Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
“Yedinci Kıta” başlıklı 16. İstanbul Bienali
Share 16 September 2019

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 16. İstanbul Bienali, 14 Eylül’de ücretsiz olarak kapılarını açıyor. Bu sene küratörlüğünü sanat dünyasının önde gelen isimlerinden akademisyen ve yazar Nicolas Bourriaud’nun üstlendiği ve Yedinci Kıta başlığını taşıyan bienal, içinde bulunduğumuz dünyanın en önemli krizinin odağındaki ekolojiyi farklı açılardan ele alan eserlere ev sahipliği yapacak. İnsanlığın yarattığı doğal veya kültürel kirlenmeye, antropoloji ve arkeolojinin araçlarıyla bakan güncel sanat çalışmalarına yer veren bienal, sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açacak.

 

 

 

 

 

Bu sene Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Tophane’deki yeni binasının yanı sıra Pera Müzesi ve Büyükada’da gerçekleşecek sergilerde 25 ülkeden 56 sanatçının 220’den fazla eseri sergilenecek. Türkiye’den de sekiz sanatçının katıldığı bienal için birbirinden farklı alanlarda çalışan sanatçıların özel olarak ürettiği 36 yeni eser de görülebilecek.

 

 

10 Kasım’a kadar ücretsiz olarak gezilebilecek 16. İstanbul Bienali, sadece sergileriyle değil, farklı alanlardan isimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek ücretsiz etkinlikleriyle de göz dolduruyorBienalin odağına aldığı sanat, ekoloji ve antropoloji gibi konular arasındaki ilişkilere farklı yaklaşımlar sunan önemli düşünürler, bilim insanları ve sanatçılar bienalin bu yılki kamusal programının katılımcıları arasında yer alacak.

 

 

 

 

 

Bienalin bu seneki başlığı: “Yedinci Kıta”
Küratör Nicolas Bourriaud Yedinci Kıta temasını ve izleyicileri bienalde nelerin beklediğini şu sözlerle anlatıyor:

 

 

“16. İstanbul Bienali’ne hâkim olan ve ona adını veren Yedinci Kıta imgesi, Antroposen çağının küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınına referans veriyor. Popüler bilimde ‘Yedinci Kıta’ olarak anılan bu kütle, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor.

 

 

Bu kıta, bilimin ve siyasi eylemin sınırları içinde bulunan bir alandan kaynaklanıyor. Bu imge hepimiz için artık fazlasıyla tanıdık: Sanayi atıklarından görünmez olan okyanusların, plastik torbaların ve kulak temizleme çubuklarının arasında yüzen balıkların ve diğer deniz canlılarının imgesi. Ama 16. İstanbul Bienali, bu kıta düşüncesini ciddiye almak ve bu kaypak alanı insanların ve insan haricindeki varlıkların mecburen bir arada var olduğu, henüz keşfedilmemiş bir arazi olarak değerlendirmek niyetinde. Bir zamanlar Avrupalı yerleşimcilerin göklere çıkardığı “yeni dünya”nın olumsuz arka yüzü bu. Zor kullanılarak istila ve işgal edilecek bir kıta değil, tam tersine, neredeyse bizim ruhumuz duymadan, bizim yaşam ve üretim biçimlerimizden doğmuş, bizim eserimiz olarak kurulmuş bir millet. Toplumlarımızın aynadaki sureti olan yedinci kıta, yaşamak istemediğimiz, reddedip attığımız şeylerden oluşmuş bir ülke.

 

 

Yedinci kıtayı kavrayabilmemiz için bizlere sanatçıların antenleri, onların tercümanlığı, onların antropolog damarı lazım. İsterim ki bu sergiyi gezmeye gelenler, her ne kadar sunulan şeyler aşina gelse de, her sanatçıyı uzaklardaki bir toplumdan haber getiren biri gibi görsün.

 

 

Sergiyi ziyaret edecekler olarak sizler de bu sergideki sanatçıların oluşturduğu kabilelere, sizi içinde gezdirecekleri topluluklara, yansıttıkları veya uydurdukları kavramlara ve nesnelere kendinizi bırakıp katılsanız yeter. İşte o zaman siz de bu yeni dünyanın antropologları olup çıkacaksınız.”

 

 

 

 

Sanatçı: Charles Avery // Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

 

 

 

 

16. İstanbul Bienali mekânları 

 

 

MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, 1937’de Türkiye modern sanatının başlıca eserlerini korumak, geliştirmek ve kamuyla paylaşmak amacıyla kurulmuştu. 2005’te 9. İstanbul Bienali ve 2011’de 12. İstanbul Bienali’nin de gerçekleştirildiği 5 numaralı Antrepo binasının müzeye dönüştürülmesi için çalışmalar sekiz yıldır devam ediyordu. Kısa bir süre önce müzenin danışmanı olarak Vasıf Kortun’un görevlendirilmesiyle birlikte hız kazanan hazırlık sürecinin ardından müze, 2020 baharında, tasarımı Emre Arolat’a ait olan yeni binasında kapılarını açmaya hazırlanıyor.

 

 

Bienalin ana mekânı olarak konumlanan müzede 37 sanatçı ve sanatçı kolektifinin Antroposen çağını farklı perspektiflerden ele alan gerçek ya da kurmaca hikâyelere dayalı eserleri yer alıyor.

 

 

Pera Müzesi
2015 yılından itibaren İstanbul Bienali mekânlarından biri olan Pera Müzesi, bu yıl da bienali ağırlıyor. Müze, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’nun yanı sıra Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri ve Kütahya Çini ve Seramikleri koleksiyonlarını barındırıyor; aynı zamanda önemli sanatçı ve koleksiyonlarla birlikte geçici sergilere ev sahipliği yapıyor. İstanbul Bienali’nin Pera Öğrenme iş birliğiyle geliştirdiği öğrenme programı ve Pera Film’in İstanbul Bienali kapsamında hazırladığı film programı da sergi boyunca müzede izleyiciyle buluşacak.

 

 

Pera Müzesi’nde yer alan 16. İstanbul Bienali sergisini ziyaret edenler, herhangi bir tarih veya arkeoloji müzesinde yer alması muhtemel, ancak tarih kitaplarında yer almayan hayali uygarlıkları keşfetme imkânı bulacak.

 

 

Büyükada
Tarihi boyunca farklı kültürleri bir araya getiren Büyükada da 16. İstanbul Bienali mekânlarından biri olarak izleyicilere beklenmedik keşifler sunacak. Büyükada’daki eserler izleyicilerin sergiyi görme hızını yavaşlatarak hem mekânsal hem de zamansal açıdan bienal deneyimini zenginleştirirken, şehirden uzakta bir parantez niteliği taşıyacak. Büyükada’da yer alan Hacopulo Köşkü’nde Monster Chetwynd, Taş Mektep’te Hale Tenger, Mizzi Köşkü’nde Glenn Ligon, Anadolu Kulübü’nde Armin Linke ve Ursula Mayer, sahilde Andrea Zittel’in eserleri yer alacak.

 

 

 

 

Sanatçı: Monster Chetwynd // Fotoğraf: Poyraz Tütüncü

 

 

 

 

Şehre kalıcı eser
16. İstanbul Bienali şehre kalıcı bir eser de bırakıyor. Kuşağının en yaratıcı isimlerinden Monster Chetwynd’in masallardan ve mitolojiden esinlenerek yarattığı oyun alanı formundaki Gorgon’un Oyun Alanı başlıklı açık hava yerleştirmesi Maçka Sanat Parkı’nda kalıcı yuvasını bulacak.

 

 

İstanbul Bienali otuzuncu yaşını kutladığı 2017 yılından itibaren İstanbul’a her bienalle birlikte kalıcı bir eser armağan etmek üzere yola çıkmıştı. 2017’de Ugo Rondinone’nin Buradan Nereye Gidiyoruz? başlıklı neon heykelini şehre kalıcı olarak kazandıran bienal, bu sene de dünyaca ünlü sanatçı Monster Chetwynd’in kolektif etkileşime açık bir eserini şehre armağan edecek.

 

 

“Kolektif geliştirme”ye önem veren sanatçının gündelik olanla şiirsel olanı birbirine yakınlaştıran çalışması İstanbul’un sokak kedilerinden, Yerebatan Sarnıcı’nda yer alan Medusa heykellerinden ve İtalya’daki Bomarzo Bahçeleri’nden ilham alıyor.

 

 

Canlı performanslar
İstanbul Bienali’nin 2017 yılında başlattığı kalıcı eser projesi kapsamında, bir eseri kalıcı olarak Maçka Sanat Parkı’nda sergilenmeye başlayacak olan sanatçı Monster Chetwynd, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Dans Bölümü öğrencileriyle birlikte, 13 Eylül Cuma günü eserin yer aldığı parkta bir performans gerçekleştirecek. British Council desteğiyle hayata geçen proje kapsamında Chetwynd’in bienalin ön izleme günlerinde MSGSÜ öğrencileriyle birlikte gerçekleştireceği iki günlük atölyenin sonucunda parkı ziyaret eden herkese etkileyici bir performans sunulacak.

 

 

Açılış haftasında, 16. İstanbul Bienali’nin en renkli sanatçılarından Jared Madere, minik katılımcılarla (6-7 yaş ve üstü) bir dizi performansı gerçekleştirecek. Bir gülme yarışması etrafında kurulu olacak performans, yüzü bulut desenleriyle kaplı bir vücut geliştirmeci ile küçük bir grup çocuğun katılımıyla yürütülecek. Turiya Magadlela açılış akşamında gerçekleştireceği 1 saatlik dikiş performansının yanı sıra açılış haftasında 5 gün boyunca bienal kapsamında bir performans sergileyecek. Ylva Snöfrid ise açılış haftası boyunca aralıksız sürecek performansta sergi mekânında yaşamaya ve çalışmaya devam ediyor olacak.

 

 

Bienal boyunca ise Max Hooper Schneider’in eseri kapsamında her Cumartesi gerçekleşecek performansta bir kukla ustası, Schenider’in eserindeki videoda yer alan iki ana karakterin çatışmalı diyaloglarını canlandıracak. Jennifer Tee kendine ayrılan alanda şair Jane Lewty ile birlikte seçtiği kitaplar ve şiirlerden okumalar gerçekleştirecek. Sanatçı Eva Kot’átková’nın yine bienal boyunca devam edecek performansı süresince yapıtın “çalışanları” mekândaki kumaş parçalarını birbirine dikerken bazı performansçılar da önceden hazırlanmış kısa hikâyeleri sesli okuyacaklar.

 

 

 

Sanatçı: Eva Kot’átková // Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

 

 

 

 

 

Kamusal program

 
Bienalin bu seneki kamusal programı farklı disiplinleri bir araya getiren üç bölümden oluşuyor.

 

 

Programın üç bölümünden ilki bienalin açılış ve kapanış haftalarına denk gelen 14 Eylül ve 9 Kasım 2019 tarihlerinde düzenlenecek “Yedinci Kıtayı Keşfederken” başlıklı tartışma serisi. “Antroposen çağdaş düşünceyi ne şekilde ve ne ölçüde dönüştürebilecek?” sorusundan yola çıkan seri kapsamında her bir düşünür sergiden bir sanatçıyla eşleştiriliyor ve her ikisinin kısa müdahaleleri bir tartışmayla son buluyor. Tartışmalara katılacak sanatçılar arasında Johannes Büttner, Monster Chetwynd, Mariechen Danz, Elmas Deniz, Eloise Hewser, Agnieszka Kurant, Elizabeth Ursula Mayer ve Phillip Zach yer alıyor.

 

 

Tartışma serisinde antropolog Umut Yıldırım; bitkisel evreni felsefenin konusu haline getiren eko-politika üzerine çalışmalarıyla Doç. Dr. Emanuele Coccia; antropoloji, sanat, dijital kültür ve deneysel etnografi ekseninde çalışan Doç. Dr. Jennifer Deger; şamanizm ve moleküler biyoloji ilişkisini inceleyen antropolog-yazar Jeremy Narby; geç liberalizme eleştirel kuram üzerinden bakan Prof. Dr. Elizabeth Povinelli; beyin, mikroplar, salyangozlar, yapay zekâ gibi pek çok oluşumu birlikte ele alarak antropolojiye “etik sonrası” bir pencereden bakmaya çağıran Doç. Dr. Tobias Rees; Lyon ENS’den felsefeci Patrick Degeorges ve yazılarında normatif aklın bir eleştirisini sunan Prof. Dr. Laurent de Sutter gibi önemli isimler bulunuyor.

 

 

Kamusal program çerçevesinde gerçekleşecek bir diğer bölüm ise iklim değişikliği-enerji ekonomisti ve performans sanatçısı Ayşe Ceren Sarı, çevrebilimci ve sanatçı Serkan Kaptan ve küratör Yasemin Ülgen’den oluşan birbuçuk (Ekoloji ve Sanat Çalışmaları) tarafından tasarlanan “sindirim programı” olacak. Su, Benzin, Beton, Patates ve İşlemci başlıkları altında gerçekleşecek bu herkese açık etkinliklerde, gündelik yaşantımızın birer parçası olarak kanıksadığımız, sıradan gibi görünen nesneler tartışmaya ve araştırmaya açılıyor.

 

 

Önizleme günleri boyunca ise bienal sanatçılarının farklı disiplinlerden isimlerle biraya geleceği bir konuşma serisi gerçekleşiyor. Bienal sanatçılarından Ozan Atalan, Feral Atlas Collective, Armin Linke, Jared Madere, Ursula Mayer, Hale Tenger ve Haegue Yang farklı konular etrafında Büyükada’da yer alan Anadolu Kulübü ile Beyoğlu’nda yer alan İKSV Alt Kat ve Kıraathane’de düzenlenecek farklı formatlarda düzenlenen sohbetlerde çalışma pratiklerini ve ilham kaynaklarını paylaşıyor.

 

 

Kamusal Program ile ilgili detaylı bilgi ve program için bu linke tıklayabilirsiniz.

 

 

 

Sanatçı: Glenn Ligon // Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

 

 

 

 

 

Film programı
Kamusal program çerçevesinde ayrıca, Pera Müzesi’nde bir film programı gerçekleştirilecek. Pera Film’in 20 Eylül-10 Kasım tarihleri arasında sunacağı program, dünyanın dönüşümünü, medeniyetlerin çağlar boyunca yaşadığı geçişleri ve insanın evrendeki etkilerini ele alan yapımlara yer verecek. Türünün ilk örneği olan filmler, felaket senaryolarından yola çıkan kült yapımlar ve gerçekliği ustalıkla gösteren belgesellerden oluşan bu seçki, ilgililerini sinema tarihine bir de Yedinci Kıta’dan bakmaya çağıracak.

 

 

Seçkideki on uzun metrajlı ve sekiz kısa film arasında, Kanada’nın Kuzey Québec bölgesindeki yerli İnuit halkının hayatını anlatan, sinema tarihinin ilk uzun metrajlı antropoloji belgeseli sayılan Kuzeyli Nanook; Fransız sinemacı, bilim-insanı Jean Painlevé’nin sürreel sinema tarihinde önemli yer edinmiş kısa filmlerinden oluşan Bilimin Sesleri seçkisi; çevrimiçi tanışma siteleri dolandırıcılığı etrafında hikâyesini kurgularken, Gana’daki faillerin bakış açısından tüm bir endüstriyi ortaya koyan belgesel Sakawa ve bir grup astronotun yolunun başka bir gezegene düşmesiyle başlayan bambaşka bir yaşam formunu ele alan Maymunlar Cehennemi de yer alıyor.

 

 

Podcast serisi
16. İstanbul Bienali, ayrıca bu seneki başlığı Yedinci Kıta’yı farklı açılardan ele alan bir podcast serisi hazırladı. Bu seride bienalin devam ettiği iki ay boyunca sanatçılar, bienal ekibi, akademisyenler ve farklı meslekten konuklarla Antroposen ve ekoloji alanında yapılmış sohbetler yer alacak.

 

 

Sanatın Yedinci Kıta ve Antroposen kavramlarına hangi açılardan yaklaştığına ve insan merkezli düşüncenin sınırlarına dair farklı bakış açılarının yer aldığı seri, bienalin kamusal programına ve sergilere ek olarak, farklı bir mecrada yeni tartışmalar açmayı hedefliyor.

 

 

Araştırmacı ve yazar Nora Tataryan’ın hazırlayıp sunduğu Yedinci Kıta podcast serisini Spotify üzerinden dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz. Bienal ile ilgili tüm detaylar için ise sizi şöyle alalım.

 

 

 

 

 

 

Kaynak : bantmag.com

1 Yorum
  1. Gerçekten çok önemli bir bienal, ve nefis sergiler var. Dünyamıza dair çok çarpıcı şeylerle karşılaşacaksınız, mutlaka gidin derim.

    Osman Aktürk | 17 September 2019


Yorum yazmak için


Yaşanabilir çevreler, kamusal fayda ve emeğin korunması siyasetini yapabilmek, meslek politikası üretebilmek, dayanışmayı büyütmek için bir araya gelmiş olan mimarlar olarak; her alanda yaşadığımız bugünün “kriz”inin bilgisini üretmeye ve paylaşmaya çağırıyoruz.             Bugün Türkiye’de yaşam çevrelerimize ve mimari üretimin emek süreçlerine doğrudan yansıyan sosyal, ekonomik ve ekolojik problemlerin derinleştiği bir [...]
ARŞİV
Subscribe