Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı Büyükada Rum Yetimhanesi’nden bugüne…
Share 28 June 2014

Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük çok katlı ahşap binası 1898-1899 yılları arasında otel olarak inşa edildi. Mimarlığını Alexandre Vallaury’nin üstlendiği bu binayı, 1902’de Eleni Zarifi, 10 bin sarı lira karşılığında satın aldı. Dünyanın ilk katlı ahşap yapısı olan bina Sultan Abdülhamid’in izniyle Rum yetimhanesine dönüştürüldü. 1964’te ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü âni bir kararla yetimhaneyi kapatma kararı almıştı.
1964 yılında boşaltılan tarihi bina için Ekümenik Patrikhane, onyıllarca hukuk mücadelesi verdi. Süreç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2010 yılında binanın tapusunun Patrikhane’ye teslim edilmesine karar vermesiyle son buldu.




Büyükada Rum Yetimhanesi (Prinkipo Rum Yetimhanesi), Büyükada’nın Manastır Tepesi’ndedir (eski adıylaYunanca İsa anlamına gelen Hristos Tepesi). Bina 1898-1899 yılları arasında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiştir. Binanın mimarı, dönemin ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury’dir. Yapı günümüzde boş olmakla birlikte Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin kontrolü altında bulunmaktaydı. Dünya’nın en büyük ahşap binası olduğu iddia edilmektedir•



Dünya’nın ilk çok katlı ahşap yapısıdır. Ülkemizdeki mimarlar mimarlık ile milli kimlik arasındaki bağı genel olarak reddederken , bir yabancı mimar Alexandre Vallaury kültürümüze saygı göstermiş ve İstanbul’daki diğer eserleri gibi bu yapıda da geleneksel mimarimiz unsurlarını ve geleneksel yapı malzememiz olan ahşabı kullanmıştır.



Bu heybetli yapı “Prinkipo Palas” adı altında otel olarak işletilmek üzere tasarlanır ve inşa edilir. Fakat devrin yönetiminden gerekli iznin alınmaması üzerine, bina el değiştirir ve Eleni Zarifi adlı bir Rum kadın tarafından satın alınır.



Rum Yetimhanesi o tarihe kadar Yedikule’deki Balıklı Rum Hastanesi’nde işlevini sürdürmektedir. Yetimhane 1902yılında bu binaya, Büyükada’ya taşınır. Yapının kullanım amacı zaman içinde değişir. Binaya I. Dünya Savaşı yıllarındaKuleli Askeri Mektebi yerleşir. Daha sonra ise işgal kuvvetleri tarafından adaya yollanan Rum göçmenlerini barındırır. Yetimhane daha sonra Heybeliada’ya nakledilir ve bu bina da1960′lı yıllarda kapatılır. O tarihte boşaltılan bina günümüzde hâlâ boş durmakta, dolayısıyla çok bakımsız ve git gide çürümektedir.



Görkemli ve etkileyici bir mimariye sahip olan Büyükada Rum Yetimhanesi ahşap karkas sistemde inşa edilmiş. Yapı, yan bölümlerinde 6, diğer bölümlerinde 5 katlı. Binanın heybetine rağmen cephe mimarisi olabildiğince sade tasarlanmış. Birbiri üzerine tekrarlanan çıkmalar ile cephelere hareketlilik getirilmeye çalışılmış. Tiyatro salonundaki iç mekân ahşap süsleme detaylarına karşılık, diğer iç mekânlarda sade bir mimari hakim.


Büyükada’nın tepesine bakıldığında hemen göze çarpan Büyükada Rum Yetimhanesi bahçesinde önceleri idare binası olarak inşa edilen, daha sonraları ise ilkokul olarak kullanılan bir yapıyla birlikte harabe bile olsa hala ayaktadır.

(Fotoğraflar: Ziya Tacir, www.ziyatacir.com)
Kaynak: Nor Zartonk, Vikipedi

8 Yorum
  1. Bu güzelim ahşap yapı yıllardır siyasi nedenlerle çürümeye terk edilmiş durumda. İki ülke arasındaki siyasi şantaj malzemesi gibi kullanılıyor.

    Efe Akbulut | 30 June 2014

  2. Boylesine ahsap isciliginin zengin bir binanin politik nedenlerden dogru curumeye birakilmasi cok aci bir olay…mimari eski eserlerin degerini bilmiyoruz malesef…

    Aydan Hacaloglu | 30 June 2014

  3. Daha beklersek yıkılır bence bu eser. Devlet politikaları karmaşık ilişkiler ama sonuçta yok olan tarih

    Olgun Yılmaz | 5 July 2014

  4. Bu bina bütün ihtişamıyla bir yandan Rum cemaati kullanımında bir yer olmalı bir yandan da korunarak önemli toplantılar için kullanılan bir diplomatik saray olmalı.

    taner küçük | 7 July 2014

  5. Bu bina milli mimarlık tarihimizin çok önemli bir parçası. Yakında bir yangın onu yok etmeden önce, bu binayı kurtarın sonra politikasını yaparsınız….
    Mimarlar odası bu gibi konulara da eğilmeli artık…

    Serhat Akoğuz | 9 July 2014

  6. Bu bina ve çevresindeki tüm arazı; DERHAL,GECİKMEDEN BEHEMAHAL
    şu meşhur yakıcı-yapıcı ve MİLLETİN a SİNA KOYAN , soyguncuya verilmelidir ki, devrinden beş gün sonra yaksın yerine REZİDANS yapivirsin… Uygarlık bu gibilerin ve de NUKTEDİRlerin eline kaldı.
    ,Vah Ülkem vah…

    şemsettn SAMİ | 12 July 2014

  7. Böylesine nadide bir yapı siyasete kurban edilmemeli. Üzerindeki dini semboller kaldırılarak, onarımının aslına uygun bir şekilde yapılıp tüm dünya insalarının ziyaretine açık olması gerekir.
    Ülkemizde siyasetisti bir kurul olmalı ve kiltir mirasımızı korumalı, bir çok yerde alternatif aramaksızın sayısız tarihi ve kiltiri yok ediyoruz.

    Hakan KAPYALI | 19 July 2014

  8. Kendilerinden olmayanı yıkma yok etme zihniyeti… Her dönemde bu tür hatalar yapılıyor ama en çok da bu dönemdekiler yapıyor. Bir sürü Cumhuriyet dönemi yapısı da yok edilmedi mi? Zincirlikuyudaki ilk betonarme yapı örneklerinden olan Likör fabrikası, şimdilerde istasyon ve gar binaları… Kimileri ideolojinin kimileri ise rantın kurbanı oluyor… Yapıların ne günahı var ki onlar sadece nesne… Bir dönemin yaşanmışlıklarının tanığı nesneler… Bu tür şeyleri yani kültürel değerleri her şeyin dışında ve üstünde tutmak lazım. Gelecek kuşakların geçmişten referans alma haklarının her zaman ve her alanda bekçisi olmalıyız…

    Meral OĞUZ | 21 July 2014


Yorum yazmak için


Amerikalı mimarlar Tod Williams ve Billie Tsien, Japonya Sanat Birliği’nin 2019 Praemium Imperiale ödülünü  kazandı.       2019 Praemium Imperiale mimarisi, Tod Williams ve Billie Tsien’i ödüllendirdi. Fotoğrafı çeken Taylor Jewell     Her yıl verilen Praemium Imperiale, mimarlık, heykel, müzik, resim ve tiyatro ya da film alanlarında “büyük uluslararası etki” yapan sanatçıları tanır. [...]
ARŞİV
Subscribe