Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Kemal Kurdaş’ın Anısına Saygıyla…
Share 13 September 2017

Bu yıl, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) rektörlerinden Kemal Kurdaş’ı kaybedişimizin beşinci yılı; sayın Kurdaş’ı 19 Nisan 2011’de sonsuzluğa uğurlamıştık. Kemal Kurdaş Mülkiye’nin 1943 mezunlarındandır. Sayın Kurdaş; çalışma yaşamına Maliye Teftiş Heyetinde müfettiş muavini olarak ismailhakkıbaşlıyor, Hazine Genel Müdür Yardımcılığı yapıyor, IMF’de görev alıyor, 1960’ta Kurucu Meclis üyeliği ve Maliye Bakanlığı yapıyor. 1961 Kasımında, Maliye Bakanlığından ayrılarak ODTÜ rektörlüğü görevini üstleniyor ve bu görevi 1969 Kasımına kadar kesintisiz sekiz yıl yürütüyor.

 

 

 

 

Kemal Kurdaş’ın bu kısa özgeçmişinden parlak bir çalışma hayatı olduğu anlaşılıyor. Ancak 35 yılı aşkın bir süredir Ankara’da yaşayan birisi olarak beni en çok ilgilendiren, Sayın Kurdaş’ın 1961-1969 tarihleri arasında yürüttüğü ODTÜ rektörlüğü döneminde yaptığı ağaçlandırma çalışmalarıdır. ODTܒnün kuruluş yılları, yalnızca başta mezunları olmak üzere tüm ilgili ve bilgililerin haklı gurur kaynağı olan bir bilim yuvasının temellerinin atıldığı yıllar değil, aynı zamanda Ankara’ya milyonlarca fidan dikilerek bugün itibariyle, park ve bahçeler hariç, 3100 hektara[1] ulaşan ODTÜ ormanlarının tohumlarının da atıldığı yıllar olmuştur. Ankara ilinde –bütün ilçeler dâhil- halen plantasyon orman (doğal olmayan- sonradan dikilen) toplamının 26.008 hektar[2] olduğu dikkate alınırsa, ODTÜ ormanlarının yeri ve önemi daha iyi anlaşılacaktır.

 

 

 

Rektörün bu ağaçlandırma çalışmalarına nasıl öncülük ettiğini o dönemde ODTܒde öğrencilik yapmış olanlardan sıklıkla dinlemişimdir. Kemal Beyin sabahın erken saatlerinde gelerek, barakalarda uyuyan öğrencileri bizzat uyandırıp ağaçlandırma çalışmalarına katılmalarını sağladığı, anlatılanlardan aklımda kalanların başında gelir.

 

 

İlk Ağaç Dikme Bayramı 3 Aralık 1961 Pazar günü yapılıyor. Kurdaş, “ODTÜ Yıllarım” isimli kitabında (Ankara, 2014, Sf.123-124), o gün için şunları yazıyor: “Töreni kısa bir konuşma ile açtım. Özetle söylediğim şu idi: ‘Ecdadımız, babalarımız ve bizim kendi kuşaklarımız Anadolu doğasını çok yıprattık, tahrip ettik. Artık tehlike çanları çalıyor. Gideceğimiz başka bir yurt odtüormanda yok. Bu toprakları yeniden kazanmak zorundayız. Biz kendi hesabımıza arazimizi baştan aşağı bir ormanla örterek görevimizi yapacağız. Başkalarına da örnek olmaya çalışacağız. Bugün bu göreve başlıyoruz. Toprağımıza ilk kazmayı vuruyoruz. İlk fidanları dikiyoruz.’ Konuşmamdan sonra törene gelenler birer kürek veya çapa kapıp etrafa dağıldılar. Törene katılan çok, dikilecek ağaç adedi nispeten az. Ben de ilk defa ayağıma çizmeyi geçirmişim ağaç dikiyorum. Daha doğrusu ilk defa ağaç dikmeyi öğreniyorum.”

 

 

 

 

Ağaçlandırma çalışmalarının, ODTÜ ile Orman Genel Müdürlüğü arasında yapılan Protokolde öngörülen süreden önce bitirilmesi, işin nasıl bir gayretle yürütüldüğünün en güzel göstergesi. Arazinin yapısının ve ekipman eksikliğinin bir dizi zorluklar çıkardığı anlaşılıyor. Ağaçlandırma çalışmalarına genç bir orman muhafaza memuru olarak katılan Hüseyin Tek[3]’den, dikim alanlarının su kaynaklarına uzak olduğunu, çalışanların susadıkça bu çeşmelere gidip gelmekle zaman ve enerji kaybettiğini; bir ziyareti sırasında, zamanın başbakanı İsmet İnönü’nün bu durumu görüp araziye dağıtılmak üzere su tankerleri getirtilmesini sağladığını öğreniyoruz. Bu arada, İsmet Paşa’nın ODTܒnün ağaçlandırılması çalışmalarıyla yakından ilgilendiğini, sık sık bölgeyi ziyaret ettiğini, bu ziyaretlerinde çalışanlarla sohbet edip şakalaştığını, başta zamanın Ankara Orman İşletme Müdürü Mustafa Bey olmak üzere görevlileri ağaçların Türkçe ve Lâtince adları konusunda muzipçe imtihan ettiğini de öğreniyoruz. Yeri gelmişken, ağaçlandırmada Rektöre destek olan, adlarını sayamayacağımız çok sayıda çalışan olduğundan, bunlar arasında ağaçlandırma ekibinin başı olan Dr. Alaattin Egemen’den ayrıca söz etmeliyiz.

 

 

Kemal Kurdaş’ın öncülüğünde 1960’lı yıllarda Ankara’da yapılanları, Atatürk Orman Çiftliği’ni saymazsak, Cumhuriyet döneminin en büyük ağaçlandırma projesi olarak görüyorum. ODTܒden sonra kurulan bazı üniversiteler örneğin Hacettepe Üniversitesi de bu çizgiyi izleyerek başarılı ağaçlandırma örnekleri vermiştir. Yine yeri gelmişken, buraya, ODTÜ ormanları için hazırlanan fidanlardan Erzurum’a, Atatürk Üniversitesine gönderildiğini, orada da küçük de olsa bir ağaçlık yaratıldığı bilgisini ekleyelim.

 

 

Ben, doğa yürüyüşleri çerçevesinde, sözünü ettiğim ODTÜ ormanlarının hemen hemen tamamını yalnız ya da arkadaşlarımla birlikte dolaştım. Bu yürüyüşlerde bozkırın ortasındaki bir kentin merkezinde, bir saati aşkın süreyle, betondan, egzoz dumanından uzak, oldukça zengin ağaç türleri ve tilki, tavşan, kaplumbağa başta olmak üzere bir dizi hayvanla baş başa yürünebileceğini şaşırarak gördüm. Hemen her Ankaralının bildiği, etrafını dolaşan 10.5 kilometrelik yürüyüş yoluyla; Oran’dan inişi kolay, çıkışı oldukça zorlu yürüyüş parkurlarıyla Eymir’i bir yana koyup, size ODTÜ ormanlarındaki iki yürüyüş güzergâhından söz edeceğim.

 

 

Birincisi, ODTÜ merkez kampusundaki spor salonlarının önünden başlayarak birden çok yolla 30-35 dakikada Yalıncak Köyü kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Bölgede ağırlıklı olarak karaçam, sedir; vadiciklerde, su kenarlarında kavak, söğüt, karaağaç vb. var. Köyün ayakta kalan tek varlığı olan çeşmesinde mola verip, sağ taraftan önce iniş, sonra çıkış ve sonra tekrar inişle ODTÜ Göletine, oradan da çok yumuşak bir inişle “DEVRİM”in üst kenarından merkeze gelebilirsiniz. Daha uzun yürümek isterseniz, Yalıncak çeşmesinin arkasından tırmanarak yaklaşık 30 dakikada zirvenin hemen altındaki (Türk Telekom’un uzaktan da görülen tuğla renkli binasının alt tarafı) bir diğer su kaynağına varıp, gelinen istikametten ama tercihen farklı patikaların birinden spor salonlarının önüne gelebilirsiniz. Anlattığım bu parkurların bölgede yürüyen çoğu kişi tarafından bilindiğini sanıyorum.

 

 

İkinci olarak, ODTÜ ormanlarının az bilindiğini düşündüğüm ve tesadüfen “keşfettiğim” bir bölümünü anlatacağım. İncek’te, karayolu ile TED Koleji arasındaki vadide uzaktan yeterince görülemeyen ormanlık alan gerçek bir “saklı cennet”tir. Vadi tabanına karayolundan ayrılan patikadan kolayca ya da TED’in yanındaki ormanlık alandan keyifli bir zorlukla inebilirsiniz. Vadi tabanının başında olduğunuzu önünüze çıkan tel örgü ile çevrili bir kulübeden ve bu kulübenin hemen yakınındaki bir kamyonet kalıntısından anlayabilirsiniz. Vadi boyunca yaklaşık 20-25 dakikalık bir yürüyüşle Konya yoluna ulaşıyorsunuz. Vadi tabanında iğne yapraklıların yanı sıra artan oranda yayvan yapraklılara (badem, meşe, yabani kavak ve yine yabani olduğunu zannettiğim erik, zerdali, elma, armut) rastlıyorsunuz. Geriye dönüş aynı yoldan yapılabileceği gibi; yolun sonundan sağa sapılarak, ormanın kenarındaki ağaçsız bölgeden kısa ama dik bir tırmanışla tepeye ulaşıp, yeniden ormanlık alana girerek başlangıç bölgesine gelinebilir.

 

 

Sayın Kurdaş’ın sonsuzluğa göçüşünün beşinci yılı bana bunları hatırlattı. Sizlerle paylaşmak istedim. Bunu yapmamın bir nedeni de sağlığında Ankara’ya davet edilerek (İstanbul’da yaşıyordu) kentimize kazandırdığı akciğerlere minnet duygularımızı göstermek üzere, kendisine yakışır bir törenle, “Kent Nişanı” ya da benzeri bir şeyin, bildiğim kadarıyla, takdim edilmemiş olmasının bende yarattığı üzüntüdür. Bu düşüncemi zaman zaman tanıdığım ilgililere iletmişimdir. Ancak ne yazık ki, yaşadığımız kentin yönetimine hâkim anlayış bu noktanın çok uzağında…

 

 

Bu yıl da 19 Nisana denk gelen haftada Kemal Kurdaş’ı anmak için muhakkak törenler yapılacaktır. Beşinci yıl törenlerinin bir bölümünün Yalıncak Köyü çeşmesi başında iki büyük dut ağacının altında yapılmasını, ODTÜ merkezden oraya kadar yürünerek gidilmesini ve yaratılmasında bir numaralı rolü oynadığı ormanların ortasında bu değerli insanı yâd ederek, eserini nasıl koruyup geliştirebileceğimizi konuşarak, tartışarak anmayı öneriyorum. ODTÜ Mezunları Derneği ve Mülkiyeliler Birliği yönetimlerinden de bu önerime destek talep ediyorum.

 

 

Kızılderililer bir insanın fiziki olarak öldüğü gün değil, adının en son anıldığı gün öldüğünü söylerlermiş. Sayın Kurdaş’ın adının Ankara’da yaşayanlarca çok uzun yıllar boyunca anılacağını düşünüyorum. Ancak, günün birinde insanlar unutsa, bilen hiç kimse kalmasa bile, Ahlatlıbel’in iki yakasındaki milyonlarca ağacın, hayvanın, börtü böceğin Kemal Kurdaş adını şükranla birbirlerine fısıldamaya devam edeceğine inanıyorum.

 

 

 

 

[1] ODTÜ Ağaçlandırma ve Çevre Düzenleme Müdürlüğü verilerinden alınmıştır.

[2] Orman Genel Müdürlüğü verilerinden alınmıştır.

[3] Emekli ormancı, Mavi Ladin Fidanlığı, İvedik Yolu, Anadolu Bulvarı, Ankara

[4] Bu bilgi fidanları Erzurum’a götüren öğrenci grubunun içinde yer alan Aykut Toros’tan (Prof. Dr., Yeditepe Ün.) alınmıştır. Ayrıca, Kemal Kurdaş’ın yukarıda belirtilen kitabında da teyit edilmektedir.

 

 

 

Kaynak : mulkiyehaber.net

1 Yorum
  1. İnanılmaz bir insan ve yarattığı efsane bugün yok edilmek isteniyor. Ama bu o kadar da kolay olmayacak.

    Serap Kunter | 15 September 2017


Yorum yazmak için


Tasarım: Charles Cunniffe Architects               Bu kumtaşı duvar, Roaring Fork nehri ile paraleldir ve karşı eksen üzerinde yan yana duran taş duvarı kesintisiz olarak devam eder. Cesur şekillerdeki cam, taş, Resysta paneller ve sıva dıştaki nehrin manzaraları ve seslerinin her odadan algılanmasını sağlar. Dikkatle yerleştirilen çalıştırılabilir hendeğin pencereleri pasif [...]
ARŞİV
Subscribe