Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Arif Atılgan’la Kentin Hafızası üzerine söyleşi…
Share 22 November 2014

Acıbadem Dergisi’nde Nalan Fidan tarafından yapılmış bu röportaj Kasım 2014 sayısında yer almış, editör ve Arif Atılgan’ın izniyle buraya aktarılmıştır.

Mimdap

Nalan Fidan: Kadıköy’ü ne kadar zamandır dinliyor ve izliyorsunuz?

Arif Atılgan: Kadıköy’ü kendimi bilmeye başladığım 1950 li yılların başlarından itibaren biliyor, izliyorum. O yıllarda Fatih’te oturuyorduk. Kadıköy’de Yeldeğirmeninde yaşayan anneanneme gelirdik. 1957 yılında 9 yaşımda iken Yeldeğirmeni’ne taşınmamızdan itibaren de Kadıköy’ü yaşıyorum.

Haydarpaşa

 
Vapurla Kadıköy veya Haydarpaşa iskelesine gelir oradan Yeldeğirmenine yürürdük. Aslında o yıllarda bugünkü taksilerin yerini tutan paytonlar vardı ama onlara ancak yükümüz varsa binerdik. Kadıköy’e gelmek ferah bir yere gelmek gibi duygu verirdi. Yeldeğirmeni ise yaşadığımız Fatih’en çok farklı idi. Özellikle gayrimüslimlerin yaşaması bana ilginç gelirdi. Zira karşı yakada onlar yoktu. Bir de o yıllarda Avrupa yakasına İstanbul Anadolu yakasına Kadıköy denirdi. Sanırım İstanbul’un tarihi geçmişinden dolayı böyle idi. Zira bilinir ki Bizans, Konstanapolis, İstanbul Avrupa yakasındaki tarihi Suriçi bölgesinin adlarıdır. Bu sebepten Avrupa yakası uzun yıllar İstanbul olarak anılmıştır. 1990 lı yıllardan sonra kent çok büyüyüp kalabalıklaşınca bu isimler unutulmuştur.
Ben sanırım küçüklüğümden beri iyi bir gözlemci imişim. Kentle yaşamla ilgili birçok şeyi hafızama kaydetmişim. Hala da öyleyim.

Nalan Fidan:  Kadıköylü olmak bir ayrıcalıktır denir. Sizin için Kadıköylü olmak neyi ifade ediyor?

Arif Atılgan: Kadıköylü olmanın ayrıcalık olduğu da o yıllara mahsus bir tanımlamadır. Lise, Üniversite ve daha sonra 3 yıl işe olmak üzere toplam 11 yıl Avrupa yakasına gittim geldim. Karşı yakanın trafiği, kalabalığı Kadıköy’de yoktur. Oradakilerin de o yıllarda daima Kadıköy başkadır dediklerine tanık olmuşumdur. Gerçekten de 11 yıl boyunca akşam Kadıköy’de vapurdan indiğimde köyüme, parkıma, bahçeme, mahalleme geldiğimi hissetmişimdir.

Süreyya Sineması

 

Ama Kadıköylülerin kültür, sanat, gelişmişlik açısından olumlu anlamda farklılıklarının somut sebebi de bulunmaktadır. İstanbul’a taşradan gelenler o yıllarda otobüs garajlarının bulunduğu Topkapı’ya ilk olarak ayak basarlardı. Dolayısıyla taşradan gelenlerin ilk yerleştikleri bölgeler de genellikle Avrupa yakasında olurdu. Onlar orada kentte yaşamayı öğrenirler yani ilk kentli olma stajlarını yaparlardı. O yıllarda Anadolu yakası daha çok sayfiye yeri olduğundan Avrupa yakasındaki işyerlerine uzak olması açısından sapa ama yaşamın ucuz olduğu bir bölge idi. Bir süre sonra daha ucuz yaşamak isteyen insanlar sapa olmasını göze alarak Kadıköy’e taşınmışlardı. Bu insanların en önemli özellikleri kentli olma stajını Avrupa yakasında tamamlamış olmaları idi. Bu sebepten olsa gerek karşı yakadakilerden daha kentli kişilikleri bulunmakta idi. Kadıköylü olmanın ayrıcalığı buradan geliyor bence.

N. F.: Bir Kadıköylü ve bir mimar olarak, Kadıköy’de sizi en çok etkileyen nelerdir? Kadıköy civarında en sevdiğiniz yer neresi?

A.A: Kadıköy’de en çok etkilendiğim şey mahalle ve semtlerin varlığı idi. Bugün artık kaybolmaya başlayan bu yerleşim şekli o yıllarda çok kesin çizgili idi. Her mahalle ve semt kendi içinde bir aile gibi idi. Mahalle esnafı, postacısı, çöpçüsü, bekçisi, polisi, eczacısı, doktoru, kabadayısı, delisi ve tüm yaşayanıyla bir bütündü. Günümüzden çok farklı bir özellik te şimdiki gibi zengin ve fakir mahalleleri ayrı değildi. Her mahallenin zengini de fakiri de birlikte yaşarlardı. Kadıköy’de yaşayan herkes herkesi mahallesinden tanırdı. Dolayısıyla tüm Kadıköy birbirini tanımış olurdu. Avrupa yakasında bu durum pek olamazdı. Zira Kadıköy daha derli toplu bir yerleşim idi.

Feneryolu

 
Ancak bugünün Kadıköy’üiçin aynı şeyleri söyleyemem. Zira ilçe çok kalabalıklaştı. Ayrıca ilçede artık tüm İstanbul’un insanları zaman geçiriyorlar.
Kadıköy’de en sevdiğim yer olarak bir tek yeri söyleyemem. Her yerin zamanına göre hoşlandığım özelliği vardır. Örneğin: Öğrencilik yıllarımda ders çalıştıktan sonra kafa dinlediğim Moda burnu daha sonraki yıllarda önemli kararlarımın öncesinde kendimle baş başa kalmak istediğim bir yer olmuştur. Eskiden yaşadığım Yeldeğirmeni’nin tarihi sokaklarında ve Bağdat Caddesi çevresindeki bahçeli köşklerin sokaklarında dolaşmayı severdim. Bugün Bağdat caddesinde köşk kalmadı, arada sıkışıp kalmış olan Celal Bayar’ın köşkü bile yıkılmış. Her ne kadar yaşam eskisi gibi değilse de eski semtim Yeldeğirmeninin sokaklarında hala dolaşmayı severim. Bağdat Caddesinin 1970 li yıllardaki ilk pastaneli kafeli hali hoştu. O yılların Divan Pastanesinde pasta ile çay içmek güzeldi. Kalabalık olmadığı zamana denk gelirseniz Koço eski tadında sanki.

Caddebostan Suadiye Arası Bağdat Caddesi 1962


N.F.:Geçmişte Kadıköy’ü Kadıköy yapan unsurlar nelerdir? Günümüzde değişen nedir? Kentin hafızaları nelerdir?

A. A.: Farkında olmadan önceki sorularınıza hep geçmişi örnek vererek yanıt vermişim. Dolayısıyla geçmişte Kadıköy’ü Kadıköy yapan unsurları anlatmışım. Günümüzde değişen çok şey var tabii ki. Bir kere Kadıköy çok kalabalıklaştı. O yıllarda şimdiki Ataşehir de Kadıköy’ün içersinde yer alırken 100.000 lerde olan nüfus, bugün Kadıköy ilçesi E-5 ile deniz arasına sıkışmış olmasına rağmen 600.000 lere yaklaşmıştır. Kaldı ki Kadıköy’e Ticaret- Eğlence için ilçe dışından gelenleri de sayarsak rahatlıkla 1.000.000 nüfusun yaşadığını söyleyebiliriz. Eskiden yerleşimlerin etrafı çayırlık kırlık alanlarla çevrili idi. Bugün küçük parklar bile aranır oldu. Örneğin: Bizler İbrahimağa Çayırında ve Acıbademde Batarya sahasında top oynardık. Buralara bugün baktığınızda eski hallerini hayal bile edemezsiniz. Sizin derginizin bulunduğu Çamlıca Altınbakkalda oturan arkadaşlarımız Yeldeğirmeni’ndeki okulumuza kar yağdığında gelemezlerdi. Sebebini sorduğumuzda sokaklarına kurtların indiğini söylerlerdi.

Opera Sineması

 

Kadıköy’de değişen şeyler maalesef olumsuz anlamda olmuştur. Bunları sayarak röportajın keyfini kaçırmayalım. Sadece Kadıköy’ü olumsuz etkileyen Ticaret-Eğlence fonksiyonunun daha da olumsuz anlamda yalnız ‘Eğlence’ fonksiyonuna dönüşmeye başladığını, buna engel olmanın çarelerini aramak gerektiğini söyleyelim yeter.
Kentin hafızaları çok önemli bir unsurdur. İnsanlara kentin geçmişi ile ilgili yaşanmışlıkları anımsatan bina, çayır, ağaç, sokak, semt, çeşme, anıt, çarşı vs gibi her çeşit varlık kentin hafızası olabilir. Kent hafızaları olan varlıklar, fonksiyonları da değiştirilmeden olduğu gibi korunmalıdırlar. Kadıköy’de en önemli kent hafızası Haydarpaşa Garı binasıdır. Gar Binasının başka fonksiyonlarla donatılması gündemde imiş. Hâlbuki bu bina eskisi gibi Gar olarak hizmet verse çok daha doğru bir iş yapılmış olur. Haydarpaşa Garında anısı olmayan kimse yok gibidir. Kadıköy’deki bu anlamdaki varlıkları tek tek saymayalım. Ama Ayrılık Çeşmesinden bahsetmeliyiz. Bugün Kadıköy’ün günümüze kalmış en eski tarihi eseri olan bu çeşmenin geçmişi 400 yılı aşmaktadır. Ama maalesef aralarda sıkışmış kalmıştır. Meraklısına çeşmeyi tarif etmek için karşısındaki AVM yi söylemek zorunda kalınmaktadır. Hâlbuki tersi olmalı değil midir? Diğer yandan günümüze kalmış en eski sinema binası olan Özen Sineması kaçak tadil edilip bambaşka şekle sokulmuş, Kuşdili Çayırı otopark yapılmış, Tarihi Çarşıda çarşı kalmamıştır.

Züheyrzade Ahmet Paşanın Kızları İçin Kalamış’ta Yaptırdığı Ev


N.F.:  Gönlünüzde yatan kent yaşamını ve Kadıköy’ü nasıl anlatırsınız?

A.A.: Gönlümdeki kent yaşamının olmazsa olmazı mahalle ve semt olgusudur. Bir de bina yüksekliklerinin ağaçlarla boy ölçüşür uzunlukta tutulması. Bu şablonlara uygun davranıldığında yerleşimler yatay gelişecek nüfus fazla artmayacaktır. Dolayısıyla yukarda bahsettiğim Kadıköy’ün eski halindeki yaşam oluşacaktır. Tüm unsurlarıyla mahalle ve mahalleli oluşacaktır. Günümüzde sadece doktorlara, hukukçulara, sporculara vs ait siteler veya çeşitli ekonomik durumda olanların semtleri oluşmaktadır. Hâlbuki mahalleler zenginiyle fakiriyle ve her kesimden insanıyla gerçekleşmelidirler.

 


Gönlümdeki Kadıköy bugün itibariyle artık gerçekleşmesi çok zor bir ütopya halindedir. Kadıköy’ün bundan sonrası için yapılacak en acil önlem ilçenin hiç değilse sadece eğlence fonksiyonuna bürünmesini önleyebilmektir. Diğer yandan ticaret fonksiyonunu da frenleyebilmek gerekir. 1970 lere kadar Kadıköy’de eğlence fonksiyonu olarak Caddebostan Budak Kulüp ve Feneryolu Top Pop diskotekleri bulunmakta idi. O yıllarda Ticaret-Eğlence fonksiyonları için insanlar Beyoğlu’na giderlerdi ve bu sebepten Beyoğlu’na Çıkmak deyimi oluşmuştu. Bugün ise aynı sebeplerden dolayı Kadıköy’e İnmek deyimi oluşmuştur.
Kadıköy bu kimliğinden uzaklaşmalıdır. Bunun için de sanat-kültür vizyonunu kabul etmelidir. En azından benim gönlümdeki Kadıköy o zaman oluşur. Moda Burnu, Bağdat Caddesi, Yeldeğirmeni bugünün şartlarında çekici olur.


N.F.:  Şu an Kadıköy’de yerine konması gereken en acil şey sizce nedir?

A.A.: Kesinlikle yukarıda bahsettiğim Ticaret-Eğlence fonksiyonlarının törpülenmesidir. Artık tamamen önlenmesinin olanak dışı olduğunu kabul ediyorum. Bu önlem alınmazsa Kadıköy hızla Beyoğlulaşacak hatta Eminönülelişecektir. Bu iki semt İstanbul’un oluşumundan itibaren bugünkü fonksiyonlarını almışlardır. Ama Kadıköy öyle değildir. Belki bugün Kadıköy’ün böyle olması bazı Kadıköylüleri semtlerine talep olması açısından hoşnut kılmaktadır. Ancak yakın gelecekte bugün Kadıköy’de yaşayanlar semtlerini terk etmek zorunda kalacaklardır.


N.F.:  Bir mimar olarak Kadıköy’ün mimari karakterini nasıl tanımlarsınız?

A.A.: Kadıköy’de bitişik nizam oluşmuş semtler bulunmasına rağmen ilçe çoğunlukla ayrık nizam yapılaşmıştır. Bu anlamda bütün olarak bahçeli evlerin bulunduğu yerleşim duygusunu vermektedir. Bu olgu oldukça olumlu bir durumdur. Ancak yeni uygulanan Kentsel Dönüşüm yapılaşması Kadıköy için önemli bir tehlike meydana getirmektedir. Örneğin: Kadıköy’ün önemli kimliği olan Bağdat Caddesindeki binalar kentsel dönüşümle yıkılıp yerlerine yeni model binalar inşa edilmektedir. Bu durumda Bağdat Caddesi, Cemil Topuzlu Caddesi, Şemsettin Günaltay Caddesi (MinübüsCaddesi), E-5 ve diğer Caddelerin farkı olmayacaktır. Hâlbuki her caddenin kendilerine has özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikler de ağırlıklı olarak orada inşa edilmiş binalarla kendini belli etmektedir. Bağdat Caddesi bu anlamda ayrı bir konumdadır. 1960-1970 li yıllarda inşa edilmiş binalar bu caddeye kimlik vermişlerdir. Paristeki Champs-Élysées Caddesindeki binalar değiştirilirse eski anlamı kalır mı?


N. F.: Mimar Melih Koray binalarının korunması konusunda yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz? Hangi aşamaya gelindi?

A.A.: Melih Koray Bağdat Caddesine kimlik kazandıran binaların büyük kısmının mimarıdır. Kendisi halkın tercih ettiği bir mimar olmuştur. Meslek insanları eserler yapabilir. Ama eserleri sanat eseri ise ‘sanatçı meslek insanı’ olurlar. Sanat eseri olmasını da halkın tercihi tayin eder. Melih Koray’ın binaları halk tarafından daima beğenilmiş, tercih edilmiştir. Bu açıdan kendisi ‘sanatçı mimar’ konumunda sayılmalıdır. Bizler Melih Beyin binalarının listesini çıkarıyoruz. Bazıları için ilgili 5 Nolu Koruma Kuruluna tescil edilmeleri için başvuruda bulunuldu. Koruma Kurulunun kararı ne olursa olsun bizler en azından Melih Koray binalarının arşivini yapmış olacağız. Daha sonra Bağdat Caddesindeki diğer binaların mimarlarını da araştırıp bu arşivi genişletmek istiyoruz. Kadıköy’deki sivil mimarlığın en önemli örneklerinin bulunduğu Bağdat Caddesindeki köşkler maalesef yok olmuşlardır. Köşklerden sonra inşa edilen ve Caddeye kimlik kazandıran 1950-1980 arasındaki binalar da bugün için sivil mimari örneklerdir. Yok olmadan bu binaların arşivi ortaya çıkarılmış olabilirse önemli bir mimarlık hizmeti yapılmış olacaktır.

N.F. :Eklemek istediğiniz diğer şeyler nelerdir?

A.A. : Kadıköy İstanbul’un çılgın büyümesinden etkilenmiştir ve etkilenecektir. Dolayısıyla rant hırsıyla yapılaşma çoğalacak nüfus kalabalıklaşacaktır. Yöneticiler bilinçli davranıp bu gelişmeyi önlemeli veya en azından mümkün olduğu kadar geciktirmelidirler. Belki bu durumda Kadıköy’ün olumlu hali İstanbul’u planlayanlara da örnek olabilir. Eğer Kadıköy’deki yapılaşma kendi haline bırakılırsa eski anıları bile aklımıza getiremeyeceğimiz duruma gelecektir. Yöneticilerimizin işinin zor olduğunu bilmemiz gerekir diye düşünüyorum.





Nalan Fidan | Genel Yayın Yönetmeni| Acıbadem Dergisi / Ekim – Kasım 2014 

www.acibademdergisi.com    www.facebook.com/ACIBADEM.Dergisi

6 Yorum
  1. Kent hafızası taşıyıcılara muhtaç. Kesintilerin olduğu, sürekliliği kültürel ve siyasal planda reddeden ülkelerde kurumsal olarak hafıza taşınmaz. Bu ancak tıpkı özgürlük ve demokrasi mücadelesi gibi taşıyıcılar eliyle ve zahmetle yapılabilir.
    Yapılamazsa ise hafıza kaybolur. Genelde ülkemizde yapılamaz ve düzgün bir hafıza yoktur. Tıpkı kültür hayatımız gibi şehircilik ve mimarlığımız yeniden başlar, eskiyi ve başlangıcı göremez.

    DENİZ ARKAN | 24 November 2014

  2. Değerli kardeşim Kadıköy’ün ve de Yeldeğirmenin ana temasını
    çok güzel resm eder gibi ortaya çıkarmışsın.Çünkü sen eski röna-
    sans yapılanmasına önem veren birden çok hoca tarafından yetiş-
    tirilmiş aydın ve seçkin insansın.O nedenle güzelliğin en güzel
    olduğu bir şehir planlamasında hiç bir zaman yalnız olmayacaksın.
    Rantın ve de çıkarın olmadığı bir kentte eski ve de tarihi eserle-
    rin korunarak bizden sonrakilere bırakmak senin olduğu kadar ülkesini ve yaşadığı kenti seven herkesin görevi olmalıdır.
    Sevgi ve saygılarımla.

    mehmet gazanfer çağlar | 25 November 2014

  3. Sevgili Arif Atılgan’ı okudukça tanıdım ben. Arif Bey kentin hafızasını kendi hafızasında taşıyan ender insanlardan. Kent, kentli olma hali, İstanbul ve Kadıköy denince bize anlatacağı derya deniz bilgi var. İşte bu yüzden “Kadıköy’ü Kadıköy yapan unsurlar” sorusunu kendisine yönelterek bir söyleşi yapmak istedim. Ancak onunla konuşulacaklar sayfalara sığmayacak kadar çok. Ondan öğreneceğimiz tarih, kentli olma bilinci, kent kültürüne dair pek çok bilgi ve anekdot var. O her ne kadar http://www.atilganblog da yazılarını paylaşmaya devam etse de, Acıbadem Yaşam ve Kent Kültürü Dergisi olarak biz de, yapacağımız söyleşilerle değerli Arif Atılgan’ı okuyucularımızla buluşturmaya devam etmek istiyoruz.
    Teşekkürler Arif Atılgan.

    Nalan Fidan | 25 November 2014

  4. arif atılgan ın yeldeğirmeni ve haydarpaşa kitapları yeni araştırmalarının da ilavesi ile mutlaka yeniden yayınlanmalı..bu iki önemli kitap mimarlar odası yayını olduğu için çok kısıtlı bir hedef kitleye ulaşabildi ve maalesef tükendi…ist anaşehir balediyesi..özellikle iş, yky ve alfa edidörlerinden bekliyorum bu yaklaşım ve basımı…bir basılsa benim en az 25 kitaba ihtiyacım var…tek nüshanın fotokopileri kanadaya kadar gitti …

    mesut günsev | 26 November 2014

  5. Her gün Kadıköy’e bir şekilde gelen ya da geçen binlerce kişiden kaç tanesinin Yeldeğirmeni’nin varlığından haberdar olduğunu hep merak etmişimdir. ARİF Bey’in söylediği gibi 12-13 yıllık Nautilus’u bilir, 400 yıllık Ayrılık Çeşmesi’ni, Marmaray çalışmalarında gazeteler defalarca adı geçmese bilmemeye devam ederdi……Bugünlerde kaybettiğimiz Melisa GÜRPINAR’ın kelimeleriyle ”YELDEĞİRMENİ kendisine dönülmeyi hak eden bir semttir. Ne kadar değişse, sosyal dokusunu yitirse de, sokakları, yaygın mimari anlayışı iyi kötü korunmaktadır.Belki de bütünüyle teslim olmamıştır yap-satçılara.Acıbadem gibi apartmanlar ve kaçak katlarla rüzgarını, havasını doğasını sözde SİT olarak korunan özelliklerini tatlı karlarla yok etmemiştir hiç olmazsa.Kıyıda köşede yaşamayı sürdüren bir ruhu duruyordur belki de.” Melisa Gürpınar- Çamlıca’dan Yeldeğirmeni’ne Rüzgarın Peşinde……Teşekkürler Arif Atılgan, Yeldeğirmeni’nin ruhunu yakaladığın ve kitabınla yaşattığın için….

    tülay balcı yanık | 26 November 2014

  6. Bir şehir uygarlıklarını biriktirebilirse, maddi ve manevi yapılarını koruyabilirse geleceğe bir aktarımda bulunabilir. Yoksa Anadolu’da birçok şehrin başına geldiği gibi, İstanbul’da birçok semtte olduğu gibi yıkılıp yerine yeni ve başa birşey yapılır ve bunları bir kuşak sonra hatırlayan bile kalmaz.
    Bu yüzden hafıza ve onun aktarıcıları çok önemlidir.

    Semih Toprak | 30 November 2014


Yorum yazmak için


Türkiye çapında yüz bine yakın teknik elemanın katılımıyla gerçekleşen bu eylem, TMMOB’nin yasalarla çizilmek istenen meslek örgütü sınırlarını aşarak, ülkemizdeki emek mücadelesinin ayrılmaz parçası ve toplumsal muhalefetin temel dinamiklerinden birisi olduğunu apaçık ortaya sermiştir.           EMİN KORAMAZ – TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı     Ülkemizin toplumsal mücadeleler tarihinde yer edinmiş hareketler, [...]
ARŞİV
Subscribe