Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Mario Botta
Share 5 January 2017

1943 yılında İsviçre’nın Mendrisio kentinde doğan Mario Botta;ünlü bir mimar. Öğrencilik hayatı boyunca sürekli okuldan nefret ettiğini dile getiren Botta 15 yaşında iken verdiği kararla okuldan ayrıldı ve Carloni and Camenish mimari bürosunda teknik ressam olarak işe başladı. Bir çok eğitim almadan uygulama ile mimarlık hayatına adım atan çırak olarak girdiği bu işte kendisini yetiştirdi. İlk mimari proje ile donanımla hazırlandığında ise sadece 18 yaşında idi. Mimarlığın heyecan dolu bir meslek olduğunu hisseden ve bunu birebir yaşayan Botta eğitim hayatına tekrar dönerek 1961 yılında Milano’da sanat okumaya başladı.

 

 

 

 

Dikkat bozukluğundan kaynaklanan problemlerden ötürü hiç bir zaman iyi ve çalışkan bir öğrenci olamadı fakat, azmi sayesinde Venedik Mimarlık Enstitüsü’nde mimarlık okumaya başladı. 1969 yılına kadar Venedik’te kalan ünlü mimar Le Corbusier, Louis Kahn gibi mimarlık bağlamında önde gelen isimlerle tanışma fırsatı buldu. Mimarlık camiasının ünlü mimarlarından Carlo Scarpa ona tez hocalığı yaptı ve diğer tüm ustalardan dersler aldı.

 

 

Dönemin ünlü mimarlarının tüm tasarımlarını takip ederek kendine has bir stil yaratmayı başardı. İlk dönemlerde etkisi altında kaldığı mimarların çizgilerini taklit eden Botta var olan çevre ile yapının kuracağı birlikteliğe dikkat ederek kendini soyutladı. Felsefe olarak ‘arazi üzerine inşa etmek değil araziyi inşa etmek’ yorumunu mimarlık hayatı boyunca edindi.

 

 

Mezun olduktan sonra 1971 yılında ilk imzasını taşıyan İsviçre’de özel bir konut tasarladı. Mimar olarak çizdiği tüm binaların yanı sıra endüstriyel ürün tasarımcısı olarak da tanındı.

 

 

İsviçre, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Japonya ve ABD gibi dünyanın bir çok ülkesinde projeleri bulunan, ayrıca endüstri tasarımı konusunda da çalışmalar yapmış olan Botta, 20.yüzyıl mimarlığının duayenlerinden olmayı başardı.

 

 

Işık gölge oyunlarını kullandığı pek çok tasarım yapan mimar,günümüzde hala Amerika’daki çeşitli mimarlık okullarında eğitmenlik yapıyor.

 

 

Önemli Eserleri:

 

 

  • Massagno’daki Robbiani Evi (1979-1981),
  • Stabio’daki yuvarlık planlı ev (1980-1982, Casa Rotorda),
  • Rugano’daki Ransila I.S.A İş Merkezi (1981-1985),
  • San Giovanni Battista Kilisesi/ İsviçre,
  • Diriliş Katedrali/ Fransa,
  • Petra Bağevi Suvereto/İtalya,
  • San Francisco Modern Sanat Müzesi/ ABD
  • La Fortezza Maastricht, 1991-1999

 

 

                                        San Francisco Modern Sanat Müzesi, ABD.

 

 

                                        Petra şarapevi, İtalya. Merdivenin sonunda bağlara bakan bir teras bulunuyor.

 

 

                               San Giovanni Battista kilisesi, küçük bir dağ kasabasında çığ sonucu yok olmuş tarihi kilisenin yerine yapılmış.

 

 

1992-96 arasında inşa edilen Santa Maria Degli Angeli şapelinin odağında, eşsiz dağ manzarasına açılan bir balkon bulunuyor.

 

 

                                        Le Residenze di Via Campari. Sesto San Giovanni.

 

 

Mimar, hayranı olduğu Roma’daki Borromini’nin San Carlo alle Quattro Fontane Kilisesi’nin kesit modelini, bire bir boyda Lugano gölünün yanıbaşına yerleştirmiş.

 

 

                                        Petra Şarapevi. Suvereto, Tuscany, Italy [Val di…

 

 

İtalya’daki Campari merkez binası, mevcut eski fabrika binasının kalıntıları üzerine yapılan güncel formlu eklemelerle şekillenmiş.

 

                                        Santo Valto Kilisesi, Torino, İtalya.

 

 

                                         Santo Valto Kilisesi, Torino, İtalya.

 

 

                                        Every Katedrali

 

 

                                        Evry Katedrali, Evry, Fransa.

 

 

Eserleri ve Ödülleri

 

 

Eserleri uluslararası saygın ve önemli ödüller kazanmıştır: San Francisco Modern Sanatlar Müzesi AIA Tasarımda Mükemmellik Liyakat Ödülü; IAA Annual Prix 2005, Kyobo Kulesi ile Bulgaristan/Sofya Uluslararası Mimarlık Akademisi; Uluslararası Mimarlık Ödülü, Chicago Athenaeum Mimari ve Tasarım Müzesi ve Milano’da Theatre alla Scala’nın yeniden yapılandırılması vesilesiyle “Avrupa Birliği Kültürel Miras Ödülü Europa Nostra”, Lahey) ve eserleri pek çok sergide sergilenmiştir.

 

 

SFMoMA, Mario Botta’nın Çağdaş Anıtı

 

 

 

Aydan Hacaloğlu İlter

 

 

İnci Ilgın Müstecaplıoğlu

 

 

İsviçre, Luganolu mimar Mario Botta’nın ABD’deki anıtsal görünümdeki ilk binası San Francisco Modern Sanatlar Müzesi (SFMoMA), 1995 yılının Ocak ayında halka açılmış ve o tarihten günümüze sanat ve mimarlık eleştirmenleri için çekici bir kaynak haline gelmiştir. Bina bugün ABD’ndeki ikinci büyük modern sanatlar müzesi konumundadır.

 

 

 

 

Daha önce Beaux-Arts üslubundaki War Memorial Veterans binası içinde yer alan müzenin yerinin değiştirilmesine karar verilmiş ve yeni yer için iş merkezleri ve kültürel kurumların yoğun olarak bulunduğu Market Street’in güney bölümü uygun bulunmuş. Müzenin tasarlanması sırasında yakın çevresinde bulunan halka açık Moscone Convention Center ve Yerba Buena Gardens ile çevresel uyumu sağlanarak kültürel ve sanatsal işlevi daha da güçlendirilmiş. Toplam 20.902 m2’yi kapsayan müzenin inşasında Botta, Helmuth Obata & Kassabaum firması ile işbirliği yapmış. Binanın maliyeti için 85 milyon dolar vakıflar tarafından, geri kalan kısmı ise özel bağışlarla beş yıl içinde toplanmış.

 

 

 

 

Müzenin yakın çevresinde gökdelenlerin bulunması bu yapılarla doğru rekabetten kaçınmakla beraber güçlü bir imaj yaratılmasında önemli bir neden olmuş. Botta müzeyi tasarlarken üç belirgin hedef saptamış. Doğal ışıktan yararlanmak, dış görünümde bütünsel bir etki yaratmak ve koruyucu maskeyi andıran yalın bir yapı formu ile ziyaretçileri içeri girmeye yüreklendirmek.

 

 

Müzenin dış kabuğu kütlesel ve kademeli olarak geriye doğru yükselerek merkezindeki silindirik kuleye ulaşan yatay yönlü dikdörtgen bir formdan oluşuyor. İçinde, karşıdan bakıldığında daire etkisi yaratan gök penceresini barındıran eliptik kesimli silindirik kule, merkez atrium-avludaki resepsiyon ve dolaşımı sağlayan merdivenlerin doğal ışıktan yararlanmasını sağlıyor. Silindirik kulede malzeme olarak ışınsal dağılımlı ve ritmik dizilimli siyah ve beyaz granit, dış kabukta ise çoğunlukla kırsal yapı malzemesi olarak tercih edilen Siena tuğla kullanılmış. Botta silindirik kuleyi yüzünü kente dönmüş kafaya benzetiyor. Yapıda fazla renk ve malzeme kullanmayışını ise, “dünya renk ve malzeme ile dolu, onların yokluğunda ise şiirsellik var. Renk ve malzemeyi sağlayan ben değilim güneş ve ziyaretçiler” şeklinde yorumluyor.

 

 

Müzenin özgün projesinde silindirik kulenin çevresine ağaç dikilmesi düşünülmüş, ancak bakımının zor olacağı düşüncesi ile bu fikirden vazgeçilmiş. Ağaç ve silindirik kule Botta’nın daha önceki proje ve uygulamalarında da var. Fransa’daki Evry Katedrali, Palermo’daki medya merkezi ve İsviçre’deki Bellinzona telekomünikasyon merkezi de silindirik kule ve ağaç unsurları taşıyor. SFMoMA’daki çizgisel granit kullanımı ve silindirik kule fikri Botta’nın uygulanmayan Palermo medya merkezinden, yalın geometrik form fikri ise daha önce tasarlamış olduğu Ticino evlerinin büyük ölçeğe çıkarılması fikrinden aktarılmış.

 

 

Dış yapının yoğun kütlesel ve kapalı formundan sonra ziyaretçiler giriş-atrium bölümünde siyah, gri ve beyaz tonların hakim olduğu büyük bir boşluğun etki alanına giriyorlar. Giriş kapısı müzeyi simetrik olarak bölen merkez aksın üzerinde ve bu konumu ile ziyaretçileri doğrudan resepsiyon ve merdivenlere yönlendiriyor. Resepsiyon çevresinde bulunan dairesel kolanlar yukarıya doğru serbestçe uzanarak merkezdeki silindirik etkiyi daha belirgin hale getiriyorlar. Giriş-resepsiyon bölümü ve büyük merdivenin duvarlarında, mat ve parlak siyah granit yatay yönde ritmik bir düzen içinde döşenmiş.Zeminde de devam eden aynı ritmik düzen duvar yüzeyleri ile birleşince, hacimde zemine doğru bir çekim kuvveti yaratıyor. Aynı mekan içinde malzeme ve form ile yaratılan zemine doğru çekim atrium ve gök penceresi ile yaratılan uçuculuk hissi çarpıcı bir kontrast denge getirmiş. Silindirik kule ile katları birbirine bağlı metal konstrüksiyon köprü müzenin en etkileyici bölümlerinden biri.Köprü yarı geçirgen dokusu ile ziyaretçilerin geçerken dört katı birden algılamalarına neden oluyor. Bir yandan eliptik kesimli silindirik kulenin gök penceresinden yansıyan gün ışığı ve gökyüzü görüntüsü, bir yandan ayaklarının altındaki şeffaflık, ziyaretçilere sanat eserlerini görme heyecanı yanı sıra cesaret denemesi bakımından ayrı bir heyecan tattırıyor.

 

 

 

 

Yapıda başlangıçta amaçlandığı gibi doğal ışıktan olabildiğince yararlanılmış. Ziyaretçiler doğal ışığın eşliğinde merkez atrium-avlunun arkasındaki büyük merdivenlerden katlara dağılıyorlar. İlk katta sürekli koleksiyonlar bulunuyor, bu alanda ayrıca mimari ve tasarım örnekleri için de bir galeri ayrılmış.İkinci katta fotoğraf ve kağıt üzerine yapılmış işler sergileniyor. Üçüncü ve dördüncü katlar geçici sergiler ve diğer müzelerin sürekli eserlerinin sergilendiği alanlar olarak belirlenmiş. Müzenin galeri kullanım alanları eski müzenin iki katı büyüklüğünde. Binanın arka bölümü olası gereksinim karşısında genişletilmeye uygun olarak tasarlanmış. Zemin katındaki oditoryum, 280 kişilik kapasitesi ile tiyatro, film gösterisi, seminerler gibi çeşitli etkinliklere olanak sağlamakta. Bu katta aynı zamanda atölye, 100 kişilik sınıf, kitabevi, kafe ve sanat eserleri için gerekli ısı ve nem kontrolünün sağlandığı makine odası bulunmakta. SFMoMA ayrıca 20. yüzyıl sanat eserlerini koruma konusundaki çalışmaları ile de önder konumda.
Botta’nın Amerika’daki bu ilk uygulaması yalın ve masif formuyla bulunduğu çevrenin geleneksel dokusu ile oluşturduğu kontrast bakımından birçok eleştirilere hedef olmuş. Daha önceki uygulamalarına oranla müzenin kentle uyumunun eksik olduğu görüşünde olanlar mimarın Tokyo Sanat Galerisi’nde de silindirik kule ve keskin formlar kullandığı, ancak sonuç formun çevre dokusu ile uyumunun çok daha olumlu olduğu, Lugano’daki silindirik ofis binasının da çevre yapılarla renk ve karakter bütünlüğü sağladığı gibi karşılaştırmalı yorumlar getiriyorlar ve müzenin form, malzeme ve konum bakımından çevre dokusu ile bütünleşmediğinden söz ediyorlar. Ancak müze ile ilgili olumlu yorumlar tutucu olanlarından daha fazla; örneğin mimari eleştirmen Allan Temko, San Francisco Focus’un 1995 Ocak sayısında SFMoMA için “sıra dışı, görkemli mükemmel, teknik açıdan kusursuz ve çağımızın en iyi müze yapılarından biri” tanımını yapmış.

 

 

 

 

Kaynaklar: İç Mimari Tasarım Vikipedi
www.bms.com.tr
www.boyutmedya.com

 

4 Yorum
  1. Müthiş bir mimarlık yaratıcısı, emekçisi, kültür biriktiricisi ve dönüştürücüsü bence.

    Cenap Akgül | 5 January 2017

  2. çağımızın en büyüklerinden…

    Nilüfer İnce | 9 January 2017

  3. Masif cephelerde, malzeme olarak tuğla ve asal geometrinin uygulamasında üzerine yok diye düşünmüşümdür hep.

    Neriman Gürsel | 10 January 2017

  4. bir dev, bir çınar, mimarlık ağacı…

    mehmet otuz | 24 January 2017


Yorum yazmak için


  1935 Yılında İller Bankası Proje Müsabakası ile elde edilen Seyfi Arkan tarafından tasarlanan İller Bankası B…inası 16 Haziran gecesi Ankara Büyükşehir Belediyesi ekiplerince yıkıldı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, binanın mülk sahibinin talebiyle Hergelen Meydanı’na yapılan camiye meydan kazandırmak(!) amacıyla yıkıldığını söyledi. Ankara 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun binanın yıkılarak caminin [...]
ARŞİV
Subscribe