Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Güvenpark’ın altı oyuluyor, bir sabah kalktığımızda ağaçlar kesilmiş olabilir
Share 22 March 2019

Kent merkezinden minibüs terminali kaldırılmalı, Ankara’da ve kentliyi doğayı dikkate alan projeler üretilmeli

 

 

 

 

Mimarlar Odası Ankara Şubesi,  Kent İzleme Merkezi Danışma Kurulu Üyesi, Mimar ve Ulaşım Uzmanı Erhan Öncü ile Şehir Plancısı Akın Atauz’un konuşmacı olarak katıldığı panelle tehdit altında olan Güvenpark’ı ve Güvenpark’ın altının depolama ve otopark alanı yapılma projesini masaya yatırdı. Panelde geçmişten bugüne Güvenpark mücadelesi anlatılırken,  “Güvenpark’ın altı oyuluyor. Güvenpark’tan minibüs terminali kaldırılmalı ve Ankara’da kentliyi doğayı dikkate alan projeler üretilmeli” denildi.

 

 

Panele Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Muteber Osmanpaşaoğlu, mimarlar ve vatandaşlar katıldı.

 

 

 

 

 

“Zaferpark’tan Güvenpark’ın altına doğru şimdi tünelle geliyorlar. Köstebek gibi Güvenpark’ın altı oyuluyor. Bir sabah kalktığımızda köstebek yukarı çıkmış ve ağaçların bir bölümü kesilmiş, Güvenpark’ın etrafı tahtalarla çevrilmiş, 2 katlı 3 katlı depolama ve otopark inşaatı başlamış olabilir”

 

 

Panelin açılış konuşmasını yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Güvenpark kent merkezindeki konumuyla birlikte hepimizin yaşamında önemli bir yer ediniyor. Jansen planlamasında bu güne hükümet kartiyesi içerisinde yeşil alan olan yerini alan kent merkezinin nefes alanı Güvenpark,  mimarlık öğrencisi iken Mimarlar Odası’nda aktif çalışmamın ve öğrenci komisyonuna girmemin sebebidir. ‘Güvenpark otopark olmasın’ kampanyasına öğrenciyken attığım imzanın sorumluluğu ve kararlılığını hala taşıyorum. O günlerde verilen mücadele ile Güvenpark otopark olmadı ama her dönemde, Cumhuriyet’in bu simge mekanı nefes alanı Güvenpark’a yönelik tahrip etme süreci devam etti.  Şu anda da Saraçoğlu ile birlikte bir bütün olarak ele aldığımız kent merkezinin nefes alanlarından olan Güvenpark yine betonlaşma tehdidi ile karşı karşıya. Gökçek döneminde gündeme gelen otopark yapımı, şimdi metro çıkışları ile birlikte gündeme getirilen dolmuşların depolanacağı depolama alanı ve otopark ile Güvenpark yine gündemde. Güvenpark’ın altına dolmuş depolama ve otopark yapımına yol veren Koruma Amaçlı imar Planı’ndaki plan notuna Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak dava açtık. Dava süreci devam ederken bu kez yer altından bu süreci başlattılar. Zaferpark’tan Güvenpark’ın altına doğru şimdi tünelle geliyorlar. Köstebek gibi Güvenpark’ın altı oyuluyor. Bir sabah kalktığımızda köstebek yukarı çıkmış ve ağaçların bir bölümü kesilmiş, Güvenpark’ın etrafı tahtalarla çevrilmiş, 2 katlı 3 katlı depolama ve otopark inşaatı başlamış olabilir. Kent merkezinden dolmuşların uzaklaştırılması ve yayalaştırılması  Güvenpark’ın Saraçoğlu Mahallesi ile birlikte nefes koridoruna dönüştürülmesi, altına otopark yapılmasından, kent merkezlerinin araç depolama alanları olmasından ivedilikle vazgeçilmesi zorunluluktur.  Bu panelde  Şehir plancısı Akın Atauz ve Mimar ve Ulaşım Uzmanı Erhan Öncü ile birlikte hem Güvenpark’ın kent açısından değeri, önemi ve kentsel toplumsal muhalefet içerisindeki Güvenpark direnişi,  hem de ulaşım planlaması açısından bir değerlendirilmesini yapacağız. Bugün aramızda davalık olduğumuz planın müellifinin de bulunması karşılıklı bir tartışmaya da ve risklerin neler olduğuna dair görüş alışverişinde buluşmamıza da olanak sağlayacak” dedi.

 

 

 

 

 

 

Bu projeye göre Güvenpark’da ağaç kesilmemesi mümkün değil

 

 

Ulaşım uzmanı ve şehir plancısı Erhan Öncü, “Şu anda farkında değiliz ama Güvenpark’ın altı oyuluyor. Koruma Amaçlı İmar Planı kararlarında ‘Burada metro yapacağız izin veriyoruz’ diye bir açık çek verilmesi söz konusu. Açık çek ‘Ağaç kesilmeyecek’ diyor. Türkiye’de ne kadar mahkeme kararlarının dinlendiğini biliyoruz. Ulaşımla ilgili tesisler ve diğer yapılaşmalar yapabilirsiniz diyor. Yani Koruma Kurulu her geleni onaylıyor genellikle. Dolayısıyla bu alan içine teleferik otopark hatta hava alanı bile yapabilirsiniz sonucu çıkıyor. Kurallara uymak ‘ağaç kesmemek’ şartıyla. Böyle bir şey mümkün değil. Bu genel bir açık çek oluyor bu ada düzeyinde verilmiş ama uygulama biraz daha makul. Özhaseki’nin broşüründe de var. Önerdikleri projeye göre burası şu anda ağaçlar olmayan minibüs terminali olan alanı bir terminal yapacağız diyor. Bunun projelerini edindim. Bu projeye göre minibüsler geliyorlar tek şeritten gelip yer altına giriyorlar. Yer altında dolaşıyorlar Muhtemelen yolcu indiriyorlar. Rampadan yukarı çıkıp yolcularıyla birlikte gidiyorlar.  Ya aşağıda indirip yukarıda yolcu alıyorlar ya da yukarıda hem indirip hem yolcu alıyorlar, 20 küsur şeridi bir şeride büzüyordunuz burada da yaklaşık 10 şeridi bir şeride büzüyorsunuz. Bunun çalışmayacağını anlamaları lazım. Üstelik girişte de aynı sorun var. Bu projeye göre buradaki kuyruk Genel Kurmayın önüne kadar uzayacaktır. Bir de bütün bunun ötesinde kentte hiç yaya yokmuş gibi düşünülüyor. Ciddi bir yaya akımı olduğunu düşünmüyorlar yayalar sürekli olarak ezilecek ya da kuyruklanma olacaktır. Toprak mahsullerinin olduğu noktadan karşıya çıkmak ciddi bir risk almayı gerektiriyor” diye konuştu.

 

 

 

 

 

“Ankara’nın en güzel sokağı Kumrular, otopark minibüs ve otobüslerden kurtarılmalı”

 

 

Öncü, sözlerine şöyle devam etti:

 

 

“Gazete haberlerine göre bir kat minibüs iki ya da üç kat otopark olarak düşünülmüş. Bu açıkça hiçbir yerde söylenmiyor. Metroyu kazacaklar delme tünel yöntemiyle değil, hazır olmuşken üzerine bir şeyler inşa edelim düşüncesiyle hareket ediyorlar. Odalarımız davalarını açıyorlar. Bizim gerçek bir Güvenpark’a ihtiyacımız var. Merkezde küçük araçların depolanması ve küçük araçlarla hizmet götürülmesi yanlış bir şey. Normal olarak kapasitesi artmışsa daha çok yolcu taşıyacak araçlara geçilmesi lazım. Metro yapılması tamam. Dikmen yönüne çıkacak belki. Çankaya yönüne zikzaklar çizerek gidecek metro yapılana kadar otobüsle çözülmeli. Minibüsler otobüse dönüştürülmeli.  EGO kendi otobüsleriyle hizmet etmeli. Araç büyütülmesi büyük yarar sağlar. Bunlar otobüse çevrildiğinde Kumrular Sokak’ın kapasitesi yetersiz kalmayacak mı? Belli bir noktaya kadar kalacak. Saraçoğlu Mahallesi’ni de kapsayacak şekilde yaya odaklı bir plan hazırlanmalı. Minibüs terminali kesinlikle kaldırılmalı. Kumrular sokak yayalaştırılmalı. Ankara’nın en güzel sokağı otopark minibüs ve otobüslerden kurtarılmalı. Servis araçları sabah erken ya da akşam geç insanlardan sonra bu koridora girebilmeli.”

 

 

 

 

 

 

“Güvenpark ve Saraçoğlu odaklı yayalaştırma planı hazırlanmalı”

 

 

Öncü, “Otobüsler minibüsler Kızılay’a nasıl yaklaşacak? Mevcut minibüs hatları ne olacak?” sorularına şu çözüm önerilerini sundu:

 

 

“Saraçoğlu Mahallesi’ni de kapsayacak şekilde yaya odaklı bir plan hazırlanmalı demiştik. Otobüse dönüşen minibüsler otobüs yollarını kullanarak dolaşabilmeli en azından geçici dönemde Milli Müdafaa Caddesi Necatibey Yaya Galip caddelerinde otobüs ringi oluşturulup metrobüs niteliğinde bir servisle en azından 10’da bir azaltılmış araç sayısıyla hizmet verilebilir. Metro açılana kadar bu devam edebilir. Otobüse dönüşen hatların terminalleri hattın dış ucuna alınmalıdır. Bu otobüsler için yapıldı hatta buradan kaldırılan otobüsler için de yapıldı ama minibüsler için yapılmıyor hala merkezde tutuluyor.  Bu düzenlemeyi yaparken hatların güzergahları merkeze yakın geçecek yeniden düzenlemeli bunun için hatlar birleştirilmeli iki hat birbirine kaynatılıp araç havuzu oluşturulmalı. Bu tür hat düzenlemesi yapıldığın da Güvenpark terminaline gerek kalmayacaktır. Metro açıldığında 5,6 yıl sonra hatlar yeniden düzenlenmeli Bu hatlar besleme ya da diğer koridorlara dönüştürülmelidir. Güvenpark’ı tenekeye dönüştüren bu hatlar çok basit düzenlemelerle hatlar birleştirilerek hatlar uzatılarak dışarıya alınabilir orası yeşile insana ve kentsel mekana dönüştürülebilir.  Metronun sadece çıkış yerleri kazılarak yeşil dokuya olabildiğince az zarar verilmeli. Aksi halde altına kepçelerle girmek doğru bir çözüm olmayacaktır. Minibüs terminali kaldırılmalıdır. Bu alanlarda yaya hareketi çok artacağı için yeni metro kapıları insan fışkırtacaktır. Bu insanları minibüs terminalinin önüne atamayız. Metrodan çıkartacağınız insanları sağlıklı ve güvenilir şekilde dağıtmak için yaya koridorları oluşturulmalı.  Sonuç olarak metro fikriyle çelişen minibüsçülük merkez dışında tutulmalı onları kalıcı hale getirmekten oraya bir terminal alanı yapmaktan kaçınılmalıdır. Aynı şekilde Saraçoğlu’nun altında yapmayı planladıkları otoparklarda ortadan kaldırılmalı projeden çıkarılmalı. Çünkü kent merkezinde yapılan her otopark oraya araç çekecektir ve merkeze gelen trafiği tıkayacaktır. Kent merkezinde yapılacak otoparklar trafiği çözmez artırır hakkaniyeti azaltır. Taşıt rant odaklı projelerden vazgeçmek zorundayız Ankara’da kenti ve kentliyi doğayı dikkate alan projeler üretilmelidir.”

 

 

Güvenpark’ta ne olacak ve ne yapılmalı?

 

 

Öncü, Güvenpark’ın ulaşım konusundaki geleceğine ve ‘Bugün ne oluyor? Güvenpark’ın Ankara’da değişen rolü neydi? Gökçek’in Güvenpark konusundaki niyetleri neydi? Belediye başkan adaylarının projeleri Güvenpark’ı nasıl etkileyecek? Güvenpark’ta ne olacak ve ne yapılmalı?’ konularına ise şöyle değindi:

 

 

“Güvenpark ilk yıllarda tarlaların ortasındaydı. Yeşil örnek bir alan ve kentsel odak noktası oluşturulmaya çalışıldı. Geniş yollarıyla giderek daralacak bizim için büyüyen ağaçlarla birlikte onlardan daha fazla büyüyen binaları izledik.  Yeşil alan giderek bir avuç içi kadar kaldı. Günümüze geldiğinde hepimizin belleğinde farklı bir yeri olan Güven Anıtı’nı görmüyoruz bile. Biz oradaki tenekeleri sacları ve minibüsleri görüyoruz. Çünkü artık bunlar baskın olmaya başladı. Güvenpark ve Kızılay bir meydandı. Kavşağa,  terminale, dönüştü. Burada belediye işportacılığı başladı. Alan artık bir park değil aktarma ve bekleme alanı oldu. Metro çıkışlarıyla giderek bir geçiş oradan oraya koşturma alanı oldu Güvenlik güçlerinin ve belediyenin arka bahçesine dönüştü. Park etmiş araçların kimin olduğunu sorgulayamıyorsunuz ama birileri resmi olarak yeşil alanı işgal ediyor. Parkın etrafındaki taksi durakları, işportacılar, kestaneciler, tavuk dönercilerle birlikte kentin ilk yıllarındaki oluşturulmaya çalışılan elit yeşilin arkasında, bugün çok daha güncel, lümpen diyebileceğimiz bir kültür ve mekana dönüştürüldü. Bütün bunlar oluşturulurken son 25 yıla damgasını vuran Gökçek döneminin bazı projeleri ve niyetleri oldu. Bir yer altı otoparkı projesi gündemine geldi. Oradaki ağaçları keselim altına üç katlı otopark yapalım. Üzerine de taksim meydanındaki saksılar içine yeşilleri dikelim yaklaşımı oldu ve bu açıkça söylendi. 1987 eylemleriyle birlikte bu tutmayınca bunun altına minibüs durağı yapalım denmeye başladı ve hazır kazmışken de iki katlı otopark yapalım sonucuna geldi o da tutmayınca yeni bir çıkış olarak ta teleferik terminali gündeme geldi. Biri Yenimahalle Şentepe’ye yapıldı Dikmen Kızılay arasında da benzer bir proje yapılması öngörüldü projelendirildi teklifler alındı ve Güvenpark’ın içine böyle bir yapılmak istendi. Bunun için büyük bir alana ihtiyaç vardı ve bu Güvenpark’ı ve yeşilini yok etmek için çok iyi bir bahane olacaktı. Aslında Türkiye’de ulaşım yatırımları ulaşım sorunlarını çözmek için değil, başka amaçlarla yapılıyor. Örneğin bazı yerlerde rantı büyütmek ya da kendisi rant oluşturmak için yapılıyor. Hatta bu örnekte olduğu rantı ve çıkarları gizlemek için bahane ediliyor. Güvenpark’ta bu açıdan önemli bir kurban olarak görülüyor.  Minibüs terminali pratikte yıllardır var. Google earthte 2002 yılına kadar geriye gittiğimizde EGO’nun otobüsler ve minibüsler görülüyor. 2013 yılında belediye otobüsleri kaldırılıyor. Belediye otobüslerinin kullandığı alan minibüsler tarafından kullanılıyor. Bugüne kadar da sadece minibüs terminali olarak geliyor. Bir gizli el oradaki belediye otobüslerini dışarıya atıyor. Birilerine ayrılmış bir kamusal mekan ortaya çıkıyor. Kentin merkezinde neden minibüs depolamaya yer ayırıyoruz. Minibüs hizmet edebilir ama depolanmasına gerek yok. Kapasiteli EGO hizmetleriyle hizmet vermek varken, niye düşük kapasiteli verimsiz bu araçlara yer verildi? Bunun bir bedeli oldu mu? Kamu bundan belirli bir gelir sağladı mı? Yoksa kişiler mi gelir sağladı? Kamu malı neden EGO’ya değil de özel işleticilere tahsis edildi? Hangi yetkiyle hangi bedelle tahsis edildi?  Neden  kamu yararına aykırı olmasına rağmen bu trafik mühendisliğine aykırı bu düzenlemeyi kamu kabul etti?  Güvenpark’ta toplam 20 şeritlik minibüs geliyor hepsi bir şeride tıkılıyor burası bir huni gibi. Burası Kızılay’daki en tıkanık ve çok kazaların olduğu bir nokta. Buna hangi trafik mühendisliği hangi teknik ulaşım koordinasyon merkezi nasıl bir kararla bir cevap verdi? Niye bu işleticilere bu yararı sağladı. Bunu bilmiyoruz. Peki bunun arkasındaki ulaşım ana planlarında ne var? 2015 Ulaşım Ana Planı ve toplu taşım ağını göstererek, 2015 planına baktığımızda Dikmen’den Kızılay’a gelen bir metro hattı var ama bakıyoruz şu anda her şey değişti. Şu anda Keçiören metrosu fizibilite raporlarında Tandoğan’da bitecek şekilde planlandı. Daha sonra Atatürk Kültür Merkezi’nde kesildi ve buradan Kızılay’a döndürüldü. Gökçek’in hayali olan hiçbir bilimsel altlığı olmayan Adliye Saray’ında bir aktarma projesi yapma, bu noktayı besleyecek bir metro hattı dönüşümü başladı. İnşaatı devam ediyor yer altında  şu an bir istasyonu YHT Garı karşısında, ikincisi Adliye Sarayı’nın orada tamamen altta inşaa ediliyor. Sadece çıkış noktalarından yolcu alma ve dışarı salma noktalarından yürüyen merdivenlerle dışarı açılacaklar. Zafer Park çevrildi orada kuyu açıldı içeride inşaat devam ediyor. Sıra geldi Kızılay’a. Bu hat burada kalacak mı?  Bu hattın fizibilitesini biz yaptık. Bu hat Tandoğan’da kalmamalı Gençlik caddesinden devam etmeli. Kızılay yakınlarında Necatibey Caddesine kadar gelmeli oradan da dikmen metrosu şeklinde devam etmesi gerektiğini söylemiştik. Çünkü metrolar kent merkezlerinde terminal yapmazlar. Üç hat olması gerekir. Bu olmayacağı için Kızılay’ın altında büyük bir yatırım olacaktır ve verimli kullanılmayacaktır onun için bu hattın Dikmen hattında devam etmesi gerekir demiştik. Ama şu anda hat Kızılay’da bitecekmiş gibi devam ettiriliyor.”

 

 

Adayların çözüm önerileri bilimsel değil

 

 

Öncü, Gökçek’in Gazi Üniversitesi’ne hazırlattığı ama bakanlığın pek çok noktasını onaylamadığı  Ankara Ulaşım Ana Planında sadece 2015 raylı sistem kararlarını onayladığı ama bu arada Gökçek’in uyanıklık ederek Çevre Düzeni Planı içine koyduğunun altını çizdi. Çevre Düzeni planında Güvenpark’a gelen apandist şeklinde bir hat var? Özhaseki’nin planında Dikmen’e giden bir metro hattı yok. Kentin güneybatı çeyreğinde hiçbir raylı sistem yok ve bu alan minibüslerle hizmet ediliyor. Demek ki birileri minibüslerin hala hizmete devam etmesine oraya raylı sistem metro yapılmaması için kararlar alıyor ve bunu ulaşım ana planına koyuyor. Oysaki Dikmen metrosu 2015 Ana Ulaşım Planında onaylı ve şu anda yasal olarak var olan bir hat. Özhaseki, yasal olarak geçerli olan ulaşım planına aykırı bir sistem öneriyor.  Yavaş projelerine baktığımızda birinci kuşak projelerinde merkezi yerlerde otobüs duraklarına yakın güvenli otopark projesi, merkezi yerlerde dedikleri anda işin bilimselliği ve gerekliliği ortadan kalkıyor.  Çünkü metro otomobiller gelmesin diye yapılıyor. Akıllı ve katlı otopark uygulamalarını teşvik edeceklerini söylüyorlar, bu da kent merkezlerinde  politika olarak yanlış, monoray projesi de düşük kapasiteli yüksek maliyetli sistem olduğu için doğru değil. Yavaş’ın projelerinde Dikmen metrosu var, ancak hattın geçtiği yerler fizıbıl görünmüyor. Yine de Dikmen’e metro yapılması fikri var diyerek sözlerini sonlandırdı.

 

 

“Güvenpark otopark olmasın direnişi mekânsal amacı olan bir direnişti. Güvenpark direnişi bence bir kez daha Gezi’de tekrarlandı.”

 

 

Şehir plancısı Akın Atauz, öncelikle Ankara’daki rantın nasıl geliştiğini ve bu rantın kent topraklarına nasıl müdahale ettiğini şöyle anlattı:

 

 

“Başlangıçta Güvenpark’ın öngörüsü kamusal ofislerin kullanıcıların ve diğer kentlilerin hizmetini görecek, onlar arasındaki iletişimi sağlayacak bir yer olarak düşünüldü. Güvenpark kentlilerin buluşma mekanından çok, 1930’lı 40’lı yıllarda bürokrasinin bir alanı olarak düşünülmüştü. Kent Jansen’in planında 30 bin nüfuslu düşünülmüştü. Kent merkezi Ulus’tu ve tek merkezli olarak düşünülmüştü. 1950’li yıllarda Ankara Türkiye’deki kentlerin hepsinden çok daha fazla nüfus yüklenmesine uğradı ve çok fazla göz aldı. Jansen planındaki nüfusun ötesine geçen bir nüfus artışı oldu Onun için Yenişehir tarafı kendine özgü bir alt merkez yaratma ihtiyacı belirdiği bir yere dönüştü.  Kızılay alt merkezini oluşmasıyla daha çok ticari merkez için Yenişehir toplumunun oraya gelmiş insanlarına yönelik bir park ve dinlenme alanına dönüştü. İlk defa Ankara’da çocuk parkı yapıldı. Bu Ankara’nın modernizminin parklarla birlikte, Kızılay civarında alışveriş yapan ailelerin çocuklarıyla birlikte dinleneceği başka bir kullanım işlevine dönüştü. 1950-1980 arasında Ankara’nın sahip olduğu nüfusun çok hızlı büyümesi ve hızla katlanması sonucunda baştan beri var olan kent topraklarındaki rantla ilgili arayışları güçlendirdi. Alınıp satılabilir kent olmasına doğru bir dönüşüm başladı. Mimarlar Odası 1960’lı yıllarda kent topraklarındaki rantın kenti belirleyecek kadar güç kazanmasına karşı güçlü aydınlatma ve mücadele arayışına girildi. 1960’lı yıllarda Mimarlar Odasının kendi üyelerine gönderdiği bütün bildirilerde damga, ‘Mimarlar Odası toplum hizmetinde” damgasıydı. Kentsel rantın oluşmaması için değil oluşan bu rantın kent toplumuna mümkün olduğu kadar geri döndürülmesi için planlama araçlarında bunun öngörülmesi arayıştı ve ciddi bir arayıştı.  Ne yazık ki bu çok etkili olamadı. 70’e doğru iyi kötü planlı bir ülke olmak, kenti planlama inancında olan bir toplumsal bakış açısı vardı. Rantın oluşmasına karşı bir araç olarak kullanılması yine çok mümkün olmadı. Bütün bunların anlatmamın nedeni Güvenpark ilgili mücadelenin bu rantla çok ilgisi olmasıdır.

 

 

Atauz Güvenpark direnişinin kentsel mücadele için önemine ilişkin ise şunları söyledi:

 

 

“Ankara 1980’li yıllara geldiğimizde planlama düşüncesini bütünüyle terk etmiş. Plansız çok fazla gelişmeye sahne olmuştu. Bu plansızlık Ankara’nın nüfusunun çok artmasıyla barınma sorununun ortaya çıkardığı gecekondulaşma ile başladı. Gecekonduların kendilerine uygun istihdam alanları yaratılması için küçük hizmetler gelişti. Bütün bunlar kentin rant odaklı gelişmesinin zeminini oluşturdu. 1980’li yıllarda askeri darbe oldu hem toplum piyasa mekanizmasına göre her şeyiyle düzenlenir hale geldi bir tarafından ideolojik olarak ta Cumhuriyet kuşaklarının sahip olduğu özgürlükçü, yenilikçi ve modernleştirici arayışın yerine askeri yönetimlerin ne öngörüyorsa tahakküm edici politikaları ve ideolojileri öngörülmeye başlandı. Ankara planlama zeminini kaybetmiş ve ranta açık bir yer olmuştu. 1987 yılına geldiğimizde kendin ranta göre biçimlenmesiyle kent planlamamış yoğunlaştırmış ve kentin öngörülmüş altyapısını kullanılmaz hale getirmişti. Ekolojik olarak yarattığı kirlilikler oluşturulan rantların göz kamaştırıcı oluşu nedenleriyle, artık kent toprakları ranta hizmet eder biçime dönüştürüldü. Ranta dayalı kentin tıkanıklarını kurtarmak için Güvenpark’a ne yapılacağı sorusu gündeme geldi. Belediye altını otopark yapalım üstü yine park kalsın dedi ama onun öyle olmayacağını Ankaralılar görmüştü. Bunun böyle olmayacağı daha önce Zafer Park örneğinde görüldü. Parkın doğudaki parçasının altı çarşı yapıldı ama üstü hiçbir zaman park yapılmadı. Güvenpark projesi bu nedenlerle Ankaralılar’ın tepkisine neden oldu. Bu kentsel toplumsal direnişler tarihi kısmına geçecek olursak, Ankara 80’li baskı altına alınmış bir kentti ama hala entelektüel kapasitesi çok güçlü olan bir kentti. Özellikle köklü yenilikçi üniversitelerin burada olması bunda etkiliydi. Ankaralılar Güvenpark’ın otoparka dönüştürülmesine, oradaki ağaçların kesilmesine karşı çıktılar ve buna karşı direndiler. Türkiye’deki kentsel ve toplumsal direniş tarihinde bir ilkti. Çok başarılı olmasa da kentsel mücadele tarihi için bir başlangıç noktası diyebiliriz. Güvenpark mekânsal amacı olan bir direnişti. Güvenpark direnişi bence bir kez daha Gezi’de tekrarlandı. Güvenpark direnişi toplumsal belleğin geri planına yazıldı.  Güvenpark direnişi Güvenpark’ın otopark olmamasını yurttaş direnişi olarak başardı.”

 

 

 

 

 

Kaynak : Mimarlar Odası Ankara Şubesi


Yorum yazmak için


Tasarım:  Olafur Eliason and Kjetil Thorsen                     As a means of bringing architecture and art together, Olafur Eliasson and Kjetil Thorsen of Snohetta have created the Serpentine Gallery in Kensington Gardens, London, in 2007. Based on the idea of a winding ramp, the pavilion explores the [...]
ARŞİV
Subscribe