Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Boğaçayı: Yanlış Proje…
Share 17 July 2019

Antalya’daki Boğaçayı, Kruvaziyer Projelerinin Yanlış Olduğu Bilirkişi Raporları İle de Teyit Edildi

 

Antalya Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası ile O dönem Büyükşehir Meclis Üyesi Olan Songül Başkaya’nın açtığı Boğaçay Projesinin yanlış olduğu ve durdurulması gerektiği ile İki odanın açtığı Kruvaziyer Projesinin yanlış olduğu bilirkişi raporları ile doğrulandı.

Her iki proje de Antalya Büyükşehir Eski Belediye Başkanı Menderes Türel’in projesiydi ve kent dinamiklerini dinlemeyerek hayata geçirmeye çalıştı.

Mahkeme heyetinin bir an önce bilirkişi raporlarına dayanarak bu iki yanlış projenin durdurulması gerektiğini belirten Mimarlar Odası Antalya Şubesi ve Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi verdikleri hukuki mücadelede

bilirkişi heyetinin onayı ile haklı olduklarını yazılı basın açıklaması ile kamuoyuna duyurdular.

İki oda tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

“Mimarlar Odası Antalya Şubesi, Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi ile birlikte, Anayasa, İlgili yasalar ve yönetmelikler ışığında, kamu yararına aykırı plan, plan revizyonu ve plan değişikliklerine karşı hukuk mücadelesine devam etmektedir.

Bilindiği üzere;

Kentlilerimizin yıllardır günü birlik kullanımına açık olan ve Lara Birlik Alanı olarak adlandırılan alan içerisinde kalan günübirlik tesis ve plaj, Kültür ve Turizm Bakanlığının 27.12.2017 tarih ve 2017/16-10 sayılı oluru ile onaylanan,1/25000 ölçekli Nazım İmar Planı,

1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ile “KRUVAZİYER LİMANI VE YAT LİMANI” kullanım amaçlı planlanmıştır.

Kruvaziyer Liman, basit bir liman olmayıp, liman gerisinde, gemi ile gelen turistlerin yararlanması için otel, alışveriş merkezi, restoranlar, PTT, su temin, sağlık hizmetleri gibi ünitelerden oluşan ve büyük yapılaşma getiren bir limandır.

Liman ile birlikte limanın gerisindeki kara parçasında büyük bir ticari alan yaratılmaktadır. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna göre proje de; kruvaziyer limanın yanı sıra, 426 yat kapasiteli yat limanı, Bin yatak kapasiteli otel için 80 bin m2, AVM,

restoran ve kafeteryalar için 14 bin m2, terminal binası için 13 bin 500 m2, Yat Kulübü için 13 bin 400 m2 ve otobüs parkı için 22 bin 800 m2 alan kullanılacağı belirtilmektedir.

Anayasa’mızın 43. maddesinde; kıyılar devletin hüküm ve tasarrufundadır ve bu yerlerden yararlanma da öncelikle kamu yararı gözetilir denilmektedir.

Onaylanan plan ile halkın kullanımında olan, uluslararası öneme sahip söz konusu alan, halkın kullanımından alınarak, Rant uğruna tahsis edilecek ve halkın kullanımına kapatılacaktır. Tıpkı Kemerağzı ve Kundu sahilleri gibi. Hâlbuki söz konusu alan,

Halkın toplu taşım araçları ile de kolayca ulaşabildiği iki halk plajından biridir. Lara sahilinin büyük bir bölümü Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan tahsisler sonucu yapılaşmış, yapılan oteller ve AVM nedeniyle halkın kullanımına kapatılmış,

halkın denizden yararlanması engellenmiştir. Yat ve Kruvaziyer Liman kararı ile halkın yararlandığı küçük bölüm olan plaj da halkımızın elinden alınacaktır. Diğer yandan yapılacak olan Kruvaziyer Liman ve Yat Limanı için uygun olmayan sahile yapılacak müdahaleler ve yapılaşmalar,

deniz ekosistemine zarar vereceği gibi ciddi çevre kirliliğine ve deniz kirliliğine neden olacaktır. Açıklanan nedenlerle Mimarlar Odası Antalya Şubesi, Şehir Plancıları Odası ile birlikte,

Kültür ve Turizm Bakanlığının 27.12.2017 tarih ve 2017/16-10 sayılı oluru ile onaylanan planların iptali istemiyle dava açmıştır.

Projenin yanlışlığı odalar, sivil toplum ve halk tarafından dile getirilmişti…

 

Antalya 1. İdare Mahkemesince bakılan davada geçtiğim günlerde bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi Heyetince düzenlenen ve Sayın Mahkemeye sunulan 02.07.2019 tarihli bilirkişi raporunda,

*Yer seçimi açısından bölgede korunması gerekli canlı türleri ve özel sayılabilecek bir habitat olduğu, söz konusu kara ve deniz yapıları ile bu habitatın zarar göreceği,

*Halihazır plaj kullanımının bulunduğu ve bu plajın büyük bir bölümünde karasal yapıların planlandığı,

*Önerilen faaliyetler için Lara Plajı’nın büyük bir kısmının kullanılacağı, halen kamuya açık olan bu alanın plaj olarak kullanılamayacağı, dolayısıyla mevcut plaj kullanımının büyük ölçüde sınırlandırıldığı,

*Alanın kuzeyinde doğal sit alanı bulunduğu, dolayısıyla bu alanın söz konusu yapılaşmadan ve nüfus yoğunluğundan olumsuz etkileneceği (kirlilik vb.), yapılaşma baskısından bu alanın korunması gerektiği,

*alanın ticaret potansiyeli ve özellikle tarihi kent merkezine uzaklığı nedeniyle olumsuzluklar içerdiği, dolaysıyla yer seçimi açısından Kruvaziyer ve Yat Limanı Projesinin uygun olmadığı, kent merkezine uzak kaldığı,

*Antalya büyük bir kıyı kenti ve turizm kenti olmasına rağmen kruvaziyer turizmden aldığı payın oldukça düşük olduğu, yat limanı kapasitesinin de sahip olduğu turizm potansiyelinin yanında oldukça düşük olduğu,

*Söz konusu alanda inşa edilecek bu büyüklükte bir yapı grubunun sıvılaşma riski yüksek alanlarda inşa edilmesinin riskli olduğu, dolayısıyla alınacak mühendislik önlemleri ile projenin maliyetli olduğu,

Sebepleri ile Kruvaziyer ve Yat Limanı Projesinin uygun olmadığı kanaati oluşmaktadır. Denilerek;

Raporun sonuç bölümünde; “Dava konusu plan değişikliğinin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve teknikleri ile kamu yararı yönünden uygun olmadığı kanaati oluşmuştur.” denilmektedir.

Boğaçayı projesi bu görsellerle tanıtılmıştı…

 

Yine; Konyaaltı Muhasara Bölgesini kapsayan alanda yapılacak “Boğaçayı projesinde”, Özel Proje Alanı (ÖPA) olarak belirlenen bölgenin plan notlarına “KONUT FONKSİYONU” eklenmesine ilişkin, Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinin,

12.01.2018 gün ve 112 sayılı 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı Plan Notu değişikliği, 12.01.2018 gün ve 113 sayılı 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı Plan Notu değişikliği ile 12.01.2018 gün ve 114 sayılı 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı Plan Notu değişikliğinin;

İmar Kanunu, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve Plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artırıcı karar getirildiği, Mevzuata aykırı plan notu ile yapı yoğunluğu ve nüfus yoğunluğu artırılmış olmasına karşın, artan nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanları aynı oranda artırılmadığı, zaten yetersiz olan sosyal donatı alanları üzerine ilave kullanıcı yükü getirilmiş olması, alanın halen Antalya’nın temiz içme suyunun büyük bir bölümünü karşılayan su kaynakları yakınında ve sulak alan içinde kaldığından, kaynakların kirlenmesine yol açacağı,

Rekreasyon alanı ve peyzaj düzenlemesi Belediyelerin asli görevlerinden olup, Rekreasyon alanı ve peyzaj düzenlemesi yapım işi karşılığı alanın mülkiyeti, konut alanı yapımına olanak tanınarak Rekreasyon ve peyzaj düzenlemesi işleri karşılığı yapımcı firmalara verilerek kamu mülkiyetinden çıkarılacak olması, alanda yapılacak konut satışından elde edilecek gelir ile rekreasyon ve peyzaj düzenlemeleri giderleri karşılaştırıldığında, konut alanı olarak getirisinin giderlerden çok daha yüksek olacağı,

Bu durumda Belediyenin dolayısıyla kamunun çok büyük zarara uğrayacak olması gerekçeleri ile plan değişikliğinin iptali istemiyle, Mimarlar Odası Antalya Şubesi, Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi ve Dönemin Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Songül BAŞKAYA birlikte dava açılmıştır. Antalya 1. İdare Mahkemesince bakılan davada da geçtiğimiz günlerde bilirkişi heyeti incelemesi yapılmıştır.

Proje yapım aşamasında gerçek durum…

 

 

Bilirkişi Heyetince düzenlenen ve Sayın Mahkemeye sunulan 02.07.2019 tarihli bilirkişi raporunda;

*Söz konusu plan hükmü değişikliği ile alanın kamusal kullanımının özel mülkiyete konu konut alanına dönüşmesi, donatı ihtiyacının ortaokul hariç sağlanmasına rağmen ilk planda belirlenen kamusal kullanımın azaltılması nedeniyle uygun bir planlama yaklaşımı olmadığı,

*Söz konusu alanın jeolojik yapısı, hem taşkın alanı olması, hem de korunması gerekli Boğaçay Su Kaynakları Koruma Alanı Sınırı İçinde kalması sebebiyle yapılaşmaya açılmaması gereken niteliktedir.

Dolayısıyla alanın tarım alamı niteliğini yitirmesi sonrasında özellikle üst ölçekli plan kararları doğrultusunda Boğaçayın koruma alanlarında kamusal yeşil alanlar bırakılarak planlama kararlarının üretilmesinin planlama teknikleri,

şehircilik ilkeleri ve kamu yararı açısından doğru bir yaklaşım olacağı kanaati oluşmaktadır.

Denilerek, raporun sonuç bölümünde; “Dava konusu plan değişikliğinin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve teknikleri ile kamu yararı yönünden uygun olmadığı kanaati oluşmuştur.” Denilmektedir.

Bilirkişi Heyetinin her iki davaya ilişkin Sayın Mahkemeye sunulan raporları, dava dilekçelerimizde belirttiğimiz iptal gerekçelerimiz, Bilirkişi Heyetince de teyit edilmiştir.

Sayın Mahkemenin Bilirkişi Raporları doğrultusunda her iki dava ile ilgili ivedilikle yürütmenin durdurulmasına ve iptaline karar ve yapılaşmanın önüne geçilmesi, kazananın kentlilerimiz olması, davacılar olarak halkımız adına dileğimiz ve beklentimizdir.

Değerli basınımız aracılığı ile halkımızın bilgisine saygıyla sunulur”

 

Kaynak: www.kaktushaber.com

 

BOĞAÇAYI GÖLETİNİN AKIBETİ TARTIŞMALI…

 

Av. Mustafa ŞAHİN

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi, Boğaçayı’nda ortaya çıkan sorunların tespiti ve çözümü için bilim insanları, meslek odaları ile değerlendirmeler yapıyor.

Anlaşılan o ki “bir deli bir kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramaz…” benzeri bir durum söz konusu.

Kamu kaynaklarının fütursuzca israf edilerek dere yatağına yapılan Boğaçayı göletinin öyküsünü bilmeyen kalmamıştır.

Çok kısa olarak diyebiliriz ki, Türel Yönetiminin dere yatağı boyunca imara açtığı alanlara ek bir güzellik olsun, rantları bol olsun amaçlı, önce dere içinde yat limanı yapacağım diye tutturduğu hayal tacirliği, kentin sırtında bir kambur olarak bırakıp gittiği bu gölet ile son bulmuştu.

Türel Yönetimi, kendisi için prestij meselesi yaparak inatla sürdürdüğü Boğaçayı projesi ile dere yatağına liman yapamadım bari gölet yapayım seviyesine düştüğünde, doğal olarak yöneticilik seviyesi de bir hayli diplere vurmuş durumdaydı

Zira o vakte kadar piyasaya sürülen renkli liman görüntüleri, Fransa emlak Fuarları, ABD menşeili global emlak ve inşaat şirketleri, Katar Emirleri, yandaş bilim adamları ile al gülüm ver gülüm seansları, gösterişli toplantıları, gerçekleri saptıran açıklamaları hiç olmamış gibi, bu gölet düzenlemesini de aynı yol ve yöntemlerle laf kalabalığı içinde  kamuoyuna sunmuştu…

Boğaçayı dere yatağında yaşananlar, hiç kuşku yok ki yöneticilerin ve mülk sahiplerinin rant düşkünlüğü ve rant kollayıcı tutumları nedeniyle “alışmış kudurmuştan beterdir” deyimine hak verdirecek kadar yanlışlar, hatalar ve inatlar zinciri halinde bugünlere kadar geldi.

Öyle ki daha başlangıçta dere yatağının asgari 350 metre genişliğinde olması gerektiği tespit edildiğinde, bu hayati sınır hiç uygulanamamıştı. Onun yerine önce 300 metre, sonra 260 metre ve şimdilerde gölet kenarlarında gerçekleştirilen düzenlemelerle 200 metrelere kadar düşürülen Boğaçayı dere yatağı genişliğinde yaşanan bütün taşkınların, ölümlerin, maddi ve manevi zararların sorumluluğunu takdir-i ilahiye bağlanmaması gerektiğini herhalde öğrenmiş olmamız gerekiyor. Her kış, son bilmem kaç yılın en yoğun yağışı, fırtınası gibi resmi açıklamalar yapılması kimler için tatmin edici olur bilinmez ama hepimizin fena halde aptal yerine konulduğumuzdan hiçbir kuşku duyulmamalıdır.

Daha 20 yıl dolmadan olması gereken genişliğinden 150 metre daraltılmış bu dere yatağı her kış boğa gibi denize taşıdığı yağmur suları ve rüsubatıyla kendisinden gasp edileni geri almanın yollarını arıyor…

Bütün bu gelişmelere rağmen Türel Yönetimi ve ASAT, Boğaçayı dere yatağında sözde “taşkın önleme ve rüsubat kontrolü” amacıyla dere yatağının 1.5 metre kazılacağı ve bunun maliyetinin 21 milyon TL olacağını açıklayarak gölet işine koyulmuşlardı.

Gelin görün ki son günlerde basına yansıdığı kadarıyla bu göletin maliyetinin 131 milyon + KDV olduğu açıklandı.

Üstelik Türel Yönetiminin Boğaçay için gömdüğü kamuya ait bu maliyet bedeli daha bir yılını doldurmadan heder olmak üzere…

Zira, bilim insanlarının açıklamalarına ve yapılan tespitlerin sonuçlarına göre,  1.5 metre değil de 4-5 metreye kadar kazıldığı belirlenen dere yatağından yüzeye çıkarılan yeraltı suyunun dibinin daha şimdiden rüsubat ile büyük oranda dolduğu, sucul bitkilerle kaplandığı; yüzeyinde ise yosunların çevreyi sarmaya başladığı, durgun suyun tehlikeleri, besin kaynağı olan rüsubattan yoksun bırakılan kıyı şeridinin erozyonu, daraltılan dere yatağındaki taşkın riskleriyle;           Böcek yönetimi, Türel yönetiminden her yaz kokmaya aday, her kış patlamaya hazır, o nedenle her yıl aynı masrafları kamu bütçesinden karşılamak zorunda olacağı, çok geniş alanda tesirli saatli bomba teslim aldığına hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerekir.

En baştan itibaren Boğaçayı göletinin kıyı erozyonuna neden olacağı ve taşkın önleme gibi bir önceliği olmadığı herkesin malumuydu. Üstelik göletin Anayayasa’ya, Kıyı Yasasına, Büyükşehir Belediyesinin, ASAT’ın ve DSİ’nin bağlı olduğu özel yasalara ve düzenlemelere aykırı olarak yapıldığı da tartışmadan uzak bir konuydu.

Kimlerin görevlerini kötüye kullandığı, kimlerin kamu zararına neden olduğu da belliydi.

Bütün bu olgular ve tespitler ortada iken ve seçimden önce bu proje ile ilgili olarak kamu yararına aykırı olduğu açıklamaları yaprak işbaşına gelen şimdiki yönetimin “Yönetimde süreklilik”, “eskiye takılıp kalmamak” gibi söylemlerle yanlışa, hukuksuzluğa, doğa katliamına çanak tutar bir konumda olmasını acaba kim istemektedir? bu tutum kimlerin işine gelmektedir ? Eski yönetim ile aynı tarzı sürdürmenin kime ne yararı olacaktır ?

Hiç kuşku yok ki rant yaratma ve çevresini zenginleştirme uğruna kamusal alanları, kamu bütçesini tarumar eden AKP zihniyetine karşı tutum almak üzere yönetime gelenlerin göstermesi gereken hassasiyetleri, izlemesi düşünülen yol ve yöntemlerinin neler olması gerektiğini tartışmak bütün duyarlı ve toplumcu çevrelerin öncelikleri arasında olmalıdır.

O nedenle Boğaçayı göletinin akibeti hakkında kamuoyunun tartışmaya dahil edilmesi ve aşağıdaki soruların cevaplarının kamuoyu ile paylaşılmasının sayısız faydası bulunmaktadır.

Soru 1-Böcek Yönetimi bu göleti kamu yararına gerçekleştirilmiş bir düzenleme olarak görmekte midir ?

Soru 2-Bu göletten çıkarılan ve sahil şeridinin beslenme kaynağı olan rüsubatın akibeti ne olmuştur ? 470 bin metre küp kazıldığı belirtilen rüsubat nerede kullanılmıştır ?

Soru 3- Bu göletin her yıl dolması, yosun tutması ve neden olacağı zararların iyileştirilmesi için her yıl düzenli olarak kamu bütçesinden ne kadar harcama yapılması gerekecektir ?

Soru 4- Kıyı erozyonu ve taşkın önleme konularında ek tedbir maliyetleri ne olacaktır?

Soru 5- Bu göletin neden yapıldığı ve işlevselliği ile neden olduğu ve olacağı zararların karşılaştırılması yapılmadan kamu yararı / kamu zararı hesabı yapılması mümkün müdür ?

Mümkün değilse, işlevsiz ve sürekli zarar kaynağı olacağı aşikar olan bu düzenlemede, bu durum biline biline kamu bütçesinin tüketilmesi, kamu kaynaklarının menfaat çevrelerine transferinin bir başka versiyonu olmayacak mıdır ?

Soru 6- Boğaçayının rekreasyonu ve kent estetiğine uygun düzenlemesi, dere yatağının doğal yapısına zarar vermeden, rüsubat akımı engellenmeden, taşkın önleme tedbirleri göz ardı edilmeden gerçekleştirilmesi mümkün değil midir ?

Sorular, cevaplar açıklıkla ve içtenlikle ortaya konulmalıdır… Tartışma ve değerlendirmeler  kamuoyunun önünde ve ilgili bütün çevrelerin katılımı ile yürütülmelidir.

Ekolojik yapıya, kamusal çıkarlara yararı olmadığı ortada olan Boğaçayı gölet düzenlemesinin kamuoyu önünde tartışılması her şeyden önce “kenti birlikte yönetmek” hedefine katkı sağlar.

Yönetimlere kendilerinin acz içinde hissetmemelerini sağlar, kentin ihtiyaçlarının birlikte değerlendirilmesini, kente ait olan kamusal alanların ve kamu bütçesinin kullanımında kentlilere söz hakkı tanınması kültürünün geliştirilmesini ve nihayet önceki yönetim ile fikren ve fiilen aynı yolda olunmadığını ortaya koyar…

O nedenle kent dinamikleri bu sürece müdahil olmalıdır.

Kaynak: Körfez Gazetesi

 

5 Yorum
  1. Kamuyoyuna, uzman kuruluşlara kulak vermez yandaş müteahhitler ve kendi siyasetine para aktarmak hedef alınınca ortaya bu saçma durum çıkıyor.

    Osman Aktürk | 18 July 2019

  2. Bir kent ancak bu kadar kötü idare edilmiş olabilir. Dünyanın gözbebeği bir coğrafyaya bu kadar kötü davranılmış olabilir.

    sercan aküzüm | 21 July 2019

  3. Antalya’ya iki dönem başkan oldu, duman etti şehri. Yaptıklarını düzeltmek 20 yılı alır.

    Sergen Yıldırım | 24 July 2019

  4. Hesap sorabilmek mümkün mü bu rejimde? Doğaya yanlış müdahale ve kamunun heba olan kaynakları. Cezasını yine vatandaş üstlenecek bu basiretsiz yöneticilerin.

    nilay oğuz | 25 July 2019

  5. tüccar kılıklı adamların yapacağı buydu. sadece boğaçayını değil ülkeyi darmadağın ettiler. nasıl çıkacağız bu bozgundan şimdi?

    Ferda Çetinkoz | 28 July 2019


Yorum yazmak için


Osmanlılar II. Murad’dan (1421-44, 1446-51) itibaren, Timur darbesinin yarattığı meşruiyet sarsıntısını gidermek için, ciddi bir tarih yazım faaliyetine başladılar. Özellikle Yazıcızâde Ali’nin Tevârîh-i Âl-i Selçuk’u (Selçuklu Hanedanı Tarihleri) ve onu izleyen Tevârîh-i Âl-i Osmân geleneği, neredeyse ağız birliğiyle, Selçukluları Osmanlıların resmî önceli ve meşruiyetin aktarıcısı olarak gösteriyordu. Enverî ve Kemal gibi bazı 15. yüzyıl yarı-resmî [...]
ARŞİV
Subscribe