Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Göbekli Tepe’nin geleceği
Share 24 September 2018

İlerleyen yıllarda milyonlarca insanın Göbekli Tepe’yi ziyaret edeceğini öngörmek zor değil. Dikkat edilmesi gereken ise, bu ziyaretçilerin alana ve kente tekrar tekrar gelmelerini sağlamak.

 

 

 

 

 

Bahreyn’de düzenlenen UNESCO’nun 42. toplantısı ile bir dünya mirası olarak uluslararası arenada da kabul gören Göbekli Tepe, bugün dünyanın en ilgi çeken arkeolojik alanlarından biri konumuna gelmiş görünüyor. 12 bin yıllık geçmişi ve hâlâ aydınlanmayı bekleyen onlarca sorusu ile modern insanın zihnini oldukça yoruyor ve bu meraklılar için bir gizeme dönüşüyor. Bu ilgiyi hak ediyor elbette, ve dünyanın gözünün Göbekli Tepe’de olduğunu söylesek abartmış olmayız. Ama hâlâ Suriye’de süren savaş ve yaşanan göç, Göbekli Tepe’yi görmek isteyen meraklılara biraz engel olduğunu da belirtmek gerekiyor.

1960’lı yıllardan itibaren dünya arkeoloji literatüründe yer alan Çatalhöyük’ten sonra Türkiye’nin dünya çapında tanınan en önemli arkeoloji markalarından biri haline gelen Göbekli Tepe’nin, Türkiye için de büyük bir şans olduğunun altını özellikle çizmek gerekir. Çünkü, özellikle Batı dünyasının, Troya gibi önemli bir arkeolojik yerleşimin Türkiye’de değil de Yunanistan’da olduğunu düşünüyor olması Türkiye için bir kayıp. Bu elbette, hem Türkiye hem de Batı dünyası için bir ayıp. Öte yandan, bu yıl Troya için başlatılan çalışmalar bu algının kırılması adına oldukça önemli. Troya’nın aksine, tüm dünyanın Göbekli Tepe’nin Türkiye’de olduğunu biliyor olması Türkiye’ye yönelik kültür turizminin gelişmesinde de kapı aralayacak.

 

 
Göbekli Tepe’nin UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesi oldukça önemli. Bu listenin özellikle kültür ve turizm ile ilgilenen kitle için önemli olduğunu daha önceki yazılarımızda sıklıkla dile getirmiştik. Yani ilerleyen zamanda Göbekli Tepe’yi görmek isteyen insan sayısında önemli artış yaşanacak. UNESCO’nun bu bildirimleri ile ilgilenen önemli bir kitle var. Bu nedenle dünyanın birçok ülkesi kültürel ve doğal varlıklarını, hem korumak hem de tanıtmak için UNESCO listelerinde yer alma mücadelesi veriyor. Türkiye de uzun zamandır bu mücadelenin içinde. Onlarca yerleşim listeye girmek için çaba harcıyor.

 

Peki bundan sonra ne olacak? Bir dünya markası ile nasıl başa çıkılacak? Göbekli Tepe sadece arkeolojik anlamda değil, turizm potansiyeli ile de benzersiz bir cazibeye sahip. Çünkü bugünkü modern uygarlık tarihinin sıfır noktası olması itibari ile evrensel bir değer içeriyor. Bunun yanı sıra hâlâ aydınlığa kavuşturulamamış birçok soru, Göbekli Tepe’yi daha da merak uyandıran bir yere dönüştürüyor. Bu merak ve ilgi sadece turistin değil, kendini Göbekli Tepe ile yan yana getirmek isteyenlerin de ilgisini çekiyor.

 

 
Bugün baktığımızda, ilgili ilgisiz birçok kesimin Göbekli Tepe ismini kullanarak popülaritelerini arttırmak ve kendini tanıtmak istemesi, kısa vadede turizmcilerin ve ismini Göbekli Tepe ile yan yana getirmek isteyenlerin işine yarasa da, uzun vadede Göbekli Tepe için zarar verici olabilir.

 

Göbekli Tepe’nin muhteşem görsel ve zihinsel sunumu ile tüm dünyanın ilgisini buraya çekmesi, Şanlıurfa turizmi için de büyük bir şans. Şanlıurfa’nın ise bu talebe hazır olduğunu söylemek oldukça zor. Bu hazırlıksızlık sadece otel ya da hizmet sektörünün yeterli alt yapıya sahip olması anlamına gelmiyor. Kaldı ki henüz böyle bir olgunlaşmış̧ altyapının da olduğunu söylemek zor. Burada asıl önemli olan, bir kentin ve kentlinin bir dünya markası ile başa çıkabilmesi, kentin buna hazırlıklı olması fikrinin yaratılması ve bunun ortak bir değer olarak kentli bilincinde yer edinmesi. Bu konuda yerel yönetime çok iş düştüğünü vurgulamak gerekiyor. Dönüşümün ve anlayışın buradan radyal bir şekilde kente ve turizm sektörüne yayılması gerekiyor.

 

Hizmet sektöründe yer alan her bir bireyden, ki bu oldukça geniş bir kesimi kapsıyor, topluma, kamudan özel sektöre kadar geniş bir yelpazede yer alan her kesimin, fikren buna hazır olması gerekiyor. Örneğin THY’nin Şanlıurfa için Göbekli Tepe’ye dönük ne tür ek çalışmalar yaptığını henüz bilmiyoruz. Ya da dünyanın dört bir tarafından kente gelmek isteyenler için hangi dillerde tabela ve bilgilendirmelerin yapıldığını da. Bu süreci idare etmek zor olsa da uzun vadeli bir turizm kültürünün yeşermesi ve ortak bir turizm anlayışının gelişmesi, kente uzun vadede büyük değer katacak, kentin gelişmesini sağlayacaktır. Dünyanın birçok ülkesi, özellikle de Avrupa’da benzer birçok kent, yaşamlarını benzer bir turizm kültürü ve anlayışı üzerine şekillendirmiş durumdalar. Bu süreci doğru planlayamamanın uzun vadede olumsuz bir turizm anlayışının oturmasına yol açacağının da altını çizmek gerekiyor.

 

İlerleyen yıllarda milyonlarca insanın Göbekli Tepe’yi ziyaret edeceğini öngörmek zor değil. Dikkat edilmesi gereken ise, bu ziyaretçilerin alana ve kente tekrar tekrar gelmelerini sağlamak. Şanlıurfa’nın kendi kendini tüketen bir kente değil, kültürel anlamda zenginleşecek, kültürel dokusunu, arkeolojik değerlerini koruyacak bir kente dönüşümünü de sağlamak gerekiyor. Çünkü, Şanlıurfa hâlâ yerel kültürel zenginliklerini koruyabilen çok özel bir kent. Göbekli Tepe gibi geniş çapta bir turizm potansiyeli ve baskı, kentin bu değerlerini zamanla kaybetmesine yol açabilir. Günü kurtarma çabası ve fırsat yakalama gayreti ile yapılacak girişimler kısa vadede kazanç sağlasa bile, uzun vadede hem kente ve kültürel değerlerine hem de Türkiye turizmine büyük zararlar verecektir. Bu süreçte kentte sağlıklı, donanımlı ve bilinçli adımlar atılması ve uzun süreli planlamalar yapılması elbette önemli olacaktır. Bu sürece kentlinin dahil edilmesi, yerel yönetimin bu etik ve anlayış ile bilinçlendirilmesi, hizmet sektörünün sık sık eğitim ve denetimler ile geliştirilmesi, kentin güzelleşmesine ve refahına büyük katkı sağlayacaktır.

 

 

 

 

Kaynak : Birgün

1 Yorum
  1. Birçok konu gibi, aslında sahip olan değerlerin genel kapsamı bilinmediği için, ziyaretçi sayısı ve onların düzenlenmesi de başka bahara kalıyor. Üzücü.

    nezih karaca | 30 September 2018


Yorum yazmak için


İstanbul Bakırköy’deki Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin ‘şehir hastanesi’ için imara açılmasına ilişkin plan, yargıya takıldı. Şehir hastanesi yapılmasında kamu yararı görmeyen İdare Mahkemesi, planın yürütmesini durdurdu.         Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin de yer aldığı yaklaşık 1 milyon metrekarelik alana yönelik yaptığı imar planına yargıdan ‘ret’ [...]
ARŞİV
Subscribe