Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Torre David ve işgal mekanları…
Share 21 January 2013

Torre David ve işgal mekanları…

“Venezüella’daki Torre David binasının 13. Venedik Mimarlık Bienalindeki sunumu ve tamamlanmamış binanın bugün yoksullar tarafından kullanımı kendi başına ilgiyi üzerinde toplayabilecek, mimarlar için üzerinde düşünülebilecek bir konuyken asıl özne “işgal mekanları” ya da “işgalcilerin mekanlarına” bir bakışı, Onur Erem yazısıyla birleştirerek sunuyoruz.”

mimdap

Torre David: Gayri Dikey Topluluklar
Alfredo Brillembourg & Hubert Klumpner

1994 yılında Venezüella ekonomisinin çöküşünden sonra terk edilmiş olanTorre David, Venezuelalı mimar Enrique Gómez tarafından tasarlanmıştır. Venezüella başkenti Karakas içinde 45 katlı gökdelen, neredeyse tamamlamak üzereyken inşaat durmuş ve boş kalmıştır.
Bugün, bazılarının “dikey gecekondu” adını verdikleri bu bina yasal açıdan zayıf işgal kavramına uygun olarak 750′den fazla ailelik bir topluluğa doğaçlama olarak ev sahipliği yapmaktadır.


Yazarlar bu harabe halindeki “ev”in fiziksel ve toplumsal örgütlenmesini anlayabilmek için bir yıl geçirdiler. Kitap kulenin ikamet amaçlı işgalini belgeleyen ve özellikle yoksul toplum kesimlerinin nasıl organize olduklarını gösteren bir belge niteliği taşıyor. Büyük ölçekli bina biçimsel olarak, altyapı yokluğunda kuaför, spor salonu, bakkal dükkanları ve daha fazlası ile günlük ihtiyaçların sağlamasında nasıl değiştirilip planlandığını gösteren ilginç bir örnek olmaktadır.
İş merkezinin ortadaki boşluğunun bugünkü kullanımı 

Bir küçük bakkal
Bir bölümlük yaşama alanında oturma-yatma-dinlenme-tv izleme fonksiyonları

Torre David düşey gecekondularında akşam olmuş…

Bazıları sadece başarısız bir kalkınma projesi, U-TT bakın nereye (Kentsel Think Tank) gayrı dikey toplulukların çalışma için bir laboratuvar olarak algılamıştır.Venedik Mimarlık Bienali 13. tesisindeki sergi ise mimar Torre David ve dünyada benzeri gayri yerleşim pratik, sürdürülebilir müdahaleleri için kendi vizyonunu ortaya koymak. Onlar kentsel gelişme geleceğin mimarlarına, özel şirketler ve gecekondu sakinleri küresel nüfus arasında bir bağ kurmalarını ve sorunların çözümü için yol gösterici olmalarını istiyorlar.

Torre David boşluğundan kente bakış

Torre David marketinin içinde bir çocuk kendine uygun bir şey almaya çalışıyor.

Torre David 13. Venedik Mimarlık Bienalindeki sergide “Gayri Dikey Topluluklar” ismiyle dünyada benzerleri olan gayri yerleşimlerin pratiklerini ve sürdürülebilir müdahaleleri için kendi vizyonunu ortaya koymaktadır. Onlar kentsel gelişme ortamı ve geleceğinde mimarlara görev düştüğünü, özel şirketler ve gecekondu sakinlerinin işbirliğinin önemli olduğunu savunuyorlar.

                                            

Torre David’te “kapalı spor” alanları gecekonduların çocukları tarafından oluşturulmuş.


Mimarlar U-TT, barınma sorunları için bir çağrı niteliğindeki bu kitaplarıyla daha adil ve sürdürülebilir bir gelecek hizmetinde tasarımın rolünü irdelemek yanında dünyadaki kanuni olmayan yerleşimlerdeki yenilik ve deneysellik potansiyeli göstermektedirler.

Kaynak: Arcspace

 

İşgalciler ve İşgal Mekanları
ONUR EREM

İşgalcilerin dünya çapında kullandıkları işaret

Bir binayı yasalara göre hakkı olmamasına rağmen işgal etmek ve orada yaşamak insanların yüzyıllardır yaptığı bir eylem. Gerek kullanılmayan boş binaları işgal etmek, gerek yasadışı binalar yapıp içine yerleşmek neredeyse her ülkede gözlemleniyor. Batı dillerinin bir kısmında bu işgal mekanlarına “squat” deniyor. Kelimenin kökeninde ise “çömelmek, kurulmak” fiili var. Yazar Robert Neuwith’e göre dünya çapında bir milyar kişi “işgalci” statüsünde. Bu işgalcilerin çoğu yoksulluk nedeniyle işgalci olsalar da bazıları, özellikle Avrupa’dakiler ideolojik nedenlerle, bazen de müzik, resim ve benzeri sanatsal üretimler yapılabilecek bir ortam yaratma isteğiyle işgal ediyor ve mekanlarını anarşist veya komünist prensiplerle yönetiyorlar.


İşte dünyanın dört bir yanından işgal mekanları:
Almanya: Frankfurt’taki Au adlı bina 1983’ten beri işgalcilerin kontrolünde. İşgalciler binayı “Yaşayan bir proje ve otonom kültür merkezi” olarak tanımlıyor. Kültürel ve siyasal tartışmalara, halka açık bir mutfağa ev sahipliği yapan binada müzik festivalleri ve konserler de düzenleniyor. Konser afişlerinde bir uyarı dikkati çekiyor: Naziler giremez. Hamburg’daki Rote Flora binası da işgal mekanlarının dikkat çekici bir örneği. 1888’de bir tiyatro olarak inşa edilen ve 1989 yılında işgal edilen mekan 2007’deki G8 protestoları sırasında alternatif siyasal ve kültürel kongrelere ev sahipliği yaptı. Hamburg’da sol gençliğin buluşma noktası olan mekanda alternatif müzik grupları konser verirken sanatsal sergiler de düzenleniyor.

Britanya: “Bu bir otlakçılık değil” diyor Bristol’daki Biz adlı işgalci, “Bu ev boş duruyordu, ve evlerin boş durması bir israftır! Bu yüzden girip burada oturmamda bir sakınca görmüyorum”. Birleşik Krallık hükümetine göre Britanya’da 20 bin civarında işgalci ve 650 bin boş bina bulunuyor1. Aslında işgal evlerinin geçmişi en eski olduğu bölgelerden biri Britanya. 1381’deki köylü isyanlarından 17. yüzyıldaki kazıcılara kadar Britanya’nın geniş bir işgal tarihi bulunuyor. Günümüzde ise yasalara göre 10 yıl işgal edilen binanın mülkiyeti işgalciye veya işgalcilere geçiyor. Ancak bu yasadan faydalanmak oldukça zor, çünkü işgalci burada 10 yıl boyunca aralıksız olarak oturduğunu kanıtlamak, oturmaya başlarken de tapu müdürlüğüne burayı işgal ettiğini bildirmesi gerekiyor. Bu durumda tapu müdürlüğü mülk sahibine haber vereceği ve mülk sahibinin de itiraz ederek işgalcileri binadan attırabileceği için uygulamada bu sistem işlemiyor. Sayısız işgal mekanına ev sahipliği yapan Londra’da sadece işgalcilere yardım etmek ve yasal danışmanlık sunmak için kurulan ASS (Advisory Service for Squatters – İşgalciler için Danışma Hizmeti) adlı grup işgal ettikleri bir ofis binasında işgalcilere yardım ediyor, ayrıca hazırladıkları kitapçılar ve internet siteleri aracılığıyla işgalcileri bilgilendiriyor.

Danimarka: Kopenhag’daki Christiania bölgesi 1971’de 900 kişilik bir grubun işgaliyle alternatif bir topluma dönüştü. Terkedilmiş bir askeri bölge olan Christiania kalacak yeri olmayan insanların kalabileceği bir barınma mekanı, ve ayrıca farklı alt kültürlerin oluşup kendilerine yer bulabildikleri bir toplumsal harekete dönüştü. Görüntü almanın yasak olduğu mahallede esrar satmak ve içmek de serbest.

Fransa: Avrupa’nın en pahalı şehirlerinden Paris’ta sürekli yükselen ev fiyatları nedeniyle insanlar işgal evlerinde kalsa da daha dikkat çekici olna işgal mekanları “sanatçı işgalleri” de denen, sanatçıların işgal edip sanat eserleriyle birer müzeye dönüştürdükleri yapılar. Hatta Rivoli’deki bir “işgal müzesi” 2001 yılında 40 bin ziyaretçi ile şehrin en çok ilgi çeken üçüncü güncel sanat mekanı olmayı başardı. Muhafazakar yönetimin kapattığı mekan, belediye yönetimini sosyalistlerin kazanmasıyla 2010 yılında tekrardan ziyarete açıldı3. Şehirde 10 yılda dünyanın dört bir yanından 5 bin grubun sahne aldığı, hatta devlet televizyonunun bile konser yayını yaptığı başka mekanlar da bulunuyor.

Hollanda: Hollanda, işgalin yasal olduğu ülkelerden biriydi. İşgalciler 12 ay boyunca kullanılmayan bir mekana yerleşme ve bina kullanılmadığı müddetçe burada kalma hakkına sahipti. Ancak 2010 yılında hükümetin çıkardığı bir yasayla işgal yasadışı hale getirildi. Bunu protesto eden işgalcilere polis sert müdahalelerde bulundu4. Yerel yönetimler ise kararı uygulamaktan kaçınacaklarını ilan etti. 28 Ekim 2011’de ise Yüksek Mahkeme ise bir hakim kararı olmadan işgalcilerin tahliyeye zorlanamayacağına hükmetti.
Poortgebouw

Hollanda’nın en dikkat çekici işgallerinden biri Pannerden kalesidir. Terkedilmiş haldeki bu kalede 200 yılında yaşamaya başlayan işgalciler 2006 yılında 2 gün süren, makineli tüfekli polis ve askerlerin katıldığı ve 1 milyon dolara malolan bir operasyonla kaleden çıkartıldı. Günümüzde Amsterdam’da OT3015, Rotterdam’daki Het Slaakhuis ve Lahey’deki Poortgebouw6 gibi işgal mekanlarında insanlar organik sebze yetiştirmekten ucuz kafe/restoran/bar işletmeye, internet üzerinden canlı yayınlanan konserler düzenlemekten birçok farklı alanda ücretsiz eğitime kadar sayısız etkinlikler düzenliyor.

Kenya: Başkent Nairobi’nin hemen dışındaki Kibera bölgesinde kanalizasyon, su, elektrik, tuvalet ve yol dahil hiç bir hizmetten faydalanamayan çok sayıda insan yaşıyor. Bölgede yaşayan Aloo John “Tuvalet olmadığı için ihtiyacımızı kağıt torbalarla giderip akşamları camdan dışarı atıyoruz. Eğer geceleri sokaklarda yürürken başınıza bir şey düşerse bilin ki bu birinin pisliğidir” diyor7. 1920’lerde yerleşilmeye başlanan ve ardından hızla büyüyen bölgenin nüfusu resmi rakamlara göre 170 bin. Resmi olmayan tahminler ise bu sayıyı çok daha yukarılara, bir milyon ile iki milyon arasına çekiyor.
Meksika: Meksika’da yoksulluk nedeniyle büyük şehirler dışına gecekondu mahalleleri kurmak en az Türkiye’deki kadar yaygın. Başkent Meksiko’daki Nezahualcoyotl gecekondu bölgesinin nüfusu resmi rakamlara göre bir milyondan daha fazla. Meksika yasalarına göre boş bir mülkte 5 yıl oturanlar oranın mülkiyetini üzerina alabiliyor. Bu yüzden binaları işgal edenler 5 yıl farkedilmeden oturabilme umuduyla yaşıyor. Bir de yasadışı gecekondu inşa edenler var tabii. Onların durumu her seçimde oy malzemesi haline geliyor. Partiler “eğer bize oy verirseniz buraları yasallaştıracağız, tapu vereceğiz” vaadiyle oy topluyorlar (bir yerlerden tanıdık geldi galiba).
Mısır: Kahire’deki Ölüler Şehri de bir milyona yakın insana ev sahipliğ yapıyor. Kahire’nin tarih boyunca kullanılan mezar ve anıt mezar bölgesi olan Ölüler Şehri’ne yerleşen evsizler buradaki anıtmezarların içinde yaşıyor. 1992’de Kahire’de 50 bin kişiyi evsiz bırakan depremin ardından Ölüler Şehri’nin nüfusu daha da artmış.
Mozambik: Beira’daki Grande Hotel, 50’lerin başında lüks bir otel, hatta kıtanın en lüks oteli olarak inşa edilmişti. Ancak Mozambik İç Savaşı’nda hizmet vermeyi bırakan otel, o günden beri bir işgal mekanı. Binanın içinde 2 bin ile 3 bin arasında insanın su ve elektrik olmadan yaşadığı tahmin ediliyor. İşgalciler mümkün olan her alanı yaşam alanına çevirmiş, otelin havuzu ise çamaşır yıkamak için kullanılıyor.


Mekan: Barcelona
Evin çatısında yazan yazı: İşgal et ve diren.
Çatıdaki pankartta İngilizce yazan yazı: “Madem ‘Turist Mevsimi’ diyorlar, niye turistleri vurmamıza izin vermiyorlar?”

Yoksul ülkelerde işgal evleri genellikle bir ihtiyaç olarak ortaya çıkar. Şehirlerin kenar bölgelerinde kalan arsaları işgal eden halk, buraya kendi başlarına evler kurarak barınma ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Altyapıdan yoksun olan bu bölgeler zamanla dönüşüp şehrin bir parçası haline gelebilir, veya olduğu gibi kalabilir de. Galler’de 16. yüzyılda vergiden bunalan köylülerin kamu arazisine inşa ettiği ve “Tỳ unnos” (bir gecede yapılan) adını verdikleri binalar kadar Türkiye’deki gecekondu mahalleleri de bu durumun birer örneği.

Gelişmiş ülkelerde de benzer işgaller gözlenebilir. Ancak bu ülkelerdeki işgaller farklı ihtiyaçların sonucu da olabilir. Hollandalı sosyolog Hans Prujit’e göre farklı işgal tiplerini 5 ana kategoride inceleyebiliriz:
1) Yoksunluk nedeniyle: Barınacak mekanı olmayan insanların barınma ihtiyaçlarını karşılamaları
2) Alternatif barınma stratejisi olarak: Şehir yönetimlerinin ve belediyelerin yeni gelen yerleşimcilere bir alan açmakta yavaş davranması sonucunda insanların bu ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik.
3) Girişimci işgal: Bölgedeki toplumun ucuz bar, kafe gibi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılmayan bir binanın işgal edilmesi
4) Tepki işgali: Belediyelerin/yönetimlerin çürümeye veya yıkılmaya terkettiği yapıları kurtarma amacıyla
5) Siyasal işgal: Toplumsal alan eksikliğinden rahatsız olan veya bir şeyleri protesto etmek isteyen insanların bir binayı işgal etmesi
Geçen yıl kaybettiğimiz büyük anarşist yazar Colin Ward’da göre aslında her mülkiyet bir işgaldir: “İşgal en eski barınma biçimi. Bugün Britanya’ya baktığımızda 710 km2 lik toprağa sahip olan Kraliçe veya Britanyalı mülk sahiplerinin de işgalci olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü onlar dünyanın hepimize sunduğu toprağa ticari bir mal gibi bakıyorlar. Onların özel mülkiyetleri insanlığın geri kalanından çalınmış işgal mülkleridir”


Kaynak: www.onurerem.com

8 Yorum
  1. degerli mimdap yetkilileri, yine orjinal bir konuyu görmemizi sağlamışsınız. teşekkür ederiz.

    heval zeliha | 22 January 2013

  2. Düşününüz gecekonduyu. Yatay gelişir diye düşünürüz çoğunlukla ve derme çatma olur. Ama yarım kalmış bir binada ihtiyacı olanların bu binayı yarım haliyle kullanılması sonrasında çok farklı bir bileşim ortaya çıkmış. Konu çok öğretici. Konut ihtiyacının irdelenmesinde önemli bir örnek.

    ferhangöcek | 24 January 2013

  3. bu müthiş birşey. dünyada eşi yoktur herhalde. bir nevi kamulaştırma. halkın kendine uygun şekilde fiilen kullanımı elde etmesi diyebiliriz. bakkal ve çocuk oyun yeri gibi yerleşik alanlar bile tesis edilmiş. müthiş sahiden.

    cenk nazımoğlu | 24 January 2013

  4. Gecekondulardan bu ülkede bir zamanlar ne kadar çok konuşulurdu. Sorun şimdi bitti mi?
    Şimdi kentleşmenin açık bir biçimde başka evresindeyiz. Geri kalmışlıktan kurtulmuş değiliz fakat bir gömlek üzerinde başka sorunlar var bizde.
    Kent çeperlerinde aşırı yoğunluk ve plansız gelişmiş konut adaları sağlıksız ve yetersiz donatı ile savaşıyor.
    Kentsel dönüşüm buna çare mi? Doğru kurgulanır ve tarafları oluşturulur, kamusal destek sağlanırsa çare olabilir. İyi anlatılmaz toplumsal destek sağlanmaz ve kamu elini hiç taşın altına sokmaz ve her şeyi yatırımcıya yüklerse iş çöker.
    Planlama ve organizasyon doğru yapılabilirse, doğru kaynaklar kullanılırsa barınma sorunu çözülür.

    Ferda Çetinkoz | 25 January 2013

  5. Yoksulluğu ve onun başlangıcında gelir eşitsizliğini çözmeden, bu konuda adım atmadan, işsizlik ve gelir farklarının büyümesine yarayan politikaları ortadan kaldırmadan fiziki mekandaki sorunları çözmek mümkün değil.
    Bu örnek metropollerdeki barınma sorununu açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

    Bülent Yıldırım | 29 January 2013

  6. Barınma hakkını merkeze alan bir sosyal devlet anlayışı gelişmediği sürece dünyada bu manzaralar sıklıkla görülebilir.
    Torre David naif bir örnek aslında. Ne sert koşullar var farklı ülkelerde.

    Mehmet Erden | 4 February 2013

  7. Dikkat edilirse bütün sorunların altında, en dibinde, barınma yatıyor. Ekmek gibi, sağlık gibi, iş gibi. Temek bileşen yani.

    necmi yazgan | 11 February 2013

  8. Bütün sistemlerin tıkanıklığı kendini konut sorununda ortaya çıkarıyor. Konut sorunu çözülmedikçe gerçekçi bir kalkınma modeli kurulamıyor.

    sevilay çalışkan | 16 February 2013


Yorum yazmak için


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Söğütlüçeşme için hazırladığı plana itiraz eden Kadıköylüler, arazinin yeşil alan olarak kullanılmasını talep etti             Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, mülkiyeti TCDD, İBB ve Maliye Hazinesi’ne ait olan Söğütlüçeşme İstasyon alanı için yeni bir planı askıya çıkarmıştı.     Yeni hazırlanan planla birlikte gar sahası 42 bin 451 metrekareyi kapsayacak. Proje [...]
ARŞİV
Subscribe