Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİNDE DİPLOMA PROJESİ: İSTANBUL İÇİN BİR HAVALİMANI
Share 6 October 2016

Yeni Yüzyıl Üniversitesinde bir diploma projesi

Yılmaz Kuyumcu Orhun Alkan atölyesi

 

 

Ülkemizin ve İstanbul’un en önemli sorunlarının başında planlama sorunları gelmektedir. Planlamanın gerçek uygulamalarda disiplini içinde ve konunu uzmanları tarafından yapılmaması, kentlerimizin büyük köylere  benzemesinin baş nedenidir. DP’den bu yana “planlama” kendilerini seçildikleri zaman tek yetkili görmek isteyen politikacıların ve kısa yoldan zenginleşmek isteyenlerin karşı çıktıkları ancak bedelini kendilerinin değil toplumun ödediği bir kavramdır.

 

Bunun eksikliğinde ise büyüklükleri, mesafeleri ve maliyetleriyle akla ve cebe aykırı köprüler, kentin gereksinimlerinden çok oy depolarına hizmet götürmeyi amaçlayan, bu arada müteahit zengin eden yollar, metrolar… Planlama eksikliğinin bedelini vergisiyle, zamanıyla, israfıyla ödeyen insanlarımız.  

Boğaz geçişine metro yapanların kendilerine oy vermeyen ilçeler yararlanacak diyerek yıllardır bağlantı hatlarını tamamlamamaları; kentin ulaşım sorununu kökten çözecek metro hatları yerine yandaşların gecekondu semtlerine metrolar döşemeleri buna kanıttır. Tüm yatırımlar artık kentin gereksinimlerine göre değil, “duygusal hesaplara” göre yapılmaktadır.

 

Günümüz İstanbul’unda tüm bu akıl dışılıkların arasında bir de nereden  çıktığı anlaşılamayan akla aykırı bir havalimanı projesi var.

Önceleri 140 milyon yolcuya hizmet vereceği söylenirken şimdilerde yıllık kapasitesi 200 milyon yolcuya çıkan bir havalimanı. Halbuki  90 milyon yolcudan sonra, güvenlik nedeniyle yapılacak hava limanının en az 50 kilometre mesafeye yapılması gerekmekte. Kente tam elli kilometre mesafede, kömür çukurlarının içinde, Karadeniz’in fırtınalarına açık, kuşların göç yolları üstünde…

Ayrıca eğer ilan edilen maliyeti doğru ise; (20-25 milyar Euro’lardan söz ediliyor) ki bu bizim havalimanımızı dünyanın en pahallı  hava limanı yapar. Bu da işin diğer kısmı.

Dünya ekonomisinin merkezi olan kentlerde bile 90 milyon yolcu sınırı aşılmaz iken bizim 200 milyon yolcuyu nereden bulacağımız ayrı bir konu. Son olarak yolcu bulmanın şartı Avrupa-Amerika uçuşlarını İstanbul’a yönlendirmek. Ancak Avrupa’dan Amerika’ya gidecek bir yolcunun önce 2500 kilometre yapıp İstanbul’a geleceğini, sonra tekrar 2500 kilometre yapıp geldiği yere döneceği buradan da 5000 kilometre daha yapıp ABD’ye uçacağı düşünülüyor ki akla ziyan.

Geriye Asya ve kısmen Afrika hatları kalıyor.

Özetlersek: bu hava limanı ile ilgili eleştiriler:

 

            .Çevre felaketlerine neden olması ve bunun devam edeceği,

 

            .Yer olarak havalimanına uygun olmaması,

 

            .Kentin merkezlerine çok uzak kalması ve yüksek ulaşım maliyetleri gerektirmesi,

 

            .Kentin kuzeye doğru doğal kaynakları yok ederek yayılacak olması bunun sonucunda hem çevre, hem ulaşım, hem de kent planlaması açılarından  büyük sakıncalar getirmesini ileri sürüyorlar.

 

Buna karşılık havalimanını savunanlar üçüncü hava limanının tüm dünyayı kıskandıracak ve hatta “Almanları korkutacak” özellikleri olduğunu söylüyor ve yazıyorlar. Fizibilite ve karşı fizibilite raporlarını tarafsız bir gözle karşılaştırıldığında ise durumun anormalliği kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Tıpkı İstanbul trafiğini hafifleteceği iddia edilen YSS köprüsünün tam tersine trafiği daha da güçleştirmesi gibi. Bu filmin sonu da -aktörler de tanıdık- şimdiden belli. Devlet garantisi, devlet bankaları ağırlıklı kredi, firmalar…

 

Bu diploma çalışmasında;

            .Havalimanının yeni bir havalimanı yapmak yerine mevcut havalimanı arsalarının (Atatürk ve Sabiha Gökçen) değerlendirilmesiyle istenilen büyüklüğe ulaştırılıp ulaştırılamayacağı,

 

            .Mevcutların sorunlarının; daha büyük havalimanı inşası,  pistlerin yönlerinin değiştirilmesi, ulaşımın tamamlanması, iç işletimin çözümlenmesi sayesinde çok daha ucuz ve etkili çözülmesinin mümkün olup olmadığı sorgulandı.

 

            .Bir havalimanı için tek çatı altı çözümlerinin ya da bunun alternatifi olan gidiş yönüne göre ayrıştırılmış birbirleriyle transit bağlantıları olan çoklu terminal çözümlerinin karşılaştırılmasının yapıldı,

 

            .Aynı gereksinimleri karşılayabilecek ancak hem daha ekonomik hem de kentin doğal kaynaklarını koruyan çözümlere nasıl ulaşılabileceği araştırıldı.

 

Bunun için dünyanın en büyük havalimanlarının programları alındı ve hem Sabiha Gökçen’in hem de Atatürk Havalimanlarının arsalarına uygulandı.

 

 Sonuç:

 

            .Her iki havalimanını arsasının da istenilen kapasiteye ulaşmak için yeterli olduğu görüldü. (Ek pistler ve daha büyük terminal binaları sayesinde.)

 

            .Çok terminalli çözümlerin ve esnek etaplarla ihtiyaç çıktıkça büyümesinin, yolcusuzluktan kapanan havalimanları döneminde daha akılcı olacağı.

 

            .Her iki havalimanın mevcut bağlantılarının da büyümeye uygun olduğu bunun düşük maliyet, kolay ulaşım ve kente asgari tahribatla sağlanabileceği,

 

            .Uçak trafiğinden kaynaklanan sorunların pist yönlerinin değişmesi ile kısmen çözümlenebileceği, zaten hem Atatürk hem de Sabiha Gökçen Havalimanlarının başlangıçtaki  tasarımlarının buna göre sorunları azaltacak ve gelecekte genişlemelere olanak sağlayacak şekilde öngörüyle yapıldığı ortaya çıktı.

Burada sizlere genç mimarlarımızın projelerini sunuyoruz.    İzlemek için resmin üzerine tıklayınız.

 

 

 

4 Yorum
  1. Bu kadar zor bir konuyu diplomada işlemek doğru mu?

    Anonymous | 12 October 2016

  2. Burada ilginç olan devasal bir projenin modüler ve tekrarlanan unsurlara bölünmüş olması ve bunun bir yapım politikası olarak sunulması.

    Anonymous | 13 October 2016

  3. Projeler çok olgun, hazırlayan arkadaşlar ve ekip hocalarını kutlarım.

    Şaban Değirmencioğlu | 29 October 2016

  4. Havaalanı konusu bir okul döneminde öğrenci için çok kapsamlı bir konu. Belli bir başarı düzeyi yakalanmış, çok iyi.

    Doruk Eryılmaz | 30 October 2016


Yorum yazmak için


Tasarım: Bjarke Ingels Group (BIG) Amager Bakke olarak da bilinen CopenHill, Kopenhag’ın dünyanın ilk karbonu olma hedefine uyum sağlayarak hedonistik sürdürülebilirlik kavramını benimseyen, bir kayak pisti, yürüyüş parkuru ve tırmanma duvarı ile bezeli yeni bir atıktan enerji santrali türü olarak açılıyor. CopenHill, sosyal altyapıyı mimari bir dönüm noktasına dönüştüren, kentsel rekreasyon merkezi ve çevre eğitim [...]
ARŞİV
Subscribe