Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
BETONDAKİ İHMAL: Kapıdaki tehlike (1-2)
Share 15 February 2019

BETONDAKİ İHMAL: Kapıdaki Tehlike (1)

 

 

21 kişiye mezar olan 3 katı kaçak Yeşilyurt Apartmanı, İstanbul başta olmak üzere ülke genelindeki riskli binaları gözler önüne serdi. Yüz binlerce denetimsiz yapının imar affı kapsamına alınmasıyla, yeni facialara davetiye çıkarılıyor…

 

 

 

 

İstanbul Kartal’da geçen hafta 21 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan 3 katı kaçak Yeşilyurt Apartmanı, ülke genelindeki ‘riskli konutları’ yeniden gündeme getirdi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Bakanlığı döneminde sadece İstanbul’da 600 bin riskli konut bulunduğunu itiraf ederken, riskli binalara karşı herhangi bir çalışma yapılmadı. Mevcut Bakan Murat Kurum geçen ay tam 9 milyon 722 bini aşkın ‘İmar Barışı’ başvurusu yapıldığını açıkladı. Bununla birlikte 1 milyon 813 bin kişi, aldıkları ‘Yapı Kayıt Belgesi’yle, kaçak eklentilere sahip binalarına ‘yasal zırh’ getirmiş oldu. İmar affına başvuruda başı, 500 bin başvuruyla İstanbul çekti. Mevcut tabloya olası Marmara depremini ekleyince, “Betondaki ihmal” gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

 

 

BÖLGE KAÇAK YAPILARLA DOLU

 

 

Yeşilyurt Apartmanı’nın dışında, Orhantepe Mahallesi’ndeki diğer yapıların durumunu ve komşu ilçelerdeki binaların halini yerinde gözlemliyoruz. İlk olarak Kartal Orhantepe Mahallesi’ni ziyaret ediyoruz. Enkaz çalışmalarını izlediğimiz an, bir yurttaş yanımıza gelerek, “Buralarda hep kaçak evler var. Çöken binayla aynılar” diyor.

 

 

Enkaz alanının hemen aşağısında bir hareketlilik olduğunu fark ediyoruz. Yeşilyurt Apartmanı’na çok yakın olan binanın sahipleri, faciadan sonra, kendi binalarının durumunu öğrenmek için Bakanlığa başvurmuş. Bunun üzerine de bir ekip, binadan örnek almaya gelmiş. Bir süre, binanın sahiplerinden Bayram Demirhan ile konuşuyoruz. Binanın 1966’da yapıldığını ifade ederek başlıyor sözlerine. Devamında da, “Yapıldığında iki kattı. 3 kat sonradan eklendi” diyor ve ekliyor: “Sonuçlar ne zaman çıkacak bilmiyoruz. Çürük raporu verilirse boşaltacağız.” Demirhan’ın aktarımına göre, özellikle Zeytinlik Caddesi ve Hamam Sokak’taki binalar risk altında. Bunu şöyle açıklıyor: “Sağlam olan bir tane yapı yok neredeyse… Hepsi kaçak ve durumları sakat…. Bölge genel olarak kaçak yapılarla dolu.”

 

 

Demirhan, eliyle bölgedeki binalardan birine işaret ederek, “43 daire var o binada. Normalde 5 katlı olması gerek” ifadesini kullanıyor.

 

 

‘DEFALARCA İKAZ ETTİM ‘

 

 

Demirhan’ın ardından, Yeşilyurt Apartmanı’nın çökmesi sonrası tahliye edilen 8 binadan birinin önüne gidiyorum. Orada Hüseyin Altınova ile buluşuyorum. Altınova 14 yıldır bu bölgede esnaflık yapıyor. Tahliye edilen binalardan birinin altında, lokantası bulunuyor. Altınova, “Çocukluğumdan beri buradayım” diyor. Soruyorum, yanıtlıyor: “Bilseydim girer miydim? 48 bin TL kredi çektim, 80 bin lira masraf yaptım, eşimin tüm bileziklerini satıp, oraya verdim. 1 haftadır evime gidemiyorum. Çalışanın parasını da veremedim, mağdurum. Biriktirdiğim para da gitti, eşimin bilezikleri gitti. Defalarca ikaz ettim binanın en üstünde çatlak var dedim, dinletemedim.”

 

 

Altınova, “Bu eklentiler, Sekmen döneminde oldu” ifadesini kullanıyor ve sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Bina gözümün önünde yıkıldı. Ben de yıkıldım orada. Bizi de dükkânımızdan tahliye ettiler.”

 

 

 Mecidiyeköy

 

 

Kartal’ın sonrasında Maltepe’ye ve Şişli Mecidiyeköy’e gidiyoruz. Maltepe Gülyolu Sokak’ta çatlakların olduğu bir binayı fark ediyoruz. Cevizli Mahallesi’nde de Türker Sitesi’nde 25 blok bulunuyor. Riskli yapı raporu verilen 309 dairelik sitede oturan yurttaşlar, oldukça endişeli. Mecidiyeköy’de ise durum daha vahim. Zira Gülbağ’ın ara sokaklarında yıkılmaya yüz tutmuş, çatlakların olduğu yüksek katlı binaları görmek mümkün.

 

 

 Esenler

 

 

***

 

 

DÖKÜLÜYORUZ…

 

 

Yeşilyurt Apartmanı gibi binlerce bina riskli durumda. Bu hafta içerisinde, Rize’de taşıyıcı kolonlarında çatlaklar oluşan 8 katlı, apartmanda yaşayanlar, binadan tahliye edildi. Bir benzer haber de Şişli’den geldi. 7 katlı 4 bina, ‘tehlike arz ettiği için’ mühürlendi. Bahçelievler Mahmutbey Caddesi’ndeki 24 daireden oluşan ve 45 yıl önce inşa edilen Birlik Apartmanı da tehlike taşıdığı için boşaltıldı. Ancak en ‘şaşırtanı’ Bağcılar’da bulunan 9 katlı bina oldu. Zira bina alttan 4 katı farklı bir bina, diğer 5 katı ise farklı bina gibi… Üst üste iki binayı andıran yapının dış cephesindeki çatlak ve döküntüler dikkat çekici.

 

 

4 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

 

 

Öte yandan Kartal’da 21 kişinin hayatını kaybettiğin Yeşilyurt Apartmanı’na ilişkin soruşturmada binanın projesini oluşturan Suzan Çayır, inşaatın teknik uygulama sorumlusu Uğur Mısırlıoğlu, yapı ruhsat sürveyanı Arzu Keleş Boran ve inşaat mühendisi Osman Mısırlıoğlu gözaltına alındı. 4 şüpheli, Emniyetteki işlemlerinin ardından Kartal’daki Anadolu Adliyesi’ne getirildi. “Taksirle ölüme neden olmak” ve “Taksirle yaralanmaya neden olmak” suçlarından sorgulanan şüphelilerden Suzan Çayır ve Uğur Mısırlıoğu, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.

 

 

***

 

BAĞCILAR

 

 

MEHMET SEKMEN DENETİMDEN KAÇINDI

 

 

Eski İBB Meclisi’nin CHP’li Meclis Üyesi İbrahim Doğan ile de konuşuyorum. Doğan, aynı zamanda inşaat mühendisi ve senelerdir Kartal’da yaşıyor. Haliyle Sekmen dönemine de oldukça hakim. Doğan’a o dönem yaşananları soruyorum, yanıtlıyor: “1994’ün Mart ayına kadar İMO olarak projeleri denetliyorduk. Sekmen geldiği anda o iş kalktı. Yani odaların denetleme hakları birdenbire kesildi. Bundan kaçındılar.”

 

 

Doğan, Sekmen’in başkanlığı için, “Mühendislik hizmetlerinden uzak bir sistem kurulmuştu” diyor ve şöyle sürdürüyor sözlerini: “Bütün binalar deniz kumuyla yapılıyordu, üstelik bu yeni bir şey de değil… Sahilde kum depoları vardı ve birkaç sene önce kalktı.”

 

 

Doğan, şöyle devam ediyor: ”O dönem vatandaş bir proje hazırlatıyor, diyelim 4 katlı bir ev yapacak. Daireler de 60 metrekarelik… Ruhsat aldıktan sonra, 120 metrekareye çıkartılıyordu. Tam olarak müteahhit mantığı vardı, hâlâ daha da var. Bu da dikkat çekici: Sekmen Erzurum’lu, binanın sahipleri de Erzurum’lu… Binanın sahiplerinden biri de AKP’den Meclis Üyesi’ydi. Sekmen döneminde bunlar yapılıyor ve 1998 yılında da vergi beyannamesinde bulunuyor. Yunus Apartmanı da aynı şekilde…”

 

 

***

 

 

PENDİK VE MALTEPE’DE RİSKLİ BİNA ÇOK

 

 

İbrahim Doğan, “Meslek odalarının denetim yetkisinden inşaatlar kaçırıldı” diyor ve ekliyor: “Cevizli, Ramallar, Uğur Mumcu, Soğanlık, Pendik, Maltepe, riskli yapıların yoğun olduğu bölgeler. Yapı denetim firmaları da paralarını müteahhitten alıyor, bu sistem yanlış.”

 

 

***

 

 

ESİN KÖYMEN: İMAR AFFINA BAŞVURAN 10 MİLYON YAPININ DURUMUNU BİLMİYORUZ

 

 

 

 

 

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Esin Köymen ile Kartal’da çöken binayı ve imar affını konuştuk. Köymen, Yeşilyurt Apartmanı’nın da ‘İmar Barışı’ndan yararlandığına dikkat çekerek, yetkililerin sorumluluğunu hatırlatıyor: “Depreme ve afete hazırlanacakları yerde, kaçak yapıları af kapsamına sokup, bunlara sebep oldular.”

 

 

>> Bugün Kartal, yarın başka bir yer… Riskli binalar, imar affıyla yasal hale geliyor. Neler düşünüyorsunuz?

 

 

Çevre ve Şehircilik Bakanı, imar affıyla ilgili gündemi ilk oluşturduklarında, ‘13 milyon başvuru bekliyoruz’ demişti. Bir de rakam telaffuz etmişti: ‘Bu kadar gelir elde etmeyi düşünüyoruz’  gibi. Yani diyor ki; Türkiye genelinde 13 milyon yapının kaçak olduğunu tespit ettim, bunun karşılığında da şu kadar gelir elde etmeyi düşünüyorum… Bir tespit var ama bu tespit neye hizmet ediyor? Alacakları ödemeye… Bu bir resmi kurumun, kentteki kaçak yapılarla kurduğu ilişkiyi gösteriyor. Bence sakatlık buradan başlıyor zaten.

 

 

SÖYLENEN İLE YAPILAN TAMAMEN ZIT

 

 

>> Bu kadar yapının kaçak olduğunu biliyorlardı yani…

 

 

Tabii ki… Şöyle düşünelim: Tümden hiçbir mühendislik hizmeti almadan veya ruhsat almadan yapılan binalar olduğu gibi, ruhsat almış ama bunlara aykırı olarak zabıt tutulmuş, ilaveler yapılmış, kaçak kat çıkılmış yapılar var. Bunları da görüyorlar, amaç maddesini hatırlayalım: ‘Kentlerin afetlere hazırlanması nedeniyle imar affını çıkarıyoruz’ dediler. Peki, bu kaçak yapıları affederek mümkün mü? Söylenen ile içerik birbirinden tamamen zıt.

 

 

>> İmar affına neredeyse her yapı dahil edilebiliyor değil mi?

 

 

İstisna yok… Diyelim üç katlı mühendislik hizmeti almış bir yapının üzerine üç kat daha kaçak kat atıldığında da müracaat edilebiliyor. Tümden hiçbir mimarlık, mühendislik hizmeti almayan yapılar da… Hukuksuz plan tadilatlarıyla ortaya çıkan, arkasından da mahkemelerin ruhsatını vs. iptal ettiği yüksek rezidanslar ve alışveriş merkezleri de bu kapsama giriyor. Eski eserlere yapılan restorasyon uygulamaları ve eklentiler de bu işin içine girebiliyor. Mera alanlarına yapılmış kaçak evler ve dere yatağındaki binalar da…

 

 

SAĞLIKLI BİR KENT YARATMAK DEVLETİN GÖREVİDİR

 

 

>> Peki… Kartal, aslında İstanbul’u bekleyen olası Marmara depremini de bize hatırlattı. Biz bu riskli alan kararlarını, kentsel dönüşümün ayak sesleri olarak biliyoruz. Bir iktidar, neden bu kadar sağlıksız bir kent yaratır?  

 

 

Devletin bir sorumluluğu var: Sağlıklı kentlerde ve sağlıklı yapılarda insanların can güvenliğiyle yaşayabilmesini sağlamak… Bu devletin görevidir. Yapılan düzenlemelerle bu sağlanmadı. Kentsel dönüşüm ya da riskli ilan edilen alanlara bakalım… Riskli alan ilan ederken, diyorlar ki, ‘zemin yapısı problemli, sıvılaşma var, ya da dere yatağı…’   Yani bunlar mimarlık mühendislik hizmeti almayan yapılardır, bu nedenle de buralar riskli alan ilan edilebilir.

 

 

KENTSEL DÖNÜŞÜM RANT ARACI OLARAK KULLANILDI

 

 

>> Riskli alan ilanlarında böyle davranmadılar ama.

 

 

Evet, kullanılan bu olmadı. Siz bunları böyle söyleyip, arkasından Sulukule’de sadece bir kültüre baskı oluşturmak, o kültürü yok etmek için kullanırsanız; Pendik Batı Mahallesi gibi üzerinde ruhsatlı ve iskanlı binaların yoğunlukta olduğu bir mahalleyi riskli ilan ederseniz, direkt kent üzerindeki rant kaygısını görürüz. 16 yılı geride bırakmış bir siyasi parti var. Ve bu siyasi parti bütün geliri, üretimle ilişkiyi tümden kopararak sağladı. 2009 yılında İstanbul Finans Merkezi belgesiyle açıklanmıştı: Hizmet sektörünün olduğu alan olacak… Burada üretim ilişkileri olmayacak. Dolasıyla burada fabrikalar da olmayacak.  Ağırlıklı kentsel dönüşümün yapıldığı bölgelere bakın… Bir özelleştirme aracı olarak kullandılar bunu. Yani devlet, verdiği hizmetleri özel sektöre devretti. Fabrika alanları, üretim alanlarıydı. Bunların yakınında da işçi havzaları vardı. İşçi sınıfının ağırlıklı yaşadığı yerlerdi ve onların hepsi gecekondu bölgesiydi. İlk saldırıyı, onların çalıştıkları fabrikaları kapatarak yaptılar. Bunlar ağırlıkla kamu mülkiyetindeydi, dönüşüme buradan başladılar ve plazalar ile rezidanslar yükselmeye başladı. Önce iş alanları, arkasından yaşadıkları mekânlara müdahale edildi. Bunun neresinde kentsel dönüşüm ya da sağlıklı bir kentten bahsedilebilir? Üstelik bunlar, kentin tümünü ilgilendiren imar planları üzerinden alınmış ilkesel kararlarla yapılmadı. Devlet, kamusal bir hizmet sağlamak yerine, özelleştirmenin ya da kentten yeniden rant elde etmenin aracı olarak kullandı bunu.

 

 

HİÇBİR SORUMLULUK HİSSETMİYORLAR MI?

 

 

>> Yeniden Kartal’a dönmek istiyorum. Resmi kurumlar, hâlâ daha bir sorumluluk üstlenmedi.

 

 

Orada 21 insan öldü, sadece bir aileden 9 kişi hayatını kaybetti. Hiçbir şey ifade etmiyor mu kamu idaresi için? Hiçbir sorumluluk hissetmiyorlar mı? Burada ruhsatlı bir bina var ve 5 kata göre, taşıyıcı sistem hesabı yapılmış. Ama onun üzerine, 3 kat daha yapıyorsunuz… Kolon kesildiğinden de bahsediyor.

 

 

>> Kolon kesme vs. derken, ülke genelinde bir bilinçsizlik de söz konusu değil mi?

 

 

Bir binayı kullanmak nasıl bir şey, kolon kesmek ne demek, bunların farkında bile değiliz. 1999’da depremini gördük, aradan çok kısa bir süre geçti. Ama buna rağmen,  yaşananların unutuluyor olması ürkütücü.

 

 

>> Kartal’da yaşanan facia, hangi ihmalleri açığa çıkardı sizce?

 

 

Depreme ve afete hazırlayacakları yerde, kaçak yapıları af kapsamına sokup, sebep oldular bence. Bu kadar kişinin ölmesi sadece bir örnek ve tek bir binadan bahsediyoruz. İmar affına başvuran 10 milyon yapının sağlam olup olmadığını bilmiyoruz ‘Ver parasını, barışalım’ diye kural çıkarttınız. Parasını verdiğinizde bina sağlıklı hale mi geldi? Binaların kontrollerini yaptınız mı? Üstüne üstlük binayla ilgili bütün sorumluluk da mal sahibinin diyerek, olası felakette suçu da sorumluluğu da kullanıcıya attınız. Peki devlet nerede?

 

 

BİZ GERİ ÇEKİN DEDİKÇE, KAPSAMINI GENİŞLETTİLER

 

 

>> ‘İmar Barışı’nda hiç şeffaf bir süreç de gerçekleşmiyor. Hangi bölgeden, kaç yapıya ilişkin başvuru yapıldı, bilmiyoruz mesela…

 

 

Nasıl yapılar yasal koruma zırhına sahip oldu, bilmiyoruz.  Yarın öbür gün, belki Kartal’daki binadan çok daha eski, çok daha sağlıksız binalar için müracaatlar yapılacak. Bununla ilgili dediğim gibi kısıt da yok, ‘sadece parasını ver’ diyorlar. Bu laflar karşısında tek bir örnek yaşadık, bu gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Biz geri çekin dedikçe, kapsamını genişlettiler.

 

 

>> İmar affı öncesinde de yapılması gerekenleri yapmıyorlardı. Katılıyor musunuz bu dediğime?

 

 

Bunların sayısının çoğalmadan affın iptal edilmesi gerekiyor. 1999 yılından itibaren biz deprem konusunda bir sürü bilgi sahibi olduk. O dönem de yapılması gerekenleri alt alta dizmiştik. Mevcut yapı stokunun incelenmesi gerekiyordu. Bunun sonucunda da yıkılması gerekenler varsa yıkılması, güçlendirilmesi gerekenler varsa da güçlendirilmesi gerekiyordu. Devletin burada devreye girmesi, ucuz krediler vererek riskli yapıların boşaltılması ve yıkılması yönünde çaba sarf etmesi gerekiyordu. Bunların hiçbiri yapılmadı. 99’dan sonra toplanan deprem vergilerinin bile biz nereye gittiğini bilmiyoruz. Biz şu an 99’dan daha kötü bir durumdayız. O dönemki eski yapılar, 20 sene daha yaşlandı, bir değişiklik olmadan.

 

 

>> Söyleşiyi sonlandırırken, kentlerde riski azaltmak için acil olarak yapılması gerekenler hakkında ne dersiniz?

 

 

Artık bu saatten sonra bu tespit çalışmasının bitmesi gerekiyor. Bunu yaparken de kentteki rantın, A bölgesinden, B bölgesine aktarılmaması gerekiyor. Vatandaşın sağlıklı konutta yaşaması, devletin sorumluluğundadır. Yani devlet, ‘ben bunu yapmıyorum’ diyemez. Bir de artık yerel yönetimler başta olmak üzere, kentlerde imarın rant aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesi gerekiyor.

 

 

BETONDAKİ İHMAL: ‘MANZARA’ ORTADA! (2)
Yurttaşlar, riskli binalarda diken üstünde yaşamak zorunda kalırken, İBB Meclisi’nin İmar Komisyonu’na 23 bin, Deprem Komisyonu’na ise 84 dosyanın havale edilmesi, durumun vahametini gösteriyor.

 

 

 

 

 

 

İstanbul’un Kartal ilçesinde 21 kişiye mezar olan üç katı kaçak Yeşilyurt Apartmanı’nın çökmesiyle ilgili, binanın projesini oluşturan Suzan Çayır ile inşaatın teknik uygulama sorumlusu Uğur Mısırlıoğlu, ‘taksirle ölüme neden olmak’ suçundan tutuklandı. AKP’li isimler, bu süreçte sorumluluğu sadece projeyi oluşturanlara atmaya çalışsa da, yaşanan faciada sorumlulukları büyük… Zira söz konusu bina da, iktidarın 24 Haziran seçimleri öncesinde çıkarttığı ve denetimsiz yapıları yasal hale getiren ‘imar affı’ndan yararlanmıştı. İstanbul’un yapıların ciddi bölümünün ‘ruhsatsız’, ‘kaçak’ ya da ‘mühendislik hizmeti almadan’ üretildiği düşünülünce, tablo daha net bir hal alıyor.

 

 

DİKEN ÜSTÜNDE YAŞAM

 

 

Yeşilyurt Apartmanı, bir ilk değildi. Öyle ki daha önce de Zeytinburnu Beştelsiz Mahallesi’ndeki bir bina, Konya’daki Zümrüt Apartmanı ve Diyarbakır’daki Hicret Apartmanı aynı nedenle çökmüş, onlarca yurttaş hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştı.

Peki, İstanbul’un ilçelerindeki tehlikeli binaların durumu ne? Bu soruya yanıt aramak için Avcılar, Esenler ve Bayrampaşa’yı gezdik. Bizi buralarda çok sayıda ‘tehlike arz eden’ bina karşıladı.

 

 

İlk durağımız 1999 depreminde İstanbul’da en çok hasar gören ve en çok can kaybının olduğu Avcılar oldu. Denizköşkler Mahallesi’nde, yurttaşların her gün önünden geçtiği onlarca riskli bina mevcut. Yıpranmış binalarda diken üstünde oturmak zorunda kalanlar var.

 

 

ESENLER’DE KAÇAK YAPILAR

 

 

Yerinde gözlem yaptığımız bir diğer nokta ise Esenler… Burada da birçok mahallede kaçak eklentilere sahip, denetimsiz yapıların olduğunu söylemek mümkün. Yerinde yaptığımız gözlem sonucu, Esenler’deki bir dizi yapının, hiç mühendislik hizmeti almadığını anlıyoruz. Esenler’in ardından, Bayrampaşa’yı ziyaret ediyoruz. Burada da ‘manzara’ aynı… Ara sokaklardaki yapılar, insanı şaşkına çeviren cinsten. Yapıların katlarının birbirinden farklı olması da dikkat çekici.

 

 

EN BÜYÜK İHANETTİR

 

 

İl genelindeki riskli yapıların durumuna ilişkin TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nın İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna ile konuşuyoruz. Suna, “İmar affı, kentlerimize yapılacak en büyük ihanetlerden biri” diyerek başlıyor sözlerine. Devamında da, “Yapı stokumuzun yüzde 50’si ruhsatsız, iskânsız ve kaçak yapılar… Bu tür yapılara, ‘denetimsiz yapılar’ denir ve bunların büyük bölümü risk taşır” diyor.

 

 

BİR MİLYON YAPI İNCELENMELİ

 

 

Suna, imar affı uygulamasının ciddi sıkıntılara neden olduğunu vurgulayarak, “İncelenmesi gereken yapı stokumuz bir milyon civarında” ifadesini kullanıyor. Suna, şunları dile getiriyor: “İmar affında, ‘mal sahibinin yazılı beyanı alınır’ deniyor. Yani, mal sahibi, ‘Benim yapım depreme karşı güvenlidir’ dediğinde, olay bitiyor. Yanlışlıklar zinciri, 1999’dan beri devam ediyor. Bu yapıları hiç elden geçirmeden, incelemeye tabii tutmadan, Yapı Kayıt Belgesi ile yapı stokumuza dahil ediyoruz. Acilen İmar Barışı geri çekilip, yeni bir yol haritası çizilerekten İstanbul’un yapı stoku nasıl iyileştiriliri düşünmeliyiz. Artık yapılarımız, durdukları yerde çöküyor.”

 

 

İKİ BİNADAN BİRİ RİSKLİ

 

 

Suna’nın ardından CHP’li İBB Meclis Üyesi Hakkı Sağlam ile görüşüyoruz. Sağlam, İstanbul’da her iki yapıdan birinin riskli olduğunu söylüyor: “Kartal tesadüfen ortaya çıktı, yani başka yerde de benzer şeyler olabilir. Bunun sorumlusu tamamıyla siyasi iktidardır. Meclis’te planlar, oyçokluğuyla parmak hesabı ile geçiyor. Muhalefet olarak söylediklerimiz dikkate alınmıyor. Samimi olsalar, zaten İmar Barışı’nı durdururlardı.”

 

 

Sağlam; Mecidiyeköy, Avcılar, Esenler, Küçükçekmece ve Bahçelievler’de riskli yapıların yoğunlukta olduğuna dikkat çekiyor. İmar Barışı’na ilişkin çarpıcı bir iddiada bulunarak sonlandırıyor sözlerini: “Eğer İmar Barışı’ndan kaçak bina yapıp yararlanan İBB varsa, AKP’li belediyeler varsa, İBB’nin 30 şirketinden yararlanan varsa, bu tuz kokmuştur.”

 

 

TUTANAK TUTULMAMIŞ ON BİNLERCE EV VAR

 

 

Eski İBB Meclisi’nin CHP’li Üyesi Hüseyin Sağ, imarda ranta karşı verdiği mücadeleyle tanınan bir isim. Sağ ile riskli binalara ilişkin görüşüyoruz. İmar Barışı’na değinerek, çarpıcı aktarımlarda bulunuyor: “İmar Barışı’ndan önce İstanbul’da çeşitli ilçelerde belediyeler tarafından yapı tadil tutanağı düzenlenmiş on binlerce bina vardı. En azından bunların kaçak olduğu biliniyordu, belediye encümenince yıkım ya da para cezası kararı çıkarılıyordu. İmar Barışı’ndan sonra, kaçak yapılar için açılan davalar, kaçak yapıdan dolayı, ilgili belediye tarafından savcılığa yapılan suç duyuruları ve tutanaklar hükmünü kaybetti. Davalar düştü, para cezaları düştü.”

 

 

YIKIM YAPAMAZLAR

 

 

Sağ, sözlerini şöyle noktalıyor:

 

 

“Belediyelerin tutanak tuttuğu binalar, onaylanmış projelere aykırılık taşıdığı anlamına gelir. 10 yıl önce, 15 yıl önce tutulan tutanaklar vardı, sadece kâğıt üzerinde kaldı. Bu tutanakların gereği yerine getirilseydi, kaçak yapılaşmalar bu hale gelmezdi. Kaçak bina yapanlar artık biliyor, yıkım yapmazlar…”

 

 

İMAR KOMİSYONU’NA 23 BİN, DEPREM KOMİSYONU’NA 84

 

 

CHP’li Hüseyin Sağ’ın derlediği veriler, deprem ve riskli binalara karşı alınmayan önlemleri adeta gözler önüne serdi. Buna göre, 2004 yılından bu yıla dek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İmar ve Bayındırlık Komisyonu’na tam 23 bin 869 dosya havale edildi. Deprem Komisyonu’na ise 2009’dan bu yılın Şubat ayına kadar sadece 84 dosya gönderildi. Aradaki büyük fark, alınmayan önlemleri hatırlattı.

 

 

 

 

 

 

 

Uğur Şahin

Kaynak : Birgün

1 Yorum
  1. yani bunlar nasıl bina? bir gecede filizlenmediğine göre bunlara kim izin verdi?

    cezmi parlak | 15 February 2019


Yorum yazmak için


Türk siyasi tarihinde simgesel öneme sahip Yassıada’nın tartışmalı bir mimari projeyle ‘Demokrasi ve Özgürlük Adası’ olarak imara açılarak düzenlenmesi ile ilgili çalışmalarda sona gelindi.           Sit alanı olması gereken adanın yeni yayınlanan fotoğraflarında bin 200 kişilik caminin yanında otel, bungalov ve restoran inşaatları yer alıyor.     27 Mayıs 1960 darbesinin ardından adada [...]
ARŞİV
Subscribe