Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
AFİFE BATUR
Share 12 February 2019

2018’in son aylarında bir yaprak dökümü yaşadı mimarlık ortamımız ve Afife Batur’u 16 Aralık 2018 de kaybettik.

 

 

Prof. Dr. Afife Batur, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde gördüğü mimarlık öğrenimini 1959′da tamamladıktan sonra, 1960 yılında Restorasyon ve Mimarlık Tarihi bölümünde asistan olarak göreve başlar. 1964-65′te İtalya’da Polytecnicco di Torino’da restorasyon konusunda eğitim gördükten sonra, 1974′te doktorasını tamamlar ve 1980′de doçent unvanını alır. Doktora ve doçentlik tezi için, “Erken ve Klasik Dönem Osmanlı Mimarlığı’nda Strüktür/Form İlişkisi ve Yapım Teknikleri” konularında çalışan Batur, 1986 yılında İstanbul Metrosu ve Raylı Tüp Geçit Projesi için “İstanbul’un Arkeolojik ve Tarihi Çevresine Önerilen Dokuz Ulaşım Alternatifi” adı altında bir rapor yazdı.

 

 

 

 

1988 yılından bu yana profesör olarak görev yapan Afife Batur’un çalışmaları, tarihi çevrenin korunması ve restorasyon, Osmanlı ve Geç Osmanlı mimarlığı ve kültürü ile çağdaş mimarlık konuları üzerinde yoğunlaşmıştır.

 

 

Geç Osmanlı Mimarlığı ve Sanatı, Çağdaş Mimarlık, Çağdaş Türkiye Mimarlığı ağırlıklı lisansüstü dersleri ve Rölöve-Restorasyon Projesi Stüdyosu eğitimi verdi. 19 doktora, 28 yüksek lisans Tez Danışmanlığı yaptı.

 

 

Ulusal ve uluslararası toplantılarda sunulmuş ve yayınlanmış çok sayıda Türkçe ve yabancı dilde (Fransızca ve İngilizce) bildiri ve makalesi vardır. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi için yaklaşık doksan adet maddenin yazımını üstlendi.

 

 

 

 

Yayınlanmış kitapları:

-Osmanlı Camilerinde Kemer / Strüktür-Biçim İlişkisi Üzerine Bir Deneme (1300-1730), İTÜ Yayınları, 1974.

-Dünya Kenti İstanbul / Istanbul World City, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1996.

-İstanbul – İnançların Buluştuğu Kent, Birlikte ve Yanyana, Dünya Kenti İstanbul Sergisi / -Istanbul World City Exhibition, Tarih Vakfı Yurt Yayınları ve YKY, 1997.

-Bir Mimar, Bir Yorum: Alexandre Raymond, YKY, 1999.

-Bir Usta, Bir Dünya: Mimar Vedat Tek, YKY, 2000.

-Atatürk İçin Düşünmek: İki Yapıt, İki Mimar, MR Yayınları, 2000.

-Kimliğinin İzinde Bir Mimar, Vedad (Tek), YKY, 2002.

-Osmanlı Mimarlığının Yedi Yüzyılı, (editör N. Akın ve S. Batur’la birlikte), 2000.

-İznik Çinisi ve Rüstem Paşa Camisi / İTÜ Bilimsel CD-ROM Dizisi No:0001 (DPT tarafından finanse edilen İznik Çinisi Geliştirme Projesi kapsamında ve beş kişilik ekiple gerçekleştirildi)

- Doğu Karadeniz’de Kırsal Mimari, MR Yayınları, 2005.

-Concise History of Turkish Republican Architecture, Mimarlar Odası Yayınları, 2005.

-Architectural Guide to İstanbul, (editör ve yazar), Mimarlar Odası Yayınları, 2006.

-Mimar Kemaleddin, Tarihin Dönüm Noktalarında Bir Yaşam, Mimarlar Odası Yayınları, 2007.

-Mimar Kemaleddin Yapıları Rehberi, Mimarlar Odası Yayınları, 2007.

 

 

 

 

Mesleki ve akademik görevleri:

 

 

-TMMOB Yönetim Kurulu üyeliği (1970-71)

-Mimarlar Odası 2. Başkanlığı (1971-72)

-Mimarlık Dergisi Yayın Komitesi Üyeliği (1972-73)

-UIA Ödülleri seçme komitesi üyeliği ve raportörlüğü (1974)

-UNESCO için istenen ‘Ortadoğu Ülkelerinde Mimarlık Eğitimi ve Sorunları’ konulu raporun hazırlık komitesinde üyelik ve raportörlük (1974)

-‘Avrupa Mimari Miras Yılı: 1975’ Türkiye Milli Komitesi Üyeliği (1974-75)

-‘Mimarlık Eğitiminin Çağdaşlaştırılması’ konulu UIA II. Bölge Sempozyumu’nun düzenlenmesi (1977)

-UIA Mimarın Eğitimi Çalışma Grubu II. Bölge Sekretaryasında ve UIA Türkiye Milli Kesiminde temsilci üyelik

-Türkiye Milli Komisyonu adına “World Art Nouveau / Jugendstil Architectural Heritage” UNESCO Projesine katılım (1989-1994)

-Kültür Bakanlığı İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu üyeliği (1995- 1998)

-İnsan Yerleşimleri Uluslararası Konferansı Habitat II İstanbul Zirvesi 1996 kapsamında ‘Dünya Kenti İstanbul’ Sergisi genel koordinatörlüğü ve yayınları

-M.O İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanlığı (1998-2000)

-‘Osmanlı Mimarlığının Yedi Yüzyılı Uluslararası Sempozyumu 1999’ için genel koordinatörlük ve yayınlar

-UIA2005 / Uluslar arası Mimarlar Birliği Genel Kurulu ve Kongresi kapsamında Art Nouveau/Yeni Sanat Sergisi ve yayınları

-MAAN 2005 Asya Modern Mimarlığı Kongresi eşbaşkanlığı ve yayınlar

-Mimar Kemaleddin / Tarihin Dönüm Noktalarında Bir Yaşam Sergisi, küratör ve yayınlar

-Ulusal Mimarlık Yarışması 2000, Mesleğe Katkı Ödülü;

-İTÜ 40. Hizmet Yılı Ödülü (2000).

-İTÜ Vakfı Araştırma ve Yayın Dalı’nda 1. Ödül.

 

 

 

 

Mimarlıktan Mimarlık Tarihine
Lisedeyken tarih derslerine pek meraklı olmadığını belirten Batur, İTÜ’de mimarlık tarihi derslerine giren Prof. Paolo Verzone’nin etkisiyle tarihe yöneldiğini belirtiyor:
“Bugünkü kariyerimin başlangıç noktası elbette İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girişimle başladı. Üniversiteye geldiğim zaman tarih derslerine doğrusu hiç meraklı değildim. Fakat, ikinci sınıfta, bir İtalyan öğretim üyemiz vardı: Prof. Verzone. Verzone bize mimarlık tarihini çok canlı bir anlatımla ve adeta yaşayan, hâlâ devam etmekte olan bir olay olarak anlatırdı. Ben ondan ilk kez yapıların da, fiziki çevrenin de kendine özgü bir yaşamı olduğu duygusunu edindim. Öylesine çevresine meraklı bir insandı ki, hepimize cebimizde bir çelik metre, bir bloknot ve bir kalem bulundurmamızı ve yolda rastladığımız bir eski taş, bir eski duvar varsa onun ölçülerini almamızı ve çizimlerini yapıp bloknotumuzda onu korumamızı, çünkü hiç ummadığımız bir zamanda işimize yarayacağını söylerdi. Bunun benim üzerimde çok önemli bir etki yaptığını sonraları fark ettim. Dördüncü sınıfa geldiğimde Profesör Doğan Kuban’la karşılaştım, İtalya’dan yeni dönmüştü; genç, parlak bir doçentti ve müthiş süksesi vardı okulda, tabii herkes ona hayrandı o zaman ve ben Verzone’den sonra Kuban’la da karşılaşınca ‘acaba mı?’ dedim kendi kendime. Yoksa ondan önce, proje çalışmaları yapmak bana zaten yapmam gereken tek şey gibi görünüyordu.”

 

Batur, mezun olduktan sonra Doğan Kuban’ın tavsiyesi üzerine Restorasyon ve Mimarlık Tarihi bölümüne asistan olarak girer. Daha sonra doktora çalışmalarına başlayan Batur, oldukça sıkıntılı bir süreç yaşadığını belirtiyor: “Hiç kimse doktora yaptırmayı tam olarak bilmiyordu, şimdiki gibi organize değildi, ders yoktu. Ben, doktora dersi olsun diye İstanbul Üniversitesi’nde Semavi Eyice’nin lisans derslerine doktora dersi olarak girdim.”
Afife Batur doktora tezini bitirdikten sonra Prof. Verzone’nin teklifi üzerine İtalya’ya gider:
“Profesör Verzone ben asistan olduğum zaman da öğretim görevlisi olarak çalışıyordu, sonra beni İtalya’ya çağırdı ve onun yanında restorasyon lisansiyesi olarak çalıştım. Bugün koruma, restorasyon, resistüsyon, rekonstrüksiyon gibi, bizim öğrenciliğimizde yahut mimarlığımızda kavram olarak çok geliştirilmemiş, denenmemiş gerçekleştirilmemiş çalışmaların neler olduğunu ben İtalya’da öğrendim ve çok sayıda da örnek etüd ettim tabii. Kısaca benim başlangıçtaki mimarlık tarihi alanındaki çalışmalarım, özetlediğim gibi, daha çok tarihî mimarinin fiziksel özellikleri üzerineydi ve onların biçimlerle, korumayla yeniden kazanımıyla ilgili, daha çok fiziksel tabana oturan, yani mimarinin fiziki yapısını ön plana çıkaran çalışmalardı.”

 

 

 

 

Çöküş Dönemi ve Mimarlık

 

Batur, mimarlık tarihinin daha çok fizik yapısıyla ilgilenen bir tarihçiyken İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışan Prof. Gebhard’ın tavsiyesi üzerine Geç Dönem Osmanlı mimarisine yönelir ve bu yöneliş Batur’un mimarlık tarihine yaklaşımını da etkiler:
“Prof. Gebhard’ın uyarısı benim için önemliydi, çünkü yüzyıl dönümündeki Türkiye’ye bakmamı önerdi. Onun önerisi üzerine bu alana yöneldiğimde, o tarihe kadar, mimarlık tarihini mimarlığın ve fiziki çevrenin daha çok yapısal sorunlarının tarihi olarak algılamaya eğilimli bir mimarlık tarihçisiydim. Prof. Gebhard’ın uyarısıyla geç döneme baktığım zaman oradaki gelişmeleri bu sefer farklı bir açıdan görmeye başladım. Osmanlı mimarlığının geç dönem tarihini Osmanlı siyasi döneminden, Osmanlı askeri tarihinden farklı bir gelişme trendi içinde görmek gerektiğini fark ettim. Bizim siyasi tarihlerimiz klasik bir şey ortaya koyar, işte Osmanlılar kurulurlar, bir aşiretten bir devlet kurarlar, İstanbul’u alırlar ve yükseliş dönemi gelir, 17. yüzyıl duraklamadır, arkasından çöküş başlar. Ben 18. yüzyılı incelemeye başladığım zaman orada mimarlık ve sanat alanında bir çöküş döneminin değil, tam tersine çok ilginç bir modernleşme çabasının filizlenmeye başladığını gördüm. Osmanlı mimarisinin kendi içinde bir modernleşme potansiyeli taşıdığını ve bu potansiyeli 20. yüzyıla kadar sürdürdüğünü ifade etmek istiyorum. Yani bunu fark etmemi sağladı ve dolayısıyla, bu benim 18.-19. yüzyıla bakışımda farklı bir tarih kavrayışı edinmeme yol açtı.”

Afife Batur bir panelde Cengiz Bektaş ile birlikte
Öğrencilere Öneri

 

Batur, bu tecrübesinden de yola çıkarak mimarlık tarihi öğrencilerine bir tavsiyede bulunuyor: “Şimdi şunu önermek isterim gençlere; sadece mimarinin fizik yapısının görünümleriyle, onun problemleriyle ilgilenmesinler. Bu yeterli olmuyor bence. Fizik yapısı da çok önemli ama, günümüzde teknolojinin ulaştığı bu boyutta mimarın elinden o fiziki yapının kontrolü neredeyse kaçırıyor gibi. Mimarlık tarihçiliği yaparken de ben hep bugünden oraya bakmaya çalıştım. Yapının arkasındaki tarih yorumunu yakalamaya çalışmalarını öneriyorum. Çünkü öğretici olan şey orada gizli, yani bugüne ışık tutabilecek öz, potansiyel, bu tabii böyle uhrevi filan bir şey değil ama bir tarih yorumu meselesini yakalamaya bu tarih çalışmalarında dikkat edilmesi gerekiyor.”

 

 

 

Mimarlık – Ekonomi

 

Bir soru üzerine mimarlığın ekonomiyle çok sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu belirten Batur, Osmanlı mimarisinin 18. ve 19. yüzyılda ekonomik krize rağmen nasıl geliştiği sorusunu şöyle açıklıyor:
“Mimarlık tabii ki kültürün birçok alanında olduğu gibi ekonomiyle yakından ilişkili, hatta hepsinden belki biraz daha fazla. Çünkü siz bir şair olarak bir şiir yazabilirsiniz, bu hiçbir maddi katkıyı gerektirmez ya da bir resim yapabilirsiniz tuvalle boya parasından ibarettir, o da az değildir ama yine de kendi kendinize karşılayabileceğiniz bir yanı vardır. Ama mimari yapı önemli bir yatırım aracıdır ve mutlaka inşa edilmesine olanak sağlayacak bir yatırımcıyı gerektirir. Bu bakımdan elbette çok sıkı bir şekilde ekonomiye ve tabii ulaşılmış ekonomik düzeyin teknoloji ürünlerine bağımlıdır ve her ekonominin de kendine özgü bir mimarisi vardır. Osmanlı mimarlığının geç döneminin kendi içinde bir gelişme çekirdeğini, bir potansiyeli taşıdığını ifade ettim. O dönemde Osmanlı Devleti ekonomik kriz içerisinde ama bu ekonomik sıkıntı özellikle kamu yatırımlarının azaltılmasını veya ortadan kaldırılmasını gerektirecek boyutta -sanıyorum- hiç olmadı. En sıkışık zamanlarda bile vilayetlerin çoğuna Hükümet Konağı yapıldı, hemen birçok yerde rüştiyeler, idadiler yapıldı, çok sayıda büyük ve anıtsal kışla yapıları gerçekleştirildi. Özel sektör yatırımları, mesela konut yatırımları, saraylar, köşkler, yalılar filan derseniz o bambaşka bir sorun. Sanıyorum yüzyıl sonu İstanbul’unun İzmir ve diğer liman kentlerinin transit ticaretiyle veya herhangi bir nakit para ekonomisine geçişin getirdiği bir servet birikimiyle, burada belirli bir yatırım potansiyeli de oluştu ve 19. yüzyıl bu açıdan da en geniş konut yatırımlarının yapıldığı dönem oldu.”
Günümüz Mimarisi

 

Batur, konuklardan gelen bir soru üzerine, mimaride postmodernizmi ve günümüz mimari yapılarını değerlendirdi: “Modernizm sanayileşmenin bir sonucu olduğu için kendinden önceki dönemleri reddederek işe başlamıştı, postmodernizm ise o dönemi prensip olarak benimseyerek işe başladı diyelim. Modernizm, modernist akım, özellikle mimaride kendinden önceki üslup denemelerini reddederek, onların sanayi öncesi döneme ait olduğunu söyleyerek işe başlamıştı. Dolayısıyla modern öncesini bir anlamda oldukça radikal bir şekilde reddediyordu. Postmodernizm ise bu radikalizmi aşmayı öneriyordu. Ama bunu aşmak için getirilen öneriler o radikalizmi ortadan kaldırıp yeniden tarihsel üsluplara bakış oldu. Oysa bu yepyeni bir bakış olabilirdi, tarihi yeniden yorumlamak olabilirdi, ama bu her zaman olmadı. Bunu yapanlar oldu postmodernist evrede, tarihi özenli ve ciddi yorumlayanlar oldu ama çoğu zaman da bu gayet banal birtakım form gösterilerine de yol açtı. Bugün mimaride postmodernizm de bir hayli aşılmış durumdadır. Günümüzün teknolojisi o kadar baskın durumda ki teknolojiyi yadsımak artık olanaklı değil, mimariyi onsuz düşünmek mümkün değil. Bugünün teknolojisinin varlığını kabul ederek ama geçmişte yaşanan deneyimleri de yadsımadan mimariyi yorumlamak şeklinde bir eğilim var. Ama bu eğilim egemen mi derseniz, hayır. Çok seçkin birkaç örnek dışında paylaşılan bir başarı gözlenmiyor.

 

 

Afife Batur’un ardında bıraktığı hüzün / Cem Erciyes

 

 

Tüm o görkemli ve uzun kariyerine, öğrenciye, kitaplara rağmen ne yazık ki Afife Batur’un kaybı, gazetelerde küçük birer haber olabildi. Nitekim o da yarım asrı aşan çabasının değersizleştirildiğini düşünüyordu.

 

 

 

 

2000’lerin başı olmalı. İTܒnün Taşkışla binasından çıkarken, kendi kendime ‘şimdi her şeyi bırakıp mimarlık tarihi okumaya başlasam nasıl olur?’ diye düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Beni bu düşünceye sevk eden, önünde durduğum o görkemli binadan çok içinde yıllardır karınca gibi çalışan bir hocanın kişiliğiydi. Prof. Dr. Afife Batur’dan söz ediyorum. İki hafta kadar önce, 15 Aralık’ta 85 yaşında aramızdan ayrılan ünlü mimarlık tarihçisi…

 

 

Afife Batur bize Anadolu’yu ve İstanbul’u, bu coğrafyadaki yapıları, onları tasarlayan mimarları ve bütün o yapıların arkasındaki kültürü anlatan, sevdiren isimlerden biriydi. Çoğu Cumhuriyet kuşağı diyebileceğimiz mimar kökenli aydın ve bilim insanları. Kitaplarını, yazılarını okuduğumuz, konuşmalarını dinlediğimiz, gazetecilik yapanlarımızın sık sık arayıp görüşlerine başvurduğumuz bir dönemin en etkili isimleri. Aralarında yaş farkları olsa bile Doğan Kuban, Zeynep Ahunbay, Mete Tapan gibi bu mimarlık tarihçileri (hepsine de uzun ömürler diliyoruz) sadece bu konuda öğrenciler yetiştirip kitaplar yazmakla kalmadılar, çeşitli resmi ya da sivil toplum örgütlerinde çalışıp, korumacılık ve eski yapılar konusunda kuralların, normların konmasında ve uygulanmasında görevler üstlendiler. Kimi zaman katı bile bulunan bütün o kurallar, Türkiye kültürünün en zayıf yanlarından birine, somut kültürel mirası koruyamama haline karşı önlemler geliştiren, toplumu yıkıp yok etmekten alıkoyarak koruyup geliştirmeye yönlendirmeye hizmet etmek için konmuştu. Yine de hiçbir zaman tam olarak uygulanamadılar.

 

 

Afife Batur sayesinde tanıma fırsatı bulduğum müthiş mimarlardan birini, Vedat Tek’i anlatan kitabı karıştırıyorum tekrar. Hem Osmanlı sarayında baş mimar olmuş, imparatorluk için binalar tasarlamış, hem de TBMM Binası’na imza atacak kadar Cumhuriyet döneminde de el üstünde tutulmuş şanslı bir mimar Vedat Tek. İmza attığı onca yapı içinde sivil binalar, villalar, apartmanlar neredeyse tamamen yok olmuş. 2003’te YKY’den çıkan Vedat Tek, Kimliğin İzinde Bir Mimar kitabı (Hazırlayan: Afife Batur) 1970’lerden 90’lara kadar Vedat Tek imzalı yapıların kimileri ne kadar uğraşırsa uğraşsın nasıl da gerektiğinde tescili kaldırılarak yok edildiklerini, yani yıkılıp yerine sıradan yapıların inşa edildiğini belgelerle anlatıyor. Buradan da anlıyoruz ki Türkiye hiçbir döneminde mimari mirasına yeterince sahip çıkan bir ülke olamamış. Bu konuda geniş bir mutabakatın sağlandığını, bilincin oluştuğunu sandığımız zamanlarda da durum böyle, yani yakın geçmişte ve günümüzde de…

 

 

Afife Batur tam olarak sayamadığım kadar çok kitaba imza atmış, çok verimli bir mimarlık tarihçisiydi. Mimar Kemalettin, Emin Onat, D’aranco gibi isimleri, Doğu Karadeniz evleri ya da artnouveau gibi tarz ve akımları anlatan kitapları biliniyor. Mimarlar Odası’nda yöneticilik yaptı çeşitli projelerde uzman olarak görev aldı. Belki de en verimli mimarlık tarihçilerinden birisi oldu. Onun yazdıkları, koruyamasak bile pek çok yapının belgelenmesini, röleveleri, fotoğrafları, hikayeleri, mimari üsluplarıyla birlikte geleceğe kalmasını sağladı.

 

 

Tüm o görkemli ve uzun kariyerine, öğrenciye, kitaplara rağmen ne yazık ki Afife Batur’un kaybı, gazetelerde küçük birer haber olabildi. Nitekim o da yarım asrı aşan çabasının değersizleştirildiğini düşünüyordu. Bu kuşağın yerleştirmeye çalıştığı mimarlık kültürü ve koruma bilinci, yıllarca görev yaptıkları kurumlar Türkiye’nin son imar ve inşaat furyasında çoktan alt üst edilmişti.

 

 

Gazete Duvar’ın başlarında Kuleli Askeri Lisesi’nin binası hakkında bir yazı için Afife Batur’u aramıştım. “Çok geçmez orayı da otele dönüştürürler” demiş, Haydarpaşa Garı için yaptıkları onca çalışmayı ‘püf diye bir kerede denize döktüklerini’ anlatıp “bazen ömrümün çöpe gittiğini düşünüyorum” diye bitirmişti sözlerini…

 

 

Şimdi kütüphanemdeki Afife Batur kitaplarını karıştırırken o ömrün çöpe gitmediğini, bize müthiş bir miras bıraktığını ben biliyorum. Ama bir yandan da bu çalışkan bilim insanının onca emeğinin değersizleştiği düşüncesiyle bu dünyayı terk etmiş olması karşısında hüzne kapılmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

 

 

 

 

Kaynak: Gazete Duvar

 

5 Yorum
  1. Hocamızın en verimli zamanlarıydı bence. Bu ülke mimarları ondan çok şey öğrendi. Osmanlı’nın son dönemi ondan sorulurdu mesela. Her kayıp yeri doldurulamaz kayıp maalesef.

    Perran Su | 13 February 2019

  2. Afife hocamız çok yönlüydü. Üniversite öğretim üyeliği yanında koruma kurulu üyeliği yapmışlığı var. Mimar odası İstanbul şube başkanlığı var. Görüşleriyle hep ortamda olmuştur kendisi. Sayılan bir insandı. Yeterince kıymeti bilinemedi diye düşünmekteyim.

    Orçun Kuzey | 15 February 2019

  3. Hocanın adından çok bahseden ve ona sevgilerini sunan odacılar, onun başkanlık dönemini hemen bitirmişlerdi. Oysa bir dönem daha yapmak istiyordu. Bilen varsa anlatsın derim ben. “Seni uzaktan sevmek…” demişlerdi sanırım.

    kemal güven | 21 February 2019

  4. iyi bir hocaydı, vicdanlı bir bilim insanıydı, oda ortamında kısa bir süre var oldu ama tam ona göre değildi aslında.

    Gülten Karaca | 26 February 2019

  5. Umarım bu nesil Afife hanımı unutturmaz. Onun bir sistematiği ve yaklaşım metodu vardı. Bir bilim kadınıydı.

    Ahmet Tercan | 8 March 2019


Yorum yazmak için


AKP’li Büyükşehir Belediye eski başkanı Menderes Türel döneminde başlatılan projelerden Boğaçayı yapay göl projesinin yarattığı sorunlar ve gereksiz büyük maliyetine dair tartışmalar sürüyor. Menderes Türel döneminde gelen eleştiri ve uyarılar üzerine birkaç kez revizyona uğrayan projenin bundan sonra ne yapılacağı yeni başkan Muhittin Böcek ve ekibi tarafından da tartışılıyor. Geçtiğimiz günlerde bir toplantı düzenleyen Büyükşehir [...]
ARŞİV
Subscribe