Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Milwaukee Sanat Müzesi: Santiago Calatrava
Share 17 May 2013

Santiago Calatrava mimarlık ile mühendislik arasındaki sınırları hareketli mimarisiyle kaldırdı.

Milwaukee Art Museum
Amerikalı yazar Robert Greene yeni yayınladığı kitabından “Ustalık”ta Santiago Calatrava ile ilgili şunları yazmakta:

Bizim yaşadığımız dünya aslında bundan beşyüz yıl once başlayan sanat ve bilim arasındaki ayrımın üzüntü verici ortamından ibaret. Bilim insanları ve teknisyenler kendi dünyalarında yaşamakta ve “şeylerin” ”nasıllarını” açıklamaya çalışmaktalar.
Diğerleri ise “görüntüler”dünyasında yaşamakta, bu şeyleri kullanmakta ancak gerçekten onların nasıl işledikleri ile ilgilenmemekte.
Bu ayrımının azalmasından hemen once, Rönesans’ın ideali bu iki bilgi türünün bir araya gelmesiydi. Bu nedenle Leonardo da Vinci bizi büyülemeye devam etmekte, Rönesans ise hâla daha bir ideal olarak anılmakta.

Bu nedenle Santiago Calatrava’nın sadece dünyanın önde gelen mimarlarından birisi olması değil, 1975 yılında genç bir mimar olarak eğitimini tamamladıktan sonra okula mühendislik eğitimi almak için dönmesi anlam taşımakta.

Çok erken yaşta, Santiago Calatrava çizimi bir tutku haline getirdi. Gittiği her yerde yanında kalem taşıdı. Çizimde belirli bir paradoks onu tedirgin etmeye başladı. Büyüdüğü Valencia’da, İspanya’da, sert Akdeniz güneş ışığı, keskin kabartma hatlar ortaya çıkartmakta ve bunları çizmek -kayalar, ağaçlar, binalar, insanlar- bir ikilem oluşturmaktaydı. Gün ilerledikçe görünüş değişmekte, ana hatlar yavaş yavaş yumuşamaktaydı. Bu dinamik devinim bir anlamda hayatın kendisini oluştururken, çizim statik kalmaktaydı. Soru: hareketi kağıt üzerinde nasıl “yakalayabiliriz” di?

O bununla ilgili dersler aldı ve hareket anının yakalandığı çeşitli yanılsamalar oluşturma teknikleri öğrendi, ama bunlar yeterli değildi. Bu imkânsız arayışının bir parçası olarak onu iki boyutta nesneleri nasıl temsil ettiğimizi anlamanıza yardımcı olabilecek, tasarı geometri gibi matematik yöntemlere yönlendirdi. Beceri geliştirme sürecinde konu ile ilgisi derinleşti. Bir sanatçı olarak, tüm bunları bir kariyer için kaçınılmaz görüyordu ve zaten bu yüzden 1969 yılında Valencia sanat okuluna kabul edilmişti.

Hayatı bir kırtasiye mağazasında malzemeler için araştırma yaparken karşılaştığı Le Corbusier’nin bir kitabını bulmasıyla değişti. Bu mimar tamamen farklı yöntemlerle farklı biçimler geliştirmişti. Heykel gibi tasarlanan bir merdiven bile dinamik bir nesneye dönüşmekteydi. Kendi tasarladığı binaları, formları hareket hissi yaratarak, yerçekimine meydan okumaktaydı. Bu kitapçıktan çıkan sonuç, bu tür binaların tasarlanmasının nasıl mümkün olabileceği sorusuydu. Böylelikle mimarlık eğitimine yöneldi.

 

1973 yılında mezun olduğu okulunda Calatrava sağlam bir eğitim almıştı. En önemli tasarım ilke ve kurallarını öğrenmiş, bazı mimari bürolarda görev alarak deneyimlerini geliştirmişti.
Mimari alanında büyük eserlere bakarak o en beğenilen-Roma’da Pantheon, Barcelona’da Gaudi’nin binaları, İsviçre’de Robert Maillart tarafından tasarlanan köprü… lerin nasıl inşa edildikleri hakkında bir fikri olmadığını fark etti.
O fazlasıyla yeterli formları, onların estetik düzeyleri ve nasıl kamu binaları olarak işlevlerini yerine getirdikleri daha çok biliniyordu, ama Le Corbusier’nin binalarının hareket izlenimini oluştururken nasıl parçaların bir araya geldiğini, ayağa kalktığını bilmiyordu.

Çok güzel bir kuş çizmeyi bilmek ama  bir sineğin nasıl hareket ettiğini bilmemek ona göre yanlıştı. Çizim alanında olduğu gibi, Calatrava, gerçeklik üzerine yüzey, tasarım öğesi ve dokunmatik ötesine gitmek istedi. Dünyanın değişmekte olduğunu hissetti. Ve geleneksel olarak yapılanların havada kaldığını fark etti. Teknoloji ve yeni malzeme gelişmeleri sayesinde, devrimci olanakların mimariye girmesiyle yeni bir tür ortaya çıktı. Calatrava mühendislik hakkında bir şeyler öğrenmek zorunda olacağını hissetti. Bu yönde düşünerek, Calatrava aldığı bir kararla inşaat mühendisliği alanında bir derece elde etmek için, Zürihte, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nde eğitimine baştan başlamak için kayıt oldu. Bu zorlu bir süreç olacaktır, artık bir mühendis gibi düşünmek ve çizmek için kendini eğitmek, yeni hedefini oluşturmaktadır. Binaları inşa etmeyi bilmek yavaş yavaş yapılabilir olanın sınırlarını genişletmek için fikirler verecektir.

Ilk birkaç yıl içinde o alan için gerekli olan matematik ve fizik eğitimini tüm zorluklarına rağmen almayı başardı. Eğitimde ilerledikçe kendisi de hareket ve değişimin ifadesinin çocukluğundan gelen takıntısını; bu paradoksun çözümünün yollarını bulduğunu anladı.  Mimarinin, altın kuralı binaların istikrarlı ve sabit olmasıydı. Bunu kırmak için, mimaride fiili hareketi ele alan bir doktora tezi hazırlamaya karar verdi.  Bir taraftan doktora tezi için, mimariye hareket getirme olanaklarını keşfetmeye yarayan NASA ve uzay yolculuğu, Leonardo da Vinci tarafından tasarlanan katlanabilir kuş kanatlarından esinlenen çözümler üzerine yoğunlaştı. Calatrava konu olarak ileri mühendislik yapıları ile bir yapı-nasıl katlanabilir hareket edebilir ve kendilerini dönüştürebilir? sorularına cevap aramayı seçti.

1981 yılında doktora tezini verdi. Nihayet iş dünyasına, ondört yıllık bir sanat, mimarlık ve mühendislik eğitiminin bitiminde girdi. O yıllarda katlanabilir kapı, pencereler ve hareketle binanın şeklini değiştirerek, yeni yollar açacak çatıların yeni tür tasarımı denemeye başladı.
Bu tarihte Buenos Aires’de bir asma köprü tasarladı. 1996 yılında ise Milwaukee Sanat Müzesine bir uzantı oluşturan bu tasarım ve uygulaması üst örtüde 1.8 metrelik kalınlığa ulaşan, büyük bir alanda hareketli güneşin bütün gölgelerini içeri alan uzun cam ve çelik bir resepsiyon salonu tasarladı. Ekran içine tüm yapının girmesiyle binaya uçuyormuş hissi vermeyi sağlayan dev bir martı kanadı gibi açık ve kapalı iki nervürlü panel oluşturdu.

İnsanlar iki ayrı dünyada yaşarlar. İlk olarak bizim gözü büyüleyecek biçimlerden oluşan bir dış dünyamız vardır. Ama görünümden gizlenen bir başka dünyada bu biçimlerin anatomileri vardır. Bir arada çalışmalarını sağlayan kurallar bulunmaktadır. Ama görünümden gizlenen bu dünyanın anlaşılması zordur. Bunu anlamak gözle ilgili değildir. Sadece akıl yoluyla açıklanabilir, erişilebilir. Bizler o şeyleri taşımak ve değiştirmek için yapacağımız yolculukta yaşamın sırrına ulaşabiliriz. Bu gerçek anlamda şiirseldir.

“Nasıl” ve “ne” arasındaki bölünme, hemen hemen her şeye uygulanabilir. Bunun genişlemesiyle grupların işleyişi ortaya çıkar ve sorun bir kez daha tekrarlanır.  (Benzer bir şekilde, insanlar görünüşleri değil, yaptıkları ya da söylediklerinin arkasındaki psikoloji ile hipnotize olma eğilimindedir.) Calatrava’nın keşfettiği gibi, bu bölünme aşılmasında, “nasıl” ve mimarlık için “ne” birleşmektedir. Bu alanın çok daha derin, daha doğrusu daha yaklaşık bilgilerini kazanma, binaların yapımında gerçekliğin konumunu sağladığını anladı. Bu onu mimari alanında kendi sözleşmelerini kırmak, sınırları aşmak için, sonsuza yönelen daha şiirsel bir şey yaratması için olanak sağladı.

Kaynak: Archdaily
Çeviri:Mimdap


Yorum yazmak için


Türk siyasi tarihinde simgesel öneme sahip Yassıada’nın tartışmalı bir mimari projeyle ‘Demokrasi ve Özgürlük Adası’ olarak imara açılarak düzenlenmesi ile ilgili çalışmalarda sona gelindi.           Sit alanı olması gereken adanın yeni yayınlanan fotoğraflarında bin 200 kişilik caminin yanında otel, bungalov ve restoran inşaatları yer alıyor.     27 Mayıs 1960 darbesinin ardından adada [...]
ARŞİV
Subscribe