Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
MİMAR MELİH KORAY
Share 14 March 2016

Hazırlayan: Arif ATILGAN

1791 yılında Mozart son günlerini yaşamaktadır. Bu arada ölümü işleyen Requiem isimli bestesini yazmaktadır. Sarayın müzisyeni Salieri kendisini ziyaret eder. Amacı Mozart öldüğünde cenaze töreninde Requiem’i kendi bestesi gibi çaldırmak ve kendini ünlü bir müzisyen olarak tarihe geçirmektir. Ancak Mozart’ın karısı notaları kendisine vermez.Mozart ölür. Cenazesini 4 kişi kimsesizler mezarlığına gömer. Bugün Mozart’ın bütün besteleri, özellikle Requiem tüm dünya insanları tarafından dinlenmektedir. Mozart yaşamaktadır. Saray bürokratı Salieri’yi kimse anımsamaz.

1800 li yıllarda 27 yaşında resme başlayıp 1890 yılında ölen Van Gogh çok sayıda resim yapmış ancak tek resim satamadığı için yoksulluk içersinde yaşamıştır. Kendisinin bütün resimlerini resim galerisi sahibi olan kardeşi Theo almış ona geçineceği kadar para vermişti. Van Gogh öldükten sonra resimlerinin değeri anlaşılmış. Bugün onun resimlerine paha biçilememektedir.

1970 li yıllarda okulu bitirmiş, işe başlamış ve o yaştaki bekâr biri için fazlaca gelire sahip olmuştum. Halk tabiriyle gece hayatı denilen yaşantıyı yaşamaya başlamıştım. O yaşam içersinde birçok sanatçıyla dostluğum olmuştu. Onların birbirlerini çeşitli konularda kıskandıklarını ancak birbirlerinin iyi işlerini kesinlikle takdir ettiklerini gözlemlemiştim.

Bu örnekleri Mimar Melih Koray’ın eserlerini takdir etmemiz gerektiğini belirtmek için yazdım.


Melih Koray’dan Eski Bir Anı.

 

Yukarıdaki örneklerde belli olduğu gibi sanat eserinin değerini halk belirler. Krallar, saraylar, STK lar, jüriler değil. Melih Koray’ın binalarına halkımız değer vermiş ve tercih etmiştir. Melih Koray’ın binaları 1950-1980 yılları arasında Kadıköy’e ama özellikle Bağdat Caddesine kimlik vermiştir. Bugün Kentsel Dönüşüm içersinde Bağdat Caddesindeki binalar yıkılmaktadır. Bunların içinde Melih Koray’ın binaları da bulunmaktadır. Bu binaların kesinlikle korunması gerektiğini düşünüyorum.


Melih Koray Evine Yaptığımız Ziyarette.

 

Aslında Caddedeki binalar oldukça hor kullanılmışlardır. Alt katlarında mimarlarından habersiz dükkân yapılanları olduğu gibi üst katlarında da cepheleri camekânla kaplanıp dükkân haline getirilenleri bulunmaktadır. Bağdat Caddesinin kimliğinin korunması için buradaki, sadece Melih Koray’a ait olanların değil, diğer binaların da korunması gerektiğini düşünüyorum. Bağdat Caddesini ünlü yapan caddedeki binalardır. Paris’teki Champs-Élysées Caddesinin binaları yıkılıp yenileri yapılsa o caddenin bir anlamı kalır mı?

Bütün sanat dallarındaki eserler önce yaratılır sonra satılır, sadece mimarlıkta tersi olur. Onlar proje safhasında beğenilmek zorundadırlar. Dolayısıyla mimarlık eserleri diğerlerinden daha değerli olmak durumundadırlar. Bitirildikten sonra da yıllarca beğenilen ve sahip çıkılan Melih Koray binalarının değerini hem toplum hem mimarlık camiası olarak belgelememiz gerekir.


Melih Koray’la Karakteristik Binalarından Birini İnceliyoruz.

 

Mimarlık öğrencisi olduğum 1960 lı yılların ikinci yarısında Bağdat Caddesinin ara sokaklarında dolaşıp oradaki köşkleri izlemeyi severdim. Bugün onların hiçbiri kalmadı. Herhangi bir arşivleme çalışması yapılmadığı için de hafızalardan silinmiş oldular. Bugünlerde onlardan sonra inşa edilen ve Bağdat Caddesini ünlü yapan Melih Koray dönemi binaları da yıkılmaktadır. Bu binaların korunması, yıkılmış olanların ise arşivlerinin tutulması gerekir.

Bazı kurumlar veya kişiler halk, taban kavramlarını fazlaca öne çıkarmaktadırlar. Ancak davranışlarına bakıldığında kendi bürokratik ve entelektüel çevrelerinin dışını öneme değer bulmadıkları görülmektedir. Hâlbuki özellikle sanat dallarında, sanatçının rakipleri dâhil halk kendi değerlendirmesini yapmaktadır. Zira onlar kriterlere bağımlı kalmadan doğal davranmaktadırlar.

Ben bir mimar olarak Melih Koray’ın binalarını kıskanıyorum ama kesinlikle çok takdir ediyorum. Lütfen başta Meslek Odamız olmak üzere Üniversitelerin Mimarlık Bölümleri, Kadıköy Belediyesi, İBB, 5 Nolu Koruma Kurulu ve diğer meslektaşlarım da konuya yeteri kadar ilgi göstersinler.

Melih Bey’in değerini yaşarken verebilelim.

12 Yorum
  1. Başta Kadıköy belediyesinin sonra da ilgi duyuyorsa Mimarlar odasının Melih Koray binalarına sahip çıkması gerekir. Sahip çıkma denilince, öncelikle bir envanter üzerinde çalışılması ve öne çıkan ve örnek yapılarına belki tam koruma, diğer bir gruba ise 2. grup eser gibi bir koruma önlemi ve diğerleri için de yıkılabilse bile belgelenme röleve zorunluluğu getirilebilir. Böylece Kadıköy’de 50-70 yılları dönemi mimari biçimlenme konusu tarihi sürekliliğe taşınır.
    Arif beyin takipçiliği sayesinde şu anda Melih Koray’ı tekrar hatırlayabiliyoruz. Oysa Meli bey gibi döneme özelliklerini katan mimarları meslek camiası bize hatırlatıyor olmalıydı.

    fikret güzey | 22 November 2014

  2. Arif beyin Melih Koray ve onun mimarlığını ele almasını önemli buluyorum.
    Mimarlar üretken ve başarılı oldukları dönemde bir çok proje yapıp bir çok yerde binalarının vücut bulmasını sağlayabiliyorlar. Ancak görülüyor ki ülkemiz gibi kentlerin elli altmış senede bir toptan yıkılıp yeniden yapıldığı bir yerde bir önemli mimarın binası, kimlikli bir yapısı falan; neredeyse hiç değer taşımıyor. Binanın sahipleri kimlerse, onu bir buzdolabı almış gibi düşünüp eskidi diye atmaya, çöp muamelesi yapmaya kendilerinde hak biliyorlar. Piyasadaki gelişmeler de bu durumu açıkçası teşvik ediyor. Kadıköy’de oturanlar istiyorlar ki, eski binalarını kat karşılığı bütün yeni fonksiyonlarla gelsin bir müteahhit yenilesin, inşaat süresince kiralarını ödesin ve şimdi oturdukları kadar da kullanım alanlı daireleri kendilerine teslim etsin ve ceplerinden hiç bir para çıkmasın.
    Dünyanın hiç bir yerinde bu kadarı yoktur herhalde. Hem bina yeni yapılacak, apartmanın bütün malikleri yeni yapılarını alacak bunu yapan müteahhit de doğal olarak masraflarını karşılayıp ve üzerine kar edecek!!! “Kent rantı” nelere kadirsin gerçekten. İşte bu değişim-rekabet düzeninde, bu yörede yaşayan her kes, barınmak diyemiyorum sadece ( o durum çoktan geçilmiş çünkü…) zenginleşmenin bir yolunu bulmuşken, yıkıp yeniden yapma inşaat sektörü oluşmuşken eski bina ve onun dönemi, durumu, mimarı, estetik kalitesi… hiç kimsenin umurunda olmuyor.
    Kamusal düzende yapılara değer getiren bir payelendirme yok gibi nerdeyse. Kamu aklı bir şeye değer verip koruyamadığı için adına “koruma kurulları” denen birimlerin kentteki yapılara “değer biçmesi” ve bunu belgelendirmesi, yani tescillemesi gerekmektedir. Burada da (Melih beyin apartman yapılarında) değer verme ve kollama iradesi ortaya çıkmayınca, bunu bir kurum görev bilmeyince işler çok zor.

    Diğer taraftan modern tarzdaki ve daha çok yakın zamanlarda yapılanların bu “tescil” kısmetinden yararlanması neredeyse imkansız. Zira modernist yaklaşımlar bir kere “tarihi” ve yeterince “eski” sayılmadığı için yıkılması yok edilmesi zihinsel olarak hiç sorun olarak görülmüyor. Yapıların kötü kullanımları, bakımsız bırakılmaları ve genel de “beton, beton yığını” gibi toptancı karalamalar modernist yaklaşımların algısını körleştiriyor. Bugünkü ya da yakın geçmişte yaratılan mimarlık ürünlerine sıcak bakmadan, Melih Koray yapıları gibi kente çizgi getiren ve bu anlamda kentsel dokuyu oluşturmada tarz geliştiren yapı biçimleri dönemsel olarak burada yaşayan toplumsal kesimi, sosyal kesiti, yaşam biçimlerini anlatmaktadır. Dolayısıyla sadece çürük ve depreme dayanıklı değil diye bu binaların değerleri sıfır kabul edilemez.
    Yukarıda Fikret bey bir yol önermiş, buna katılıyorum. Önce “deprem riskli yapı” furyası ile son 60 senenin izleri tamamen silinmeden belgelemesi yapılmalıdır. Sonra karakteristik olanlarla ilgili tıpkı eski eserlerde yapıldığı gibi bir gruplama ile bu yapılara nasıl yaklaşılacağının bir çerçevesi, teknik usulleri belirlenmelidir.
    Bu konuda belediyenin rol alabileceğini ve örnek bir yaklaşıma isterse imza atabileceğini düşünüyorum. Tüm Kadıköy yenilenmeden önce bir tasarım rehberi oluşturabilir, tartışmaya açıp uygulamaya koyabilir. Böylece Melih bey gibi mimarların tüm eserleri olmasa bile, fakat onun çizgileri ve dönemsel olarak 1950-2000 aralığındaki yaşanmışlıkların izleri kalabilir, ileriki dönemlere aktarılabilir.

    Hasan Kıvırcık | 23 November 2014

  3. Böyle bir tecrübenin üretimlerinin mimarlık kamuoyu ile daha fazla paylaşılmasını sergiler ve konferanslarla güçlendirilmesini dilerim.

    gülten ulaş | 3 December 2014

  4. çok tecrübeli birinin çok önemli yapılarının korunması kesinlikle gereklidir.

    Ferhat | 30 November 2015

  5. öncelikle koruma kurullarının yasası düzeltilmeli veya değiştirilmeli. kurullar ancak korunması gerekli olan eski eserlerle ilgilniyorlar. son elli sene içindeki yapılar koruma kurulunun gündemine alınmıyor ! oysa ki eser niteliğinde olan bu son dönem mimari yapıtlar da mutlaka koruma kapsamına alınmalı.. ikinci husus da koruma kurullarının denetim yetkisi yok gibi.. ancak bir şikayet veya ihbar olursa lütfen gidip bakıyorlar.. mutlaka koruma kurullarının denetim yetkisi ve ofisi oluşturulmalı.bu ofis aynı zamanda şehir içinde korunması gerekli yeni eski eser niteliğinde olan bütün yapıların envanterini çıkarmalıdır. böyle bir uygulama yapılsaydı Sedad Hakkı Eldem’in Türk Mimarisinin çok güzel bir örneği olan Taşlık Kahvesi yok edilemezdi…
    saygılarımla…
    o&s&m

    ömersuat menali | 4 April 2016

  6. Akademi binamızın canına okumuşlar. Sedad Beyi bilen, tanıyan mı var?

    m. avni burdurlu | 4 April 2016

  7. bağdat caddesi taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları bölge kurulları tarafından tescillendirilmelidir.1950-60 ların,önemli ve ilerici,toplumu ve mimarlığı yönlendirici,önerileri ile toplumu mimarlığı yönlendirici özelliğe sahiptir.1980 lerde mimarlar odamızın mimarlık dergisinde bu konuda bir yayın yapılmıştı. bende çok sevinmiştim. ama gelişme oldu mu bilmiyorum.hala geçerken hayran hayran inceliyorum.fotoğraf çekiyorum.traverten balkonlara hayranım. nefis bir dönemdi. binaların tarzını post modern öncesi late modern diyebiliriz.1978 de bürosunda meslektaşlarımla birlikte çalışmıştık.kendisine nice sağlıklı yıllar dileriz.bize hayat ve mimarlık hikayesini yazar ise seviniriz.nehir söyleşi olabilir. doğan demircioğlu.y.mimar,mimd.arch@gmail.com,istanbul

    doğan demircioğlu | 5 April 2016

  8. Bu önemli mimar şimdilerde kendi köşesinde ve onun yapıları bir bir yıkılıyor. Bağdat caddesi denince onun bir havası var halen. Fakat bunu devam ettirmek açısından ne belediye ne oda dişe dokunur bir şey yapmış değil.

    Ömer Gürtanlı | 6 April 2016

  9. Melih Koray, bileğiyle halkın mimarı olmuştur. Arkasında hiçbir kurum olmadan üstelik. Bağdat Caddesini CADDE yapan onun eserleridir. Mimdapın Onu anımsatmasını önemsiyorum.

    Arif Atılgan | 19 April 2016

  10. Ben Fenerbahçe’de bir Melih Koray apartmanında oturuyorum. Tasarım, işçilik ve malzeme hala çok güzel. 1999 depreminde babam İTÜ’den binaya sağlam raporu aldı ama apartman sakinlerinden ikisi depremde yıkılır iddalarıyla, kentsel/rantsal dönüşümden faydalanmak için harekete geçti ve binanın yıkılmasına apartmanca karar verildi. (rapor alır yıktırtırız tehditi de var tabi.) Bu bölgede doku değişimi çok acımasızca yol alıyor. Orantısı bozuk, 10-12 katlı binalar zemin + 2/3 katlı binaların yerini doldurmakla kalmıyor, yer altı da betonlaştığından bölgede sıkça gördüğümüz, manolya, yeni dünya, turunç, mandalina vs ağaçları da yok oluyor. Daha önceleri sokağa bakınca yeşillkler arkasında biraz çatı veya cephe görürken, şimdi sadece bina görüyoruz. İmar kurallarıı çok katı ve nerdeyse güzel herşeyin önünü kesiyor. Çok ciddi bir kıyım bu. Üzülerek izliyor ve yakında parçası olacağım için utanıyorum.

    Ayşen Karabağ | 28 July 2016

  11. Melih beyi anlamaktan, onun dönemine ve mimarlığına empati kurmaktan çok uzak bir toplum olduk. Belediyesi, mimar odası, yıllardır içinde keyfini süren kat sahipleri hiç kimse onu anlamaya yanaşmıyor.

    Osman Orbay | 30 July 2016

  12. Hani Mimarlar Odasından Melih Koray’a bir onur ödülü? Hani???

    songül öztekin | 1 August 2016


Yorum yazmak için


Deprem Güçlendirme Derneği (DEGÜDER) Başkanı Sinan Türkkan, araştırmalara göre İstanbul’da riskli konut sayısının 2 milyon civarında olduğunu belirterek, bunların yarısının güçlendirmeyle kolaylıkla kurtarılabileceğini söyledi.             Sinan Türkkan, İstanbul’da yaşanan son deprem sonrası akıllara riskli binaların geldiğini kaydederek, kentte sağlam olmayan yapılarla ilgili açıklamalarda bulundu.     İstanbul’da özellikle 2000 yılından [...]
ARŞİV
Subscribe