Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
ORTAÇAĞ KARANLIĞININ ORTASINDA AKLIN-BİLİMİN IŞIĞININ PARLADIĞI YER İSPANYA-ENDÜLÜS
Share 13 November 2014

Kasım 2014’de İspanyanın Katalan bölgesinde bağımsızlık için ilk kez gayri resmi seçim yapıldı. Katalan halkı bağımsızlık için oy kullandı. Halk oylamasına katılanların yüzde 80,72′si bağımsızlık istedi. İngiltere, İskoçya bölgesinde yapılan referandum da halk birleşik İngiltere’den yana oy kullanmış ve ayrılıkçılar hayal kırıklığına uğramıştı. Katalan halkının bu eğilimi İspanya’nın yeniden yapılanma sürecinin de başlangıcı olacaktır. İspanya yeniden yapılanma durumuna yabancı değildir. Pek çok kez istilaya uğramış, dünyanın pek çok bölgesinde sömürgeler oluşturmuş, kendi içindeki demografik yapısını ve popülasyonun niteliğini farklı dönemlerde yeniden yapılandırmıştır.
İspanya halkı tüm tarih boyunca Museviler ve Araplar ile birlikte yaşamış bu süreç bazı taraflar için ağır bedellerle sonuçlanan savaşlar, göçler ve gurbet hikâyelerine dönüşmüştür.

ARAP İSTİLASI 

Yahudilerin İber yarımadasında ilk kez varlık göstermeleri kimi uzmanlar tarafından İÖ 6. YY’a tarihlenmektedir. Yeruşalayim’deki Süleyman Mabedinin yıkılışını izleyen yılları başlangıç alan bu “Yahudilerin büyük denizin güneşin battığı tarafındaki topraklarına göçü”; yaklaşık yedi asırdan beri göksel tek tanrılı inanç sistemine sahip bulunan Semitik kültürlü bu halkın vardıkları yerde batı paganizminin temsilcileri durumundaki Vizigotlar ve Vandallarla ilk kez karşılaşmasıdır.
İber yarımadasına yerleşen Yahudilerin ve Hıristiyanların İslam kültürüyle karşılaşması ise VIII. YY.’ın hemen başlarında Tarık Bin Ziyad komutasındaki Emevi ordularının yarımadayı fethi ve güney coğrafyasından başlayarak neredeyse tamamına yakınını işgali sayesinde mümkün olabilmiştir.
İspanya’daki karışıklıklardan istifade etmek isteyen Musa bin Nusayr, Tarık bin Ziyad’ı 7000 kişilik bir kuvvetle İspanya üzerine görevlendirdi. 7000 kişilik ordusu ile Cebelitarık Boğazı’nı geçen Tarık bin Ziyad İspanya’ya çıkar çıkmaz gemileri yaktırarak askerlerinin geri dönme umudunu kırdı. Askerlerine şu tarihi sözleri söyledi:
“Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”

Ortaçağ Avrupa’sının en önemli olgusu 7. Y.Y. da başlayan Arap fetihleridir. Bu dönemde Endülüs 5Y.Y. boyunca Kurtuba, Granada, Sevilla gibi kültür merkezleriyle tüm Ortaçağ uygarlığının zirvesini temsil etmektedir.


Granada, El Hamra sarayı


KARANLIK ÇAĞIN AYDINLIĞI ARAYAN AKLI İSPANYA’DA

Müslüman istilası ile İspanya aslında Ortaçağ karanlığı yaşayan Avrupa içinde bir aydınlanma sürecini de beraberinde yaşamıştır. İslam felsefesi, tıp ve diğer pek çok bilimle bu yolla tanışmıştır. Endülüs medreselerinde Antik Yunandan ilham alan ve Bağdat’da yükselen uygarlığın uzantısı olan kitapları okutulmaktaydı. Fizik, kimya, astronomi bu medreselerde okutulmaktaydı. Batıda felsefe İlahiyata bağlı olarak gelişirken İslam dünyasında felsefe tıp ilmine bağlı olarak gelişmiştir.
Yapımına 785 yılında başlanan 10 yılda tamamlanan, ancak son halini alması yaklaşık 200 yıl süren Cordoba (Kurtuba) Medresesi Batının ve Avrupa’nın ilahiyat, tıp, astronomi ile tanışmasını sağlayan ilk Üniversitesidir. Avrupa Kraliyet ailesi mensuplarının pek çoğu bu medresede eğitimden geçmiştir. 1096 da kurulan Oxford Üniversitesi kurucularının da bu medrese eğitiminden geçtikleri söylenmektedir. Buradaki özgür düşünce ve felsefenin bilime dayanması, üstadların ve kıdemli hocaların öğrencilerle oluşturdukları karşılıklı iletişime dayalı eğitim yöntemi, batının bu günkü üniversitelerinde ki eğitimin de temellerini oluşturmuştur.

 

Cordoba Medresesi

 

Ortaçağ, bilinen olumsuzluklarının yanında, ilk üniversitelerin kurulduğu (Bologna 11.YY.) ilahiyatçıların özgür felsefeye yol açacak tartışmaların yapıldığı, Gotik sanatın yeşerdiği dönemdir.
Ortaçağda, Fransız Rahip Pierre Abelard kuşkunun insanı araştırmaya, araştırmanın da gerçeğe götürdüğünü söylüyor ve kuşkuyu övüyordu.(1079-1142)Aynı dönemde Kurtubalı alim İbn-i Rüsd imanla kuşkucu düşünceyi, dini gerçekle felsefi gerçek i ayıran felsefesiyle Rönesans’ı hazırlayan ortama büyük katkı sağlamıştır.

 

Cordoba Cami mihrabı

KARANLIK ÇAĞ VE MUSEVİLER YİNE YOLLARDA
Ancak Arap egemenliğinin sona erdiği 1200 yıllarından itibaren İspanya karanlık bir döneme girmiştir. Sermayenin ve bilginin ‘Hristiyanlaştırılması’ hedefiyle bu kez Musevilerin üzerinde ciddi baskılar uygulanmaya başlanmıştır. Yahudilerin bir kısmı din değiştirmeye zorlanmış, bir kısmı inançlarını gizli yaşamayı tercih etmiş, büyük bir kısmı da göç etmek zorunda bırakılmıştır.
Yahudilerin bir hesaba göre 21, bir başka hesaba göre ise 15 asır yaşadıkları ülkelerini terk etmeye zorlandıklarında beraberlerinde götürebildikleri tek ve en önemli şeyleri “gayri maddi kültürel varlıkları”ydı. Bir başka anlatımla Sefaradlar ülkeleri İspanyayı terke mecbur edildiklerinde bir anlamda “yaşamlarını kurtarmak” la kalmamışlar “yaşanmışlıklarını” da taşımışlardı.
İberik yarımadasındaki Asturias, Kastilya, Leon, Katalunya, Aragon, Sevilya ve Navar gibi az çok sosyokültürel farklılıklar da taşıyan bölgelerden sürgün edilen Yahudiler bu kez kuzey Afrika’nın Mısır, Cezayir, Fas gibi ülkelerine, orta Avrupa’nın hemen her ülkesine, Mora yarımadası ve Ege adalarına, Osmanlı/Türk coğrafyasının egemenliği altındaki Selanik, Balkanlar ve Trakya’ya, Edirne, İstanbul ve Marmara denizini çevreleyen bölgelere, Küçük Asya’nın hemen her yöresine yerleşecekler buralardaki halklarla sosyal ve kültürel etkileşim içine gireceklerdir. (Altıntaş)


Toledo Sefarad Müzesi Sinagog ahşap çatısı

Engizisyon mahkemelerinin kurulmasıyla birlikte 15. Y.Y. da İspanya Yahudileri bir seçim yapmak durumunda kalarak İspanyayı terk ettiler. Bu dönemde 10.000 kişinin Cezayir’e, 5000 Amerika’ya, 2000 Mısır’a, Fransa-İtalya’ya 12.000 ve Hollanda’ya 25.000, Osmanlı Topraklarına da 90.000 civarında Yahudi göçü yaşandığı belgelerde yer almaktadır.
Osmanlı’ya gelen Sefaradlar bilgi ve deneyimlerini de beraberlerinde getirirler. İspanya’dan Akdeniz Havzasına yayılan Yahudiler bir ticaret ağı oluştururlar. Osmanlı’da kurulan ilk matbaa Selanik’e yerleşen Sefaradların kurduğu matbaadır. Hekimlik bilgisi de getiren Sefaradlar Osmanlı sarayının hekimliğini yürütürler.
Toledo hem ticaretin hem bilginin, hem de sanatın başkenti olma vasfını uzun süre sürdürmüş ve Rönesansın oluşması için ilk ortamı sağlamıştır. Bilinenin aksine Rönesans Floransa da değil Toledo’da ilk tohumlarını ekmiştir. Özgür düşünce ve vicdanın, bilim ve aklın egemenliği fikri Toledo’da yeşermiştir.

Aydınlanma ve özgür düşüncenin kalbi TOLEDO

Toledo, Granada, Cordoba gibi Arap egemenliğinde kalmış şehirler bir yandan da Yahudi nüfusun yoğun olarak yerleşik olduğu ve kültürlerinin ve ticaret bilgilerinin aktarıldığı ve zenginleşen şehirlerdi. Bu şehirlerde bulunan Sinagoglar bu güne dek gelmiştir. Bu sinagogların çoğu bu gün müze olarak kullanılmaktadır.
Süleyman Tapınağı, Tevrat’a göre, Kudüs’teki ilk Yahudi tapınağıdır. Bu nedenle İlk Tapınak olarak da bilinir. Tarih öncesi Yahudilikte, bir nev’î ibadet ve kurban (korbanot) merkezi haline gelmiştir. M.Ö. 10. yüzyılda tamamlanmış, MÖ 586 yılında Babilliler tarafından yıkılmıştır.
Sinagog sözcüğü Yunanca synagoge’den gelip anlamı ‘toplanma yeri’ olup, hem bir mekanı hem bir topluluğu ifade eder. Sefaradlar sinagoglarına ‘kutsal cemaat’ anlamında Kal, kaal, kebila olarak da adlandırır. İlk sinagogların Süleyman Tapınağının Babiller tarafından yıkılması sonrasında (MÖ. 586) sürgün döneminde Tapınak yokluğunu doldurmak için yapıldığı düşünülmektedir.
Sinagogda Tevah ve Bimah iç içe kavramlardır. Tevah İbranice de Nuh’un gemisi anlamına gelir. Bimah ise yükseltilmiş platform anlamındadır. Sinagoglarda En kutsal eşya ve yer Sefer Tora(h) (yasa kitabı) Ehal dolabı içinde saklanır ve sadece Şabat ve Bayram günlerinde çıkarılır.
İspanya Yahudileri tüm varlıklarını, Tapınaklarını, birikimlerini geride bırakarak İspanya’yı terk etmişlerdir.

İSPANYA’NIN İMPARATORLUĞUNDAN TARIM-TURİZM ÜLKESİNE DÖNÜŞÜM

Müslümanların ve Yahudilerin göçü sonrası İspanya yeniden yapılanması sürecinde uzak coğrafyalarda istilalar yoluyla tüm dünyanın zenginlik ve birikimini Avrupa topraklarına taşıyan büyük bir İmparatorluğa dönüşmüştür. Arapların istilası İspanya’ya başka ülkelerin istilası için belki de ilham vermiştir. İmparatorluk çok uzun yıllar boyunca Amerika ve Afrika kıtasındaki sömürgelerinin nimetlerinden faydalanmıştır.
İspanya bu gün yarattığı özgür yaşam ortamı, muhteşem grid planlı şehir planlaması, mimaride doğadan ilham alan, yetiştirdiği Gaudi ve Calatrava gibi mimarlarının benzeri olmayan eserleriyle halen Avrupa’nın ve dünyanın gözbebeği olması durumunu sürdürmektedir.

Barcelona Gaudi’nin baş yapıtı La Sagrada Familia


Bu büyük ülke sömürge çağının kapanması ile birlikte kendi potansiyelini yeniden keşfetmiş ve dünyanın en büyük tarım toplumlarından biri haline gelmiştir. 1956 da ki Tarım reformu ile tüm köylü nüfusu bilinçli-eğitimli çiftçilere dönüştürmüştür. Tarım arazileri satış şerhleri konarak işlenmek şartıyla ailelere dağıtılmıştır. Bu gün İspanya kendi nüfusunun 5 katına yetecek kadar tarım ürünü elde ederek tüm dünyaya ihraç etmektedir.

Valencia Calatrava

Zeytinyağı, üzüm-şarap, badem gibi nitelikli ve değerli ürünlerin üretiminde ve işlenerek satılmasında dünyada birinci sırayı tutmaktadır. Bu üç ürün ihracatından elde edilen gelir İspanya ekonomisinin %8’ini oluşturmaktadır. Valencia gibi tarıma dayalı kentlerde suyun tarım arazileri tarafından adaletli paylaşımını sağlamak için kurulmuş olan su meclisleri vardır.
İspanya Araplardan, Musevilerden aldığı bilgi ve özgür düşünce felsefesi ile sömürgelerinden elde ettiği zenginlikleri kullanarak yüzlerce yıl Avrupa medeniyetinin kurulmasında öncü rol oynamıştır. Bu gün ise uygarlığının üzerine eklediği Tarım reformu, sürdürülebilir enerji kaynaklarını kullanma kapasitesi ve turizmi kullanarak öncü rolünü devam ettirmektedir.

Y.Mimar
Nilgün Kıvırcık

4 Yorum
  1. İspanya’nın yakın geçmişteki cunta dönemi bir kenara bırakılırsa çok canlı bir kültür odağı olduğu, dinlerin ve kültürlerin mozaiği olduğu söylenebilir. Erken İslam dönemi de bölgeye silinmeyecek damgalar vurmuş ve bugün eserlerle izlenen bu çoğulcu kültürel yapı bana kalırsa bu toplumun çok büyük bir kazancı.

    Vural Avcı | 14 November 2014

  2. Defalarca gittiğim ispanyayı sizin göznüzde görmek ve bilgilenmek imkanı verdiğiniz için çok teşekkür ederim….İspanya sizinle gezilecek bir mekan…..

    lale kaplan | 14 November 2014

  3. Kültürlerin harman olduğu topraklarda bazen kilisenin üzerine cami, caminin alanına tekrar kilise inşaa etme şeklinde her zamanın her dinin her toplumun fanatiklikleri olmuş. İspanya Endülüs izlerini büyük oranda taşımış bugüne. Musevilerin mahallelerini bile ayırmış zamanında ve bugün onların Toledo’da mesela yarattığı kültür yazınızda belirttiğiniz çeşitliliği yaratan ögelerden biri.

    Mithat Okumuş | 16 November 2014

  4. Endülüs örneği incelenirse, bazen dinlerin sanatı engellemediği dönemleri olduğu görülecektir. Bugünkü gibi bir anlayışla fikirler tektipleştirilmez ise İslam dünyası için de yüz akı üstelik Avrupa kıtasında örnekler olduğu görülecektir.

    Fikri Özcan | 26 November 2014


Yorum yazmak için


Türkiye çapında yüz bine yakın teknik elemanın katılımıyla gerçekleşen bu eylem, TMMOB’nin yasalarla çizilmek istenen meslek örgütü sınırlarını aşarak, ülkemizdeki emek mücadelesinin ayrılmaz parçası ve toplumsal muhalefetin temel dinamiklerinden birisi olduğunu apaçık ortaya sermiştir.           EMİN KORAMAZ – TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı     Ülkemizin toplumsal mücadeleler tarihinde yer edinmiş hareketler, [...]
ARŞİV
Subscribe