Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Forum
ANA SAYFA
Şimşek Deniz ile İstanbul KUDEB ve Tarihi Alanların Korunması Üzerine
Share 9 February 2009

KUDEB (Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü) ve İstanbul’daki çalışmalar üzerine İstanbul KUDEB Müdürü Y. Mimar Şimşek Deniz ile görüştük.

İstanbul KUDEB Müdürü Y. Mimar Şimşek Deniz

İlk olarak KUDEB nedir? Bize açıklayabilir misiniz? Yapısı ve örgütlenmesi nasıldır?

KUDEB açılım olarak “Koruma, Uygulama ve Denetim Müdürlüğü” olarak geçiyor. Aslında “eski eser” Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü’dür. KUDEB’ler sadece İstanbul’a mahsus değil, ülke genelinde 2863’e ek olarak 5226 sayılı kanunla kurulmuştur. 2004 yılında yürürlüğe giren 5226 sayılı kanunda KUDEB’lere atıflar vardı. 2006 yılı Şubat ayında KUDEB Çalışma Yönetmeliği yayınlandı ve bu yönetmelik doğrultusunda biz de bu müdürlüğü 2006 Kasım ayında kurduk, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 2006 Kasım ayında faaliyete geçti İstanbul KUDEB. Ama zannediyorum Türkiye’de ilk KUDEB Gaziantep’te kuruldu. Tabi 2006 Kasım’dan itibaren 6 ay-1 yıl kadar KUDEB kendi teknik altyapısını oluşturdu. O dönem burada bulunan kültür ve tabiat varlıkları kurulu da Sirkeci’ye taşınmıştı ve biz de Kültür Bakanlığı’ndan talepte bulunarak tahsisini aldık buradaki yapıların. Önce Kayserili Ahmet Paşa ve yan taraftaki Hacı Ahmet Bey Konağı ile birlikte toplam 3 yapıyı onararak işe başladık.

KUDEB Merkezi

KUDEB’ler, sit alanlarında, tescilli yapı parsellerinde görev yapan birimlerdir. Aslında KUDEB’in görev alanları “bütün sit alanları” diye geçer fakat İstanbul’un çok büyük bir kısmı sit alanıdır. Dolayısıyla biz şu anda tescilli parsellerde, tescilli eski eser bulunan parsellerde, o parsele bitişik adalar ya da karşı cephesinde bulunan yapıları yorumluyoruz şu anda. Çünkü tüm sit alanlarını yorumlasak o zaman ilçe müdürlükleriyle bir çatışma ortaya çıkabilir. Hem doğal hem tarihi hem karma sitlerde şu anda KUDEB’ler görev yapıyor. Eski eser parsellerinde onarım izinleri veriliyor. Tabi KUDEB’in izin verebilmesi için parselin ikinci grup tarihi eser olması gerekiyor. KUDEB’ler birinci grup tarihi eserlerde de onarım izni verebiliyorlar ancak bu izinler kurul görüşü sonrasında gerçekleşebiliyor.

KUDEB Restorasyon Uygulamalarından Bir Örnek

KUDEB’leri kısaca tanımlamak istersek:
- Çalışma alanları 2. grup sivil yapılardaki onarım izinlerinin verilmesi,
- 1. grup yapıların kurul görüşü sonrasında onarım izinlerinin verilmesi,
- Onarım izni verildikten sonra bu yapıların istenen koşullara uygun onarılıp onarılmadığının kontrol edilmesi,
- İskana esas görüşlerin verilmesi KUDEB’in görevleri arasındadır.

Koruma kurullarıyla ilişkileriniz oluyor, bir koordinasyon mu söz konusu?

Burada aslında Koruma Kurulları’yla bir paylaşım söz konusu. Koruma amaçlı İmar Planlarının tasdik edilmesi, tescil kararı alınması ya da tescilin kaldırılması, vergi muafiyeti, avan proje gibi konular kurulların yetkisindedir. Fakat 5366 ile belirlenen kentsel yenileme alanlarında kurulların onayladığı projeler Büyükşehir Belediye Başkanı’nın onayıyla yürürlüğe giriyor. Başkan’a takdim edilmeden önceki görüş de KUDEB’den alınıyor. Bunların dışında denetimler, denetimler sırasında ortaya çıkan farklılıkların giderilmesi için ilgili yerlere –Cumhuriyet Savcılıkları gibi – suç duyurularının yapılması, yani denetim sırasındaki tüm yazışmalar KUBED’in elinden geçmektedir.

Bütün bu işleri yapmak üzere sizin bir kadronuz var tabi, nasıl oluşturuyorsunuz bu kadroları? Çalışanlarınızı nasıl seçiyorsunuz? Kimler nasıl görev alabiliyorlar KUDEB’de?

KUDEB’lerde çalışabilmek için önce Koruma Kurulları’nda üç ay staj yapmak gerekmektedir. Bu staj süresince arkadaşlar kurul gündemlerini, kurul dosyalarını inceliyorlar. Bunun ardından tutanağa imza atabilir, görev yapabilir oluyor. Ancak bu dönemde staja kabul edilmesi, stajın tamamlanması, stajın kabul edildiğine dair yazışmaların yapılması ve sonuçta bize ulaşması, 6-7 ayı buluyor. Dolayısıyla bir kişinin KUDEB’de görev alabilmesi için 6-7 ay uğraşması gerekiyor.

KUDEB bünyesinde mimarlar, şehir plancıları, inşaat mühendisleri, arkeologlar ve sanat tarihçileri görev alabiliyorlar. Ancak bir çalışmaya giden iki kişiden en az birinin mimar olmasını gerekli görüyoruz. Yani burada mimarlığa, restorasyona önem veren bir yapı oluşturduk yönetmeliğe uygun olarak.

Biz çalışma programımızı da kurulun programına göre oluşturduk. 6 bölge vardı kurulun çalışma alanında, şimdi 7 oldu gerçi, biz de işbirliği içerisinde çalışabilmek üzere biz de bölgelerimizi o bölgelere göre oluşturduk. Buradaki raportörümüz de, grubumuz da kurulla ambiyans içinde çalışmaktadır. Bu 6 bölgede raportör arkadaşlar rutin denetimler yaparlar, yapıların uygun olup olmadığına bakar ve buna göre raporlarını hazırlarlar.

Restorasyon – Konservasyon Laboratuarı, Ahşap Laboratuarı, yeni oluşturduğunuz Taş-Metal Laboratuarı ve Miras Evi’niz var bünyenizde. Bunların çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yeni açılacak olan Taş ve Metal Atölyemizde, eski eserlerimizde, gerek çeşmelerde gerek sivil mimarlık örneklerimizde çok sayıda bulunan çok sayıda metal aksamın, örneğin bir kapı tokmağı olabilir, çeşme musluğu da olabilir, bunların Konservasyon Laboratuarlarımızdan gelen malzeme analiz raporlarına göre onarımlarını yapabilmek için çalışmalar yapıyoruz. Bir müfredat çalışması yaptık, gerek üniversite öğretim görevlilerinden, gerek piyasada özel sektörde çalışan meslektaşlarımızdan oluşan bir kurgu yaptık. Hem bilimsel hem de gerçek hayata ait olsun istedik. Hemen yanda inşaatını gördüğünüz yapıda yapacağız bu çalışmaları. Bunun için koruma kurullarından izinlerimizi de aldık. 15 Şubat tarihi itibariyle, taş atölyemiz tamamlanmış olacak ancak bizim taş ekibimiz Temmuz ayından bu yana çalışıyor ve şu anda sur içinde 15 taş eserde çalışmalarımız da sürüyor. Bunlar için de Koruma Kurulları’nın önceden belirlediği eserler seçildi.

İnşaat Halindeki Taş ve Metal Atölyesi

Peki, genellikle bir vakfın ya da belediyenin üstlendiği koruma çalışmalarında mı yer alıyorsunuz? Ya da vatandaşın; örneğin eviyle ilgili bir sorun olduğunda siz nasıl devreye giriyorsunuz? Sonuçta bir bilgi birikimi üretiyorsunuz, bir kaynak tüketiyorsunuz bu sırada. Belediye mi, kültür bakanlığı mı yoksa bir fon mu karşılıyor sizin masraflarınızı?

Aslında çeşitli fonlar da var, aynı zamanda bizim bir ihale çalışmamız da var. Ama daha önemlisi, biz eğitim atölyelerinde bir sarf malzemesi kullanıyoruz. Bir ağaç alıp sarf malzemesi kullanmak durumundayız. 2007 yılında 220 kişiye, altı aylık periyotlar halinde ahşap eğitimi verdik. Bunlar arasında Endüstri Meslek Liseleri Ahşap Bölümü öğrencileri var, iki yıllık restorasyon bölümü mezunları var, piyasada çalışan marangozlar ve mimarlar da var. Bizim biri Zeyrek diğeri Süleymaniye’de olmak üzere iki ahşap atölyemiz bulunuyor ve eğitim yaparken kullandığımız sarf malzemeleri ile Dünya Mirası alanlarında tescil edilen evlerin ihtiyaçlarını birleştirdik. Böylelikle öğrencinin öğrenirken yaptığı şey de bir işe yaradı. Bu şekilde Zeyrek ve Süleymaniye’de 27 tane evi çatısından cephesine kadar onardık. İçinde yaşam olan evleri seçtik ve insanları evlerinden çıkarmadan yaptık bu onarımları. Dünya Miras Alanlarında olmasına ve bir de bizim yetki alanlarımızda olmalarına da dikkat ettik. Ayrıca yine aynı bölgede 15 eski eserde de bu çalışmalar devam ediyor. Örneğin Şükrü Bey Çeşmesi, Hasan Ağa Çeşmesi, Gazi Süleyman Çeşmesi gibi, İskenderpaşa’daki Orta Çeşme, Damat İbrahim Paşa Çeşmesi gibi bir dizi çeşme… Bunlar kurul tarafından tescil edilmiş çeşmelerdi ve biz de kendi Konservasyon Laboratuarımızda hazırladığımız malzeme analiz raporlarıyla nasıl müdahale edeceğimiz ve hangi malzemeyi kullanacağımızı ortaya çıkararak şu anda bu çalışmaları yapıyoruz.

KUDEB Ahşap Atölyesi ve burada yapılan uygulamalardan örnekler

Denetimler önemli
15 Ekim 2007 tarihli bir gazetede “Mimar Polisler” başlıklı bir haber çıkmıştı. Bu haberde siz, “İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesinin ardından kentteki tarihi yapıların bakım, onarım ve denetlemelerine hız verilecektir” diyorsunuz ve “en az 3 kişilik, içinde mimarların bulunduğu gruplar bu denetlemeleri gerçekleştirecekler” diye de açıklıyorsunuz. Peki, bu denetlemeler nasıl yapılıyor? Size başvuranları veya şikayetleri mi denetliyorsunuz ya da herhangi bir bölgede kendiliğinizden bir denetim mi yapıyorsunuz? Yahut, sit alanlarında kaçak yapıları mı denetliyorsunuz?

Bizim bu çalışmalarımız daha çok sit alanlarında yoğunlaştı. Tarihi Yarımada’nın zaten tamamı sit, Beyoğlu sit, Boğaziçi öngörünüm bölgesi, Adalar, Kadıköy, Eyüp gibi bölgelerdeki sit alanlarında, hem bize gelen şikayetleri dikkate aldık, hem kuruldan gelen bilgileri dikkate aldık. Ama daha çok kendi arkadaşlarımızın çıkıp kendi bölgelerini dolaşarak rutin denetimler yapması şeklinde oldu bunlar. Ancak çok aşırı bir yoğunlaşma oldu bu konuda. Yani çok ağır denetimler oldu, vakıflara, defterdarlık, ilçe belediyeleri, Cumhuriyet Savcılıkları, Koruma Kurulları’na yazarak hem bunlardan haberdar ettik hem de savcılık yazısı da olduğu için yasal uygulamalar yapıldı.

Geçen sene Fatih’te bu denetimler sonucunda 50’ye yakın yapı yıkıldı. Bu yapılar arasında Vakıf arazisi üzerindeki çok sayıdaki ticari ya da konut işgalleri kaldırıldı. Tarihi Hanlar bölgesi ve Kapalı Çarşı’daki çok sayıda tarihi dükkandaki klima, çanak anten, reklam panosu gibi, tarihi esere zarar veren ya da görüntü kirliliğine sebep olan çok sayıda öğe kaldırıldı. O dönemde bu uygulama basına “Mimar Polisler” diye yansıdı, elbette mimar ayrı, polis ayrıdır ama yapılan uygulama denetimdir, o nedenle böyle bir adlandırma yapılmış oldu.

Tarihi çevrelerde temizlik
Yine bir konuşmanızda “Eminönü, Fatih, Üsküdar, Eyüp, Beyoğlu ve Zeytinburnu’ndaki tarihi eserlerin çevresinin temizleneceğini” söylüyorsunuz. Süleymaniye ile ilgili sorunları da plancı gözüyle daha yozlaşmış yapıların ortaya çıktığını, eserlerin görünmez hale geldiğini biliyoruz. Bu temizlik konusuyla ruhsatsız yapıların ayıklanmasını mı kastediyorsunuz? Yoksa dönem dönem yanlış imar kararlarıyla imar hakkı olarak verilmiş ama şu andaki konsept ya da çağdaş uygulamaya göre tarihi eserin yanında olmaması gereken uygulamaları da kamulaştırıp eserin çevresinin açılması da bunun içerisinde mi? Ve bu aşamada yaptığınız uygulamalar oldu mu?

Sur içindeki yeşil alan miktarı çok az. Tabi bu tarihi alanların çevresinin temizlenmesi işinde bahsettiğiniz iki yöntem de var. İlk olarak tarihi alanlarda ruhsata bağlanması mümkün olmayan yapılar var. Bu yapılar hazine alanlarında, vakıf üzerinde yapılan yapılar olabilir ki bu ikisi de tamamen kamunun yapısıdır. Bir de 775 sayılı Gecekondu Yasasına tabi alanlar da var. Bu yapılarda imar kanununa göre, karar dahi almadan, içinde yaşayanların can ve mal güvenliği sağlanarak yıkımlar yapılabilir. Bu tür, eski eserlerin çevresinde, eserlerin önünü kapatan, onları göstermeyen yapıların hazine arazisi mi, vakıf arazisi mi olduklarını tespit ettik. Ancak Vakıflar zamanında satılmış vakıf arazileri de var buralarda. Özel mülkiyete geçmiş ancak koruma amaçlı uygulama planına aykırı yapılaşmalar olduğunda daha çok kamulaştırma kullanmaya çalışıyoruz. Bu şekilde çok fazla kamulaştırma tespitimiz var bekleyen, bunun yanında da çok sayıda hazine arazisi üzerindeki yapılaşmalara dair tutanaklarımız var. Bu bölgelerin kaldırılması çalışmalarımız devam ediyor, örneğin geçen hafta bir yeri kaldırdık, önümüzdeki hafta başka bir yeri kaldıracağız.

2010’a kadar özellikle yazın bu süreç çok hızlanacak. Müthiş bir bahar temizliği olacak. Bu alanlar dışında yeşil alan açma imkanımız yok o nedenle bu alanları mümkün olduğunca açacağız.

Zeyrek’te özellikle çok üzücü bir durum var, sokağın sürekliliği kaybolmuş, 3 tane tarihi yapı, ardından 2 tane apartman geliyor, sokak perspektifi yok olmuş. Şimdi daha çok sokak perspektifi çalışmalarına da ağırlık verdik, onlar üzerinde de çalışıyoruz.

Süleymaniye ve çevresinde özellikle üniversitelerin yaptığı çeşitli çalışmalar da oluyor. Sizinle bağlantılı olarak mı geliştiriliyor bu çalışmalar?

Biz de destekliyoruz. Bize başvurdukları zaman onarım belgesi gibi konularda biz zaten iki hafta gibi kısa bir sürede belge çıkarabiliyoruz, karara bağlayıp çalışmalarını yapmalarını sağlıyoruz. Hatta biz onların onay belgelerinden para da almıyoruz.

Basit onarıma büyük hız
Bu konuda aslında siz restorasyona nefes aldırıyorsunuz, normalde 1-1,5 yılda Koruma Kurulları’ndan çıkmayan projeler yerine siz, tabi ikinci grup yapı olması kaydıyla hemen birkaç hafta içerisinde bir çözüm üretiyorsunuz.

Tabi bu sırada şunu da söylememiz gerekir, bizim bu yetkimizi istismar etmeye çalışan insanlara karşı çok ciddi bir blokajımız var. Bu istismarları da çok dikkatli biçimde tespit edip düzeltiyoruz.

İzin belgeleri ya da denetleme konularında Koruma Kurulları’yla herhangi bir yetki karmaşası yaşanıyor mu?

Çoğunlukla yaşanmıyor. Bu yapıların çoğunluğunun grup tayinleri yapılmamış oluyor. Biz de bu yapılarda ilgili yasanın 18. maddesi yani “grup tayini yapılmadan yapı onarım esasları belirlenemez” maddesine göre Kurula bu yapıların grup tayinlerinin yapılıp tarafımıza gönderilmesi için yazı yazıyoruz, ardından kurul bunu inceliyor ve “yapının ikinci grup olmasına karar verilmiştir”, “onarım yapılabilir” ya da “yapının ikinci grup olarak tayin edilmesine ve rölöve ve restorasyon projeleri hazırlanarak kurula getirilmesine karar verilmiştir” şeklinde geri dönülüyor. Biz de alınan kararlara uygun biçimde çalışıyoruz.

Yine 2005 yılında İstanbul’da 1,5 milyona yakın yapı bulunduğunu ve şehrin binaya doyduğunu söyleyerek kaçak yapılardan da söz açmışsınız. “Tarihi eserleri kapatarak İstanbul siluetini bozan yapılar var” demişsiniz. Buradaki kaçak yapılardan kastınız tarihi bölgelerdeki kaçak yapılar mıydı yoksa İstanbul’un genelinde yaşadığımız kaçak olgusuna da vurgu var mıydı? Ayrıca koruma ile kaçak yapı arasındaki ilişkiyi nasıl açıklayacaksınız?

O zaman ifade ettiğimiz şey İstanbul geneli için geçerliydi. Kaçak yapının da müdahale edilmesi öncelikli yerleri vardır: Mesela su koruma havzaları, kıyı bantları, kıyı kenar çizgisini bozan ya da sahildeki yapılar, sit alanları ve çevresini kapatan yapılar ya da bir sokak rejimini bozan uç yapılar gibi yapılar bizim için önceliklidir. O dönem 6 bin kaçak yapı yıkıldı.

Ayrıca biz burada yaptığımız restorasyon çalışmaları sırasında da fark ettiğimiz şeyler var, çevresinde yapıyı bozan kaçak yapılar varsa o yapıları yıkmadan esere onarım izni de verilemiyor. Bu nedenle sorunlar yaşadık ama yapıların son hali ortaya çıkınca mutlu oluyor herkes.

İstanbul’da kaçak kavramı ayrım gözetmemiş.

Tarihi Yarımada Planı’nın iptali sizin çalışmalarınızı ne şekilde etkiledi?

Bu durum Tarihi Yarımada’yı son derece olumsuz etkiler. Plansız yapılaşması ve plansız olması oldukça kötüdür bunda hemfikiriz ama bizim yaptığımız çalışmaları şu anda çok etkilemiyor. Biz yine çalışmalarımızı yapıyoruz fakat sur içinin bu yoğunluğunun azaltılması lazım. Ulaşım kararları, yoğunluk kararları plana bağlıdır. Şu anda geçerli olan geçiş dönemi yapılanma şartlarıdır. Bir an önce planın tamamlanmasını diliyoruz. Ama biz planın yapılmasını beklemeden gerekli denetimlerimize, onarımlarımıza ve gerekli yıkımlarımıza da devam edeceğiz.

Tarihi Yarımada’da sosyo-ekonomik yapı zayıflıyor
Tarihi bölgelerimizden örneğin Adalar, Beşiktaş, Boğaz bölgelerinde kullanıcıların maddi kaynakları yüksek olduğu için, orada büyük sorunlar yaşamıyoruz çünkü kullanıcılar orada yapılarını koruyorlar, ancak Balat, Ayvansaray gibi yerlerde durum böyle değil. Burada biraz sosyolojik yapı giriyor devreye, bugünkü kullanıcılarının daha alt gelir seviyesinde olması ya da kiracı olması gibi sorunlar bulunuyor diyorsunuz…

Restorasyon, gerek proje gerekse imalat süreci ile çok pahalı bir çalışmadır. Burada ekonomik gösterge ve bulunduğu yerin gayrimenkul değeri de gerçekten önemli hale geliyor. Gayrimenkul değeri yüksek yerlerdeki tarihi yapıların onarımları ve yaşatılmaları daha kolay oluyor. Ön görünüme giren, Adalar, Kadıköy, Beşiktaş, Sarıyer, Üsküdar’ın belli bölgeleri gibi yerlerde yaşayan insanların sosyo-ekonomik durumları çok daha iyi durumda. Aynı zamanda da çok büyük sivil toplum kuruluşları var buralarda. Bu durumda daha çok önem veriliyor restorasyon ve onarımlara. Fakat birinci derece bölgelerimizde ki buralar tüm dünya için de önemli bölgelerdir, aynı şeyi söyleyemeyiz. Buralarda herhangi bir şikayet gelmiyor ve ayrıca insanların yapıları korumak için yeterli sosyo-ekonomik gücü de yok maalesef… Tabi koruma konusunun sosyo-ekonomik güce bağlı olması da oldukça üzücü bir durum.

Yıllardır ülkemizde bir korumacılık söylemi vardır. Sizin buna bir itirazınız var mıdır? Çok sıkı korumacılığa rağmen pratik hayatımızda özellikle tarihi kentlerimizde çarpık yapılaşmanın çok büyük oranlara ulaştığını görüyoruz. Bu başarısızlığın nedenleri ne olabilir? Ve bundan sonra ne yapılmalıdır?

Maalesef sit kavramı bize 1970’lerde geldi. Koruma kavramı gelene kadar çok sayıda eski, tarihi eserlerimiz zaten büyük oranda tahrip edilmişti. Fakat genel sit kavramını biz ayrıca dinamik koruma olarak ele alamadık, daha çok bir dondurmaya yöneldik. Hayattan kopuk gelişti bu süreç. Ancak bu kararı uygulayamadık. Destekleyecek araçları geliştiremedik, kameralı koruma gibi yöntemleri kullanamadık. Sadece sit alanı kararı almakla olacak is değil tabi. Kurullardaki yoğunluktan dolayı da farklı uygulamalar oldu, bu durumda insanlar da, yanlış tabi ama, kendi çözümlerini üretmek zorunda kaldılar. Bu çözümler de eski eserleri yakıp yıkarak bunlardan tamamen kurtulma ya da kendi şartlarına, kullanım amaçlarına göre değiştirme gibi çok sayıda süreç yaşandı. Sadece karar alan, yönlendirmeyen bir koruma anlayışının faydalı olmadığını görüyoruz. Bunun faydalarını göstermek lazım, yönlendirmek lazım, bu işin para da getireceğini de anlatmak lazım. Ama şu anda çok daha iyi bir yönde geliştiğini düşünüyorum.

Peki, İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi sizin çalışmalarınızı etkiliyor mu? Size bir ivme kazandırıyor mu?

Bize ivme kazandırıyor ama çok daha iyi kullanılması, çok daha iyi çalışmaları gerekiyor tabi.

KUDEB’in önümüzdeki 5 ya da 10 yılda hedefleri nelerdir? Sizin yaptığınız bu çalışmalar Türkiye’nin değişik yerlerinde de var mı?

Bu model Türkiye’de başka yok. Bizim personel sayımız 215. Gerçekten laboratuar ve atölyeleriyle güçlü bir altyapısı var KUDEB’in. Bu modelin tabi Türkiye’de yayılması lazım. Ankara, Kayseri, Gaziantep, Kocaeli ve Bursa ile sürekli görüşüyoruz. Oralarda daha çok Anıtlar Kurulu’nun alt birimi gibi çalışıyorlar. Ortak bir sistem oluşturulması faydalı olur bizce. Umuyorum bu örgütlenme tipi genel kabul görür ve yaygınlaşır.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim.

KUDEB Laboratuarlarından Görüntüler:

KUDEB Çalışmalarından Görüntüler:

mimdap

16 Yorum
  1. bence çok önemli bir hizmet veriliyor. basit onarımın adı basit, bugünkü kurallarla yapmaya kalkışsan “çivi çakılmayan” bölgelerde o gerekli onarımı yapıncaya kadar yani kurul hazretlerinden onay çıkıncaya kadar onarıma çoğu zaman gerek kalmıyor. üstünden yıl geçiyor, üç yıl dört yıl geçiyor bir izin almak için. o kadar hantal bir yapıyla karşı karşıyasınız yani. bitiyor elinizdeki eser bu sırada. çoğu zaman sizin sabrınızda tükeniyor.

    o yüzden bu işi hızlandıran bu çalışmanın çok faydalı olduğunu düşünüyor ve yapanları kutluyorum. 200 den fazla çalışanı varmış mesela, bu benim için önemli. kurullar daha ziyade evrak üzerinden, pratiğe eğilemeyen yapılar ve çeşitli yerlerde çalışanların haftada bir gün toplanmasıyla ortaya ne çıkarsa o çıkıyor. aşırı bürokrasiyi saymıyorum bile. hepsine allah selamet versin.

    ceyda çabukel | 10 February 2009

  2. KUDEB i duyuyordum. Bu kadar detaylı içeriği hakkında bilgim olmamıştı. Bence çok önemli bir boşluğu doldurmaya başlamış. Yoksa sadece koruma kurullarıyla İstanbul’un korunması mümkün değil. Ayrıca taş, ahşap konularında mesleki bilgi geliştirmeleri ise bence çok önemli. Yoksa proje çiziiyor ve kurullar şöyle şöyle yapılsın diyor ama artık ülkede o işin ustası kalmamış oluyor. KUDEB buna da çözüm düşünmüş.
    Türkiye’nin er tarafında olmasını dilerim.
    Saygılar

    Cemal Kozlu | 10 February 2009

  3. Mimdap gerçekten çok yararlı bir site. Hazırlayanlara, yükünü taşıyanlara ve tüm emeği geçenlere minnettarız. Dünyamızı açıyorsunuz aydınlatıyorsunuz varolun sağolun.

    Nami Ulukışla | 10 February 2009

  4. İçinde uygulama birimi olmayan, işin doğrusu nedir pratik olarak göstermeyen bir korumacılık ve koruma kurulluğu yapılamaz. O açıdan KUDEP bence işin doğrusunu yapıyor. Fakat görüyorum ki onları 2. grup eserlere vermişler ve asıl korunacak yapılara yine kurul eziyeti devam ediyor. Röleve, rapor, restitüsyon, hadi restorasyon projesi… Olmadığı bir daha, bir daha. Aylar ve hatta yıllar geçsin, eser yerinde yağmura, rüzgara dayanmaya devam etsin, burada dosya savaşları ve kurul koridorlarında bekleşmeler sürsün.
    Anadoluda bir söz vardır ya “eşeğin büyüğünü ahırda unuttun” derler ya, asıl iş yapan ve yapacak olan birim bu yapısıyla KUDEP bence ama o daha atıl işlere yönlendirilmiş.
    Neyse zamanla KUDEP in başarısı görüldükçe etki alanı genişler işallah.
    Saygılar

    ferhan göcekli | 12 February 2009

  5. Şimşek bey önce bu fikri akıl ettiğiniz ve yönetimlerinize kabul ettirdiğiniz için sizi kutlarım. Zira bu ülkede konuşmak tarif etmek ve eleştirmek en çok yapılan şeydir. Ama bir şeyi uygulamak en az yapılan ve yaptırılmak istenmeyen birşeydir bana göre. Bu riskli çizgiyi aşmışsınız işte bu kutlanacak birşey.
    Bir tek aklıma takılan uygulama resimlerinde ahşap kaplama yapılan ev dışı biraz bana küt geldi ve niteliksiz gibi duruyor. Dha henüz bitmedi diyebilirsiniz belki ama görüşümü söylemek istedim.
    Kolay gelsin

    Nazmi Yiğit | 12 February 2009

  6. KUDEP bence yapılmış faydalı bir girişim, bunun tartışılır yanı yok. Usta yetiştirmeye yönelik bakışı ayrıca önemli. Burada yatay gelişime önem verilirken, yani şu kadar sayıda kişiye sertifika verdik denilirken bunları ilk önce sahiden güzel eğitmek gerekir sonra ise bu kişlerin bir biçimde denetimlerinin yapılması, ilave kurslarla, zaman zaman daha farklı seminer gibi şeylerle takip edilip gelişmelerinin devamı icap eder.
    Bundan daha fazla ise, bu ustalara koruma ve onraım işlerinde gerçekçi işler bulmak lazım. Lazım ki, bu kişiler ustalaşsın, onların yanında yeni ustalar yetişsin.
    KUDEP yetkilileri bunları düşünüyor mu? Bu hususlarda ne yapılıyor?
    Saygılar

    Keriman Ay | 13 February 2009

  7. uygulamaların dikkatle yapılmasını ve buradan bir gelenek oluşmasını dilerim. bu tür ilk örnekler zordur ama çok dikkatli davranıp gerçekçi olmak kurallara dikkat etmek lazımdır. herhangi bir devlet dairesine dönerse, kayırmacılıkla işler yürürse yada kurullardaki gibi bıktırıcı bürokrasi gelirse bu şevk bozulur iş tavsır. onun için dikkatli olmka ve bu örneği doğru geliştirmek lazımdır.
    ben de saygılar sunuyor başarılar diliyorum.

    kerem ulucanlı | 14 February 2009

  8. 2. grup tarihi kültürel varlıkları kapsasa bile bu girşim olumlu. kaoruma kurulları sanırım yapılanarı teşvik ediyorlardır. valilik ve kültür bakanlığı yapılan işleri görüyor ve denetliyorlardır. ülke çapında buna benzer örgütlenmeleri bakanlık açıkça önerebilir. labaratuar ve atölye düzeni çok önemli. bilimsel bir çalışma gayreti bu.
    saygılar

    savaş uçar | 15 February 2009

  9. sayın başkan ben kurumunuzda 7 ay çalışan tesisat ustasıydım haksız yere habersiz bir şekilde sözleşmem fes edildi kendimi savunduğum halde şahidim olduğu halde beni sokağa attılar haksız yere ben işine sadık afedersiniz köpek gibi çalışırken onlar benim kuyumu kazmış çalışdığım kısa süre içersinde böyle bir kurumda çalışmak bana onur ve şeref verdi sileri çok sevdim başarılarılarınızın devamını dilerim saygılarımla arz ederim

    metin keserci | 14 March 2009

  10. çeşmerin dili olsada konuşsa haznelerin diliolsada konuşsa iskelelerin dili olsada konuşsa dağrul kurranın dili olsada konuşsa türbenin dili olsada konuşsa metin uta neleryaptı diye beni çalışma arkadaşlarıma sorun onlar nasıl çalıştığımı söyler beni telefola ordan oraya gönderen ilkay hanım bile savunmadı beni görev yerini terk etmekle suçluyorlar 3 çocuğumun üstüne yemin ettim ben görev yerimi terk etmedim bana bir şans dahaverin sayın başkanım işimi ve sizleri çok özledim saygılarımla arz ederim

    metin keserci | 14 March 2009

  11. KUDEB e stajer olarak girebiliyor muyuz? lise 3 mobilya dekorasyon bölümündeyim seneye stajer olarak iş arıyorum kudeb stajer alıyorsa ulasın için okan_cskn@hotmail.com dan ulasabilmeniz rica bulunur. SAYGILARIMLA..!

    Anonymous | 1 May 2009

  12. bursa uludag unıv. sanat tarihi 3.sınıf ögrencısıyım.. 2.sınıfta Bursa’daki KUDEB de staj yapmak ıstedım fakat alınmıyordu.. okul bitene kadar bünyenizde stajer olarak egitim almak ve mezun olduktan sonra da calısmak cok isterim.. kültürümüze KUDEB ailesiyle birlikte sahip cıkmak ıstıyorum. Bu biroların butun sehirlere yayılmasını ümit ediyorum. ilgilendiginiz için tesekkur ederım.

    derya | 8 July 2009

  13. Sayın efendim acizane gönlümüzce kendimize ait sultan mehmet zamanında mehmet paşa tarafından 1752 yılında yapılmış handa oturmaktayız, tokatta acık hava müzesi olarak düşünülen ve buyuk bir bolumunun restorasyonu bitmiş degerlerin arasında bulunmaktadır paşa han yaklaşık iki dönüm üzerine kuruludur,bizim imkanlarımızla yapamıyoruz acizane gönlümüzce sizden yardım etmenizi veyeda yol göstermenizi rica ederiz,tokatta KUDEB varmı varsa neden veyada bize yardımcı olmuyorlar buda bizi düşündürmektedir ,SAYGILARIMIZLA.

    hamdullah suphi efeli | 11 July 2009

  14. kadıköyde 157 m2 ,2.sınıf tarihi eser evimiz 11 senedir kurulların acımasız bürokrasisine takılıp bekliyor.KUDEB bizim bu maddi ve manevi sıkıntımıza çözüm bulursa çok mutlu olacağız.yazılarınızı okudum.sokak perspektifi ne demektır.bizim evimiz ahşap ,bulunduğu sokakta tek, 2.5 katlı ve her iki yanındaki beton binalar 5 katlı. ön cephesi bu şekilde.arka cephesi ise komşu binaların wc lerinin gölgesinde kalmış.benim ise beğendiğim yazılara yorum yazmaktan başka elimden bir şey gelmiyor. KUDEB kurucu ve çalışanlarına başarılar.

    fatma baysal | 22 May 2010

  15. işimiz allaha kaldı.kendim yazdım 4 ay sonra yine kendim okudum.kudeb mudeb hikaye .157 m2 arsamız başımıza dert oldu.6368 nolu ilke kararını sebep gösterip bekletip duruyorlar.arsanın dört bir yanı değişmiş birebir eskisi gibi yapacağız iyi güzel de sağı solu wc penceresi .kudeb o evin yanından geçmez bedeva oturmaz.yani kurul ve 2863 çözümsüzlüğü çözum olarak gösteriyor.yazık bana ve aileme.o arsaya ne zorluklarla sahip olduk.bilseydik alırmıydık.başka mülkümüz de yok.devletimiz sağolsun bize tuzak attı.

    fatma baysal | 18 September 2010

  16. Sn. İlgililer ,

    Şirketimiz tamamen doğal ve çevre dostu bir ürün olan EARTHZYME (Toprak Stabilizatörü) ile uygulama alanındaki mevcut toprağın karıştırılması ile KerpBloks lar (Güçlendirilmiş Kerpiç Bloklar) üretmektedir .Klasik kerpiçlere nazaran daha mukavim olması ,su geçirmemesi nedeniyle bakım gerektirmemesi,haşere barındırmaması ,kurşun geçirmemesi ve yüksek izolasyon özelliği ile son derece kullanışlı ve ekolojik yapılar konseptine en uygun yapı malzemesidir.

    Söz konusu ürün EARTHZYME (Toprak Stabilizatörü) yüksek kratein içeren enzimlerden hazırlanmış multi enzim içerikli doğal bir malzemedir ve bizim tarihimizdeki HORASAN Harcına eşdeğerdir bu anlamda da tarihi yapıların restorasyonunda başarılı bir şekilde kullanılbilmektedir. Bu ürünle aynı zamanda köy yolları yürüyüş yolları gibi asfalt gerektirmeyen fakat asfaltdan daha dayanıklı ve uzun ömürlü yollarda yapmakda mümkündür, bu anlamda ürünlerimizle ilgili sizleride bilgilendirmek ve haberdar etmek istedim ürüne ilişkin kısa bilgileri ekli dosyalarda dikkatlerinize sunuyorum.ürünlere ilişkin daha detaylı bilgileri ise diğer şirketimizin http://www.cypherturk.com web adresinde EARTHZYME ve EARTHBLOCKS sayfalarından edine bilirsiniz .

    Bu Konularda silere her türlü desteği verebileceğimizi bildiri çalışmalarınızda başarılar dileriz

    Saygılarımızla
    Melih Samurkaş
    KerpBloks Kerpiç Yapılar San. ve Tic. Ltd. Şti
    Tel: + 90 (212) 665 78 98 pbx
    Faks: + 90 (212) 547 70 99
    e-mail : melih@kerpbloks.com
    w.site : http://www.kerpbloks.com
    ”Biz Doğayı Atalarımızdan Miras Değil Çocuklarımızdan Ödünç Aldık”
    ( Lütfen Çevre Sorumluluğunuzu Göz Önünde Bulundurunuz.)

    Melih Samurkaş | 6 August 2011


Yorum yazmak için


Paolo Venturella tarafından “Solar Döngü” farklı bir bağlamda kentsel ve banliyö alanlarında yerleştirilebilir bir fotovoltaik güneş heykelidir. Amaç, gün boyunca güneş ışınlarının mümkün olduğunca geniş bir yüzeye ulaşmasını mümkün kılmaktır. Şekil güneş yolunu takip ederek doğumundan batımına güneş ışınlarının yönüne dik yüzeyler oluşturarak ışığın ulaşımını maksimize etmektir. Yüzeyin daha verimli bir sistemde kullanılabilmesi için güneş [...]
ARŞİV
Subscribe