Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Yanlış politikalar Beyşehir’i yok ediyor
Share 16 May 2018

DSİ’nin zamansız çektiği sular, fabrika atıkları ve bilinçsiz avlanma Anadolu’nun en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nü ve içindeki balık türlerini tehdit ediyor.

 

 

 

 

 

Anadolu’nun en büyük tatlı su gölü olan Konya’daki Beyşehir Gölü ve gölün su toplanma havzası, 12 önemli balık türü ile Önemli Doğa Alanı’nı (ÖDA) oluşturuyor. Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin verilerine göre, gölde bulunan balık türlerinin 7’si tehlikede, 2’si hassas, 2’si tehlike altına girmeye yakın ve 1’i için yeterli veri yok diye sınıflandırılıyor.

Göl’deki sorunların ve balık türlerinin yok olmasını ise çeşitli nedenler oluşturuyor. Belediyelerin ve kamu kuruluşlarının tutumları gölün tehdit altında olmasının nedenlerinden biri. Örneğin, su kirliliğinin önlenmesi için arıtma tesisi kurulması AKP’li Konya Büyükşehir Belediyesi’nin yapması gereken bir projeyken, belediye çözüme yönelik herhangi bir sorumluluk almıyor.

 

Doğa Derneği, Beyşehir Gölü’ndeki 12 önemli balık türünün tehdit altında olması ve gölün sorunları için farkındalık yaratmak amacıyla bir basın gezisi düzenledi. 2 gün süren basın gezisi boyunca göl ve balık türleri için tehdit oluşturan sorunlar tartışılıp, çözüm önerileri konuşuldu. Beyşehir Kent ve Yaşam Merkezi’nde yapılan basın toplantısının açılış konuşmasını yapan Doğa Derneği Genel Koordinatörü Tuba Kılıç Karcı, “Pek bilinmese de, Konya’nın gölleri ve akarsuları Anadolu’nun ve dünyanın en önemli tatlı su balığı yaşam alanları arasında. Beyşehir ise balık çeşitliliği bakımından benzersizliği ile dünya çapında çok önemli bir yere sahip. Bu balıkların bazılarının boyları belki çok küçük ama tıpkı kaplanlar ve pandalar kadar tehlike altındalar. Nesli tehlike altındaki Beyşehir sirazı, kızılkanat, yağ balığı ve kaya balığı bunlardan bazıları. Balık türleri üzerindeki en ciddi tehdidi göle sonradan aşılanan türler oluşturuyor. Örneğin, dünya üzerinde sadece Konya Beyşehir’de yaşamış olan göğce balığı bu nedenle yok olmuş durumda” ifadelerini kullandı.

 

Santral ve barajlar balıkları yok ediyor

 
Karcı’nın açıklamalarından sonra, Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol, ‘Anadolu İç Su Balıklarının Önemi ve Kapalı Havzalar’ başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Anadolu’yu önemli kılan faktörlerin var olduğunu belirten Erkol, “Bunlardan birisi kapalı havzalarıdır. Kapalı havza; herhangi bir şekilde denizle bağlantısı olmayan yerlere düşen yağmur sularının tamamının tek bir gölde toplandığı alanlardır. Dolayısıyla buradaki canlıların coğrafi koşullara, sıcaklığa, tuzluluğa, yaşam koşullarına ve yüksekliğe adapte olması anlamına geliyor. Dışarıyla bir etkileşimi olmadığı için bu canlıların kendine özel, dar gelişimli türler dediğimiz türlerin yaşamasına olanak sağlıyor” dedi. Balıkların tehdit altında olmasının nedenlerine değinen İtri, “Bu tehditlerin en başında hidroelektrik santral ve barajlar geliyor. Çünkü sulama projeleriyle su rejimine direkt müdahale ederek bir yaşam alanını yok ediyorsunuz. İkincisi sondaj ve drenaj projeleri geliyor. Anadolu’nun her köşesi sulama ve elektrik üretme amaçlı projelerle rejimlerine müdahale edilerek yok edilmiş durumda” diye konuştu.

 

Erkol’dan sonra Dr. Vedat Yeğen, “Beyşehir Gölü Balık Değişiminin Tarihsel Gelişimi” başlıklı bir sunum yaptı. 1915 yılında gölde 6 tür olduğunu ifade eden Yeğen, “Bugün gölde 13 tane tür var. Gölün faunası arttı ama nereden geldiği belli olmayan türlerin varlığıyla 8 tane yabancı tür oluştu. Bunların bazıları av tehdidi oluşturuyor, bazıları rekabet oluşturuyor” şeklinde konuştu.

 

Erkol’un açıklamalarından sonra Doğa Derneği Önemli Doğa Alanları İzleme Sorumlusu Burçin Feran’ın, ‘Beyşehir Gölü Havzası’ndaki Nesli Tehlike Altındaki Balık Türlerini Koruma Projesi’ ve Tema Vakfı Beyşehir Temsilcisi Metin Yılmaz’ın, ‘Beyşehir Gölü’nün sorunları’ başlıklı sunumlarıyla toplantı sonlandı.

 

‘Kirlilik katliamı var’

 
Beyşehir Birliği Göl, Çevre ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Bekir Sami Tan da gölle ilgili çalışmalarıyla bilinen biri. Tan, gölün havzasında 350 bin yerleşim yeri olduğunu söylerken, bu insanların tüm tuvalet atıklarının gölü kirlettiğini ifade etti. Balıkçıların tüm sorunlarının temelini bu kirliliğin oluşturduğunu söyleyen Tan, “20 sene önce Beyşehir Gölü bacasız fabrikaydı. 10 bin kişi ekmek yiyordu, şimdi ise 10 kişi yiyemiyor. Bunun sebebi de kirliliktir. Devlet Su İşleri zamansız olarak su alıyor. Beyşehir Gölü’nde çok büyük balık katliamı, kirlilik katliamı vardır. Bunların sorumlusu Milli Parklar ve Devlet Su İşleri’dir. Ben soruyorum, Devlet Su İşleri’nin görevi nedir burada? Gölü, çevreyi korumaktır. Devlet Su İşleri’ni fazla su alıp niye gölü katlediyorsunuz diye sorduğumda müdürler, ‘bizim diğer dairelere fazla su almayın diye görev tarif etme yükümlülüğümüz yok’ diyorlar. Beyşehir Gölü’nün en büyük sorunu su kirliliği ve fazla su alımıdır. Zamanında almıyorlar. Bugün için fidan dikme zamanıdır” diye konuştu.

 

Uygun tarımsal model şart

 
Su yönetiminin kötü planlanması gölün bir diğer sorununu oluşturuyor. Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol, su kıtlığına neden olan politikaları BirGün’e anlattı. Erkol, “Beyşehir Gölü, Burdur Bölü gibi kapalı havzaların çevresinde, oranın biyocoğrafi özelliklerine uygun bir tarım deseni kullanılması gerekiyor. Bu da susuz arpa, buğday, çavdar tarımı gibi şeylerdir. Günümüze baktığımız zaman her ne kadar kapalı havza göllerindeki su kıtlığı bilinse de gölün kendi suyunu kullanıp üzerine elektrik üretme amaçlı baraj, hidroelektrik santralı ve göletler yapılarak şeker pancarı gibi sulu tarım teşvik ediliyor. Orta ve uzun vadede baktığımız zaman oradaki canlının yok olmasına sebep oluyor. Eski Anadolu’da olduğu gibi açık mera hayvancılığı, susuz tarım, her bölgenin kendine has atalık tohumlarının eski yöntemlerle yetiştirilmesi gerekiyor. Onun yerine biz dışarıdan tohum ve bitkiler ithal ediyoruz ve daha fazla su gereksinimi olan üretim sistemlerini desteklemeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

 

‘Su yönetimi akılcı değil’

 
Türkiye’de suyun akılcı bir şekilde yönetilmediğini söyleyen Erkol konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

 

“Gerek Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın gerekse Tarım Bakanlığı’nın projeksiyonu içerisinde susuz tarım maalesef yok. Mümkün olan her yerde sulu tarım destekleniyor. Bunun hem biyolojik açıdan hem ekolojik açıdan hem de ekonomik açıdan sürdürebilirliği yok. Çünkü su altı çok büyük bir girdiye ihtiyaç duyuyor ve suyu bir yerden bir yere getirmeye çalışıyorsunuz ve o da kayboluyor. Bir taraftan çiftçiye sulama birlikleri suyu satıyorsunuz, diğer taraftan artık barajlarda bile su kalmıyor.”

 

 

‘Devlet gölle ilgilenmiyor’

 

 

 

 

 

Beyşehir Gölü, yöre halkı için de hayati öneme sahip. Balıkçılık, bölge halkının temel geçim kaynağı olurken; balık türlerinin yok olması, su kirliliği, su yönetimindeki yanlışlar ve bilinçsiz avlanma gibi birçok neden gölün tehdit altında olmasına ve bölge halkının ekonomik ve psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine neden oluyor. 20 yıldır balıkçılıkla uğraşan Ahmet Erdoğan, Beyşehir Gölü’nün eskisiyle alakası olmayan bir yer haline geldiğini belirtti.

 

 

Bu durumun altında üç nedenin yattığını söyleyen Erdoğan, “İlk neden su seviyesinin düşük olmasıdır. Su seviyesi düşük olduğunda balıkların yavrulama zamanında sazlıkların içinde havyar atmaya gidiyor. Havyar attığında küçük küçük balıklar kendini toplayamadan su çekiliyor. Balık açık alana çıkıyor ve çin sazanı, gümüş balığı dediğimiz türler hepsini temizliyor. İkinci sebep güvenlik güçleridir. İlçe Tarım, Devlet Su İşleri gölü koruyamıyorlar. Sadece dört kişi görev yapmaya çalışıyor. Cumartesi, pazar dahil 24 saat çalışıyorlar ama dört kişiyle göl korunabilir mi? Üçüncü sebep ise devletin göl ile hiç alakalı olmaması. Burası Türkiye’nin üçüncü büyük gölü, birinci tatlı su gölü. Barajın üzerine düştükleri kadar gölle ilgilenmiyorlar” diye konuştu.

 

 

 

Beyşehir Gölü Önemli Doğa Alanı’nda (ÖDA) koruma önceliğine sahip 12 balık türü ise şöyle:

 

 

 

 

 

» Göğce

» Dişli sazancık balığı (Yosun balığı)

» Beyşehir sirazı

» Kızılkanat (Karaburun)

» Yılanbalığı

» Taşısıran

» Kaya balığı

» Ereğli saz balığı

» Beyşehir çöpçü balığı

» Yağ balığı

» Hitit yağ balığı

» Çöpçü balığı

 

Uzmanlar gerekli önlemlerin alınmaması durumunda diğer 12 türün sonunun göğce balığına benzemesinden endişe ediyor.

 

 

 

Kaynak : Birgün


Yorum yazmak için


Mimar Will Alsop  70 yaşında hayatını kaybetti… Editör: Eleanor Gibson   “Mimarlığın en büyük karakterlerinden ve yeteneklerinden biri” olarak tanımlanan İngiliz mimar Will Alsop, kısa bir hastalıktan sonra 70 yaşında öldü.     Son zamanların başarılı ismi ve mimarlık firması All Design’ın kurucusu olan Alsop dün 12 Mayıs 2018 Cumartesi günü hastanede öldü.   Mimar [...]
ARŞİV
Subscribe