Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu: Yeni proje söylemi yıkım için bahane
Share 13 November 2017

İktidarın bugüne kadar olan söylem ve uygulamalarından, hedefinin Taksim’in “Cumhuriyet, Demokrasi ve Emek Meydanı” kimliğine son vermek olduğu görülüyor. İktidar, bunun yerine fiilen kurulan “otokratik rejimin” kendi meydanını inşa etmek istiyor.

 

 

 

 

 

Yıkılarak yerine opera binasının yapılmasına karar verilen Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin geleceği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına rağmen birçok soru işareti içeriyor. Her ne kadar Erdoğan, AKM’nin opera binası olarak inşa edileceğini söylese de, konunun uzmanları, AKM’nin bir opera binasından ziyade bir alışveriş merkezi olarak tasarlandığına, zira dünyanın hiçbir yerinde hiçbir operada sinema, dükkân gibi unsurların bulunmadığına dikkat çekiyor. Kimilerine göre de, önemli olan binanın vasfından çok, kime ve nasıl hitap edeceği.

 

Biz de bu haftaki Pazartesi Söyleşisi’nde, Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu’yla bu konuyu konuştuk.

»Uzun zamandır tartışmaları devam eden AKM binasına ilişkin son durum, geçen günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Siz, ilk günden beri AKM binasının yıkılmasına karşısınız. Peki son gelişmeler ışığında, yerine opera binası yapılacağı söylenen projeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? 
AKM’nin simgesel bir yapı haline gelmesini kültüre, sanata bakış ve yaşanan sürecin özellikleri ile birlikte ele alarak değerlendirmek gerekir. Salt tekil yapı ölçeğinde konunun ele alınması, Cumhuriyet açısından önemi, toplumsal bellekteki yeri, kültür ve sanat ilişkisi, mimarlık ve çağdaş kentleşme içerisindeki yerinin doğru bir şekilde ortaya konması mümkün değil. Uluslararası koruma ilkeleri bakımından AKM’nin simgesel özellik taşıması veya ilk çağdaş opera yapısı olması bile tek başına korunması için yeterli. Bunun yanında, yapının korunması için önemli başka özellikleri de bulunuyor.

 

Cumhuriyet Meydanı, Taksim Anıtı ve alanın devamında bulunan Taksim Gezi Parkı ile bütünleşerek tarihi Dolmabahçe Vadisi’ne uzanan AKM, İstanbulluların buluşma noktası ve bir önemli aidiyet referansı özelliğine sahip.

 

Kamusallık fikrinin korunması ve yaşatılmasına önemli bir mekânsal ve simgesel destek sağlıyor. AVM’ler, gökdelenler, portlar gibi özelleştirme destekli mekân örgütlenmeleri ile geriletilen kamusal yaklaşımların yerine, rantın kutsandığı dönemlerde bu tür kültür ve sanat mekânlarının varlığı daha da önemli hale geliyor.

 

AKM’nin mimari özellikleri üzerine özgünlük değerini yok sayan pek çok haksız ve spekülasyon ölçüsünü aşamayan değerlendirme yapılıyor. Oysa mimari yapıt olarak yapıldığı dönemin mimari özelliklerini yansıtıyor. İşlevsellik ve yalınlık tasarım ilkeleri bakımından öncelikli bir durum oluşturuyor. Yapıldığı tarihten itibaren 40 yılı aşkın süredir çağdaş toplumun beklentilerine yanıt vermesi bakımından süreklilik, toplumsal olaylarla tartışma konusu olması ile anı, fiziki olarak İstanbul’un belleğinin bir parçası olması ile kimlik değeri taşıması, yapının önemli nitelikleri arasında. Bütün bu nedenlerle AKM’nin aslına uygun onaylı restorasyon projesi uygulamaya sokularak bu kültür ve tarih yıkımına son verilmelidir diyoruz. Tarihi eserin özgün yapısı, kullanımı ve çevresiyle birlikte toplumun hizmetine bir an önce sunulması; kültür sanatla ve İstanbullularla yeniden buluşması mimarlık, şehircilik ilkeleri ve koruma hukuku açısında gerekli ve zorunlu bir koşul. AKM hukukun güvencesi altında.

 

 

»Bugüne kadar çatışmalar üzerinden camii yapılacağı söylenen bir alanın şimdi opera binası olacağı iddiası ne kadar inandırıcı?
2003’den beri ortadan kaldırılmak istenen ‘Cumhuriyetin simgesi AKM’nin yıkımını meşrulaştırmak için “Yeni Proje”nin bir “Algı Operasyonu” aracı olarak gündeme getirildiği açıkça anlaşılıyor. Asıl olan tarihi eserin korunması yerine, yeni yapılacak yapının konuşulması manuple ediliyor. Böylece “Yeni Proje” üzerinden topluma AKM’nin yıkımı kabul ettirilecek. Anıtsal eserin korunması, yaşatılması ve geleceğe taşınması görevi ve sürecin sorumluları ise unutturulacak… Yılda yaklaşık iki milyon izleyicinin sanatla buluştuğu AKM’nin, bütün dünyanın gözü önünde 2008 yılından beri tadilat gerekçesiyle kültüre, sanata, sanatçılara ve yurttaşlara kapatılmasının arkasında “Cumhuriyetin simgesi” yapının ortadan kaldırılması isteğinin olduğunu biliyoruz. Nitekim, proje gösterisinde yaptığı konuşmada Erdoğan, “AKM yeniden yapılıyor” şeklinde sunum gerçekleştirilirken dahi, AKM’nin yerine “kendi dönemlerinin” simgesini yapacaklarını açıkça ifade ediyor. AKM’nin yıkılmasından sonra, yerine sunulan projenin yapılacağının hiçbir güvencesi de yok. İktidarın yıkım gerçekleşmesi halinde yeni durumdan da faydalanmak isteyeceğini ve başka bir projeyi gündeme getirmekte bir sakınca görmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Bu durumda “yeni projenin” sadece yıkıma aracılık etmesi de söz konusu olabilir.

 

 

 

 

 

 

İktidarın bugüne kadar olan söylem ve uygulamalarından, hedefinin Taksim’in “Cumhuriyet, Demokrasi ve Emek Meydanı” kimliğine son vermek olduğu görülüyor. İktidar, bunun yerine fiilen kurulan “otokratik rejimin” kendi meydanını inşa etmek istemektedir. Bu anlayış doğrultusunda Taksim’in insansızlaştırılması projeleri, Gezi Parkı’na olmayan Topçu Kışlası’nın kondurulması ve cami yapılması için adımlar atılması beklenebilir.

 

 

»Konunun uzmanları, AKM’nin bir opera binasından ziyade bir alışveriş merkezi olarak tasarlandığına, zira dünyanın hiçbir yerinde hiçbir operada sinema, dükkan gibi unsurların bulunmadığına dikkat çekiyor. Daha da önemlisi, dünyada hiçbir opera-bale salonunun bu kadar büyük olamayacağı, bu büyüklükte bir alanın Avrupa başkentlerinde bile dolmasının neredeyse imkânsız olduğu, bu nedenle de AKM’deki salonların boş kalmasının da bu salonların başka amaçlarla kullanılması için bahane yaratacağı ifade ediliyor. Siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Gösterisi yapılan projenin hukuki ve yasal dayanakları olmadan ilgili kamu kuruluşlarından ve toplumdan gizlenerek elde edilmesi ve sonra “şapkadan tavşan çıkarır” gibi sunulması; projenin niteliği, mimari üretim ve tasarım süreci açısından ciddi bir sorun ve sorular alanı oluşturuyor.

 

Otoriter bir talimatla “yapı simge olacak” diye bir düşüncenin mimari tasarım kültürü ve sanatsal açısından bir değeri yok. AKM, süreç içerisinde simgeleşiyor. “Simgesel yapı yapma” iddiası bir niyetten başka bir anlam taşımaz. Kaldı ki; toplumun benimsemediği, çevre ile ilişkisi, estetik ve sanatsal niteliği olmayan yapıların simge değeri olamayacağı gibi sıradanlaşmaları ve hatta “kent suçu” olarak anılmaları söz konusu.

 

Tasarım kararları talimatlarla yönlendiriliyorsa; özgün bir tasarım ve nitelikli bir mimari yapıt elde edilmesi oldukça zorlaşıyor.
Projede opera salonunun büyüklüğünün mimari bir araştırmadan ziyade “politik tercih” olduğu anlaşılıyor. Opera, bale, güzel sanatlar vb alanlarla kamu ilişkisini bugüne kadar reddeden bir anlayışın opera salonu ile kongre salonunu karıştırması tesadüf değil.

 

Yeni yapıda mekân ilişkileri ve işlevlendirmede sanatçıların gereksinmelerinin çözülmesinin öncelenmediği görülmektedir. Bunun yerine bina formu ortasına “kubbe” yerleştirilmesi tasarımın ana unsuru olarak ele alınmış. Gerekli mekân kurgulanmazken tanımsız boşluklar dikkati çekiyor.

 

 

»Peki Türkiye gibi bir ülkenin kültür sanat alanında hızla geriye gidişini durdurmak, en azından yavaşlatmak için, binalar yapmak yeterli midir? Kültür sanat etkinliklerine katılım sağlayacak altyapıyı oluşturmadan salt bina yapmak çözüm müdür? 
Mimari yapıtlar işlevleri ve kullanım programlarıyla bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kültür Bakanlığı’nın ve iktidar belediyelerinin çağdaş kültür ve sanata karşı tutumlarını biliyoruz. Osmanlı taklidi ve kopyası niteliksiz programlar “sanat” olarak tanıtılmakta. Bu nedenle çağdaş sanat üretiminde yer alan pek çok sanatçı işten atılmış ve mağdur edilmiştir. Bu anlayışın mekân örgütlenmesi ve programları topluma dayatılıyor.

»Cumhurbaşkanı Erdoğan sizi sert bir dille eleştirdi. Peki, hakikaten Mimarlar Odası neden dava açtı? Size her gelişmeyi engellemeye çalışan bir grup musunuz? 
Mimarlar Odası olarak diğer meslek örgütleri, kültür insanları, sanatçılar ve duyarlı toplum kesimleriyle birlikte tarih ve doğa değerlerine sahip çıkma, nitelikli kentleşme, yurttaşların kamu hizmetlerine erişimi çabası içindeyiz. Ülkemizin kalkınması, gelişimi ve toplumumuzun uygar ve esenlikli geleceğinin inşa edilmesi için bilimin rehberliğinde ve kamu yararı doğrultusunda özverili çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

Bu görev ve sorumluluklarımızı yerine getirirken iktidarın yaşam değerlerini yok eden uygulamaları, yatırım ve plan kararları ile karşılaşıyoruz. Kamu yararı gözetmeyen ve rant amacı ile güden bilim dışı kararlar konusundaki raporlarımız dikkate alınmayınca dava açmak zorunda kalıyoruz.

 

Hukuku ve yargı kararlarını yok sayan iktidar, açtığımız bu davaları engel olarak görüyor ve rahatsız oluyor. Bu nedenle “iftira, tehdit, hakaret” gibi ülkenin ulaştığı kültür düzeyinin oldukça altında bir söylemle hedef gösteriliyoruz.
Gezi Parkı’nı, Atatürk Kültür Merkezi’ni koruma yönündeki açıklamalarımız; rant ve talan kararları yanında ideolojik dayatmaya karşı bir nitelik taşıdığından, söylemin dozu daha da artıyor.

 

Bizlerden OHAL koşullarında katmerleşen baskı ve şiddet karşısında boyun eğmemiz beklenmesin. İktidarın “karanlık politikaları” karşısında; yaşam değerlerimizi koruyarak, kentlerimizin sağlıklı gelişimini, ülkemizin özgür ve demokratik geleceğini sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

 

 

»Bazı yorumlara göre de, AKM binası, AKP’nin kültür sanatta bir hegemonya kurma arzusunun bir tezahürü… 
İktidar, AKM ve Taksim Meydanı üzerinden, kurulan otokratik rejimi ilan etmek istemektedir. 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi ile projenin bitim süresinin ilişkilendirilmesinin anlamı bu.

 

Kamusallığın çökertilmesi, yaşamın bütün alanlarının metalaşması, AVM’ler, gökdelenler, portlar, rezidanslar, şehir hastaneleri gibi özelleştirme destekli mekân örgütlenmeleri ile kuralsız yürütülmektedir. Bu süreç “otoriter muhafazakârlık” politikaları ile bütünleştirilmeli.

 

Taksim’de sürekli ilkel “kültür” programların sunulması ve bu programların her gün “yeni bina” ekranından siyasal nutukla desteklenmesi, “Opera” olarak yapılan binanın “kongre merkezi” olarak kullanılması bir gerçek. Taksim Meydanı ve mekânları aracılığı ile toplum üzerinde her anlamda hegemonik bir baskı yaratma gayretinin olacağı anlaşılmaktadır.

 

 

 

 

Kaynak : Birgün

 

5 Yorum
  1. akm yi yıkmak ve şimdi yerine hiç bir toplumsal mutabakat aramadan “yeni akm” yi inşa etmek isteyenler ne kadar problemli ise, on senedir bu süreci saçma sapan gerekçelerle iktidara malzeme verecek itiraz ve durdurmalar ile kilitleyen, bu hale sokanlarda Eyüp efendi gibi aslında beş on kişiyi geçmeyen ama arkasında sanatçılar, mimarlar odası şeklinde etiketler kullanan sizlersiniz. bir ara bildiğim kadarıyla restorasyon için hazırlanan proje içinde dükkan var, çatıda lokanta var diye durdurma almıştınız, “büyük bir zafer” ile. iktidar da akm yi restore edemiyor diye bir üzülmüş bir üzülmüştü ki yürek dayanmaz. iktidarın akm yi yok etme, şehri operasız, tiyatrosuz bırakmasını kimse savunamaz, belki de istedikleri buydu. ancak bu zihniyete bütün faydalı zemini sunanlar Eyüp efendi gibiler oldu. şimdi yine hepimize onlar akıl veriyor gördüğünüz gibi.

    necdet yılmaz | 13 November 2017

  2. Haksızlık yapmayalım ama on yıldır hep aynı şeyi söylüyorlar, söylemleri değişmedi. Yıkılmasın diyorlar.

    Kemal Çelik | 13 November 2017

  3. Bakın işte 2019 a yatırım AKM projesi halka ve yandaş sanatçılara sunuldu. Bir küfür, kötüleme kıyamet, niyeti anlamamak imkansız. Bu işin o tarafı. Bu tarafındaki cazgırlar için şimdi sırası değil, manipülasyona açık konu girmeyelim. Bir söz var hani, klavuzu diyorum karga olanın burnu pislikten kurtulmazmış. Yönetemedikleri sürecin hiç başından kalkmıyorlar sahiden.

    Cemal Kozlu | 13 November 2017

  4. laf laf laf.

    süreyya | 14 November 2017

  5. yaşadığımız günler malum, normal bir şey kalmadı her şey olağan üstü. vandallık yönetim biçimi oldu. onlara karşı durulmalı. beyefendinin söyledikleri içinde doğrularda var elbette ama çok egzejere edilmiş cümleler de var söyleşide. bu mimar odasına o kadar da yakışmıyor, bayatladı gibi sanki. bu bir tezdir netice itibariyle ve yıllarca tezinizi bu şekilde müdafa edebilirsiniz, stratejiniz ve söylemleriniz buna göredir. kabul tabi ne diyebiliriz, bu sizin performansınız, öyle değişebilecek şeyler değil bu uslup. bu gibi meseleler olduğunda sizlere soru yöneltip sizlerin fikirlerini alıyorlar. ancak bizi heyecanlandıran, yeni bir pozisyona sevk eden, bizi aydınlatan bilgi eksik gibi geliyor bana anlatımlarınızda. pırıltı yok, sizin söylediklerinizi okuduğumuzda hiç bir şeyi daha iyi görmüş olamıyoruz.

    eda naz köksal | 17 November 2017


Yorum yazmak için


Geçtiğimiz Ağustos ayında Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından ‘Tabiat Anıtı’ ilan edilen deniz kıyısındaki lav kayalıklarını turizme açmak için proje hazırlandı. Projeye göre Güzelcehisar kumsalından lav kayalıklarına uzanan 3 metre genişliğinde, 850 metre uzunluğunda demir platform üzerinde yükselecek bir yol yapılıyor. Kıyıda 290 metrekare seyir terası ve aynı ölçüde bir festival alanıyla 70 metrekarelik [...]
ARŞİV
Subscribe