Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Bir Bizans sarayı “ehli” ellerce nasıl yok edilir?
Share 19 March 2014

Bir Bizans sarayı “ehli” ellerce nasıl yok edilir?

Prof.Dr. Engin Akyürek TAYHaber’de yer alan yazısında soruyor: Bir Bizans Sarayı “ehli” ellerce nasıl yok edilir? Yanıt: Tamamlanarak. Akyürek’in yazısı şöyle:

Bizans İmparatorluk Sarayı 12. yüzyıldan itibaren Edirnekapı’nın kuzey tarafında yer alan Blakhernai Sarayı’na taşınmış, imparatorluk buradan yönetilmiştir. Halk arasında Tekfur Sarayı olarak bilinen yapı, bu saray kompleksinin güney ucundaki birimdir. Saray kompleksinin diğer birimleri büyük ölçüde yok olmuş, yalnızca bu yapı günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinin ardından çeşitli amaçlarla kullanılmış olan yapı, 18. yüzyılda çini imalathanesi, 19. yüzyılda ise cam imalathanesi olarak kullanılmıştır. 1864 yangınında büyük zarar gören yapı 20. yüzyıl ortalarında çeşitli onarımlar geçirmiş, avluya açılan kemerleri taşıyan situnlar yenilenmiştir.

1970 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlanarak bir ‘müze’ sıfatı kazanmıştır.Theodosius surlarına bitişik olarak inşa edilmiş olan yapı, dikdörtgen planlı, üç katlı bir binadır. Giriş katı dört kemerli bir açıklıkla doğrudan kuzey tarafındaki avluya açılmaktadır. Zemin katta bulunan üç sıra sütun, birinci katın tonozlarını taşımaktaydı. İkinci kat zemini ise olasılıkla ahşaptandı. İkinci kat dört duvarındaki pencereler ve güney doğu köşesinde konsollara oturan büyük balkonu ile kentin ve Haliç’in güzel manzarasına hakim bir mekandı. Ayrıca bu katın güney duvarında bir çıkma üzerine oturmuş küçük bir şapel yer almaktaydı. Yapının iç kızmında bir merdiven izi görülmediğinden, üst kata olasılıkla batı tarafında yer alan rampadan ulaşılmaktaydı.

Bizans sivil mimarisinin İstanbulda ayakta kalabilmiş tek örneği olması bakımından Tekfur Sarayı’nın mimarlık tarihinde özel bir yeri vardır: avluya bakan kuzey cephesinin bezemesi, yapının giriş katının üst katlarla bağlantısının olmaması ve tamamen avluya açılıyor olması, iç duvarlardaki nişler, konsollar üzerine oturan balkonu ve özellikle de bir çıkma üzerine inşa edilmiş minik şapeli ile eşsiz bir örnektir. Bu şapel, ancak bir kişinin içine girip ibadet edebileceği boyutlarda bir ‘özel ibadethane’dir. Şapeli örten küçük kubbenin yarısı dışarı taşkın, çıkmanın üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki apsisi ise yine bir küçük yarım kubbe ile örtülmüştür. Bu kişisel şapel eşsiz bir örnektir.

Bizans saray mimarisi konusunda önemli bir bilgi kaynağ da olan bu çok değerli yapının başına ne yazık ki ‘restorasyon felaketi’ geldi. İnşaat alanına konulan tabeladaki başlık, bu felaketi tanımlamaktadır: “Tekfur Sarayı Tamamlama İnşaatı”!

Tamamlama sözcüğü işin ne menem bir şey olduğunu gösteriyor. Sadece dört beden duvarı kalmış olan yapı, mevcut haliyle konsolide edilip korunmak yerine tamamlanıyorsa, özgün niteliği yok olacak demektir. Nitekim öyle de oldu.

1. Zemin kata yeni sütunlar dikildi ve duvarlardaki izleri dışında hiçbir kalıntısı bulunmayan kat tonozları tamamlandı, avluya açılan giriş katından yeni imalat birinci kata çıkan, orijinalde olmayan bir merdiven konuldu.

2. Bütün pencereler orijinal biçimleri bilinmemesine karşın tamamlandı, çift camlı pencere kanatları takıldı. Bunlar sadece malzeme olarak değil, görünüm itibarıyla da modern pencerelerdir.

Pencere üzerlerindeki süs keramikleri yeni üretim olarak tamamlandı. Üst katta nedense ‘tamamlanmadan bırakılan’ balkona açılan kapı ise, duvardan çıkan konsollara açılan anlamsız bir kapı olarak ‘tamamlanmıştır’.

3. Şapel dışarıdan algılanmayacak biçimde tamamlandı. ‘Tamamlama’ operasyonu öncesinde şapelin harika mimarisi dışarıdan bakıldığında kolayca algılanabiliyorken, artık bu görüntü fotoğraflarda kaldı.


Şimdi şapel bina duvarına asılmış bir kutu gibi duruyor. İşin en vahimi de şapelin kubbesi artık algılanamıyor, çünkü orijinalinde olmayan bir biçimde kırma çatı ile örtülmüş. Üstelik kırma çatı kubbeciğin üzerindeki kemeri de hiç dikkate almadan yerleştirilmiş, kemerin sadece uç kısımları görünür kalmış.

4. Ve son olarak da yapının elektrik, havalandırma vs. gibi tesisatı yapılmakta. Yapıya son darbeyi de vurmak üzere getirilen çok sayıda büyük boy klima cihazı, yapının tasarlanan işlevi konusunda da bir fikir veriyor.

Çatısı örtülüp, kat tonozları tamamlandığına, pencereler çift cam olarak yenilendiğine, avlu tamamen ahşap bir zeminle (olasılıkla altına beton bir zemin de atılmıştır) kaplandığına, ve çok sayıda klima da konulacağına göre, restoran olarak da kullanılabilir.

Büyük ölçüde baştan yapılan (‘tamamlanan’) ve modern kullanıma uygun olarak modern tesisatla donatılan bu yapı, artık bir 12. yüzyıl Bizans sarayı kalıntısı olmaktan çıkmış, bu önemli yapının mimari bütünlüğü ve özgünlüğü bozulmuş, estetik değerinin algılanabilme olanağı kalmamıştır. Yapıda ve avlusunda bilimsel bir kazı çalışması ve belgeleme yapılmadığı için ne yazık ki bu çok değerli tarih yok olmuştur. Bütün bunlar da bir ‘bilim heyeti’nin öneri ve onayı ile yapılmıştır.


Kaynak: http://www.walkingistanbul.com

7 Yorum
  1. Sarayın tamamlanması o kadar kötü bir şey değil. Dünyada örnekleri var. Uzmanlarla çalışılırsa iyi sonuç alınır. Buradaki eleştiri uygulamadaki hassasiyete ilişkin olabilir sadece. Bütünlük bozuldu, estetik değer kalmadı gibi genel cümleler yerine somut detay problemleri anlatılırsa daha faydalı olunur.

    feridun akağa | 20 March 2014

  2. Roma’daki restorasyon örnekleri dururken neden böyle uygulamalara izin veriliyor?

    leylabasut | 23 March 2014

  3. en çok şapelin çatısını beğendim! ellerine sağlık ne diyeyim. biz gerçekten restorasyon yapmayı bilmiyoruz. İstanbul surlarından sonra bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bazı batılıların “İstanbul Türklere bıraklmayacak kadar değerlidir” sözlerine çok kızdığım günleri hatırlıyorumda!!!

    Anonymous | 24 March 2014

  4. kim takar tekfur sarayını altına iki kafe bir de büfe koydun mu iş tamamdır…
    diğerlerini pek tanımam ama Şirin hanımın bu konuda bayağı bir uzman olduğunu pek çok da çalışması olduğunu duymuştum…

    ömer suat menali | 25 March 2014

  5. Ufak tefek eleştirilebilinecek noktalar olsada yapı gayet hoş bir şekilde görünüyor.burda yapılan haber tamamen önyargılı vahşi muhalefet örneği.çatının orjinal malzemesi kiremit değilmiydi bizans zamanında.aynı şekilde kiremit çatı yapılarak yapıya bir bütünlük kazandırılmıştır.şimdi cam müzesi yada çini müzesi olarak kullanılabilir.ortaköy camisinin yanında bulunan esma sultan yalısı yandığında yine aynı malzeme kullanılarak orjinal haline getirileceğine içine cam kaplama yapılarak yalı bir ucube haline getirilmiştir.tekfur sarayı gayet güzel bir şekilde restore edilmiştir.emeği geçenleri tebrik ediyorum..

    bahri | 7 May 2014

  6. Benim bildiğim o yeni eklenen sütunlar, orjinalindede mevcut. Yoksa o yukarıdaki katları nasıl taşıyacak. Eski resimleri araştırın, o sütunların kaideleri yerde olması gerekiyor. Harap,çöplük,kimsesizlerin kulllandığı bir mekan olmaktansa, hiç olmazsa bir işlev kazandırılarak toplumun kullanımına açılması daha iyidir… Oralarda ne işler dönüyordu yıllarca, çevre halkı iyi bilir…

    gökhan kara | 13 June 2014

  7. Pencereler gerçekten kötü olmuş. Modern malzeme kullanımına karşı değilim ancak uygunluğu çok iyi araştırılmalı. Yine de o kadar kötü bir restorasyon değil. Ortaköy’deki Esman Sultan Yalısı’nın halini gördükçe içim acıyor. Çatıyı ve duvarları o şekilde çıplak bırakmaktan daha iyi bir çözüm getirilebilirdi bence.

    Selim Sel | 1 September 2014


Yorum yazmak için


Tasarım:EM2N   Paradoksal olarak, mevcut Cinémathèque’in cazibesi, basit ve faydacı görünümünde yatıyordu. Ulusal kolektif film hafızasının evi, kendisini, içeriğe, paketlemekten ziyade odaklanan iddiasız bir sürü birikimi olarak sundu.                     Genişletme projesi bu başlangıç ​​noktasını kabul etmiştir. Birbirine paralel olarak düzenlenmiş mevcut binaların yerleşimi, yeni eklemelerle çevrilmiş [...]
ARŞİV
Subscribe