Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Yeni ile Eski Üzerine Alpaslan Ataman ile Söyleşi
Share 29 September 2015


Söyleşiyi Yapan : Mimar Heval Zeliha Yüksel

Mimarlık çok kısıtlı bir zümrenin sınırları içinde konuşulmakta. Artık bir şehrin içinde şehre uyumlu mekan ve yapı yapmak bir hedef olmaktan çıktı. Gösteriş merakı mimaride maalesef çok yaygın. Medyada gördüğü en son ilginç bina, değişik yapılar yapmak isteyen mimarın kendi mimarlık tarihinin başlangıcı olabiliyor. Bu belki de eskiyi bilmemenin veya yok saymanın verdiği bir durumdan ötürü böyle. “Bir Göz Yapıdan Külliyeye” isimli kitabının yazarı usta mimar Alpaslan Ataman bugünlerde GAD Foundation bünyesinde “Mimaride Cetvel Düzeni” isimli kitabının hazırlıklarını tamamlamak üzere. “Yeniyi Eskinin İçinden Çıkarmak” başlıklı yazıda kendisinin görüşlerinden faydalanmıştık. Bu ay Alpaslan Ataman ile bu eskimeyen konuya es verdiğimiz yerden devam edelim istedik…

Heval Zeliha Yüksel: “Yeniyi eskinin içinden çıkarmak lazım, çünkü genellikle eski yeniyi meydana getirecek genlere sahip” bizim sizden öğrendiğimiz bir düşünce kalıbı. Ama pratikte bu nasıl olabilir? Biraz anlatır mısınız?

Alpaslan Ataman: Kısaca “eski”yi anlamakla olur. Yeni ya da modern mimari klasik mimarinin fiziki yapısının soyutlaşmış halidir. Yoksa mekânın yenisi veya eskisi yoktur. Mekân her devirde mekândır. Soyutlama; yeni teknik ve malzeme ile aynı yapı düzenini oluşturmak ve konfor düzenini arttırmaktır.


Heval Zeliha Yüksel:
Peki “eski mimari” ve “yeni mimari” nedir?

Alpaslan Ataman:
Eski mimari, kurallar (kodlar), adaplar yani kalıplardır. Bunların esasını çok fazla değiştirmeden yapılacak ilaveler de “yeni”yi meydana getirir. Bu düzen sonsuz bir gelişmeye açıktır. Buna bir de duyguları katmak lazım. Omurga eskiyse yapılan ilave onu yeni yapar, omurga yani temel disiplin yoksa netice yeni değil başka olur ki sonu nereye varır kestirilemez.

Heval Zeliha Yüksel: Üslubunu devam ettiren ve sonunda şahsi bir karakter oluşturan mimarilerimiz azınlıkta. Bu konuda neler demek istersiniz?

Alpaslan Ataman: Bir arayış içinde olduklarına şüphe yok. Ancak bu arayış bir omurganın üzerine gelecek ilaveler ve nasıl olması gerektiği konusundan ziyade daha çok başka ve değişik bir şekil tasarlamak olduğundan bir yerde altyapısı olmayan her seferinde değişik bir şey yapma kaygısıyla bir üslup oluşturamıyorlar. Amaçları üsluptan ziyade değişik şeyler yapmaktır. Bu yüzden herhangi bir kalıba dayanmıyor. Dolayısıyla devamlılığı olmuyor. Hiçbir bina bir diğerine bir şey vermiyor ve de yapılandan bir şey alamıyor. Dolayısıyla hem eski hem de özellikle yeni gelişme bölgelerindeki mimari, birbirleri ile alakası olmayan tuhaf yapıların yan yana gelmesi olarak özetlenebilir. İşin kötü tarafı baka baka reddetsek de beğenmesek de alışıyoruz ve zamanla kabul ediyoruz, işte yeni mimarinin yeni olmayan alelade ve gelişi güzel olan tarafı bu… Bizde batılılaşma ile birlikte yanlış bir kültür ve mimari anlayış gelişti. Teknik yerine kültür ithal edildi. Batı da aslında kendi mimarilerini geliştire geliştire kesintisiz bir mimari sürecin içine girdiler ancak eskiyi koruyarak ve mevcut duruma intibak edecek bir rasyonel durumu oluşturdular. Bunların içinde yanlış yok mudur, tabi ki vardır, ancak istisnaidir. Genel yaklaşım olarak yeni yapı ile eski yapının yan yana gelişinde bir düzen ve uyum sağlandığını görebiliyoruz. Onları yönlendiren eski 18. ve 19. yüzyıl şehirleri önlerinde dururken, bizde böyle bir örnek maalesef yoktu. Yakılıp yıkılmıştı. 20 yüzyıl başında mevcut olan, birazcık arta kalmış şehri de yıkıp ilave katlar ve değişik şekiller ile şehir olmaktan çıkarttık. Yaşadığımız yer garip inşaatlar yığını ve sözde yeni inşaatlar arasındaki dar sokaklardan oluşan çevre oluştu. Devamlı değişen kaldırım, devamlı değişen cephe, devamlı değişen malzeme, devam değişen… Buna da modern mimari ve modern şehir diyoruz ve de bu adeta bir ideoloji haline geldi. Yani kuralsızlık ve bireysel spekülasyon her şeyin önüne geçti. Esasında buna modern mimari yerine günümüz mimarisi demek daha doğru olur.

H Z Y: Hiç mi yeni bir şey yapılmamalı? Ya da yapılacaksa nasıl yapılmalı sizce?

A A: Öyle şey olur mu? Gayet tabi yapılmalı da “yeni”nin ne olması lazım geldiği üzerinde konuşuyoruz. Burada mühim olan, bir ortak payda üzerinde mimarların bireysel katkıları ile zenginleşen bir şehir; mimarlık ve mekân kültürünün olmasıdır. Tarihten örnek vermek gerekirse; Bramante’yi ya da Brunellesci’yi ya da Sinan’ı anonim bir kalıbın üzerindeki bireysel katkılarıdır. Onları Brunellesci veya Sinan yapan da bu “yeni” tavırlarıdır elbette. Her devirde yapı tipleri mahduttur fakat arsa ve durum farklıdır. İşte bunlar klasik omurgaya yapılan ilavelerin yeni örnekleridir. Bunun bir ileri devrinde de Auguste Perret gibi mimarlar bir kademe daha sadeleştirmiş fakat yine eski ile yeni arasındaki bağı korumuştur. Bu aynı zamanda eskinin aynısı olmadan onunla bir arada bir bütün oluşturarak bir uyum sağlama şeklinde de olabilir.

H Z Y: Konuştuğumuz konuda sizce iyi örnekler var mı? Varsa hangi yapılar?


A A: Var. Auguste Perret’in Le havre şehrinin tasarımı ve uygulamaları, Rafael Moneo’nun Murcia Town Hall’u, Roma Müzesi, Sedat Eldem’in mimarı olduğu Fındıklı’daki Akbank Binası, David Chipperfield’in Neues Müzesi James Simon Gallery, Carmassi’nin San Michele Borgo yapıları, Giorgio Grassi’nin yapıları. Bana göre bu saydığım yapılar, bahse değer eski ile yeni arasında kuvvetli bir bağ kurmuş ve ileriye dönük referanslar oluşturmuş yapılar olarak değerlendirilebilir. Daha da sayabileceğim yüzlerce örnek var ancak yer darlığı yüzünden hepsini sayamıyorum.

H Z Y: Günümüzden örnek verecek olursak; maalesef her stili denemeye çalışan mimarlarımız çoğunlukta. Her mimar değişik tip yapı tasarlayabilir mi?


A A: Özelliği olan yapılarda yoğunlaşmış mimarlar haricinde genel olarak tecrübesi, görgüsü, birikimi ve bilgisi varsa tasarlayabilir.

H Z Y: “Mimaride Cetvel Düzeni” kitap hazırlığınız bitmek üzere. Bu konuda bizi biraz içerik ile ilgili aydınlatabilir misiniz?

A A: “Bir Göz Yapıdan Külliye”ye kitabımda olduğu gibi orada da sadece Osmanlı ustalarının neyi nasıl düşünerek o yapıları oluşturduklarını ve varsa ne gibi kurallar, kalıplar, adaplar uyguladıklarını deşifre etmeye çalıştım. Hiç yorum yapmadım. Sadece onların düşünce dünyasını açığa çıkartmaya çalıştım. “Mimaride Cetvel Düzeni” kitabımda cetvel dediğimiz belirli bir birim yapının, erken devirlerden bugüne kadar yapılmış yapı ve yapı gruplarını nasıl meydana getirdiğini, çeşitliliğin nasıl oluştuğunu ve çeşitli kültürlerin bu cetveli nasıl kullandığını ve nasıl sadeleşerek günümüz mimarisine dönüştürdüğünü yazı ve özellikle çizimlerle anlatıyorum. Bugüne kadar yapılan yapıların inşai tabiatını (genetiğini) deşifre etmek olarak özetleyebilirim.


Teşekkür ederim.


Konu: Alpaslan Ataman ile Söyleşi
Kaynak : İstanbul Art News Gazetesi, Mimarlık Eki, Kasım 2014
Derleyen : Mimar Heval Zeliha Yüksel

3 Yorum
  1. müthiş bilgi dolu bir söyleşi. hazırlayan, yayınlayan ve Alparslan Ataman’a teşekkürler.

    semiha özder | 20 February 2015

  2. İnanılmaz hoş, mimarlık dolu bu söyleşi tasarımcıları yüreklendiriyor.

    Mahmut Şahin | 4 March 2015

  3. Çok özel bir söyleşi. Mimarlık kokan, örnekleriyle ufuk açıcı, çok iyi tespitleri olan bir konuşma.

    Cemal Kozlu | 13 March 2015


Yorum yazmak için


Türkiye çapında yüz bine yakın teknik elemanın katılımıyla gerçekleşen bu eylem, TMMOB’nin yasalarla çizilmek istenen meslek örgütü sınırlarını aşarak, ülkemizdeki emek mücadelesinin ayrılmaz parçası ve toplumsal muhalefetin temel dinamiklerinden birisi olduğunu apaçık ortaya sermiştir.           EMİN KORAMAZ – TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı     Ülkemizin toplumsal mücadeleler tarihinde yer edinmiş hareketler, [...]
ARŞİV
Subscribe