kötülük artık bilgisizlikten kaynaklanmıyor. Bu memleketin içine düşürüldüğü bir ve çıkamadığı bir karabasan var. Depremi hiçe sayıp yıllardır afet vergilerini başka yerlerde çarçur edenler bunun neye mal olacağını bilmiyor olamazlar. Bu bir fikriyat ve bilerek yapılan bir düşmanlık. Hatta kötülük.

    serap coşkun | 6 October 2019


Yorum yazmak için


Yaşanabilir çevreler, kamusal fayda ve emeğin korunması siyasetini yapabilmek, meslek politikası üretebilmek, dayanışmayı büyütmek için bir araya gelmiş olan mimarlar olarak; her alanda yaşadığımız bugünün “kriz”inin bilgisini üretmeye ve paylaşmaya çağırıyoruz.             Bugün Türkiye’de yaşam çevrelerimize ve mimari üretimin emek süreçlerine doğrudan yansıyan sosyal, ekonomik ve ekolojik problemlerin derinleştiği bir [...]
ARŞİV
Subscribe