Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Çamlıca Tepesi’ne SACRE COEUR
Share 23 November 2012

Sabahattin Çetin

İbadet edecek ahalisi olmayan ayrıca çıkılması bir hayli eziyetli bir tepeye tapınak yapmanın makul bir açıklaması var mıdır?
Cuma namazı veya cenaze için, ya özel araçla ya da toplu taşıma ile tepedeki ibadethaneye çıkmak daha fazla sevap mı sayılır?
Bu soruların cevabı için 1871 yılına “PARİS KÖMÜN”üne gitmemiz lazım.


Fransız-Prusya savaşının ardından imzalanan barış anlaşması ile Prusya ordusu Paris’e girdi. Bu işgal Fransa’yı ve Paris’i bir devrim sürecine soktu. Uzun süren sosyal kargaşa ortamında birçok sosyalist grup ortaya çıktı. Çoğunluğu Paris proletaryasından oluşan “Ulusal Muhafızlar”, Prusya ordusuna ait 400 topa el koydu. Atların çektiği toplar Paris’in en yüksek tepesi olan MONTMARTRE’a konuşlandırıldı. Bu silahlı güç ve konuşlandığı yer, “Paris Komün”ü için hayati bir önem taşıyordu. Zira bu tarihten sonra aralarında bir çok ciddi anlaşmazlıklar yaşayan sosyalist gruplar ve Paris halkı “Ulusal Muhafızlar”ın etrafında kenetlendi. Hapishanedeki LOUİS BLANQUİ, gıyabında “Kömün” başkanı seçildi ve “kömün iktidarı” başladı.

İki ay süren proletarya iktidarı, sadece Fransa’nın değil tüm Avrupa burjuvazisinin korkulu rüyası haline geldi. Bu iki ay içinde başka bir hayat biçiminin olabileceği tüm dünyaya gösterilmişti. Burjuvazinin iktidarını temsil eden VERSAY’a karşı halkın iktidarı MONTMARTRE’dı.

VERSAY’daki Başbakan ADOLPHE THİERS, birkaç yıl önce savaştığı ülkeden yardım istedi. Yardıma koşarak geldiler. Günlerce süren sokak savaşlarında burjuvazi, otuz bin “kömün” üyesini barikatlarda katletti. MONTMARTRE düştü. Yargılanan, idam edilenlerle sayı altmış bine ulaştı. On bin civarında sosyalist sürgüne gönderildi.
Burjuvazinin “komün”e duyduğu kin ve hınç bitmek bilmedi. Birkaç yıl sonra 1874’te, bu “kanlı tepe”ye “zaferin anısını ölümsüzleştirmek” adına beyaz bir ibadethane’yi, “sacre coeur”u diktiler. Düz ovadaki Paris’in 130 metrelik tek tepesinde “proleteryayı ezdik” diye haykıran bu beyaz kilise, ibadet için yapılmadı. Çünkü bu tepenin ahalisi yoktu.
Yapımı 40 yıl süren bu kilise için burjuvazinin gönüllü bağışlarının ardı arkası kesilmedi. Bir Fransız dostumun ifadesi ile söyleyelim. Bu bağışların toplamı ile üç adet NOTRE DAME yapılabilirmiş.

PAUL ABADIE isimli mimarının bu devasa kiliseyi tasarlarken “zafer”i tema olarak işlediğini görmek isteyenler, minberin arkasındaki çok cesametli ve heybetli İSA heykeline dikkatle bakmalıdırlar. İSA’nın beyaz yüzündeki kibirli sırıtışı fark etmek zor değildir. İsa’nın çehresine sinen “hin oğlu hin bakışı” unutamazsınız. (Heykeli yapan sanatçının kim olduğunu öğrenemedim.) Ne zaman Paris’e yolum düşse bu sevimsiz yapıyı ve heykeli görmeden edemiyorum.
Bunları Çamlıca Tepesi’ne dikilecek cami için sebep arayanlara faydası olur diye anlattım. Çünkü bu tepe de İstanbul’un en yüksek tepesi ve tepenin ibadet edecek ahalisi yok. Cami yapımına muhalefet edenler hazırlanan mimari projelere takılıp kalmışlar. Boşuna nefes tüketiyorlar. Adamların derdi ibadet değil, “zafer”i taçlandırmak. Bundan ala tepe de yok. Bu camii mutlaka yapılacak. Benim merak ettiğim camii, hangi “zafer’in anısına dikilecek? (Ben biliyorum da söylemem. Onlar söylesin. Merak etmeyin zamanı geldiğinde zaten söyleyecekler.)
Cami de heykel de olmaz. Ama isterlerse bahçesine, yüzünde muzip bir gülümseme olan Tayyip Bey heykeli koyabilirler.


Kaynak : Birgün

26 Yorum
  1. Çok etkileyici bir yazı. Almanlar karşısında yenilen Fransız ordusu, örgütlenerek Almanları yenen Paris halkı Paris halkına karşı düşmanları olan Almanlarla bile birleşen Fransız burjuvazisi ve öldürülen onbinlerce Paris’linin katlinin anısına dikilen bir ibadethane olmayan bir kilise.
    Benzetme müthiş. Çamlıca tepesine dikilen bir yüzde 49.5 zaferi camisi. (yakın geçmişimizde sonu felaketle biten çok daha büyük oranlar var) Bu cami, gelecekte, bölümüş, parçalanmış, herşeyini satıp savıp ekonomisini dibe vurdurmuş, tüm komşularıyla kanlı bıçaklı olmuş, ordusunun en önde gelen komutanlarını hapse atmış, küçük çocuklarını bile bir hırs uğruna süründürmüş, sonuçta da tüm halkını dinden çıkartmış bir dönemin anıtı olmaz inşallah.

    Halil Yetkin | 24 November 2012

  2. Emekçileri, bilim insanlarını ve kendilerinden başka herkesi yendiğini düşünen AKP nin zafer anıtı olarak düşündüğü bir Çamlıca Camisi, tıpkı Sekrecor şeklinde tasarlanmış gibi gerçekten. Tek farkla ki, Sacrecor için Fransız burjuvazisinin bağışları kaynak olarak kullanılmışken burada devlet bütçesi yani halkın parası yani zafer kazandığı ve yendiğini düşündüğü kesimlerin de parasıyla yapılacak Çamlıca Cami.

    Ferda Çetinkoz | 24 November 2012

  3. Çamlıca Camisinin kentten uzak, kullanışsızlık sorununa ve iktidarın acemi bir proje de olsa bu kadar ısrarcı olmasına çok yerinde bir açıklama.
    Kendi anladıkları İslami düşünceyi başkalarına dayatma abidesi olarak kayıtlara ve tarihe geçecek bir uygulama olacak anlaşılan.

    Orhan Günertem | 24 November 2012

  4. İslamiyetin özünde cihat ve ganimet kavramları vardır. Bu iki kavram empatiye yer vermez. Yüksek bir güce bağlı olarak insanlar onun dediğini sandıklarını yaptıkları zaman günahsız olduklarını düşünürler. Dolaysıyla batılı anlamda bir ahlaktan söz edemeyiz. Örneğin İsrail’e yüzlerce füze attıkları için övünürler, onları korkutmak hoşlarına gider övünürler ama İsrail’in attığı füzeler onları şaşırtır. Çamlıca camisi de böyle bir yaklaşımın ürünü. Anlamayı reddeden çünkü yüce varlık anlamayı, empati yapmayı gereksiz bulmuştur diye düşünen bir yaklaşımın ürünü.
    Ancak çağdaş dünya bu ahlak anlayışını kabul etmiyor artık. Empati istiyor, iletişim istiyor. Aksini zorbalık olarak görüyor.
    Ne demiş halk türküsü eşkiya dünyaya hükümdar olmaz.

    Ali | 25 November 2012

  5. Bence isabetli bir yorum ve bugünkü AKP iktidarının haleti ruhuyesini deşifre ediyor. Fakat işi beceremediler. Yaptıkları taklit cami projesi ile kendi takımlarını, muhafazakar ekipleri bile tatmin edemiyorlar. Ortaya üçüncü sınıf merdiven altı bir imalat çıktı ve muhtemelen bundan kurtulmaya çalışacaklar.

    Alişan Ortaç | 27 November 2012

  6. sistemler kendilerini güçlü göstermek var olmak ve devam için yaptıkları hep propagandadır. O propagandalar ki ilk başta hiç bir akla mantığa sığmaz mış gibi gelir ancak verilmek istenen imajdır, şekildir propagandadır. insanların ruhlarına beyinlerine iz bırakmaktır

    hakkı güleç | 4 December 2012

  7. Bu yazı bir çok açıdan mükemmel bir tarifi, siyasal analizi ve sebep-sonuç ilişkisini tarihsel perspektif içinde içeriyor.
    Yazara teşekkürler, gözümüz biraz daha açıldı.

    remzi gülen | 4 December 2012

  8. Batı Ataşehir’deki camiyi ilk gördüğümde şoke olmuştum. ibadethaneden ziyade kaleyı andırır bir silüetle karşımda duruşu beni ziyadesiyle korkutmuştu. Çamlıca’ya da aynı uygulamayı yapacaklarından eminim. Kimse engel olamayacak. Çünkü biz müslümanız. Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Cami yapılmasına nasıl ıtraz edersin deyip, üstüne seni hedef olarak gösterdiler mi işin bitti demektir. Üstelik itirazım camii yapılmasına değil, yapıldığı yeredir desen yine kar etmez. Hani engelleri kaldıyoruz diyorlar ya. Bu camileri gösterip engellinin tanımını bir daha bunlardan almak lazım. Kaldıki ENGELSİZ BİRİNİN BİLE HEM ATAŞEHİR’e HEM DE ÇAMLICA’ya ha demeyle ulaşamayacağı gün gibi aşikar.

    iclal yılmaz | 5 December 2012

  9. İmam Hatipler Türkiye’nin en iyi okullarıdır dediler, baraj kalktı İmam Hatipler gece liselerinin bile arkasına on üçüncü sıraya yerleştiler.
    Müslümanız dediler camileri imara açtılar, çevreciyiz dediler kuzey ormanlarına daldılar, özgürlük dediler hapishaneler yaptılar, hani belge dediler savcının üzerine yürüdüler, can dediler canını çıkarttılar. Ticaret yasası dediler kuşa çevirdiler, eğitim dediler okulları dağıttılar, cami yakışır dediler sultanahmetin kötü kopyasına kaldılar…
    Taksimi yayalaştırıyoruz dediler otoyol tüneli yapmaya kalktılar. Taksim iyice ulaşılamaz hale geldi.
    Bu dönem artık iyice kabak tadı vermeye başladı. “Cehalete seslenen hamaset hele hamaset cehalet olunca”…

    Ali | 6 December 2012

  10. Asker mafyası ve Kelleparası Gaspı denilen ”Bedelli Askerlik”
     

    Din iman ırk ile kışkırtılan, fakir fukaranın vergi paraları ile palazlanan imamın ordusu pısırık çıktı. Müslüman mezheplerinin iç savaşından başını kaldıramayan Esad bizi vuracak diye, Nato’ya yalvarıp, sınıra Patriot füzelerini yerleştirten İslamcılar zavallılklarını gizleyemiyorlar. ”allah, allah” naraları, bu defada Patriotların rampalarına dayanıp kaldı!
    Bölgede savaş kışkırtıcılığına katılan dinciler, içerde devam eden, Suriye iç savaşından farksız, yılların kan akışını ufak bir terör olayı şeklinde yansıtarak geleneksel Militarist çizginin dışına çıkmak istemiyorlar…Turkiye’ de ki olaylar Suriye’den farksız. Örneğin askerdeki intihar olayları daha önceki yıllara göre genel bir artış gösteriyor, çatışmalarda ölenlerden daha çok insan çoğu zaman adına ”kaza, intihar” denilerek arkadan vuruluyor! İslamize edilen Militarist Kuvvetler’deki bu anormal intihar-kaza oranının artışı devam ediyor. Kitlesel intihar yaşanan bir ortamda grup stresi, amaçlı örgütlenmeler vardır. Yüzde 27’dir oran, bu demektir ki o birlikte 27 kişi depresyondadır. Bu olaylar, islamist militarist yapının bunalımlı olması, depresif olmasına işaret ediyor. Basında askeri kışlalarda yaşanan intihar ve ya cinayet haberleri birkaç satırla geçiştiriliyor. Yaşanan bu intihar olaylarını irdeleyen kimi muhalif basın organları ise yorum ve haberlerinde militaristlerin propagandasının ötesine geçemiyorlar. Yaşanan ölümlerin nedenleri irdelenmiyor. Yaşanan intiharlarda şu soruların yanıtlanması önemli: askerleri yaşamdan bezdiren, ölüm seçeneğine iten nedir? Ancak askeri kışlalarda sadece intiharlar yaşanmıyor. İntiharlar kadar intihar süsü verilmiş cinayetlerde var. Cinayeti kimler neden işliyor? İntihar ettiği söylenen askerlerin büyük bir kısmı Kürt veya diğer etnik topluluklardan… İntiharların Türkiye de sürmekte olan savaş ve milliyetçilikle bir bağlantısı var mı? İntiharlar kadar intihar süsü verilmiş cinayetlerde var. En önemlisi de bu intiharların-cinayetlerin arka planında ne var? Hem cinayet kurbanlarını, hem de cinayeti işleyenleri tanımak gerekiyor. 1980’lı yıllardan sonra kendisini yenilemeyen tek ordu başkaları için çalışan işbirlikçi militarist Türk ordusudur. Aynen Soğuk Savaş döneminin çatısı ve yapısı ile devam ediyor. Doktirini aynen donup kalmış: Ermeni-Kürt-Rum korkusu ile kandırılan cahil kitlelerin kanını içen bir kene, sürü kafalılığa odaklı ordu, diktalarla sağlanan ayrıcalıklar, rabıta örgütünce pompalanan petrol dollarları ve yurtdışında yaşayan insanların çocuklarından alınan haraçlarla palazlandı ve bu yapıyı kaybetmek istemiyor…Halbuki şimdiki ordular teknoloji odaklı ordu oldular. Cahil kitleleri ”kahraman mehmetçik” diye pohpohlayan militarist sadistler ise insan sayısını her zaman olması gerekenden çok daha fazla tutarak yerli ve komşu halkları tehdit altında tutmak istiyorlar.
    Tüm NATO üyelerinin toplamından daha fazla insan, Rum, Kürt ve Ermeni’lere karşı beyinleri yıkanmış olarak mobilize ediliyor, ama en ufak bir olayda hemen Amerika’ ya yalvarılarak yardım isteniliyor! Kendi yarattıkları bir örgütü, terör örgütü ilan edebilmek için başka ülkelere yalvarmaktan da utanmıyorlar!
    Bu çok anlamlı…Mademki bu kadar şanlı bir ordusun, dünyanın en sayılı ordularından birisin, en disiplinlisin, senden daha büyüğü yok, peki bu telaş ve korku neden? Suriye sınırına yalvararak çağırdığın bu patriot füzeleri kime karşı kullanılacak? Türk Silahlı Kuvvetler’inin disiplin ve morali adına, etmedik işkence, dayak, küfürlerle sindirilen gencecik insanlar, ‘teröristler geliyor’ naraları ile öne sürülerek, pusuya düşürülüyor, şehit oldu denilerek de utanmadan törenler yapılıp, cesetleri politik hedefler için ortalarda gezdiriliyor. TSK’ nin son 30 yıldaki en önemli faaliyetlerinden biri de işte bu ceset ticaretidir.

    Militaristler suçu, sağlam raporu ile kafese aldıkları cahil insanların üstüne atmaya devam ediyorlar…

    Militaristler yine bilinen aynı tehdit ve saldırılarla ortaya çıktılar:

    ”…Genelkurmay raporunda, TSK’daki intihar vakalarının en büyük nedeni olarak “uyuşturucu bağımlılığı” gösterildi. Kamuoyunda intiharların en büyük nedeni olarak gösterilen “kötü muamele” ise en son intihar nedeni olarak yer aldı….” – Hürriyet-
    Çoğu saf köylü gençler Silahlı Kuvvetler’e girerken, “ruh sağlığı yerinde” yani “sağlam raporu” ile giriyorlar. Akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayanlar askere alınmıyorlar bile… Bu ne ciddiyetsizlik, bu ne saçmalık?

    ”EN BÜYÜK NEDEN UYUŞTURUCU”. TSK’da sivil yaşantısından kışlaya getirdiği sorunlar nedeniyle uyum güçlükleri yaşayan personelin de bulunduğu belirtildi. İntihar vakalarının en büyük nedenleri sırasıyla, “Uyuşturucu bağımlılığı, Ailevi sorunlar (Sevgisizlik, bölünmüş aile yapısı, gönül ilişkisi vb.), Aşırı borçlanma, Yüz kızartıcı olaylar (Ahlak dışı davranışlar), Uyumsuzluk ve Kötü muamele” olarak belirlendi.” – Hürriyet-
    Bundan daha fazla kepazelik olamaz! NATO ülkeleri arasında en az uyuşturucu Türkiye’de kullanılıyor ve müptela sayısı da en az Türkiye’de, nasıl oluyorda en çok intihar Türkiye’ de oluyor, hemde 25 ülkenin tolam sayısından çok çok fazla? Türkiye, intihar eden bu kadar askerle, tek başına, uyuşturucunun en çok kullanıldığı tüm Avrupa ülkelerinin toplamından daha fazla bir sayıya nasıl ulaşabiliyor?
    Kısaca TSK ‘ nin sıraladığı nedenlerin çoğu lüks tüketim toplumlarında rastlanan fenomenlerdir.
    Nasıl oluyorda sağlam, sigara bile kullanmayan çoğu saf köylü çocuğu intihar etme noktasına geliyor. Burada olağanüstü anormal bir şeyler var demektir. Yönetici durumundaki komutan, betonlaşmış çağdışı doktirin, yağma talan ideolojisi, ırkçı islamizm, amir durumundaki sadistlerin mobbing’i vardır, kötü uygulaması vardır, terör ve zulüm vardır. Ne yazıkki cahil kitle çocuklarını vatan için feda diye böylesine bir tuzağa göndermekten vazgeçmiyor. “Oraya gidince erkek olur, yoksa oğluma kız vermezler, vatanı savunur, şehit olur” tarzında konuşan beyinleri yıkanmış sadist kitle var oldukça kriminal ruhlu insanların oluşturduğu bu köhne yapı da varlığını devam ettirir.
    Bu gençlerin askere alınırken psikolojik testten geçirildiğini herkes biliyor. Acaba bu psikolojik testler ne oldu? Verilen raporlardan eğer sağlam raporu almış bir kişi askere gidiyor, askerde intihar ediyorsa bütün geçmişte sağlam raporu verenleri sorgulamak gerekiyor. Şu anda, yağma talancı doktirine sahip bu militarist yapının İslamize edilmesi de sorunları çözemez. Her kışlaya bir mescit, imam hatip okulu, hacı subaylar, her askere bir imam sloganı ile ”reform” yaptığını savunan İslamistler, uygarlığın değerlerini reddeden, dışlayan bu yapının, İnsanın psikolojik sağlığını bozan bu sistemin, eski Osmanlı kafasına dönmesinin, yağma ve talan hareketlerini daha da yaygınlaştıracağı gerçeğini örtbas edemezler…
    Militarizm, bütün insan ilişkilerinde tahakkümü ve sistematik şiddeti meşru gören, olumlayan, toplumun bütün dokularına sinmiş bir hastalık. Bu yüzden insanlık özgürlük arayışında militarizmle hesaplaşmak zorundadır. Militaristler, Türkiye’de hala bir tabu, insanlar hala din iman karıştırılmış marşlarla, cafcaflı bayram kutlamalarıyla büyüyor. Kendi tarihini, fetihçi, asker bir millet olduğuna inanmış bunun erdemlerini vazeden, resmi tarihin doktirinine islamizm zehirini iyice şırıngılamakla daha beter bir durumun ortaya çıkacağı kesin…Türkiye’deki egemen sistemin yerli halkları düşman ilan eden militarist islamist kimliği AKP tarafından devralındı.
    Buradan post modern Türk İslam militarizmin bir kaç özelliğine göz atalım.Türk militarizmi Müslüman, Türk, erkek, suni ve Kemalist’tir. Bu özellikler cumhuriyeti kuran kadronun özellikleridir. Bu milliyetçi ve ulusçu ideoloji Mustafa kemal şahsında ifadesini buldu. Türk olmayanlar, Müslüman olmayanlar, suni olmayanlar ve Kemalist olmayanlar dışlandılar. Bu unsurlar resmi devletin söylem ve yapısına tehdit olarak algılandılar. Devlet hiçbir zaman bu unsurları kendi içine almadı. Devlet bu unsurlardan korktu. Bu korku dışlama ve tehdit algısı Kürt, Rum, Ermeni, Alevi katliamına yol açtı.
    Asker etrafında örgütlenmiş militarist yapının bir dizi mitosu var; Türklük, Müslümanlık, Atatürk, bayrak, vatanın bölünmez bütünlüğü, kutsal devlet, kahraman Türk askeri, cennet ve şehadet. Tabi bu mitosların dışında olanlar, farklılıklarını koruyanlar tehlikeli ve haindirler. Bu hainlerden, düşmanlardan korunmak için öldüreceksin. Korunmak için ezeceksin. Bu algı ordu içindeki bir dizi cinayetin ölümlerin esas nedeni ve kaynağı oldu.
    1914′ e kadar Anadoluda başlıca 4 büyük halk yaşıyordu, Türk nüfusu henüz çoğunluk değildi. Rumlar, başta karadeniz alanında- çoğunlukla Müslümanlığa geçmeseydi, hemen hemen Türk nüfusuna yetişiyorlardı. Ermeni ve Kürtler yaklaşık yüzde 40 civarında bir nüfus oluşturuyorlardı. Ama beyinleri yıkanmış, kandırılmış, hafıza kaybına uğratılmış bugünkü 75 milyon insan, Anadolu’ nun sanki ani bir gök gürlemesi ile Türkleştiğini, orta Asya’ nın steplerinden gelen bir avuç göçebenin boş tertemiz bir alan bulup, orada safi ırkını genişletip bugünkü haline geldiğine öylesine inandırılmış ki, bu insanların şimdiki terör, şiddet ve tehdit algısı ile oluşturulan bir çemberin dışına çıkması tamamen imkansız bir olaydır. Bu otoriter sistemin başlıca gücü ordu ve Diyanet, nakşiciler, süleymancılar, milli görüşçüler denilen islamist paramiliter örgütlenmeler oluyor. Ve burada itattin egemen kılınması için disiplin devreye giriyor. Sıkı bir disiplin uygulanıyor. Devlet gücünü göstermek için terbiye etme sürecine başlıyor. Kışlalar kişinin insiyatifi ve karar hakkı ortadan kaldırırken, tamamen nesnel ve edilgen duruma getiriyor. Kışlada kişi emir komuta altında bir hiçtir ve aşağılanıyor. Bu süreç aslından en hafif deyimi ile bir kişilik tecavüzüdür. Şu nedenle tecavüz diyorum: devlet kendi doğrularını, kendi kutsallarını zorla rızasız bireye empoze ediyor. Zorunlu askerlik uygulaması aslında bu yönü ile devletin vatandaşına tecavüzüdür. Kişi ne dense onu yapmak zorundadır. Kendini donatamamış bireyin bu katı otoriter militarime karşı çıkması ve sorgulaması mümkün değildir. Bu tabi kişide bir çaresizlik duygusu oluşturur. Bu çaresizlikte bireyin karşı durmak için yapabildiği tek şey ölmek oluyor. Bir anlamda intiharda kararlaşırken buna özgürleşme çabası da denebilir. Birey karşı duramayınca, kurtulma gücü bulamayınca intihar ediyor. O böyle kurtuluyor. Militarist sistemin bireyi büyük gayeler, kutsal amaçlar için ölür. Bayrak, vatan, Atatürk, cennet, şahadet ve devlet gibi…Oysa intihar edenler sadece kurtulmak için ölüyorlar. Demek ki dayanılmaz bir acı duyuyorlar ki bunu yapıyorlar. Evet kışlalarda cinayet vakaları yoğun bir şekilde yaşanıyor. Cinayeti işleyenler ise bir ideolojinin yarattığı nesnellikle kişilik ölümlerini gerçekleştiriyor..
    Yurtdışında doğan, Türkçe’ yi bilmeyen 4. kuşak Türk çocuklarının çocuklarını bile 10 000 Euro ile haraca bağlayan TSK mafyası, vatan görevi, her erkek “Türk’ ün kutsal hizmeti”, ”yapmazsan kız vermezler”, diye lanse ettiği militarist terörcü doktirinini terk etmiyor. Türk Devleti’ne göre “Bedelli Askerlik” uygulaması “sunulan hizmet”tir ve Türkiye’li göçmenlerin, askerlik süresi yüzünden oturum statüleri ve işlerinin tehlikeye girmemesini sağlar!. Resmen tehdit var işin içinde..Her ne kadar anaerkil bir kavramla “anavatan” için denilse de burada söz konusu olan asıl mesele, “Yurtdışı Türkleri”nin kelle parasıdır. Gerçekte bu “hizmet” kendi Vatandaşlarına karşı savaş için askeri bütçeye kaynak gasbıdır. Avrupa alanında yaklaşık 140 ülkeden göçmenler yaşıyor. Bunlardan yalnızca Türkiye orada doğanları sonsuza kadar böylesine bir haraca bağlıyor. Hiç bir ülke kendi toprakları dışında doğan çocukları, ”zorunlu vatan görevi, zorunlu askerlik” adı altında baskı altına alıp binlerce euroluk bir soyguna tabi tutmuyor. Bu noktada bir daha ispatlanıyor ki Türkiye, askeri ile , dini ile ve genel olarak şimdiki bir bütün kültürü ile çok gerilere saplanıp kalmıştır. Bu nedenledir ki de hiç bir topluma entegre olamıyor…
    “ölünecekse vatan için olacak” söylemi, “her türk asker doğar ve yaşar” mistik söylemi de bu intiharlar karşısında iflas ediyor. Öyle şehitlik payeleri ile ödüllendirilmeyi hayal edenlerin anlayamadıkları bir tercih. Çünkü bütün kutsal kitaplar ve militarist güçler itaatsiz ölümü günah ve yasak sayıyolar. İşte tamda burada yaşanan intiharlar anlam kazanıyorlar. Ve irdelenmeyi hak ediyor. Askeri kışlada intihar eden askerler yaşanmışlıklara tahammüllerinin sonuna geldiklerinden yapıyorlar.
    TSK disiplin ve moral şubesi denilen vahşet örgütü, disiplin ve moral adına falaka ve küfürleri, asma ve kesmeyi vatan görevleri kisvesi altında doktirine ediyor, buna karşı çıkanları vatan haini, terorist ilan ediyor. Osmanlı döneminden daha geri bir yapılanmayı, dünyanın en şanlı ordusu, kahraman mehmetçiklerin birlikleri adı altında cahil insanlara yutturmaya çalışan kokuşmuş köhne yapının, şimdiki hali ile Arap ordularından daha iyi olduğuna inanmak saflık olacaktır. Son olarak, ABD’ ye yalvarıp Suriye sınırına patriotları yerleştiren imamın ordusunun, kendi çapulcuları ile uğraşıp yıpranan Esad güçlerinden bile ne kadar korktuğu, hiç bir moral veya disipline sahip olmadığı, hizipleşerek, bölünen ve yabancı güçlerce satın alınan subayların denetimine girdiğini görebilmekteyiz.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Sezer Aşkın,
    Melahat Baykara,
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk
    Bedri Engin,
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman Bahar
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun

    http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi
     
     

    bedri | 11 December 2012

  11. ASKERİ ŞURA YAKLAŞIRKEN…
     
    R.T. ERDOĞAN’IN VESAYET REJİMİNDE YEDİRME(ME) HALET-İ RUHİYESİ!
     
    Mezhep, cemaat, tarikat, kabile ve zümre piskolojisine seslenerek,  ”seni marjinal gruplara yedirmem” diyen Recep Tayyip Erdoğan, bu türden ”yedirmeme” söylemlerini, bir zamanlar seçim öncesi beyaz eşya dağıtan Tunceli Valisi için kullanmıştı, …”Valimizi Baykal’a yedirmem” demişti ve şimdi aynı Erdoğan kendisi için: “Baktılar büyük geldi; dişlerini geçiremiyorlar… Valilerimize, kaymakamlarımıza, polisimize hırlamaya başladılar…,” Erdoğan, MİT’ çi ‘Hakan Fidan’ı yedirmem’, derken, AKP li Akdoğan; ”Tayyip Erdoğan’ı kimseye yedirtmeyiz. Yüzyılda çıkan bir liderdir Başbakan. Dönüştürücü, karizmatik liderliği ile. Şu anda böyle başka bir lider de yoktur….” diyerek, AKP’de yaygınlaşan bu ilkel kabile mentalitesinin sistematik hale dönüştüğünü ortaya koydu.
    Önceleri Kışla alanlarında biraz daha temkinli olmaya çalışan Erdoğan, bu seferki Askeri şura’da, daha öncekilerden farklı olarak ”yedirtme(me)” kılıcını sallamakta ısrarlı…!
    Psikolojik harekatın bir parçası olarak kullanılan bu türden propogandalar tamamen kendi insanları üzerinde etki kurmak ve toplumu mezhep, cemaat, zümre vesayetine entegreye yöneliktir. 
    Erdoğan’ın, kendisine bağlı olan subayları bile takibe tabii tutması, Sunni mezhepten ve dinci olmadığı bilinen, General olmayan alt rutbeli subayların ailelerinin telefonlarını bile dinlettirmesi, sorunun boyutunu yansıtıyor. Belli ki MİT’in verdiği raporlar, olası bir darbenin ”alt rutbellilerden” geleceği yönündedir. Bu tür darbeler daha acımasızdır. Erdoğan, üstekilleri yedirtmeden, bunları temizlemede kararlı görünüyor.

    Vesayet pratikte, “Reşid olmama, akıl maluliyeti, mahkumiyet ehliyeti olmayan kişilerin idaresi ve onların temsil edecek birisinin atanması” anlamına gelmektedir. Cemaat, kabile ve mezhep vesayetine geri dönülen bu aşamada, bakalım kim kimleri yiyecek.
    Sunni islam diktatörlüklerinin yaşandığı Pakistan’dan, Suudi Arabistan, Yemen, Katar, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus vs.. Fas’a kadar bütün devletlerde rastlanan mezhep, cemaat, kabile ve zümre vesayetinin inşasına Türkiye’de de hız verildi…Görünürde demokratik olan seçimle gelen ve giden gibi gösterilen AKP rejiminde asıl iktidar hala başka güç odakların elindedir. Seçimle iş başına gelmiş iktidar güç odaklarının risk olarak gördükleri yada beğenmedikleri kararlar alırsa derhal gerekli mekanizmaları harekete geçirirler. Bazen de doğrudan müdahale etmek zorunda kalırlar. ortak yanları yapılan her şeyin ülkenin menfaatleri için olduğunu söylemeleridir. Adeta kendilerini ülkenin gerçek sahipleri olarak görürler. bunun aksini iddia etmek vatan hainliği ile eşdeğerdir.
    İslam ülkelerinin çoğunda, afrika ve uzakdoğu ülkelerinde ve maalesef türkiye de vesayet rejimi için örnek olarak verilebilir.
    İslam dini, kültürü tamamıyla bir vesayet kültürüdür, Müslümanlarda ki vesayet ruhu kaynağını Kuran’dan alır.
    AKP ile tamamıyla bir vesayet rejimine adapte edilen Türkiye’de, yaklaşık 200 yıldan beri süregelen ikilemin yeni bir biçimi yaşanıyor: Osmanlı’da siyaset genellikle tarikat-cemaat mezhep yapılanması üzerinde yürütülürdü. 21. yüzyılda, vesayetçilik buna benzer bir şekil almaya başladı. Tarikat-cemaat, kabile ve mezhepler ipleri yeniden çekmeye başladılar. Bir dönem iktidar olmak için Askeri gücü kullanmak yeterli idi, yeniçerilerin son dönemlerinde bu bir gelenek halini almıştı. Daha ileriki dönemlerde, özellikle Balkan savaşlarından sonra paniğe kapılan komitacı subaylar bu çizgiyi tamamıyla hakim hale getirerek 2000 li yıllara kadar başarıyla sürdürdüler…Her politika mutlaka tersini de yaratır. 1908′ lerden beri güç kaybeden Osmanlıcılar örgütlenerek, kaybettikleri alanları yeniden ele geçirdiler. Şimdi İktidarı almak için cemaatlere dayanmak gerekiyorsa ve de kendilerini ülkenin geleceğini kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören cemaatler politik iktidar mücadelesine giriyorlarsa, orada modern alnlamda bir demokrasiden ve özgürlüklerden söz etmek güçleşir. Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti…
    Cemaat, tarikat ve kabile kültürünce yönlendirilen R.T. Erdoğan’ın söylemleri bazı deli dolu Osmanli Padişahlarınkini geride bıraktı. Erdoğan’ın Esenboğa Havalimanı’na inerken söylediklerinden..: ”…çökersen sen çökersin borsada benim param yok. Biz spekülatörlere fırsat vermedik yarın da vermeyeceğiz. Eğer yakalarsam ümüğünüzü sıkarız.’
    Sözde süper ekonomi yaratmış kişinin ekonomiye yaklaşım şekline bir bakın! Sanki İstanbul borsasından kendisi sorumlu değilmiş de, Kasımpaşa’da çaycılık yapıyor…Bu türden ilkel konuşmalara Afrika’nın kabile devletlerinde bile artık rastlanmıyor! Bu kafayla hangi ekonomi düzeltilir?
    Kabile kafalı Milli Görüş militanı Erdoğan:…”Fidan için, “Sır küpüm, devletin sır küpü” ifadesini kullandı.” Erdoğan devamla: ‘…Geçen sene kardeşimi (Hakan Fidan) yakalayıp içeri atacaklardı. Siyasi riskimi aldım, teslim olmaması için bütün adımları attım. Bunu da açıkça burada söylüyorum’ ifadelerini kullandı.
    “Polisimi kimseye yedirmem”, polis kuvvetlerini “yürüyün koçlarım, sizi kimseye yedirmem” gazıyla tahrik eden Erdoğan, açık açık iç savaş çağrılarında bulunup, alenen yaşanan polis terörüne sahip çıktı. İşte ruhlarına işkence ve terör işlemiş vahşet ve zulüm polisi böyle ele geçirilir…
    Burada sanki Kongo’da bir kabile lideri konuşuyor! MİT ve polisi ele geçirmede zorlanmayan AKP, Vesayetin sadece askeri vesayetten ibaret olmadığını, sivilleşmenin sadece militarizmden bağımsızlaşmak olmadığını, silahlı güçlerin ve istihbaratın kilit bölümlerini kontrol altına almanın alternatif bir vesayetlen de mümkün olabileceğini gösterdi.
    AKP, sadece Türkiye Sunniciliğine oynamıyor, Erdoğan kendisini bütün Sunnilerin başı olarak görüyor! Militarist-bürokratik vesayetten kurtulmanın özgür ve demokratik topluma doğru dev bir adım olduğundan en küçük kuşku duymadan, kişinin özgür düşünce ve eylemine sınır koyan her türlü üst iradeden, özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz.
    Üstelik günümüzde cemaatlerin uluslararası bağlantıları, hükmettikleri ağların muazzam mali kaynakları hesaba katılırsa, iktidar mücadelesinin boyutları daha iyi kavranabileceği gibi siyasetteki ağırlıklarının tek tek yurttaşlar, bireyler olarak hepimizin özgürlüğünü tehdit ettiği de daha iyi anlaşılır. Askeri mekanizmayı kontrol altına alan AKP’nin otoriter, baskıcı, özgürlükleri yok eden yüzünü, mezhep ve tarikatların takip ettikleri çizgiden bağımsız ele almamak gerekir.
    Tarikatlere dayalı dinî cemaatlerin mensupları, müridleri üzerindeki güçleri kuşkusuz laik tarikatlerle-cemaatlerle kıyaslanmayacak kadar güçlü; bu gerçeği teslim etmek gerek. Ama neresinden bakarsanız bakın, her türlü tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koyar, özgür düşünceyi kısıtlar.
    Vesayetçilik, sadece bir devletin halkı üzerinde oluşturduğu bir baskı kültürü değildir. Kimi zaman bunu bir toplum kuruluşu, bir yasadışı örgüt, bazen dini bir cemaat olabilir.
    Bu tür vesayet anlayışları, değişik isimler (Örgütlenme, teşkilatlanma, veya cemaatleşme/biat) adı altında tabiileri tarafından kabul edilir. Bu tür vesayetçiliklerin toplumun içselleştirdiği vesayetçiliktir.
    Bir vesayet şekli de var ki özellikler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yön veren vesayetçiliktir.
    Soğuk savaş yıllarında uygulanan vesayetçilik anlayışı farklıydı. Ülkemizde ki darbelerin  nedeni bu vesayet anlayışı olmuştur. Elbette bunun son örneği 12 eylül 1980 darbesidir.
    Akparti 2002 seçimlerinde % 34 gibi bir oranla, İslami ve muhafazakar oyları alarak, ezici bir çoğunlukla işbaşına geldi.
    Vesayetçiliyi bir platforma taşıyan cemaatlerin son dönemlerde yapılan icraatlarına baktığımızda kendi vesayet anlayışlarını ilahi bir kılıfa sokarak “kutsal” vesayetçiliğin temellerini atmaya çalışmaktadırlar.
    Yani dış devletlerin TC’ nin askeri kanatlarını kullanarak bize dayattığını bu defa cemaat dayatıyor. Bizim kendi kendimizi idareden aciz olduğumuzu, akılsız ve cahil olduğumuzu, bizi bize bırakırlarsa efendilerimizin iradesi dışına çıkarak “tek devlet, tek dil, tek millet, tek ırk ve tek bayrak” anlayış alanından çıkacağımızdan korktukları için kendileri ile dirsek teması olmayanların üzerinde vesayet geliştirmeye ve hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu örgütün kuracağı “Sünni Ayetullah vesayet rejimi”, askerin “vesayet” rejimiyle bazı noktalarda farklılık gösterse de özde aynıdır.. “Askeri vesayet” somut bir kurumdur. Ordudur. Başındakiler bellidir. cemaat ise bir “hayalet” örgüttür. Bakın topluma, yalnızca “tek ve ebedi şef” orta yerdedir. Hatta orta yerde bile değil, hiçbir Türk devlet kurumunun eliyle dokunamayacağı uzaklıktadır.
    Erdoğan, Özal gibi, vesayetin en kötüsünü inşa ediyor. AKP, Abdülhamid’in pan islamcı politikalarını yeniden canlandırarak, Tanzimat döneminde kalınan noktaya geri döndü. Dinci şöven militanlar başta MİT, Ordu ve polis olmak üzere devletin ana noktalarını ele geçirerek hedeflerine yürüyorlar. Sunni mezhepçi tarikatçı kitleler başta Suudi Arabistan olmak üzere, dünyanın en kötü rejimlerine benzer bir vesayet, yeni tipten bir köleliğe doğru hızla ilerliyorlar…
    Mezhep tarikat partisi AKP’nin, ülkeyi yönetebilecek bir vizyon ve kapasiteseye sahip olmadığı artık ortaya çıktı. 
    Balon gibi şişirilen sözde ekonomi, Suudi, Katar veya Kuveyt kopyalamasıdır. Bu türden diktacı ülkelerde, Sunni Araplar dollarların arasında boğuluyor,ama oralarda kurulan refah ekonomisi kendileri tarafından değil tamamıyla yabancılar tarafından kurulmuştur…Bu ülkelerde yaşayan Araplar’ın katkıları nihildir. Bu parazitlik, A. Gül, Arap bankalarının başında iken, Türkiyeye’de bir model olarak sunuldu. AKP rejimince aynen devralınan, Sunni Arap sisteminin ”porto ekonomisi”, doğası gereği her an tümden sıfırlanabilir. Şu an Türkiye’de ekonomiyi elde tutanlar yabancılardır. AKP, Katar’da ki benzeri zümre gibi sadece rantını yiyor.

    Erdogan ve yandaşları, beceriksiz oldukları kadar farklı fikir ve hayat tarzlarına karşı tahammülsüzler… Ülkedeki Alevi ve Hristiyanlar, Erdogan döneminde aşağılandı! Keza; Sünni inancına sahip olmayan müslümanlar da aynı politikadan nasibini aldı. Erdogan, ”herkesin başkanı”olmayı başaramaz. Zaten, dünya görüşü buna izin vermiyor. Temsil ettiği Nakşibendi ve Milli Görüş için Aleviler, laik görüşlüler birer düşmandırlar.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver

    selda Suner | 19 July 2013

  12. Dinsel Nasyonalizm ve Üniformalar sorunu.
     
    Son dönemlerde özellikle Arap toplumlarında görülen ve Türkiye’de de yaygınlaşan dinci milliyetçiliğin karakteristiklerine daha yakından bakıldığında, buların 1930 larda Avrupa’ya hakim olmaya başlayan Nasyonal Sosyalizm ile örtüştüğünü görüyoruz.
    Arap ülkeleri ve Türkiye’ye hızla yayılmaya başlayan bu türden Dinci milliyetçilik ile Askeri cuntalar arasında da önemli yakınlaşmalar olduğu da görülüyor.
    Nasyonal Sosyalizm ırkçılığında <> vardır: tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek din, tek dil vs…Dinci miliyetçilik olan Politik islam da bunların benzerlerini görüyoruz.
     
    Türban bir üniformadır.
     
    Arap ülkelerinde kara veya beyaz çarşaf, sistemi karakterize eden ana önemli direklerden biridir. kadınların çarşafları atması demek, Arap ideoloji ve sisteminin yok olması demektir. Bu rejimlerin varlıklarını sağlayan kadın kölelerdir, bunlar petrol kadar değerli olup üniforma taşırlar.
    Türk islam sentezi ise Türban’ı resmi üniforma olarak benimsemiştir. Nasyonal Soszyalizm’de olduğu gibi, Politik İslam da da Üniforma önemlidir, Üniforma taşımak ideolojinin vurgularından biridir. Müslüman kadınlara dayatılan Türban ve benzeri üniformalar, Cuntaların askeri kıyafetleri kadar önemlidir. Kadınların, bizzat başbakanın önderliğinde bir çocuk doğurma makinası gibi değerlendirilerek üç çocuk, beş çocuk tartışmasına muhatap kılındığı Tükiye’de, türban üniforması giderek daha fazla önem kazanıyor. Getirilmek istenen, gelen, Anadolu’daki kadınlarımızın yaşmağı, başörtüsü değildir. Gelen, Arap-Vahabi, Abbasi-Emevi İslam yorumunun, Türkiye’ye yönelik projelerinin bir simgesi olarak, Türkiye’deki işbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya başladığı bir kölelik üniformasıdır … Bu konsantrasyon kamplarında taşınan Üniformalarla özde aynıdır.
    Yeni Tek Tip, türbanlı üniforma,  türbanı takmanın kılık kıyafet özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği bizzat Tayyip Erdoğan tarafından da itiraf edilmiştir. Türban takan kadınlar bunu inandıkları dinin kurallarının toplumsal hayata nüfus edebilmesini sağlamak için yada erkekler tarafından dikte edilerek takmaktadırlar. Türban bir simgedir, dinci gericiliğin yaygınlaştırılmasını sağlayan işlevsel bir araçtır.
    Din sömürüsünün, yobazlığın, zenginleşme çabasının ürünüdür türban. Tarikat liderlerinin, patronların, din tüccarlarının gücünü pekiştirmeye, cüzdanını şişirmeye yarayan, bunun için de zavallı kadınların gözlerini bağlayan ideolojinin yayılmasının simgesidir. Şeriatla yönetilen ülkelerde bu zorunluluk hayatı etkileyebilmektedir, bu ülkelerde kadınlara üniforma gibi kıyafet zorunluluğu getirilmiştir.
    İslam’a göre kadın ikinci sınıf bile değildir, kadının hiçbir değeri yoktur. Kadının erkekler için yaratılmış olduğu kabul edilir. Bu yüzden de AKP rejimince hedeflenen kadınlara, ancak kocanın veya abi ya da babanın yanında ve özel durumlarda bunların izni ile seyahat edebilir. Çocuklar üzerinde hiçbir hakkı olmadığı gibi, maddi açıdan da kendi geliri olamaz. Mirastan da faydalanamaz. Eğitim görmek kadınlar için gereksizdir, zaten eğitimli olsa da çalışmasına izin verilmez. Bu kuralların dışında yaşamak isteyen kadınlara, ki çoğunlukla buna cüret eden çıkmaz, hayat zindan edilir. İşte Dershane ve öğrenci yurtları tartışmaları bu yönde atılacak adımların ilk sinyalleridir..  Ayrıca, birçok kız yurdunda kız öğrencilerin kapanması için (veya erkek yurtlarında erkeklerin oruç tutmaya ve namaz kılmaya zorlanması, baskı yapıldığı, baskıyla halledilemediğinde fakir öğrencilere vakıflardan para yardımı ve kalacak yer sağlamak yoluyla onları aralarına kattıkları ortadadır. Ne kadar çok türbanlı olursa o kadar örgütlenmiş olacaklar ve arzuladıkları şeriata biraz daha yaklaşmış olacaklardır. Bu nedenle de türban meselesinin dini gereksinim olmaktan çıkıp siyasi bir üniforma, siyasi bir araç haline geldiği kesinleşmiştir. 
    Türban savunuculuğu özgürlüğün değil gerici bir kısıtlayıcılığın savunuculuğudur. Kadınları tahakküm altına almak isteyen bir kısıtlayıcılığın savunusudur. Türban savunuculuğu, kadınların İslami kurallara göre giyinmesinin zorunluluk olduğunu savunanların, kadına “güdülmezse yoldan sapar” gözüyle bakmanın bir başka ifadesidir. Bu düşünce aslında kadınları, kendileri için birer yumurtlayıcı makine gören geri kalmış Müslüman erkeklerin beyinlerindeki yanlış bir işlevden kaynaklanmaktadır. AKP, dershane ve yurtlara bu kadar önem veriyorsa, burada, Müslüman üretim mekanizmasının zaafa girme riskini taşıyan faktörlerin kontrolünün endişesi yatıyor.
     
    Sadece tek parti döneminde yoğunluklu olarak değil, diğer bütün otoriter ve tek parti rejimlerinin önem verdiği bir konudur üniforma kullanımı ve yeni nesil üretiminin kesintisiliğini sağlayan makinenin sağlam işleyişi. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında etkin olan İtalya faşizmi ve Alman nasyonalizmi, sözde modernleştirici elitler tarafından yapacakları değişiklerde esin kaynağı olmuştur. Mesela, Anadolu’da ki bütün etnik topluluklar resmen ölü sayılmıştır. Bütün insanlara hafıza kaybı terapisi uygulanmış, herkes kendisini Orta Asyadan gelen birer yabancı kişi diye algılamaya başlamıştır.
    Bilindiği gibi her siyasal rejimin, ana beslenme kaynağı yaslandığı ideoloji doğrultusunda yetişecek nesillerdir. Askeri kanatlar 1980 lerde yeni bir yol belirlediler ve şimdiki AKP kadrosu o zamandan itibaren yetiştirilmeye başlandı.
    Kemalizm ve onu yaşatan askeri darbeciler, tek tip, herşeyi Türk ve Müslüman olarak algılayan, Anadolu’ya sanki uzaydan düşmüş bir insan tipini yaratmada büyük ilerlemeler kaydettiler..Her dikta rejimi, aile ve okul eğitimini kendi doktirini çizgisinde topluma dayatmayla başlar. İşte AKP bu yolu takip ediyor. R.T.Erdoğan da kendi doktirinini uygulamak mecburiyetindedir. Aksi halde AKP’nin varlık temelleri ortadan kalkacaktır.
    Hiç şüphesiz bu tek tipleştirici projeyi uygulayanların ana amacı, rejime sadık vatandaşlar yetiştirmektir. Askeri cuntalar bunu yaptı ve AKP devam ettiriyor.
    AKP rejimi Askeri cuntalar gibi tek tip insan yaratma yolunda sürekli yeni değişiklikler yapıyor, tolumu kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden biçimlendirmeye devam ediyor..
    Bu haliyle dikta rejimlerini karakteristiklerini taşıyan, Ümmetçilik diye de adlandırılan İslamcı nasyonalizm değişik adlar almasına rağmen ortak payda da aynı kalmaktadır. Dinsel Nasyonalizmin Türkiye deki adı Türk İslam sentezidir.
    Mesela Tayyip Erdoğan, Barzani’yle yaptığı Diyarbakır gösterişinde bile, Nasyonal İslam’ın sloganlarını tekraralamaktan vazgeçmedi: ”ein volk ein reich ein führer’ sloganlarının Türkçesini, Kenan Evren gibi ezbere okuyup duran AKP lideri, burada, amaç için her aracın denenebileceği mesajını verdi.
    Erdoğan, TC ordusunun, eski ideolojisini İslam nasyonalizminin yayılmacı amaçları doğrultusunda AKP ideolojisine entegre ederek, Askeri kesimleri Türk milliyetçiliği alanında yakın görüşlere yöneltti.
     
    Çobancılık, Dikta ve Baskı sistemi Tarih Boyunca İslamiyet’in ayrılmaz bir parçası olmuştur.

    İslamcı ümmet Nasyonalizminin, hem siyasal, hem de ideolojik olarak uygulanması, günümüz şartlarının demokratik devlet sistemiyle çelişkiye düşmektedir. İslamcı teori, siyasal – dinsel iktidarların birliğini öngörerek Milliyetçiliğini inşa etmektedir. AKP hükümeti gelinen noktada asker sivil devşirme güçlerden devraldığı yapının resmi milliyetçilik söylemini devam ettiriyor. T.C devleti hükümeti olmak, ABD’ den verilecek mazbata olmadan olamaz. Mazbata el değiştirdi. Yeni vali Erdoğandır.

    Şimdi aynı şekilde aynı ordu üst yönetimi ve yüksek bürokrasi içindeki milliyetçi-ulusalcı-Türk-İslam Sentezcisi çevrelerin işbirliği ve teslimiyetiyle rejimin mazbatası AKP’ye verilerek,12 Eylül rejiminin temellerini oluşturan anayasa ile dikta rejimi revize edilmiştir.
    Erdoğan ve AKP hükümeti iktidara, ABD onayını alarak geldi. Şu anda AKP, MİT ve diğer çekirdek kadrolarını Başbakan’ın izni olmadıkça yargılanmaktan koruyacak bir kanune sahipler, işte bu her diktatörlüğün çıkış noktasıdır. Her otoriter rejim, çekirdek kadroyu kanun üstüne koyarak işe başlar. Erdoğan problemli adamları için hmen, <> diyerek onları kanun üstü yaıyor. Topluma hoş görünmek başka, kendi arkadaşlarını özel kanunlarla koruma altına almak başka..! Herkes hukuk önünde eşit ise, ‘yedirmem, ettirmem’ nereden çıkıyor?
     
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak

    esin | 22 November 2013

  13. AKP, halen, Cuntacı Kenan Evren’in yüzde on seçim barajı sayesinde iktidardadır.

    AKP, darbe ürünü bir partidir. AKP’nin büyük ekonomi dediği, büyük çapta kara para ile gerçekleşen bir balon ekonomisidir. Son 7 senede Dünyada ne kadar kirli para varsa, hatta kadın ve uyuşturucudan elde edilen milyarların büyük bir bölümü Türkiye’de aklandı.

    2013 Mayıs ayı, İslamcı AKP iktidarı için gerileme döneminin başlangıcı oldu. Hükümetin dış politikası çöktü, Suriye sorunu AKP için zor bir düğüm halini aldı. Suriye’de mezhepçi bir politika izleyerek, bu ülkeyi iç savaşa sürüklenmesinde önemli rol oynayan AKP Hükümeti’nin, Irak’ta mezhep savaşı çıkarmayı amaçladığı ortaya çıktı. Barzani Sunni olduğu için öne sürülüp Kürtler kandırılmaya çalışıldıysa da Suriye’de Müslüman Kardeşler’i iktidara getirme başarılamayınca,  Suriye Kürtlerini Sunni cephesine çekmek için planlanan Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gerçekleşmeyince bu politika da ölü doğmuş oldu.
    Mursi gibi AKP de çöküyor! Zira; AKP ile Mursi’nin hayata bakışı aynı. Her ikisi de kuvvetler ayrılığından hoşlanmıyor. Her ikisi de dini inançları siyasetlerine alet ediyor, kadınlara türban çarşaf üniformalarını giydiriyor, nüfus patlamaları yoluyla İslamı yaymaya çalışıyorlar. Her ikisi de çoğulculuğa karşı… Her ikisi de ”En fazla oyu ben aldım, istediğimi yaparım” anlayışına sahip. Her ikiside yabancıların yardımı ile başa getirildi.

    Bu anlayışın artık dikiş tutmadığı ve hiçbir ülkeyi yönetemeyeceği Mursi örneğiyle birlikte yeniden anlaşıldı. AKP’nin Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı yaşam tarzı ve siyasal anlayışın artık hiçbir karşılığının kalmadığı görülüyor.

    Ilımlı Müslümanlar silah tüccarı olup çıktılar… AKP Suriye’de savaş kışkırtıcılığını boşuna yapmıyor, 3 senede Türkiye’den Suriye’ye sokulan silah değeri 4 Milyar doları geçti.
    AKP’nin ekonomik büyüme senaryoları, taşıma su ile, dışarıdan getirilen dövizler, Avrupa uyuşturucu – silah- kadın ticaretinden gelen Euro’larla şişirilen, rakamların değiştirilmesi yolu ile manipüle edilen, halkın banka kredileri ve kredi kartı ile borçlandırılması yoluyla pazarın hareketlendirilmesi izlenimi verilen bir “büyüme”dir. Bu oyun ilelebet süremez. En çok güvendikleri inşaat sektörünün içine girdiği kriz, sunni “ekonomik büyüme”nin iflasının ilk işaretleridir.

    Şimdi bu kara para akımı yavaş yavaş durmaya başladı, ekonomiyi düzeltemeyen, işsizliği bitiremeyen, sosyal yaşamı kısıtlayan, özgürlük karşıtı, çoğulculuğu hazmedemeyen AKP’nin gideceği fazla bir yol kalmamıştır. Şimdi; abartılı darbe söylemleriyle yeniden bir mağduriyet edebiyatına sarılarak tabanını tahkim etmeye çalışıyor, ama aynı AKP askeri kesimlerle iç içe, İHD veya benzeri paravan örgütler şemsiyesi altında TIR’larla Suriye’ye silah sokuyor.
    Haziran’da baş gösteren Taksim ayaklanması, ve şimdiki yolsuzluklar operasyonu, Erdoğan ve AKP’nin dünyadaki itibarını sarsmaya devam ediyor. Türkiye’de Osmanlı kafası ile manipüle edilen cahil halk dışında Erdoğan’a güvenecek bir toplum kalmadı. Fetullah cemaati bile böylesine saçma sapan bir başbakan olmaz diyerek işin içerisinden sıyrılmaya kalkıyor.
    Böylesine bir kaos, karşıt tekke, tarikat, hizip ve cemaatlerin başlattığı iç dalaşma, iktidarı ele geçirme operasyonları, bu kez içerden AKP’ye  önemli bir darbe vurmaya başladı.
    Erdoğan, kriminal unsurlarca yönetilen Fenerbahçe kulübü ile Dolmabahçe sarayında masaya oturacak kadar acizlik gösteriyor…
    R. T. Erdoğan’ın kontrol mekanizması tümden sarsılmaya başladı! Polis ve savcılarla dalaşmalar, futbol sahalarına yapılan müdahaleler, Sanatçı adı altında kara para aklatan Mafia elemanlarından meddet ummalar işin cılkını çıkarttı!  AKP hem dışta hemde içte büyük sarsıntılar geçirirken, çok güvendiği Barzani bile tereddüt etmeye başladı. ABD, Irak petrollerinin kontrolünü bırakmak istemediğini bir daha vurgulayarak Kürtleri uyardı… Barzani her an Erdoğan’ı yalnız bırakabilir. Abdullah Öcalan ise, hapishaneye gönderilen MİT ajanı kimdense ondan yana tavır alacağına göre, bundan da fazla bir şey beklenmeyecektir.
    Gözü petrolde olan AKP’nin Kürt Sorunu hakkında oyalama hamleleri dışında hiç bir somut adım atmadığı, Kürtleri MİT’in oyuncak bir sorunu haline sokmak istediği bir kez daha ispatlandı. MİT ajanlarınca yönetilen Kürt gurupları ise, her zamanki gibi aşağılık komplekslerinden dolayı kendilerine binecek kamçılı ağa arayan eşekler rolünü sürdürmekten daha fazla ileriye gidemediler…
    Yeni Osmanlı, doğmadan gelecek krizine girdi. Devet kontrolündeki Bir kaç Kürt gurubu, AKP’nin yeni sposoru Milli Görüş, parayla satın alınan bazı aşiret ve tarikatlar, Müslüman kardeşler ve terörcü Selefiler dışında pek taraftar kalmadı. Yeni Osmanlıcılık bir ütopya olarak kalmaya mahküm edildi.
    1980′li yıllardan beri yükselen, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı anlamında islami temelde yeniden kurmak fikri, “İslami Dünyayı birleştirip önderi olmak” veya benzeri tonlarda, Turgut Özal döneminden beri yükselen yayılmacı, eski Osmanlı ruhundan hareketlenen bu türden  yağma ve talan hareketleri sert kayalara çarpıp duruyor. Zaman çok değişti, sakallı Türbanlı çetelerle bir yere varmak mümkün değil artık…
    Asıl Çeteler Susurluk veya Lice’de değil, devletin meclisi denilen BMM’inde, Genelkurmay karargahı, İstihbarat  ve Emniyet müdürlüklerinde üslenmişlerdir.
     
    Politik devlet çetelerinin keyfi uygulamalarla geri dönüşsüz zararlar verdiği İstanbul, eşkiya çetelerinin çöplüğü haline getirilmiştir. Her yer Arap yayılmacılığını simgeleyen Camilerle dolmuş, din adına Arapça bağırıp çağrışan  imamların gürültüsü sakin yaşamayı imkansız hale getirmiştir…Kuru gürültüyle gaza gelen din tüccarı İmamlar, kendilerine sağlanan olağanüstü imkanlarla devlet içinde devlet haline gelerek en büyük çete halini almışlardır.

    Evinin penceresinden bakan insanlara, İslam reklamı yapan yüksek minereler ve Ağaoğlu gökdelenlerinin beton yığınlarıyla, güzelim Mavi denize bakan ufuklar karartılmıştır…, büyük beton yığınlarının gölgeleri ile cehenneme çevrilen şehirler birer uygarlık mezarları heline çevrilmişlerdir.
     
    Cami minaresi ve yüksek Ağaoğlu gökdelenleri dışında hiç bir sanat değeri olmayan yapılarla betonlaşan şehirleri üs edinen AKP, devletin en temel organlarını kullanarak, Osmanlı tipi keyfi bir yönetimle de  kitleleri baskı altında tutmak istemektedir… 
    Normal düzenlerde polis, tamamıyla sıradan  bir memurdur ve bir şirkete müracaat eder gibi tarafsız metotlarla, tarafsız komisyonlarca işe alınır. Türkiyede ise polis teşkilatı bir eşkiya yuvası haline getirilmiş, partizancılık ve çeteleşme son hattına varmıştır. Kafasına esen elbise değiştirir gibi polis değiştirip duruyor.
    AKP, kendi Polis devletini kurmuştur: başvuru ile değil, kanuni yollarla değil, kendi örgüt taraftarlarını polis yapmış, haksızlıklara karşı çıkan polisleri ise, politik anlamda saf dışı bırakıp, ne kadar işkenceci, rüşvetçi partizan polis varsa onlarla kendi dikta yapısını yeniden inşaya başlamıştır.
     
    Sevgi ve Saygılarla
     
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
     

    esin | 2 January 2014

  14. AKP cemaati!
     
    Mezhepler ve tarikatlar federasyonu , Müslüman patronlar sistemi çatırdamaya başladı!
    R. T. Erdoğan’a göre herşey yeni başlıyor: yakında AKP hücrelerine sızan Haşhaşiler temizlenecek, muhteşem Çamlıca camisinin minarelerinin heybeti ve yerden mantar gibi fışkıracak AKP yanlısı savcı ve emniyetçilerin loyalitesi ile Üsküdar’a yönlendirilen Allahu Ekber haykırışları, ülkeyi içerden sarmış bu şeytani güçleri korkutup kaçırtacaktır!
    Mahkemeye göndermediği, kanun üstü ilan ettiği oğlu ile, Çamlıca tepesine kurulacak yüksek minereli caminin teftişini yapan R. T. Erdoğan, rüşvetçi, sahtekar, hilekarlığın her çeşidini mübah gören ne kadar kriminal çeteci varsa, bunların hepsini Türkiye’nin en iyi iş adamları diye tanıtmaktan geri kalmadı.
    R.T, Erdoğan’a göre, bu iş adamlarına kimse dokunamaz! Bunları hiç bir savcı ve polis sorgulayamaz, bunlar Türkiye’nin ekonomisini ayakta tutan ve muhteşem kalkınmayı sağlayan süper Müslüman patronlardır. Bunlar kanun üstü olarak kalacaklar, bunları dinleyen polis işten atılacak, sorgulamaya kalkan hakim ve savcılar ise hemen sürülecektir. 
    “Müslüman patronlar” ahalisinin önderi Tayyip Erdoğan, Anadolu ve İstanbul’un tarih içinde geleceğe uzanan kaderine ters, yıkıcı bir rol oynamıştır, bu diyarı bir tür çıkmaz sokağa sokmuştur.
    Birinci fetret döneminde olduğu gibi, ikincisinde de ortada bir devlet enkazı ve parçalanmış / dağılmış bir merkezi iktidar bulunuyor. Fetret, tarihsel ve siyasal olarak sürdürülemez bir durumdur. Geçicidir. Ya şehzadelerden biri diğerlerini tasfiye ederek mülkün (devletin) ve merkezi iktidarın birliğini yeniden kuracak ya da ülke dağılacaktır.
    Bu yolsuzluk vs. hikayelerinden öte, Tayyip Erdoğan Türkiye’yi tamamen Uganda veya Kenya benzeri bir sisteme benzetme yoluna girmiştir.
     
    MİT’in 8 ay evvel Erdoğan’a verdiği rapor, hükümet üyelerinin yolsuzlukları hakkındaki  resmi raporun yok sayılması da Erdoğan’ın kanun ve devlet üstü saydığı çetelerin arkasında durduğunu ispatlıyor.
    MİT’in 18 Nisan 2013 tarihinde hazırladığı üç sayfalık raporda, tutuklanan işadamı Rıza Sarraf’ın bazı bakanlarla ilişkisinin yaratabileceği durum hakkında uyarılarda bulunulmuş olması Erdoğan için en zayıf noktayı oluşturmaktadır. İyi lider, aynı zamanda,  gerekli kararları zamanında almasını bilen liderdir.
    Belli zümre ve gurupları, kendi çevresini ”dokunulmaz” ilan eden R.T. Erdoğan’ın başkanlık-sultanlık hayalleri,  “Müslümanlar” onun doğuştan kısmetli, şanslı, tuttuğu altın olan, Allah’ın kutlu temsilcisi sanma “efsanesi”nin de sonuna gelindi…
     Tayyip Erdoğan,  inançlı kitlelerin bir önderi olarak, bu insanları evrensel doğrulara yöneltmek yerine, kendisini bir tür “Allah’ın ‘Müslümanlara’ hediyesi ulu Hükümdar” sayıp, herkes tarafından böyle görülme hevesini bırakmak istemiyor.
     Halka her konuşmasının sonunda “Herşey bana Sizi hatırlatıyor” dedirtmesi, eski Mısır dönemindeki tanrı-firavuna tapınma ayinlerine benzemektedir…
    AKP’yi ayakta tutan devlet üstü örgütlerinden verilen fire fazla olmadığı için muhtemelen, var olan muhalafet kırıntıları da yok edilerek tek parti iktidarı sürecine girilecektir.
    Bu devlet üstü örgütlerin elinde biriken servetlerin, mal ve hizmetlerin vergileri alınıyor mu, alınıyorsa ne kadar parayı devlete vergi olarak ödemişler?  Bu paranın kaynağı nedir? Bu “cemaatler dünyasında” dönen paralar “Ak para mı, kara para mı?” biliniyor mu? Bindikleri inanılmaz arabalar, yaşadıkları saraylar babalarından mı kaldı?
     
    Hangi çağda yaşamaya mahküm edildik?

    Anadolu toprakları ve çevresinde kendini (bir “kimlik” adı olarak) ”Müslümanlar” diye tanımlayanlar kadar, dinlerin özüne bu kadar yabancı, bir ahali görülemez. Uygarlıkların katilleri herşeyi kendileri ile başlatıyorlar. Hakim oldukları bütün bu alanlar, ve bu ahali için, vasatlıklarının nihayet Tanrı tarafından “taçlandırıldığı”, aklı/eğitimi/namusu ile belli makamlara çıkmış insanların “Monşer” veya “Dinsiz laik” diyerek ezilebildiği, onların yerine İmam Hatipli çapsız/vasıfsız/vasat insanların getirildiği ve bir milletin böyle düşüşünün “Milletin nihayet iktidarı eline aldığı” diye yorumlandığı bir dönem, aşağıda belirttiğimiz bazı politik İslamcı örgütler temelinde devam ediyor.
     
    AKP ÇATI CEMAATİNİ OLUŞTURAN ALT CEMAATLER:
     
    1-İsmail Ağa Cemaati (Önderi Mahmut Ustaosmanoğlu)
    2-Fetullah Gülen Cemaati. Kurucusu: Said-i Nursi.
    3-İskender Paşa Cemaati. (Zahit Koktu, Esat Coşan ve şimdi oğlu Nurettin Coşan)
    4-Erenköy Cemaati (Muradiye Vakfı) Önderleri: Tahir Büyükkörükçü-(Gazeteci) Ahmet Taşgetiren ve Topbaşlar.
    5-Süleymancılar. Önderleri: Kemal Kaçar’ın torunları Deniz ve Ongun kardeşler.
    6-İhlâsçılar. Önderleri: (Enver Ören)
    7-Kırkıncı Hoca ve Yazıcılar gibi diğer Nurcu guruplar
    8-Nakşibendi Yahyalı Cemaati. Önderi: Ramazan Dinç.
    9-Melamiler. Önderi: Ahmet Arslan.
    10-Hakikatçiler: Önderi: Ömer Öngüt.
    11-Hazneviler: Önderi: Muhammet Muta Haznevi
    12-Menzilciler: Önderi: Abdulbaki Erol.
    13-İcmalciler. Önderi: Prof. Haydar Baş.
    14-Uşşakiler. Önderi: Fatih Nurullah.
    15-Cerrahiler Önderi: Ahmet Misbah Ermenkul.
    16-Kadiri Muhammediye: Önderi Muhammet Ustaoğlu.
    17-Hizbül Tahrir. Kurucusu: Ercüment Özkan.
    18-Tillocular
    19-Galibiler. Önderleri Hacı Galip Hasan Kuşçuoğlu
    20-Halveti Tarikatının Şabaniye kolu
     
    Erdoğan’a göre bunlardan yalnızca 1 tanesi Haşhaşi tipinden gizli bir örgüttür. Gerisi paralel-derin-kriminal çete örgütü değil, kanunlar, savcılar üstü, dokunulmaz müminlerin oluşturdukları kutsal birlikleridir. Bunlaın üyelerine hiç bir polis dokunamaz, hiç bir savcı başbakanın izni olmadan bu adamlara yaklaşamaz.
    AKP iktidarını ayakta tutan bu örgütler, AKP yöneticileri, “Kur’an Kursları” ve “Deniz Feneri yardımları” gibi kılıflar altında yürütülen entrikalarla edinilen servetler, “türban ve türbancılar” desteğinde havaya savrulan paralar; her gün medyaya servis edilen haber ve fotoğraflardan, gerçekler su yüzüne çıkmasına rağmen, komplo, darbe deyip yollarına  devam ediyorlar.
    Sanki Türkiye’de kendileri dışındakiler Hristiyanmış veya bambaşka bir dindenmiş gibi kendilerine “Müslümanlar” diyen, dînî-kimlikçiler, tarihi bir son yaşıyorlar. Liderleri Tayyip Erdoğan, tam bir çöküş yaşayan AKP iktidarındaki zemin kaybını durdurmak yönünde hamleler yapıyor, ama yaptıkça durumu daha da kötüleşiyor, ve kötüleşecek.
    “Müslümanlar”, kendi kaderlerini belirleyecek bir sınava girdiler ve o sınavda en kötü notu alarak çaktılar, durum en basit ifadesiyle böyle.
    Sorun haline gelen “tek adam” Tayyip Erdoğan’ın belli bir gündemi dayatmasından daha kapsayıcı ve daha önemli olan, onun özgürlüklere karşı koyduğu yasakçı tavırdır yıkımını sağlayan.

    11 yıldır Türkiye’yi yöneten siyasal İslamcı AKP-tarikat mezhepler koalisyonu, rant kavgasında çöküyor. Din, iman perdesi altında kurulan rüşvet çarklarını gözler önüne serdi. İktidardan ve servetten daha çok pay isteyen İslamcı ve muhafazakâr sermaye çevreleri adına bir yağma düzeni kuran  AKP İktidarı için yolun sonuna gelinmiş durumda.  Siyasal İslam Türkiye’de de ağır bir yenilgi sürecine girdi. İslamcıların 21. Yüzyıl’ın başında modern bir devleti ve toplumu yönetme yeteneğine ve birikimine sahip olmadıkları anlaşıldı.
    Türkiye’nin yeni fetret dönemi aslında 1995 yılında başlamıştı. Ülkede merkezi iktidar çeşitli güç odakları arasında (Meclis, Hükümet, TSK, Cumhurbaşkanlığı, Yüksek Yargı ve hatta üniversiteler arasında) parçalanmıştı. Fetret durumunun 2008’de AKP-Cemaat koalisyonunun devleti ele geçirmesiyle aşıldığı sanılıyordu. Ancak öyle olmadığı ortaya çıktı. Birincisi (1402) 12 yıl sürmüştü, ikincisi 18 yıldır iniş ve çıkışlarla devam ediyor belli ki.

    Türk İslam sentezi temelinde bir rejimin kurulması ilkesine dayalı gerici iktidar blokunun önlenemez bir çözülme sürecine girdiği görülüyor.  İslamcı tekkeler arsındaki iktidar çatışması artık dönüşü olmayan bir yoldadır. Bu süreçte her zaman en büyük soru, “biz bu kadar güçlüyken, hangi çılgın bizi yokedecekmiş şaşarız” türünden kibirlenmelerle gelirdi ve Tanrı’yı Kur’an’da yazan bir roman kahramanından ibaret sayan bu beylere kimsecikler de yanıt veremezdi! Yanıt şudur: “Sizi yokedecek bir çılgın yoksa, sizin içinizden biri o çılgınlığı yapar.”
     
    Şu anda en akıllıca tutum, evrensel değerler temelinde ilerleyen özgürlüklerin hem önünü açmak hem de onlara angaje olmaktır.
     
    Sevgi ve Saygılarla
     
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    Kezbay Doğan. M. Ali koç
    Emin Aktolga.
     

    esin | 17 January 2014

  15. CUNTANIN MGK’Sİ  VERSUS  RECEP TAYYİP PAŞA’NIN MGK’Sİ!
     
    Birisi apoletlilerin diğeri ise kravat takmış İmam Hatipçilerin çoğunluk sağladıkları MGK: İkisi de hatip ve kara propaganda yapan demagogkların insiyatifinde…Gerçek olan odur ki, Recep Tayyip paşa, öncüllü olan Evren paşanın Anayasası ile iktidarını koruyabiliyor. Birisi darbe kelimesini ağzına almadan en büyük darbeyi yapmış, diğeri ise onun yaptığı darbenin açtığı yoldan iktidara gelmiş, ama hepten bir çeşit darbe mağdurluğuna soyunmuş…!
     
    Cahillerin paşası Recep Tayyip paşa yine haykırdı!
     
    “Ben Başbakan olduktan sonra kendisiyle (Fethullah Gülen) telefon görüşmelerim dışında bir görüşmem olmadı. Belediye başkanıyken görüşmelerim olmuştu. İlk iki dönem o grupla ilişkilerimiz de iyiydi.(….)
    Birçok değişik organizasyona sızmaya çalıştıklarının farkındaydık ama nihai kötü niyetlerinin farkında değildik. Sonra bunu hissettik. Önlemlerimizi almaya başladık. 17 Aralık, 25 Aralık… Bunlar son, işin bir darbe girişimine dönüştüğü dönemdi. Bir darbe girişimiydi. Sivil darbe. Bunu yaptılar.”
    Kenan Evren süngü zoru ile, Recep paşa ise işini bir çeşit İslami haşhaşla yürütüyor! Birisi askeri darbe ile paşalığını gösterirken, diğeri de onun koyduğu yasalarla iktidara gelebilmiş, ama nedense, ”darbe”, komplo komplekslerinden bir türlü kurtulamamış.!
    Aynı Erdoğan MGK  tolayarak, Kenan Evren gibi muhaliflerine karşı devlet gücünü seferber etmeye kalkıyor ”.. 
    MGK’nin ana gündem maddesini hükümetin “Paralel yapılanma” olarak nitelediği Gülen Cemaati’nin faaliyetleri ve buna karşı alınan önlemler oluşturdu. (…) Toplantı sonrası yayınlanan bildiride Gülen Cemaaati’nin ismi açıkça belirtilmeden, “Toplantıda, halkın huzuru ve ülkenin güvenliğini ilgilendiren hususlar ayrıntılı olarak görüşülmüş, ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanlamalar ve bunlara yönelik olarak alınan tedbirler değerlendirilmiştir”.
    Bu durumun Kenan Evren cuntasının MGK kararlarından ne farkı var? Hedef alınan muhalifleri adları değişik, ama içerik hep aynı. Sürekli iç ve dış düşmanlar keşfedilecek ve cahil kitlelerin beyinleri çelmelenerek diktatörlük garanti altına alınacaktır.
    Hatip Erdoğan’ın kara propaganda bombardmanına tutulan cahil İslami kitle ise yasa masa bilmeden AKP’yi ayakta tutmaya devam ediyor. Kara para akımının yavaş yavaş durmaya başladığı bu ortamda AKP’nin gideceği fazla bir yol kalmamıştır. Şimdi; abartılı darbe söylemleriyle yeniden bir mağduriyet edebiyatına sarılarak tabanını tahkim etmeye çalışan Recep tayyip paşa, askeri darbelerin ürünü olan bir anayasa sayesinde iktidarda olduğunu da unutturmaya çalışıyor?!
    Recep Tayyip paşanın otoriter sistemi köklerini yalnızca darbe koşullarında bulmamaktadır. Baskıcı otoriter sistemin kökleri daha derinlerdedir ve komplekstir. Osmanlı ruhu ve bir fetih ideolojisi olarak İslamın derin kökleri aynı zamanda militarizmin de tayin edici gücü olmuştur. İslam dini genel olarak dikta ve baskıcılığın ön şartlarını hazırlar:İslam ruhu ile eğitilen, yetiştirilen  kitleler manevi olarak buna hazırdırlar. Diktacı yoksa, o bir günde yaratılır. Tayip Erdoğan’ın diktacı ruhuna hayran insanların ruh hali onun yaratılması ve öyle olma özelliğinden bağımsız değildir. Sivil demokratik yaşama geçiş ve sivil iradenin üstünlüğü, sadece militarizm değil, aynı zamanda İslam’ın ve bu düşüncenin geriletilmesinden geçmektedir.
    Cübbeli Tayyip Paşa hatipler hatibi olarak geri kitleleri kıskaç altında tutarken, sınırın ötesinde ise ”Allah-u Ekber” sloganı ile kitlesel imha savaşı yapan çetelerin haykırışları yülseliyor…!
    Din, iman ve ırk ile kışkırtılan, fakir fukaranın vergi paraları ile palazlanan imamlar ordusu 1910 lardaki konumuna geri döndü. Kendi sınırlarını korumakta beceriksiz görünen TC ordusu, Abdülhamit’in son dönemleri gibi başka güçlerden yardım istedi. Suriye halklarına savaş açan din diyanetçi Türbancılar başı Recep paşa, Müslüman kardeşler teşkilatı haline gelen MGK ‘ yi kullanarak, Müslüman mezheplerinin iç savaşına balıklama atladı. Yüzü maskeli Türk askerleri artık fiilen El Nusra cephesinde savaşıyorlar!
    Cihatçı operasyonların Halep alanında kalanların çoğunu artık Türk subayları yönetiyor.
    Bütün kışlalara İmam Hatip eğitimi ve mescitleri sokuldu. Buna rağmen sınırda El kaide’ye destek olarak çalışan birliklerdeki piskolojik yıkım hat safhaya varıyor…
    El Nusra ve El Kaide’nin Türkiye tarafından desteklenmesi, silahlandırıp eğitim görmeleri TC ordusunun yeni yapısı hakkında yeterli bilgiyi vermektedir. Bütün silahlar MİT tırları ile yollanmaktadır. Türkiye’nin devlet olarak terör çetelerine maddi ve manevi yardım etmesi bir yana iç savaşta fiilen yer alması büyük riskler barındırmaktadır.
    TC bu anlamda hukuka dayalı değildir. Varını yoğunu islamist çetelerle ortak kavgaya yatırmaktadır…
    Politik İslam temelinde yayılmacılığa soyunan TC’nin bu Neo-İslamı daha önce Afganistan’da denendi…”Yeşil Kuşak dini”, Amerika tarafından soğuk savaş yıllarında, rakipleri Sovyetlere karşı geliştirilmiş, TC’de “Türk-İslam sentezi” adıyla, ırkçı olarak yerleşmiştir.
    “Yeşil Kuşağı inşaa” sürecinde, Afganistan ve Pakistan’a paralel olarak, geri kalmış TC’de de, bu nedenle el üstünde tutuldular. Dernekleri besleniyor, öğrenci kurumları onlara teslim ediliyordu.
    Biraz geriye dönersek, Bunlar “Allah” kelimesini ağızlarında eksik etmiyor, ama ktidarı ele geçirme yolunda, bütün dinlerle aykırılaşarak, her türlü yalanı, dolanı, insana zulmü mübah sayıyor, “kanımız aksa da zafer İslamındır” naralarıyla, Maraş’ta, Sivas ve Çorum’da, bugünkü El Kaidecilerin yaptığı gibi insan kesiyorlardı.
    İslam adına, Cinayet, katliam, yalan, entrika, hak yeme, zulüm, soygun ve rüşveti sistematize eden Sunniler, hırsızlık, rüşvet, dolandırılık, kalpazanlık katakullasını kendilerine mübah, kendilerine bağışlanmış hak olarak görmektedirler. Bunlar Cami avlularını mesken tutarak  dindarlık oynuyor, dini, günahlarını tehdit unsuru yapıp haraç da toplmaya devam diyorlar… Recep tayyip Erdoğan bu sistemin sağladığı olağanüstü gücün önemini bildiği için Çamlıca tepesine camilerin en büyüğünü kurma kararını verdi.

    Bu durum artık eski düzeni sürdürmenin olnaksızlığını ispatlamaktadır. Türkiye, bölgede ancak bu türden eşkiya çeteleri sayesinde etkili olmaya kadar düşmüştür. İslamcılar her alanda tam bir çıkmaz içindedirler. Politik İdeolojilerini islam’ın terör çeteleri eliyle yürütmeye kadar düşmüşlerdir. Fakat gerçek olan odur ki, ne eskiyi sürdürmek olanaklıdır ne de yeniyi kendi isteğine göre kurmak kolaydır. İşleri artık hiç de kolay değildir.
    Türk özel askeri birimlerinin Suriye’de çete savaşına fillen katılmaları, MİT’ in Türkmen’lere yardım safsatası ile maskelenen operasyonlarından kazanılan milyarlar değerindeki silah satışları ve bütün bu silahların, dünyanın her yerinden toplattırılıp getirilen onbinlerce cihatçının eline verilerek Suriye’de kitle imhasının sağlanması, paralı asker konumundaki cihatçıların ortalığı kan gölüne çeviren eylemlerinin Recep Tayyip Erdoğan’ca ”özgürlük savaşı” diye adlandırılması politikası iflas yoluna girdi…
    Suriye’de 2013 Ağustosunda yüzlerce çocuğu acımasızca öldüren Sarin gazı saldırısını Suriye’deki İslamcıların yaptığı konusundaki kanıtlar, geçtiğimiz sürede daha da arttı, Seymour Hersh gibi şaşmazlık timsali bir gazeteci ve onun gibi başka önemli gazeteciler de, bu katliamın arkasında -barbarlıklarını her fırsatta dünyaya kanıtlamış- İslamcıların olduğunu ve onların da AKP Hükümetinin lojistik desteğiyle bu büyük cinayeti işlediğini yazdılar…
    Diğer yandan, İmamlar ordusunda moral yıkımı devam ediyor. Kışlada da İslam doktirinine geçiş yapmak isteyen Sunni AKP rejimi bu alanda da tökezlemeye başladı.
    AKP içindeki tarikatlar hizipler çatışması Fethullah cemaatinin ortadan çıkması ile şiddetini kaybetmeyecektir. Geriye daha çok hizip, tarikat ve gizli localara vardır…
    AKP, bir politik hizip, cemaat ve tarikatlar koalisyonudur. Sadece İslamın değişik fraksiyonları değil,  politik alanda da yeni osmanlıcılık projesinin iktidara taşınmasını hedefleyen akımların ittifaklarını çatı örgütüdür. İktidar sürecinde aralarındaki farklılıkların üzerini geçici olarak örterek etkin pek çok tarikatın ve cemaatin desteği ile kurulan bu koalisyon artık her taraftan çatırdama sürecien girecektir.
    AKP’ li Müslüman kardeşler bir birlerinin boğazlarına her an sarılabilirler…Nakşîlerin İskederpaşa, Osmanlıya soyunan Milli Görüş ve İsmailağa kolları şimdilik en etkili gruplar ve bu yapılar ekonomik güç ve iktidar için birbirleriyle kıyasıya savaşıyorlar.
    Süleymancılar, Diyanetçiler, Neo Osmanlıcılar ve benzeri ne kadar ortaçağ kafalı akım varsa onların bir çatı partisi olarak  kurulan türban ihracatçısı AKP,Türk-İslam Sentezi’ni, Türklerin öncülüğünde İslam birliğini kurmak, geliştirmek, ahlak ve kültür öğelerini din temeline dayalı olarak yeniden biçimlendirmek hedefine ulaşmadan sahneyi terk edecektir…
    Bu kadar  cemaat tarikat, tekke ve gizili akımları bir arada tutmak bir sürü paralel yapılanmları doğal olarak beraberinde getirir. Ama MGK’ yi kontrol eden Erdoğan’ın paralel yapılanması hala en büyüğü…Nakşibendî kökenli Milli Görüş çizgisinin bir uzantısı olan AKP ile Nurculuğun en kalabalık ve güçlü kolu durumundaki Gülen Cemaati’nin ilk raundunu Erdoğan kazanmasına rağmen, ölümcül olabilecek zayıf noktası açıkta duruyor…
    Sevgi ve Saygılarla
     
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Ayse Polat
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir , Kemal Demir, Leyla Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı. L. Solak
    Bayram Akçak, Mustafa Görmez, Ali Bozer
    Mehmet A. Hanoğlu. Serhat hanoğlu. İsmet şahin. Esra şahin.
     

    ekomite | 1 May 2014

  16. Soykırım, “tek bayrak, tek din, tek devlet, tek marş, tek millet, tek dil”(Adolf Hitler- 1934,  R.T Erdoğan-2015) kompleksini taşımanın bir ürünüdür.
    24 Nisan bir soykırımdır.

    Tepeden, devşirme kalıntılarından oluşturulan Türk ulusu, varlığını; Ermeniler’in, Rumlar’ın, Kürtler’in, Süryaniler’in, yokluğu üzerine inşa etmiştir. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği ve bugün TC yöneticilerinin de her adımda tekrarladığı ‘tekçi’ Pan-Türkizm doktrini, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslüman olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi sonucunu doğurmuştur!

    Bu ideoloji temelinde kurulan Türk devleti, bunun bir devamı olarak Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Şimdiki yöneticiler de, soykırımları geçerli kılan ve Hitler tarafından da kullanılan ‘tekçi’ söylemleri terk etmemektedirler.

    Bu bir soy kırımıdır. Ermeniler ırk olarak, millet olarak yok edilmek istenmiştir. Sadece onlar mı? Hayır, Anadolu’nun gerçek yerlileri, Anadolu coğrafyası topraklarını yaşama ilk kez açan, onu gerçek bir vatanı haline dönüştüren ve uygarlıkları tüm insanlığa ışık saçan milletler yok edilmek istenmiştir. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Suryaniler ve diğer ulusal topluluklar, insafsız, pervasız ve gayri ahlaki tarzda varlıkları yok edilmek istenmiştir.

    24 Nisanı bu açıdan kavramadıkça bu topraklarda kimse huzur beklemesin. Bu topraklara sonradan gelmiş ama bir türlü ortak yaşam arzusunu gösterecek uygarlığa ulaşamamış olanlar var. Sorun, bilinçaltında anavatansızlık takıntısında gerçek yerlileri yok ederek bu toprakları anavatan edinebilme histerisidir.
    Soykırımcı tek boyutlu yaklaşımların da kökeni buradadır; tek bayrak, tek devlet, tek marş, tek dil bu kompleksin onarılması güç tecellisidir.

    Hitler, ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil’ sloganı ile harekete geçirdiği kitlelere yahudi soykırımını yaptırtmıştır. Ne yazık ki Anadolu yerli halklarının soykırımına yol açan bu türden Jön Türk sloganlarını, şimdiki yöneticiler de aynen tekrarlamaya devam ediyorlar…(Bakınız R.T Erdoğan’ın propoganda gösterileri..)

    Bugün Türkiye denilen bu alanda bundan bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke… Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Türkler 26 Ağustos 1071’de Orta Asya’dan o zaman Batı Ermenistan denilen  Muş ovasına geldi) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina ( İzmir)’dan Kars’a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya’dan, Pontus Rum (Karadeniz)’a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı…
    Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915’de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Müslüman olmayan halklara acımasız bakış açısının göstergesidir aynı zamanda.

    Ermeniler, kendi uygarlık katkılarıyla Anadolu’ya renk katan, bölgemizin en eski uluslarından olup, katli vaciptir denilerek yurtları yakılmış, eski çağların bile tanık olmadığı bir vahşetle toptan sürgüne mecbur edilerek, 1,5 milyon insanı katledilmiştir; sürgünde ayakları telef olan uygar insanlar, Aziz Paşadan ayakkabı talep edince, Rahat yürüsünler diye bunlara ayakkabı giydirin diyerek verdiği emirle, ayaklarına at nalı çakılmıştır. Aç çocuklara, yüksekten sarkıtılmış ipe bağlı ekmekle, tavşan kaç tazı tut oyunu oynayarak işkence yapan, su içerken yılan bile dokunmaz erdemini ayaklar altına alarak, susuzluktan yerdeki su birikintisine yüzü koyun uzanıp su içen insanları topluca kurşuna dizen bir vahşet yaşanmıştır. Dünya kamuoyunca tüm çirkefliğiyle bilinen bu katliamın Osmanlı sorumluluğunda olmasına karşın, TC. dahi bu kirli mirası reddetmeye yanaşmamış, Osmanlıyı savunmuştur; Maktulleri, katil ilan ederek saldırıya geçmiştir. Gerçekler sürekli inkar edilerek, yadsımaya dayalı bir düşünce sistematiği kurulmuştur. Resmi tarih diye ünlenen tezler, inkarların tarihi olarak topluma dayatılmıştır.

    19. yy sonlarından başlayarak, Katolik ve Gregoryan (Ortodoks) diyerek birbirlerine kırdırılan, tenkil ve sürgünlerle, mal mülklerine el konularak baskı altında tutulan Ermenilere yönelik soy kırımı, I Dünya savaşının, malum bol bahaneleri altında girişilmiştir (24 Nisan 1915). Savaş sırasında, önce Ermeni gençlerinin Askere alınarak silahsız bırakılması ve ardından toplu tasfiyelerin yapılması, geride kalan Ermeni halkının Tenkil ve sürgünlerine geçilmesi. Bu konuda talimatların dakik bir biçimde, en yetkili resmi merciler tarafından istenip, izlenmesi.

    O dönemin Sadrazamı (Başbakanı) Talat Paşanın, başından itibaren olayları, dikkatlice takibi, emirler vermesi, istatistik tutması (iskan edecekleri yerde dahi nüfusa göre oranlarının %5 geçmeyecek düzeyde tutulmaları talimatları da dahil) ve bunun en ince ayrıntısına kadar yazılı özel notlarla tescili, Ermenilere reva görülen her şeyin, planlı bir tarzda icra edildiğini göstermeye yeterlidir (Ermeni tehciriyle ilgili Talat Paşanın tutanakları için bkz. Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi,…yayınlanan dizi) Bu, Ermenilere ilişkin, adına ne konulursa konulsun, yapılacak olanların önceden planlanmış eylemler olduğunu gösterir.

    Bundan sonra, sonuçlara bakılarak, yapılanlara verilecek ad, tanımlamaya geçilir.
    1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğu’nun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri “temizlemeyi” hedefleyen, uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı”dır, bir SOYKIRIM’dır.

    Tehcir sadece bir bahanedir, Bu, Almanya’da Yahudileri evden çıkarmak icin de uygulanmıştır. Yahudi’lere, siz gaz odasına gidiyorsunuz diye durum açıkça söylenmemiş ve evleri yağmalanmadan bunlar sanki geri gelecekmiş imajı verilmiştir. 
    Ermeniler’in evleri hemen yağma edilmistir, fark budur. Ama yerlerinde koparmak icin göç, emniyet,savaş gibi bahaneler uydurulmuştur. 
    Yahudiler getolardan toplanmış, Ermeniler ise köy ve şehirlerinden toplanmıştır. 

    Tehcir-Soykırım, Anadolu’nun gayri Müslüm unsurlarından arınması için kullanılan bir araçtan baska bir şey değildir. Bu eylemi Teskilat-i Mahsusa adina organize eden, Bahaddin Sakir Adana murahhasi Cemal Beye 25 Subat 1915te yazdığı bir mektupta söyle der; “Cemiyet vatanı bu melun kavmin (Ermenilerin) ihtizasindan kurturmaya dâi hazirdir. Osmanli tarihine sürülecek lekenin mesuliyetini düsulhamiyetine almaya karar vermistir”. Amaç soğukkanlı bir bilinçle Anadoluyu Hiristiyan unsurlarindan arındırarak bir Türk devleti kurmaktır.
    Böylesine planlı ve en ince ayrıntısına kadar takip edilmiş ve bir etnik topluluğa yönelen, sonuçta en iyimser tahminlerle, el yazması tutanaklardaki rakamlarla bir milyon üzerinde Ermenin ölümüne yol açan, kimi şehirlerde nüfusu yüz binlerden sıfıra indiren, çoluk çocuk on binlerce canın etnik yapısını değiştirmek için farklı etnik toplumlara dağıtan, topraklara el koyan, binalarını yıkan, her türden maddi ve canlı servetine el koyup katleden girişimlere, soy kırımından başka bir ad verilemeyeceği görülür.
    Ermeni soykırımı olmamışsa, Yahudi soykırımı da olmamıştır ve bunun mantıksal bir ürünü olarak, bugünkü Cihatçıların eylemlerinde haklı oldukları sonucu çıkmaktadır!
    Son yıllarda El Kaide, IŞİD, El Nusra ile Selefi ve Müslüman Kardeşler örgütleri aynı tekçi soykırımcı zihniyeti devam ettirerek, farklı din ve halklara karşı soykırım yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye desteğinde ki bu örgütler, insanlık dışı yöntemlerle, estirdikleri terörle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmişlerdir. Bu örgütler, Ermeni,Asuri soykırımına, kalınan yerden devam etmektedirler.
    Ermeni Soykırımı’ndan, şimdiki Jihatçılara uzanan zihniyetle hesaplaşmadan, kirli tarihle yüzleşmeden, ”tekçiliği’ bırakmadan, ırkçı şöven düşmanlık atmosferinden, Müslüman olmayanlara karşı kin ve nefret söyleminden kurtulamadan, sorun çözülemez.

    Bu bir soykırımdır!

    CİWAN KURKEN A.
    Hanna Hekimyan

    Hanna Hekimyan | 28 April 2015

  17. İş senin soykırımın benimkinden fazlaya dönmeye başladı. Soykırım diyebilmemiz için uluslararası geçerliliği olan tanımlamalara göre bir devletin bunu organize etmiş olması lazım. Bunu söylemek ya da Nazi soykırımı ile karşılaştırmak mümkün değil. Nazilerde devletin resmi ideolojisi Yahudi Düşmanlığı üzerine kurgulanmıştı. Herhangibir yahudinin bırakın Büyükelçi, bakan, yüksek bürokrat olmasını normal bir insan gibi damgalanmadan yaşamasına imkan yoktu. İkinci meşrutiyetin ilanında meclise seçilenler arasında bile Ermeniler vardı. Dolaysıyla olanların Almanya’da olanlarla ilişkisini kurmak mümkün değildir. Ayrıca savaş ortamında hayatını kaybedenlerin sadece ermeniler olduğunu söylemek de mümkün değildir. Bu acı olaylarda Ermenilerin büyük zarar görmediği anlamına gelmez ama örneğin İspanyolların Bask ülkesinde yaptıkları gibi sırf Bask’ça konuşuyorlar diye okulu içindeki çocuklarla birlikte yakma, Fransa’da olduğu gibi çok sayıda yerel kültürü yasaklamak ve çok etkili bir kampanya sonucunda unutturmak, ya da Almanya’da olduğu gibi bir din mensuplarının tümüyle gaz odalarına gönderilmesi yani devlet eliyle yapılan sistematik bir soykırımdan söz etmek mümkün değildir. Türkiye’nın kesinlikle sorumlulukları vardır ancak bunlar iddia edilen şekilde değildir. Şimdi temel soru şurada: batının gazına gelip geçmişin sadece Ermeni değil Türk mezarlarını da açtırmak, Ermenistan’ı iyice izole etmek, Türkiye’de milliyetçiliği hiç olmadığı kadar güçlendirmek ve tepki çekmek, hele hele bunu Dink’in öldürülmesinde “hepimiz ermeniyiz” diyerek yürüyen bir halkın bulunduğu bir ülkeye karşı kin kusarak yapmak akıl işi mı?

    Ali Çağan | 30 April 2015

  18. Çok eskilere gitmeye gerek yok. Hocalı’da olan bir etnik temizlik, bir soykırımdır. Amacı Nahçivandan Türkleri temizlemektir. Ali Bey haklı şimdi ne yapalım mezarları mı kazalım, yoksa geleceğe mi bakalım?

    Canik Eryıldız | 2 May 2015

  19. SARAYLAR CAMİLER VE KARA PARA DÖNEMİ!

    Ak Saray’da yapılan caminin açılışını yapan Erdoğan, “İnşa edilen her cami bu topraklara vurduğumuz bir mühürdü. Her mühür bu coğrafyadaki tapu senetlerimizdir…”Günde beş vakit namaza işte o kubbelerin altında durulur. Camilerimin büyüklüğü iftar kaynağıdır.” dedi. Bunu söyleyen, İŞİD halifesi Al-Bagdadi değil, TC halifesi!!

    Türkiye’de Para Kaçırma Yasası Çıkarıldı!

    Son yıllarda Dünyada ne kadar kirli para varsa, hatta kadın ve uyuşturucudan elde edilen milyarları Türkiye’de aklamayı en büyük ekonomik faaliyet diye yutturan AKP, tek başına iktidar olamayınca kaçakçılığı meşrulaştırma kanunu çıkardı: Mafya babaları, kadın,uyuşturucu ve silah tüccarları artık kara paralarını Türkiye’ye taşıyor! Avrupa’da faaliyet gösteren, göçmen Türkler, sanki Viyana seferine çıkılmış gibi, bütün imkanlarını kullanarak,yaşadıkları devletlerin banka ve diğer kurumlarını resmen soyarak, mümkün olduğu kadar fazla parayı, AKP rejimini ayakta tutmak için Türkiye’ye taşımaya başladılar…!

    Erdoğan’ın saray mahzenleri, yeraltı odaları boşuna inşa edilmedi!

    TÜRKİYE’Yİ “KARA PARA AKLAMA ÜSSܔ YAPTILAR…

    Son yillarda Türkiye 37 milyar dolarlık altın ithal edip, 24 milyar dolarlık altın ihraç etti. İhracat tutarının büyük kısmını doğrudan İran’a yapılan sözde ihracat oluşturdu. Ayrıca, 2011-2015 döneminde toplam 96 milyar Euro kara para transferi yapıldığı MASAK raporlarına girdi. 

    Türkiye’nin son on bir yılına damgasını vuran “mafyatik”yönetim anlayışı, ülkeyi adeta kara para cenneti haline getirmiş bulunuyor. Kirli işlerde rol alanların, bu işlerde ortaklık ve işbirliği yayanların yargılanmasını engellemek için gidilen hukuka aykırı düzenleme ve uygulamalarla yargının eli kolu bağlansa da bu yönetimin sonu geldiğinde, söz konusu kara sermaye topluca yurt dışına kaçarak ekonomik bir şoku tetikleyebilecektir.
    Erdoğan, Çamlıca Camisi için dünyanın en kuvvetli hoparlör, diğer bütün camilerin imam hortlamalarını bastıracak ses cihazlarının temini için emir verdi! Emir kılıçtan keskin! 800 000 dolarlık ses cihazları ısmarlandı…!

    AKP’yi iktidarda tutmak için getirilen bu 74 milyar doları, ilk etapta başka partilerin millet vekillerini satın alma veya erken seçimleri finanse etmekte kullanmayı hesaplıyorlar. AK Saray manzenleri tam bir güven sağlayamazsa, bu kara para tekrar geri çıkacak!
    İçerde Kara Para ekonomisi ile saltanatlarını sürdürme kararlılığı devam ederken, Ortadoğu’da destekledkleri terör örgütleri, başka toplumların insanlarının kafalarını, kendi mezheplerinden olmadıklarından dolayı kesmeye devam ediyorlar.
    TC’nin her alanda destek verdiği bu vahabi-şeriatçı terör gurupları, ”muhalif” denilerek maskelenmiş ve Türkiye sınırı dahilinde sakalları kesilmiştir, başka değişen bir şey yoktur…

    Bilindiği gibi, Türkiye, Arabistan, Pakistan ve Katar ve benzeri Sunni devletlerinin her türlü destek sağladığı, adlarına muhalif denilen şeriatçı katiller tarafından Suriye’de başta Kürt,Nasturi ve Aleviler olmak üzere İslam dışı topluluklara yönelik İslam Cihadı adına vahşi metotlar uygulanmaktadır…Adlarına ‘muhalif’ denilen bu İslami teşkilatlar, Türkiye’den gelen en modern silahlarla,Ortaçağ’ın en ilkel katliam yöntemlerini kullanıyorlar…
    AKP ve TSK desteğindeki bu Selefiler, İslam’ın ilk yayılma dönemlerinde kullanılan bütün vahşi metotları, piskolojik savaş yöntemlerini yeniden pratikleştirdiler.
    Vahabiler, Selefi Bedeviler Suriye’de kafa keserken, TC rejimi, bu şeriatçı terör militanlarını Türkiye’de eğitip, donatmaya devam ediyor. İşte Suriye’de mezhepçi bir politika izleyerek, bu ülkenin iç savaşa sürüklenmesinde önemli rol oynayan ve Irak’ta da mezhep savaşı çıkarmayı amaçlayan bu aynı kafa yapısıdır..
    Erdoğan başka alternatif bulamayınca dünyanın en adi Seleficilerine sarıldı: Müslüman Kardeşler rejimi gecikince, İŞİD, El-Kaida ve NUSRA başta olmak üzere, Cihatçı terör örgütlerine bel bağlandı. TC cephanelikleri adeta boşaltıldı, bu arada Afyon’da, MİT tarafından mesai dışında cephane çalınırken gerçekleşen kazada bir sürü asker öldü ve bunun üstü de doğal olarak kapatıldı!

     AKP ile Selefi terör örgütü Al-Nusra’nın hayata bakışı aynı. Her ikisi de kuvvetler ayrılığını(demokrasiyi) istemiyor. Her ikisi de dini inançları siyasetlerine alet ediyor, kadınlara türban çarşaf üniformalarını giydiriyor, nüfus patlamaları yoluyla İslamı yaymaya çalışıyorlar. Her ikisi de çoğulculuğa karşı… Her ikiside Suudi-Katar dolarları ile ayakta.

    IŞİD-NUSRA-El-kaida kafasını destekleyenlerin ve aynı ideolojinin malı olanların, yeni paradigmaya özgü yeni değerlere uymadığı açık. 

    Bu anlayışın artık dikiş tutmadığı ve hiçbir ülkeyi yönetemeyeceği Mursi, Libya ve Yemen vs.. örnekleri ile birlikte yeniden anlaşıldı. AKP’nin Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı yaşam tarzı ve siyasal anlayışın artık hiçbir karşılığının kalmadığı görülüyor. 

    Ilımlı Müslümanlar silah tüccarı olup çıktılar… AKP Suriye’de savaş kışkırtıcılığını boşuna yapmıyor, 4 senede Türkiye’den Suriye’ye sokulan silah değeri 28 Milyar doları geçti.

    AKP’nin ekonomik büyüme senaryoları, taşıma su ile, dışarıdan getirilen dövizler, Avrupa uyuşturucu – silah- kadın ticaretinden gelen Euro’larla şişirilen, rakamların değiştirilmesi yolu ile manipüle edilen, halkın banka kredileri ve kredi kartı ile borçlandırılması yoluyla pazarın hareketlendirilmesi izlenimi verilen bir “büyüme”dir. Bu oyun ilelebet süremez. En çok güvendikleri inşaat sektörünün içine girdiği kriz, sunni “ekonomik büyüme”nin iflasının ilk işaretleridir.

    Şimdi bu kara para akımı yavaş yavaş durmaya başladı, ekonomiyi düzeltemeyen, işsizliği bitiremeyen, sosyal yaşamı kısıtlayan, özgürlük karşıtı, çoğulculuğu hazmedemeyen AKP’nin gideceği fazla bir yol kalmamıştır. Şimdi; abartılı darbe söylemleriyle yeniden bir mağduriyet edebiyatına sarılarak tabanını tahkim etmeye çalışıyor, ama aynı AKP askeri kesimlerle iç içe, İHD veya benzeri paravan örgütler şemsiyesi altında TIR’larla Suriye’ye silah sokuyor.

    Türkiye’de Osmanlı kafası ile manipüle edilen cahil halk dışında Erdoğan’a güvenecek bir toplum kalmadı.

    Böylesine bir kaos, karşıt tekke, tarikat, hizip ve cemaatlerin başlattığı iç dalaşma, iktidarı ele geçirme operasyonları, bu kez içerden AKP’ye önemli bir darbe vurmaya başladı.

    Büyük saray ve Camilerle, geri kalmış yığınların beyinlerini çelmeye çalışan R. T. Erdoğan’ın kontrol mekanizması tümden sarsılmaya başladı! Polis, savcı ve hakimlere dalaşmalar, futbol sahalarına yapılan müdahaleler, Sanatçı adı altında kara para aklatan Mafya elemanlarından meddet ummalar işin cılkını çıkarttı!

    Gözü petrolde olan AKP’nin Kürt Sorunu hakkında oyalama hamleleri dışında hiç bir somut adım atmadığı, Kürtleri MİT’in oyuncak bir sorunu haline sokmak istediği bir kez daha ispatlandı. MİT ajanlarınca, Hamidiye alayları gibi yönetilmeye çalışılan bazı Kürt gurupları ise, aldatıldıklarını anlayarak, AKP’yi terk ettiler.

    Yeni Osmanlı, doğmadan gelecek krizine girdi. Devet kontrolündeki Sunni tarikat ve hizipler, AKP nin en büyük sponsoru Seleficilik, parayla satın alınan bazı aşiret ve tarikatlar, Müslüman kardeşler ve terörcü şeriatçılar dışında pek taraftar kalmadı. Yeni Osmanlıcılık bir ütopya olarak kalmaya mahküm edildi.

    1980′li yıllardan beri yükselen, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı anlamında islami temelde yeniden kurmak fikri, “İslami Dünyayı birleştirip önderi olmak” veya benzeri tonlarda, Turgut Özal döneminden beri yükselen yayılmacı, eski Osmanlı ruhundan hareketlenen bu türden yağma ve talan hareketleri sert kayalara çarpıp duruyor. Zaman çok değişti, sakallı Türbanlı çetelerle bir yere varmak mümkün değil artık…
    Asıl Çeteler Susurluk veya Lice’de değil, devletin meclisi denilen BMM’inde, Genelkurmay karargahı, İstihbarat ve Emniyet müdürlüklerinde üslenmişlerdir.

    Politik devlet çetelerinin keyfi uygulamalarla geri dönüşsüz zararlar verdiği İstanbul, eşkiya çetelerinin çöplüğü haline getirilmiştir. Her yer Arap yayılmacılığını simgeleyen Camilerle dolmuş, din adına Arapça bağırıp çağrışan imamların gürültüsü sakin yaşamayı imkansız hale getirmiştir…Kuru gürültüyle gaza gelen din tüccarı İmamlar, kendilerine sağlanan olağanüstü imkanlarla devlet içinde devlet haline gelerek en büyük çete halini almışlardır.

    Evinin penceresinden bakan insanlara, İslam reklamı yapan yüksek cami minareleri ve Ağaoğlu gökdelenlerinin beton yığınlarıyla, güzelim Mavi denize bakan ufuklar karartılmıştır…, büyük beton yığınlarının gölgeleri ile cehenneme çevrilen şehirler birer uygarlık mezarları heline çevrilmişlerdir.

    CHP, AKP hırsızlarının peşine takıldı!
    CHP ve diğer partiler artık AKP ile aynı gemideler ve kara para onların da iştahını kabartacak, muhalafet adı altında, AK saray’da muhtşem odalarını seçeceklerdir.
    Cami minaresi ve yüksek Ağaoğlu gökdelenleri dışında hiç bir sanat değeri olmayan yapılarla betonlaşan şehirleri üs edinen kara paracı AKP, sahte muhalafet desteğinde devletin bütün organlarını kullanarak, Osmanlı tipi keyfi bir yönetimle kitleleri baskı altında tutmaya devam edecektir… 

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir 
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla
    Zeynep Olgun
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek

    Vedat Konak | 16 July 2015

  20. CİHAT DENİLEN KANLI SAVAŞ!

    Şimdi örneklerini gördüğümüz ve adına Cihat denilen islamın kutsal savaşı, İslamın başından beri vardır. Bu savaşın bütün kural ve yöntemleri, islam ideolojisini yaratan Muhamet tarafından detaylı olarak işlenmiş ve uygulamaları bütün halifelerce takip edilmiştir. İslam; Cihad,istila,vahşet,talan,çapulculuk ve eşkiyalık ile din haline getirilmiştir…Osmanlı padişahları bile kendi kardeşlerini öldürürken, Muhamet’in koyduğu savaş kurallarına sığınmışlardır! İslam’ın askeri politik ideolojisinde Cihat, Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılmak için ortaya çıkan her türlü engel ve düşmana karşı meşru olan kutsal savaşı yapmak demektir ve oruç gibi farzdır!

    İslam dini ne yazık ki Cihat denilen inanç savaşı ile şiddet ve düşmanlık önermiştir. İslam resmen şiddet içermektedir. Cihat, İslam Dini’nin yayılmasına yönelik kutsal savaştır. İslam Hukukuna göre, Dünya, İslam egemenliğinde olan topraklar (Dar-ül İslam) ve İslam egemenliğinde olmayan topraklar (Dar-ül Harp) diye ikiye ayrılmıştır. Cihat denilen kutsal savaşlar da Dar-ül Harp özelliğindeki toprakları, Dar-ül İslam’a katmaya yöneliktir. 

    Yayılmak ve yağma-talanı iyice körüklemek için, Cihad, Müslümanlar’a farz olarak dayatılmıştır! Bu da Bakara-216 ayetine dayandırılıyor:
    Hoşlanmasanız da, savaş size farz kılındı. Belki de sizin hoşlanmadığınız şey, hakkınızda hayırlı olur; hoşlandığınız şey ise sizin için bir şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Bu durumda da cihad, namaz gibi, oruç gibi farz olan ibadetlerle aynı görülüyor. 
    Cihat ve kutsal akınlar denilen soygunlar neticesinde büyük bir servet ve güç edinen Müslümanlar, 4 kıta üzerinden son hızla yayılarak, Muhamet ölene kadar 30 yıllık bir zaman diliminde 40 ülkeyi işgal edip, yerli haklara karşı bir kıyım ve geniş tehcir (yerlerinden sürme) uyguladılar. Bu halkların geriye kalan mallarına el koydular…

    Muhamet öldükten sonra da yerine geçen halifeler, talan ve soygunun çekiciliği, iştahı ile her yere saldırdılar, her yeri talan edip, haraca bağladılar. Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afrika, Orta Afrika ve hatta İspanya’ya kadar olabildiğine genişlediler. Sınırsızca talan, mezalim ve katliamlar yaptılar. Uzanmadıkları yer yoktur, Girdikleri her yeri talan edip, İslam’i kılıç zoruyla kabul ettirdiler. Kabul edenler kurtulur, kabul etmeyenler katledilir. Sonraki nesillere amacın İslam’ı yaymak olduğu aktarılsa da, gercek amaç: talan, soygun, haraç, cariye ve vahşettir.

    AKP’nin öncülü Osmanlı barbarlığının temelinde Cihat ve Gaza denilen Ganimet güdüsü vardı.

    Osmanlı padişahları, her zaman islam dinini yaymak için Kafirlere karşı non-stop savaş yaptıklarını söyler dururlar! İşte bu İŞİD vari ganimet savaşlarına o zaman da farz demişlerdir. Savaşta ele geçen yurtlar (ülkeler) fetih toprağı, öldürülen insanlar Allah’ın takdiri, ele geçirilen kızlar ve kadınlar (köle-cariye-seks işçisi-hizmetçi) erkek çocuklar köle (esir pazarında sermaye) İslam’ın şerefi; köle pazarında satılan insanlıktır. İşte Osmanlı dönemin de de bu İslam; haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…
    Onlarca ülke, işgal edilen Balkan ve diğer Avrupa ülkeleri, İslam Dini ile asırlar boyu gerilemiş uygarlıkları yok edilmiştir. Bizans; İslam’ın katliam ve tecavüzüne uğramış, kızları cariye, oğulları köle (asker) devşirilmiştir.

    R.T. Erdoğan ve Cihat!

    ”Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız ve müminler askerlermizdir.” (RTE)
    ”Çamlıca Tepesi’ne tüm İstanbul’dan görülecek en az 6 minarelli, 28 bin metrekare civarında bir eser,dünyanın en büyük camisini yapıyoruz…” R.T. Erdoğan.
    R.T. Erdoğan, hayranı olduğu ve yeniden tesisi için her yola başvurduğu, gaza ruhuyla savaşmış Osmanlı’nın Cami kültürünü devam ettirmesi tesadüfi değildir!
    Erdoğan,sadece cami, saray değil, o aynı zamanda aç gözlü Sultanların Cihadi ganimet akınlarına da sahip çıkıyor.
    AKP’nin temsil ettiği İslam, hiç tartışma yok Osmanlı’dan devralınan akıncılık ve Gaza İslamı’dır, Yağma ve talan İslamıdır…Adına Türk İslam sentezide denilen bu Irkçılık, yağma ve talan ideolojisi,TC’nin temel doktirini halini aldı.. Ortadoğu ve İslam ülkelerinde İslam Din’inin, talan-yağma, tecavüz, katletmeler ve kafa kesmelerle Cihad’ı yeniden ayukka çıkarması, Türklerin İslam’a geçişi ve İslam’dan beklentileriyle bağlantılıdır. islam Din’inin tecavüz, katliam ve talanlarda savaş silahı olarak kullanılması, Osmanlı’nın da temel kültürü idi ve şimdi AKP bunu devam ettiriyor!

    Ak Saray’da yapılan caminin açılışını yapan Erdoğan, “İnşa edilen her cami bu topraklara vurduğumuz bir mühürdü. Her mühür bu coğrafyadaki tapu senetlerimizdir…”Günde beş vakit namaza işte o kubbelerin altında durulur. Camilerimin büyüklüğü iftar kaynağıdır.” dedi. Bunu söyleyen, İŞİD halifesi Al-Bagdadi değil, TC’nin AK halifesi!

    Bu kadar cami, kuran kursu, imam hatip, tarikat -cemaat ve Diyanet gücü arasında kalan kitlelerin, İŞİD’çi olmaması mümkün değildir…! Beyinleri gece gündüz Türk İslam sentezli piskolojik propogandaya tabi tutulan, çocuk yaştan itibaren sistematik şekilde şeriat kültürüne göre eğitilen bütün yeni nesiller kanlı Cihat’ın askeri potansiyeli olmaktan öteye gidemez..!

    Başta Arap, Türkiye ve diğer Müslüman ülkeler olmak üzere dünyanın her tarafına yayılan 100 milyonlarca beyni yıkanmış Cihatçı Müslüman, dünya egemenliği için zorunlu gördüğü kanlı savaşların ideoljik politik ve askeri eğitimine her alanda devam ettiriyor!
    Bu Şeriatçılar, hayvansal güdüleri için coğrafyamızı yeniden kan gölüne çeviriyorlar…! Suriye, Afganistan,Pakistan, Mısır, Libya ve Irak ve şimdi Türkiye’de olanlar, Osmanlı’dan kalan katliamcı ruhla, kuıtsal Cihatlara devam edileceği sinyalini veriyor…

    TC hükümetlerince, her tarafa camiler, kuran kursları ve imam hatipler kurularak beyinleri yıkanan milyonlarca Türk, Osmanlı akıncı Cihatçıları haline gelerek, Cihat çağrılarına kulak veriyor! Ruhları islam adına esir alınan milyonlarca insanı kışkırtan ve post modern Osmanlıcılığı devlet politikası haline getiren AKP yönetiminden, bunu daha da yoğunlaştırmasından başka türlü bir hareket beklenemezdi.

    Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ve İslamın sponsorluğu sorunu!

    Bu ülke yönetimleri Arap ve İslam âleminde ne kadar radikal, ılımlı, yumuşak, sert ve karışık İslamcı parti, örgüt, cemaat, tarikat ve grup varsa hepsi ile dolaylı-dolaysız ilişki kurup silah ve para yardımı yapmaya, onlarca Selefi Cihatçı örgütü beslemeye devam ediyorlar…
    Dünyadaki İslami Cihat hareketlerin ideolojik beslenme kaynağı sadece Suudi Arabistan değil, artık buna şimdi Türkiye’ de eklendi.
    Hepsinin beslendiği kaynak Müslüman Kardeşler hareketidir.
    Yani sorun bir IŞİD, Kaide, Nusra ve benzeri radikal İslamcı örgütler sorunu değil. En büyük sorun bugün, Müslüman ülkelerde bu örgütler paralelinde düşünen milyonlarca insanın varlığıdır.

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir 
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla
    Zeynep Olgun
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren.

    Vedat Konak | 23 July 2015

  21. İŞİD’i destekleyen İsmail ağa cemaati, AKP’nin öz cemaati, pan İslamizmin yeni karargahı!

    AKP, sahte İŞİD operasyonu ile dünya kamuoyunu aldatmaya çalışıyor!

    İslam Devleti (İŞİD) açıklamasından: “Türkiye, eski karargah ve boş yerleri bombaladı”, bize önceden haber geldi…’ İŞİD sözcüsü Ebu Yusuf, ”Operasyonlarda ciddi bir kayıp gerçekleşmediğini, vurulan yerlerin eski karargâhları ve kimsenin kullanmadığı yerleri vurduğunu” iddia etti. (27 Temmuz 2015)

    Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren Cihadistlerin sponsoru, AKP militaristleri, işte bu türden sahte sınır savaşları ile paçalarını kurtarmaya çalışıyorlar!
    AKP Türkiye’deki bütün İslamcı cemaat, tarikat ve grupları, vesayetçi Askeri çeteleri de birleştiren pan-İslamist Militarist bir parti oldu.
    12 Eylül’ün hedeflediği toplumsal profilin yaratılması AKP ile sağlandı:Militaristlerin istedikleri işte bu İslamı bayrak yapan ve Pan Türkizm yanında Pan İslamizmi kullanarak post modern Osmanlı’yı yeniden canlandırabilen ırkçı ümmetçiler idi.
    Saldırgan, şoven ve militarist bir ruh halinin topluma egemen olması için,Pan-Türkizm,Pan-İslamizm,kendinden olmayan herkese düşmanlık propagandasını esas alan AKP saraydan savaş kusuyor: devletin çelik çekirdeği, herşeyin her ne pahasına olursa olsun kendi denetiminde bulunması için her yolu mübah gören AK militaristler kirli savaşların en kirlisine başladılar. Türk-İslam sentezi,devlete eklemlenmiş ve dinamikleri devlet hizmetine koşulmuş İslam ile yayılmacı haklı çıkaran Türklük motifi ile yayılmak ve işgal etmek için Osmanlı akınclığı yeniden diriltildi…
    Siyasi propoganda meydanlarında Kuran’ı ilk sallayan Erdoğan değil, Kenan Evren idi!

    Her tarafa yeni camiler, mescitler. Kuran okulları, İmam Hatipler kurarak kitlesellşen Pan İslamist akımlar bütün unsurlarıyla, siyaset yapan cemaat, tarikat ve grupların birleşmesine ve ortak hareket etmesine zemin hazırladı. Kendilerini gerçek anlamda iktidar gören bu siyasal İslamcılar amaçladıkları düzeni yaratmak için görülmemiş bir koalisyon oluşturdular. İktidarı ele geçirmiş olan bu pan İslamist tarikatlar, dinî cemaatlerin, tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koduğundan ve özgür düşünceyi kısıtladıklarından dolayı müridleri üzerindeki güçleri çok güçlü!

    AKP’nin bir cemaat koalisyonu olarak, pan İslamizmi yayan bütün tarikat ve cemaatleri iş ve ihalelerle , kara para dağıtarak palazlandırmaya devam diyor.

    Türkiye’de siyaset; tarikat-cemaat yapıları üzerinden yürütüldüğünden, iktidarı almak için büyük cemaatlere dayanmak gerekiyor.TC’ de Nakşbendi tarikatının desteğini almadan iktidar olmak için ancak askeri darbe yapmak gerekir!
    Kendilerini ülkenin mutlak sahipleri gören pan İslamistler, toplumu kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören bu İslamist tarikat ve cemaatlerin toplumdaki kontrol mekanizması, gerçek demokrasinin inşasını imkansız kalmaktadır..
    Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti…
    Vesayetin sadece askeri vesayet olmadığı ortadadır, şimdi AKP pratiği ile daha da berraklaştığı gibi özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz!
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir 
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla
    Zeynep Olgun
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren.

    Vedat Konak | 27 July 2015

  22. ÇETE DEVLETİ OLARAK KALMANIN RİZİKOSU!

    Suruç ve Diyarbakır’da olduğu gibi Ankara katliamında da Türk emniyet güçlerinin bombaların patladığı yerden çekilmiş olması, fakat kaçış yollarını bilerek kapatıp kaçanlara gaz ve su sıkarak ölüm paniğini büyütmesi, katliamı fiilen yönettiklerini ispatladı!
    Diyarbakır ve Suruç katliamları güya soruşturuluyordu. Hani sonuç?…

    Bu katliamlar,Türk devletinin resmen bir çete devleti olduğunu bir kez daha vurguluyor! Türk devleti, kanunlar üstü bazı asker sivil çeteler kombinasyonundan öteye gidemiyor. Bazan Askeri, bazan da Dinci çetelerin ağırlık kazanması özü değiştirmiyor! Kürtler’e saldırıya destek karşılığında, AKP’ye mutlak iktidarın kontrolünü vaat eden TSK, çeşitli örgütlerde kümelenmiş çetelerini yeni katliamlar yapmak için devreye soktu! 1990’ların Kürt halkına karşı imha ve yok etme, sindirme harekatı yeniden yürürlükte… İnfazlar, insanları alıp kaybedip yok etmelere yeniden hız verildi! Türkiye denilen alanda 24 000′in üzerinde insanın katili hala ‘meçhul! Faili meçhul binlerce cinayet var. Hani tutuklu katiller? Ya binlerce köyün yakılmasının failleri?… Şu sonuca varmak yanlış mıdır? Türkiye’de Gayri Müslüm ve Kürt öldürmenin önünde herhangi bir yasa engeli yoktur. Generaller veya onların kullandıkları terör örgütleri neden katliam yapmasınlar ki? Kimden korkacaklar ki?
    Önceki katliamlar gibi Ankara katliamı da Türkiye Cumhuriyeti devletinin ürünüdür. Hükümet de o aygıtın bir parçasıdır.
    Türk devletin’nin tarihi, katliam ve soykırımlardan oluşuyor. Kuruluş temelinde, Anadolu ve Mezopotamya’nın yerli halkları olan Rum,Ermeni, Kürt ve Suryani’lerin kanı vardır. Katliamcılık, Türk çeteleri için bir alışkanlık, gelenek ve ahlak olmuş, devletin resmi doktirinine dönüşmüştür.

    Katil kim?

    AKP mantığına göre, IŞİD, Türkiye’nin Amerikalılara İncirlik üssünü açmasına ve Amerikalılarla birlikte IŞİD mevzilerine saldırmasına kızınca gidip Kürtleri öldürüyor! Denklemde bir bozukluk varmı?
    Üstelik ölenler, kendi kendilerine saldırı düzenlemekle bile suçlanabiliyor, ama mantık hâlâ sağ, akıl nezle bile olmadığını iddia ediyor.

    Katliam ve Türk devleti!
     
    Devletin vatandaşının güvenliğini almaması o devleti olayın faili yapar. Suruç Katliamı’nda olduğu gibi, eylem anında devletin oradan çekilmiş olması, kaçış yollarını ise kuşatıp kapatması, kaçanlara gaz sıkması, devleti yönetenlerin katliamları da yönettiklerini ortaya koyuyor.

    Bu nedenle devletin olmadığı ve seyirci konumunda olduğu her katliam “devletlü” katliamıdır. AKP çetelerinin ‘devletlû’ olduklarını inkar etmeleri de artık mümkün değildir. Cizre, Nusaybin, Silvan, Varto, Şemdinli ve daha birçok yerde bebeklerden yaşlılara kadar önüne gelen Kürdü öldüren ve onları “terörist” ilan eden, Şırnak’ta Kürt gençlerini canlı canlı panzerlerin arkasında yuvarlayarak katleden, ölülere saygıyı tanımayan, Kürt savaşçıların mezarlarını dozerler ve bombalarla imha eden, Kürt toprağını yasaklarla cezaevine dönüştüren, dağını taşını bombalayan iktidarı, son katliama katkı yapmaktan alıkoyacak herhangi bir ahlaki engel kalmış mıdır?

    Bu devlet nasıl yüce olabiliyor? Bu devlet nasıl merhametli olabiliyor?

    TC devleti ilk önce kendi çeteleriyle, katliamlarıyla yüzleşmelidir.

    AKP hükümeti IŞİD’in Suriye kolunu Çeçenlere kurdurttu. Yıllardır İstanbul da yaşayan Ömer Çeçen’i IŞİD’in başına getirildi. Türkiye-Katar- Suudi Arabistan IŞİD’in finansman, askeri ve lojistiğini üstlendi.
    IŞİD’in askeri eğitimlerini AKP’nin kontrgerilla örgütü olarak bilinen ve merkezi Beylikdüzü’ nde bulunan SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlığı) yapıyor.
    Dünyanın çeşitli ülkelerinden IŞİD’ e katılan çeteciler de Türkiye üzerinden Suriye ve Rojava’ya gönderiliyor. Bu organizasyonu da MİT üstlenmiş durumda. MİT korumasında Hatay, Adana, Ceylanpınar, Kilis gibi merkezlere toplanan çeteciler sınırdan savaş bölgelerine yollanıyor. AKP hükümeti IŞİD’e İHH aracılığıyla tırlarla silah yolladı. Bu sevkiyat mitin denetiminde gerçekleşti. Kamuoyuna yansıyan bir ses kaydında Mit Müsteşarı Hakan Fidan çetelere nasıl silah ve mühimmat akışının sağlandığını şu sözlerle itiraf ediyor: “2 bine yakın tır malzeme biz gönderdik oraya.”

    Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler 25 000 militanın daha silahlandırılıp, gerekli silah ve mühimmatın, Kürtler’e karşı savaşan örgütlere ulaştırılmasını, ABD ve Rusya’nın Kürtlere olan sdesteğinin de kesilmesi gerektiğini açıkça ifade etmeye başladı.
    Tırlarla Suriye’ye insani yardım değil, silah taşındığı uluslararası belgelere de girdi. Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre; 2013 Haziran ayın da Türkiye den Suriye’ye 9303 kodlu silah cinsinden 3,6 ton, Temmuz ayında 4,4 ton, Eylül ayında ise 29 ton,Mayıs 2014 37 ton, Ekim 2014 46 ton, Şubat 2015 82 ton.. silah yollanmış.
    Birleşmiş Milletlerin verilerini Türkiye İstatistik Kurumu da doğruluyor. Kurum 2013 Ekim ayına kadar Türkiye’den Suriye’ye silah gönderildiğini, 93 numaralı kodla da kayıt altına almış.” Daha sonrakiler ise devlet sırı olarak bile kayt edilmemiş!!!
    AKP’nin ve bazı devlet görevlilerinin IŞİD ile olan ilişkilerini Tırları durdurup işlem yapan ve şimdi cezaevinde olan savcıların mahkemedeki ifadeleri de doğruluyor.

    TSK’yı oluşturan bütün çeteler, Suudi Arabistan ve Katar’ın finanse ettiği, Türk devletinin ise birebir koordine ettiği Irak Şam İslam Devleti-IŞİD ve diğer AL Kaida fraksiyonlarını, Kürtler’e karşı savaşmakta kullanıyorlar!
    Bu şekilde son olarak Ankara katliamını yapan Cihatçıların MİT’in İŞİD örgütlenmesi olan ve takma adları ‘Dokumacılar’ olan bu çetelerce yapıldığı ortaya çıktı. Dokumacılar denilen teşkilat İŞİD adı altında maskelenmiş bir MİT örgütlenmesidir. Kobane savaşı döneminde 2600 kişiden oluşan bu çetelerin ilk görevleri,TC ile Raka arasında bulunan Tel Abyad’ı korumak ve Türkiye’den İŞİD merkezine yapılan ticaret ve silah akışını güvenlik altına almak idi.. YPG savaşı kazanınca, az bir kayıpla, çoğu MİT tarafından TC tarafına alınıp yeniden örgütlendirildiler…Dokumacılar denilen bu çeteler, bir dönem JİTEM tarafından Kürtlere karşı yönetilen Hizbullah benzeri örgütlenmiş ve Türk ordusu ile koordineli çalışıyor.

    TC adına İŞİD maskesi altında cihatçıları Kürtler’e karşı yöneten MİT elemanı Mustafa Dokumacı Türk İŞİD’i denilen örgütlenmeyi Jandarma yardımı ile yapıyor. Diğer yandan AKP, Sedat Peker benzeri eski Jitemcilere tekrar görev verdi. Daha önce bunların çoğu Hizbullah örgütü diye de tanıtılıp halk kandırılıyordu!

    Türk uçaklarının robotvari bir şekilde, İŞİD eylemcileri ile ortak tek bir kumandayla her katliam paralel olarak Kürtleri bombalaması tesadüf değildir! Türk hava kuvvetlerinin, İŞİD eylemlerine paralel olarak otomatikmen havalanıp Kürt yerleşim birimlerini bombalaması ortak bir kumanda merkezinin varlığına tekabül ediyor.

    Son katliamlarla birlikte TSK’nin, İŞİD ve diğer Cihadist örgütlerle koordineli çalışmaları büyük oranda deşifre oldu.
    Suruç katliamında tesadüf gibi görünen eylemlerin, kendiliğinden ve tesadüf olmadığı, aksine ortak bir koordine ile hareket ettikleri bugün ortadadır…
    İŞİD adı altında canlı bombalar patlatılınca, TSK’nin Kürt köylerini bombalamaya başlaması var olan bir devlet planının uygulanmasıdır!

    Çeteler, Susurluk, Ağar veya Çatlı ile bitmedi!

    Türkiye’nin hala bir çete devleti olarak kaldığının en son ispatı, azıllı katil Sedat Peker,Trabzon ve Rize emniyeti eşliğinde 42 kişilik silahlı adamı ile AKP seçim mitingini yapması oldu! Sedat peker denilen mafya reisinin Trabzon ve Rize emniyetine emir verip AKP’nin başarılı çıkması için aktif faaliyet yürütmesi, İstihbarat ve emniyet güçleri ile ortak eylemler yapması, TC’nin çete devleti olarak kaldığının bariz bir örneği oldu! Mafya babaları Erdoğan’ı başkan olarak görmek istiyor:AKP’nin Erdoğan diktası için Sedat Peker mafya liderine, 3 ilin emniyetini tahsis ettiği ortaya çıktı. Böylece AKP ve Erdoğan’ın mafyadan medet umar hale geldiği belli oldu. Bu çete lideri, devletin esas sahibi olarak Rize’de, Erdoğan mitingi yaptı. Bütün Polisi emrine alarak alanı bariyerlerle kapattı. Herkesin üzerlerini arattırdı…

    Erdoğan’ın AKP için yürüttüğü seçim kampanyasında olduğu gibi miting alanında sadece Türk bayraklarının açılmasına izin verildi. 

    AKP tarafından devr alınıp adına TC denilen çete devletinin bütün görevi, işlenen “cinayetlerin üstünü örtmektir. Bu organizasyonlar ve yaptıkları, AKP çetesinden Teşkilat-ı Mahsusa uzanan bir geleneğin ürünüdür…Görüldüğü gibi AKP iktidarı da her zamanki gibi, kontrollerindeki birkaç İŞİD tetikçisini öne sürerek katliamlarının üstünü kapatmak istiyor. AKP, Kontrgerilla,Tayyip Erdoğan-MİT ortak yapımı olan katliamlarda, sahtekârca bir şekilde, Suriye kaynaklı İŞİD maskesi takılıp işin içinden çıkılmaya çalışılıyor! Halbuki en basit örneği ile, MİT’in kontrolünde olan Türk İŞİD’nin yaklaşık 600 elemanı da Suriye’nin İdlib eyaletini işgal etmek için görevlendirmiş! Bunların katliamlar yapması için oradan buraya, veya başka yerlere nakli esas sorumluları gizleyemez! ‘Suriye’den geldiler! demekle suçun sorumluluğundan kurtulamazsınız… Görüldüğü gibi Ankara katliamı da diğer cinayetler gibi her yönüyle karanlıkta kalacak. Bütün faili meçhuller gibi karanlıkta kalmaya mahkumdur. Eğer Türkiye’de bir cinayet karanlıkta kalıyorsa bu cinayeti bizzat devletin kendisi işlemiştir. Türkiye’de devlet cinayetleri işler, gazeteleri havaya uçurur, yargı ve diğer kurumlar da bu cinayetlerin ortaya çıkarılmamasına çalışır. Perde görevi görür. Yargının ve diğer kurumların görevi budur. Bütün dünya da oynanan yargı oyunundan bir sonuç bekler.

    AKP çetesinin kanlı seçim hazırlığı!

    AKPçetesi, kana bulanmış oylarla mutlak hakimiyeti kaybetmemek için sonuna kadar direnme kararlılığında…! Oy için kitle katliamlarından medet uman AKP, İŞİD’en daha tehlikeli projelerini devreye sokmaktan çekinmiyor! Tarihin bir evresinde İttihat ve Terakki iktidar olmak için nasıl ki Teşkilât-ı Mahsusa’nın yöntemlerini kullanmış ise; bugün AKP aynı Teşkilât-ı Mahsusa yöntemlerini devreye sokarak yeniden iktidar olmak istiyor.
    Katliamda mümkün olduğu kadar fazla can kabı yaratmak için polis ve MİT’in yolları kapatıp kaçanlara biber gazı sıkması AKP’nin bu eylemde baş rolde olduğunu ispatlıyor!.

    AKP çeteleri için, korkutulmuş sindirilmiş insanlardan gelecek oylar, insan canından daha değerlidir. Suruç ve Ankara katliamlarından sonra AKP oylarında yükseliş görülmesi, Anadolu’ya soykırımlar yaparak yerleşen Türk İslamcı gürühun tek anladığı dilin ancak bu katliamlar dili olduğu yeniden vurgulamaktadır!

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan.

    Vedat Konak | 16 October 2015

  23. SINIR İHLALİ VE PARALI ASKERLER!

    Türkiye ve diğer Sunni islamcı devletlerin destek verdiği ve hepsi de El Kaide kökenli olan Cihatçı örgütlerden masum bir çeşit “muhalif” diye bahsedilmesi AKP rejimini kurtaramaz!
    Muhalif demekle neyi kast ediyorlar. Dünyanın her yerinden toplatırılıp getirilen bütün bu kelle avcıları neyin muhalafetidir? Kime muhalefet ediyorlar?
    Diğer yandan açıkça görülüyor ki, bütün saldırıların merkezindeki yönetici güc El Kaide’dir.
    Türkiye-Suriye sınırı açıkça cihatçı örgütlerin hakimiyeti altında. Ancak AKP rejiminin iddiasına bakılırsa sadece “ılımlı” gruplara destek söz konusu.
    AKP’nin desteklediği bu paralı askerler,ölümden kaçan çocukları, kadınları, yaşlıları köyün mezralarını gören tepelerden, tekbir sesleri eşliğinde uzun menzilli silahlarla tarıyorlar ve TC’den aldıkları füzeleri kullanarak öldürmeye sevdalı halleriyle, katliamlarını gerçekleştiriyorlar. Üst üst istiflenmiş çocuk ve kadın cesetlerini, Sunni değilse katli vaciptir” denilerek, “Tekbir” sesleriyle çiğneniyorlar. İnsanlıktan firar etmiş yaratıkların Ortadoğu’yu kan gölüne çeviriyorlar.
    El Kaide’nin Suriye’deki kolu olarak bilinen El Nusra cephesi içindeki Fetih Ordusu isimli cihatçı çeteleri ılımlı muhalif veya Türkmen diye destekleyen TC iktidarı bütün bu katliamlardan bizzat sorumludur.
    Biat ettiğini açıkladığı El Kaide’nin Suriye’deki resmi kolu olan Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu’na katılmayacak ölçüde radikal olan ve ÖSO’dan ayrılan cihatçılarla birlikte İslami Cephe adlı bir ittifak kuran El Kaide bağlantılı Ahrar Şam, Ensar Şam, Şam İslam Hareketi, Suudilerin kontrolündeki İslam Tugayı, IŞİD’e biat ettiği bilinen Sukur El İz Tugayı ve benzer çizgideki cihatçı birçok silahlı grup ile birlikte Bayır Bucak Türkmenlerinin kurduğu ve cihatçılarla beraber hareket eden çeşitli isimler altındaki birlikler toplu katliamların yapıldığı bütün saldırılarına katılmaya devam ediyor.

    Arap ultra milliyetçisi İŞİD, Kürtler’e karşı başarılı olamayınca, Türkmen kılığına soktukları El Kaideci çeteleri öne süren TC yöneticileri, Suriye ve Irak halklarına kan kusturan binlerce Cihatçı çete mensubunu komşu halkların sınırlarını ihlal ederek savaş alanına sokmaya devam ediyorlar…! Sınır ihlali bundan başka bir şey değildir!
    Sınır İhlali, Dünyanın 100 den fazla ülkesinden toplatılıp getirilen çeşitli Cihatçı Örgüt mensubunun, Türkiye’de örgütlendirilip silahlandırılarak, bütün uluslararası antlaşmaları ihlal ederek, suriye ve Irak’a alenen sokulmasıdır.
    Uluslararası hukuk kurallarını çiğneyen Türkiye kendisini maskelemek için ‘Türkmen’ yalanına sarıldı! Çoğu Çeçen, Afgan ve Arap olan onbinlerce Cihatçı çete artık resmi Türk ordusunca yönetilerek Suriye halklarına saldırtılıyor…
    Uluslararası anlaşma ve yasaları ayaklar altına alan bu saldırı, Ankara’daki islamcı iktidarın zıvanadan çıktığına işaret ediyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet batağına saplanan AKP şefleri, saldırıyı sevinçle karşıladılar. Paçalarını kurtarabilmek için cihatçı teröristlerle aynı safta savaşa katılacak noktaya gelen dinci-gerici şefler, uçak düşüren TSK’yi kutlayarak, savaş çığırtkanlığına devam ettiler.

    Fakat şimdi gelinen noktada bu paralı askerlerin sonu geliyor! Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın paralı askerleri olan Cihatçı Arap ve Türk Milliyetçileri, Kürt Gerilla mücadelesi karşısında zorlanıyor..!
    Suriye’den başlayarak bölgeyi ortaçağ karanlığında boğmak için 4 yıldan fazladır savaşan cihatçı teröristlere destek sunan Türk devleti, onlar başaramayınca kendisi fiilen çatışmalara katıldı…
    Paralı askerlerin gerilla mücadelesine dayanamayacağı, Kürt halkının Kobane, Sincar, Haseki ve Tel Abyad’ta verdiği kahramanca mücadele ile ispatlanmıştır! İşte şimdi, ayda 1800 Dolar maaşla Suriye’ye sokulan 27 çeşit Cihatçı örgüte mensup kelle avcısı katil sürüleri zoru görünce geri kaçmaya başladılar…!
    Nusra ve diğer çeteler, ılımlı Muhalefet yalanından sonra bu kez Türkmen kılığına girerek, TC’nin desteğini alarak kafa kesmeye devam ediyorlar.. TC sınırına doğru geri kaçan bu cihatçılar ‘Türkmen savaşçılar’ diye Türkiye kamuoyunun gözünde meşrulaştırılmaya çalışılsa da hepsi çeşitli El Kaide fraksiyonlarından oluşuyor…
    İçerden sarsılmaya başlayan feodal osmanlı kalıntısı AKP iktidarı,kendi koyduğu yasalarını da ayaklar altına alarak, korkunun yarattığı histeriyle etrafa saldırıyorlar.
    Son günlerde yaşanan gelişmeler, AKP ile cihatçı teröristler arasında bağları iyice su üstüne çıkardı..

    Vedat Konak | 27 November 2015

  24. Din adı altında politik vaazlar veren kontracı hacı hocalar, İŞİD militanları gibi çalışıyor !

    MHP Irkçıları, kriminal çeteler ve Asker kafalı ulusalcılar, AKP’nin tek parti-tek şef diktasını kendi iktidarları olarak görmeye başladılar!
    Türkiye’de ki bütün ırkçı katliamcı çeteleri etrafında birleştiren AKP rejimi, çöküşünü engellemek için saldırı politikasına sarılıyor. Askerci ırkçı Ulusalcı Türkçülük, yedeğindeki paramiliter MHP, CHP, BBP, Vatan Partisi ve Irkçı Türkçü Cihatçıları bir araya toplayarak Kürt halkına karşı acımasızca saldırıyor…

    AKP, eski Kemalist statükoyu, rejimi vaftiz etme gayesi ile her alanda yeni Selefici kurumlarla takviye ederek, TC’yi ayakta tutma görevini devraldı…13 yıllık iktidarı boyunca Kemalist/ırkçı sistemin temel dinamikleri koruyup onu İttihatçılar gibi Osmanlı ile sentezlemeyi esas alan pan İslamist-Türkistler gömlek üzerine gömlek değiştirerek amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar!!

    Hâkim Kemalizm-Militarizm-Milliyetçilik üçlemesinin yaratmış olduğu seçkinci ulus devlet yapısına politik islamın temsilcisi olan AKP’nin öncülüğünde, eski Osmanlı devletinde hâkim olan İslami kimlik te eklenerek tablo böylece tamamlandı!!
    Milli görüş gömleğini, hem asker hemde Cihatçı gömleği ile takviye eden AKP, Askeri Kemalist rejimle sentez kurup, her türlü askeri terör ve hile ile mazlum Kürt halkının mücadelesine saldırmaya devam ediyor.
    AKP yönetiminin 14 yıllık iktidarı boyunca işlediği tüm katliamların hepsine ‘gizli soruşturma’ etiketi vurularak faili meçhul denilip hasıraltı edildi.

    AKP’nin IŞİD ve diğer Cihatçı örgütlere gösterdiği bu yakınlık Türkiye için yeni bir şey değil!
     
    Türkiye tarihinde devlet tarafından himaye edilen güçlerce gerçekleştirilen ve karanlıkta bırakılan bütün siyasi cinayetlerinin ve katliamlarının TSK merkezli kontrgerilla marifeti olduğu biliniyor. Ülke içinde ve dışında altan alta desteklenen IŞİD’e AKP hükümetinin sağladığı korumayı bir “dış politika” hatasının devamı olarak görürsek yanılırız. IŞİD, AKP hükümetinin bir “gençlik hatası” değildir. IŞİD AKP iktidarının varlık koşullarını temin eden kurumsal altyapının, Türkiye kontrgerillasının içinde yuvalandığı bir ortamdır. IŞİD, Türkiye kontrgerillasının paramiliter örgütler fideliğinin “kıymetli” bir parçasıdır. 

    Türkiye’de devlet iktidarı kontrgerillanın elindedir. Türkiye’de devlet iktidarının ele geçirilmesi sorunu kontgerilla iktidarının ele geçirilmesi sorunudur. Kontrgerilla iktidarını elinde tutan, devlet iktidarını elinde tutar.
    Mesela, basit bir Din kurumu gibi maskelenen Diyanet bakanlığı, devlet içinde bir devlet olup, gerektiğinde TSK’dan ağır silahlar sağlayabilecek bir konumdadır…
    Her zamanki gibi, sürekli kirli savaşı destekleyen militarist hutbeler okuyan AKP Militarist Diyanetinin, İŞİD, Nusra gibi terör örgütleri ile aynı çizgiye gelmesine bu anlamda şaşmamak gerekir.!
    Camilerde verilen ırkçı düşmanca hutbelerin ana teması olan tek vatan, tek din, tek millet, tek bayrak, tek dil vs.., TC’nin Kürtler üzerindeki zulmünü kutsamaya yönelik olup, kontrgerilla eliyle Din diye yutturulmaktadır…
    Din adı altında politik vaazlar veren kontracı hacı hocalar, İŞİD militanları gibi çalışıyor. AKP devletinin ellerine tutuşturduğu resmi hutbelerle, Kürt halkına karşı kin ve husumet duygularını kışkırtan Diyanet bakanlığı 110 000 memuru ile adteta 2. bir devlettir..

    AKP ve Kürtler’e karşı özel savaş!

    AKP hükümeti, Ortadoğu’da iç savaş politikaları ve Cihatçılarla beraber yaptığı özel savaşla kendisini ayakta tutmaya çalışıyor.. AKP’nin “Türkmen direnişçiler” diyerek kendi savaş politikaları doğrultusunda seferber ettiği bu cihatçıların, yerini yurdunu savunan yerel halk değil, dünyanın çeşitli yerlerinden toplanan ve başta Suudiler kampı olmak üzere selefici devletlerce desteklenen paralı askerlerdir.

    AKP’nin Suriye’de kendisine bağlı Selefici bir iktidar kurarak Rojava Kürt halkının kazanımlarını yok etmek istediği bir gerçektir.
    Savaşa dahil olan TC, Türkmenler ile özellikle Müslüman Kardeşler üzerinden Suriye savaşını perde arkasından yönetmeye devam ediyor…
    Bu temelde, Türkiye’den Suriye’ye, çok sayıda Türk özel savaşçısının girdiği ve Cihadist silahlı grupların saflarında “cihada” katıldıkları da biliniyor. Hatırlatmak gerekirse, cihatçı grupların kıyafetlerini giyerek savaşa dahil olan asker/sivil 17 500 “Türk cihatçı” var ve bu sayı Türkiye’den sürekli akan Türk-İslamcı takviyelerle artıyor…

    Cihatçı Türk islam çeteleri “Türkmen” ismiyle kurulan kamuflaj örgütçüklerle, dünyaya muhalif ve ÖSO diye yutturulmaya devam ediliyor!
    Suriye’de son yıllarda, AKP tarafından çoğunlukla Osmanlı padişahlarının isimlerini taşıyan birçok örgüt kuruldu. İsimleriyle Erdoğan’ın neo-Osmanlıcılık hayallerini yansıtan bu örgütler şunlardır.  Fatih Sultan Mehmet Taburu, Sultan Süleyman Tugayı, Sultan Murat Tugayı (Halep’te kuruldu), Yavuz Sultan Selim Tugayı ve Sultan Abdülhamit Tugayı. Bunların yanı sıra Anvar-ül Hak Türkmen Taburu, Ashab-ul Yemin Tugayı, Türkmendağı Tugayı, Müntasar Allah Taburu gibi örgütler de vardır. Ayrıca siyasi platformda kendilerini Suriye Demokratik Türkmen Hareketi ve Suriye Türkmen Kitlesi gibi iki kuruluşla da tanımladılar. Başlangıçta hepsi İslamcı gruplarla birlikte ÖSO’da El-Tevhid birimi çatısı altında yer aldılar. Sonra Nusra Cephesi’yle ittifak halinde operasyonlara dahil oldular.

    Adları, söylem düzeyinde “Türkmen Taburlar” olarak geçen bütün bu Cihadist paralı asker çeteleşmesi yapı itibariyle “Suriye’de İslami cihat” hedefine kilitlenmiş durumdadır. Türkmen ya da “Osmanlı” isimleriyle kurulan bu örgütlerin hepsi, yabancı cihatçı akışına adres olarak gösterilerek, Türk istilası için daha fazla militanın bir araya toplanması sağlandı..

    AKP’nin Türkmen kartı üzerinden oynamak istediği, İŞİD’in Sunni araplar üzerinden oynadığı taktikle örtüşüyor…
    Söz konusu bölgede Nusra’nın Türkiye ile anlaşmalı olarak boşalttığı bölgeye, “Türkmen görünümlü Türk askerleri” yerleştirilip, Kürtler’e saldırı hedeflenmektedir..

    Sultan Murad Tugayı ismiyle, Suriye’de Rojava’ya batıdan saldırma görevi alan 4 000 TC Özel harekat askeri, 45 tankla takviye edildi. TC, “Osmanlı” isimleriyle kurulan örgütlerin yanı sıra, Suriye kentlerinin isimlerini alan, AL- Kaida bağlantılı çok sayıda “Türkmen Tugayı” kurmuş durumdadır. Halep Türkmen Tugayı, Rakka Türkmen Tugayı , İdlip, Şam, Tartus Türkmen Tugayları gibi…Bu tugayların içinde yaklaiık 110 devletten cihatçı yer alıyor. 

    1980 darbesinden sonra Türk Ordusu tarafından yeniden devreye sokulan İslam/ Türk Sentezi politikasının ürünü olan AKP Türk ırkçısı ulusalcı militarzminin de başını çekiyor.
    Sadece İslamizm değil,ulusalcıların Pan-Türkist Militarizm politikasını da kullanan AKP, bugün Suriye ve Irak iç savaşına, başta Kürt’lerin kazanımlarını yok etmek için aktif olarak katılmıştır. Kürtlerin Ortadoğuda ki başarılarını yok etmek isteyen TC, sadece Kürtler için değil, tüm komşuları açısından da bir istikrarsızlık ve tehdit unsuru olarak görülmektedir. Bugün Kürt halkı, TC’yi ele geçiren AKP tarafından beslenen Cihadizm ve ırkçılık politikaları nedeniyle soykırım tehdidi altındadır.

    AKP PAN İSLAMİST / PAN TÜRKİST BİR PARTİDİR.

    Gladio’yu yöneten Türk ordusu, daha önce Kontrgerilla-Jitem ve köy koruyucuları denilen kriminel elemanlarını kullanarak 26 000 civarında faili belli cinayet işledi. Bu politik askeri strateji, şimdiler de artık, Osmanlıcılık ve İslamı öne alarak ümmet temelinde Kürtlerin aladatılmasını savunan AKP eliyle devam ettiriliyor…

    Gelinen durumda eski Kemalist askeri strateji revize edilerek İslam boyası ile yeniden öne sürülmüş durumdadır. 80 yıla yakın bir dönemde Askeri kliklerce direkt vesayet temelinde ayakta tutulan TC’nin devamlılığı, Osmanlı ümmetçisi AKP rejiminin yeşil sermaye güdümlü Türk ırkçılarının bu yeni çeteleşmesine havale edildi…
    AKP rejimi, TC’nin resmi kontralarını, özel harekat denilen çetelerini birleştirerek kendi Gladio’sunu oluşturdu.

    Osmanlı ümmetçiliğini Militarist Kemalizmle sentezleyen AKP rejimi, gelinen noktada katliamlar yoluyla Kürt halkını sindirme kararı aldı…
    AKP çete rejimi, TSK-kontrgerilla bağlantılı tetikçi İŞİD, NUSRA benzeri örgütleri, yeni rejimi koruma temelinde daha kapsamlı bir Türk-İslami kontra örgütlenmesi olarak inşa edip Kürt halkına karşı kullanmayı hedefliyor.

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan. Durmuş Aslan. Kemal Sade. Nurten sade. D. Elagör. Mustafa Elagör. Senay Elagör

    Vedat Konak | 17 December 2015

  25. AKP MİLLİYETÇİLİĞİ VE OSMANLICILIK!

    AKP milliyetçiliği, İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!
    El Kaide’nin 4 çeşit fraksiyonundan,Taliban, Müslüman K., ÖSO ve Hamas’ı kullanan AKP, İttihat Terakki’nin politik İslamını yeniden bayrak yaptı!

    Görüldüğü gibi Pan İslamist, Pan Turanist AKP dünyadaki diğer İslamcı hareketlerle iç içedir. AKP milliyetçiliği, Devletçiliği İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!!
    Artık bugün AKP rejimini savunan, Erdoğan’ın başkanlığını savunan biri, Suriyeli, Bosna’lı veya Somali’li kim olursa olsun bu, yeni ümmetin bir parçasıdır…Uygarlıkları silip süpüren bu barbarlığın yüz yıllık özlemi Osmanlıcılık ve Ortadoğu’lu İslamcı görüşlerin kaynaşması bugünkü AKP’nin dinci yüzünü oluşturuyor.

    İTTİHAT TERAKKİ KOMPLOLAR VE DARBELER HAREKETİDİR.

    RT Erdoğan kliği 15 temmuz’da kalkışma değil, kafa karışıklığını da kendisi giderdi! 15 Temmuz Akşamı RTE “bu olay bize Allahın lutfu ” dedi !

    Pan Türkist, pan islamist çizgiyi esas alan AKP, 12 Eylül 1980 Cuntasının temellerini attığı ANAP, MHP, DYP çizgisinin yeni şartlara uyarlanmasıdır. Askeri cuntaların  Terörle Mücadele Şubelerinde devşirilen bu politik İslamcılar, kadrolaşmalarını tamamlayarak, o askeri anayasaya göre görev başına getirildiler! 15 Temmuz girişimi ve Erdoğan’ın gerçek darbesi ile bu kadrolaşmanın iç yüzü biraz daha netleşti…
    15 Temmuz ile ortaya çıkan duruma bakılırsa, büyük Mafya gurupları, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. gibi eğilimler AKP’de birleşti.
    AKP’nin yeni tabanın çoğunluğunun ise ırkçı, pan Turancı Pan İslamist MHP-DP-ANAP-Ulusalcı zihniyetinde olduğu ortaya çıkıyor…
    Osmanlıcılığın son dönemindeki, İttihat Terakkicilerin muhafazakârlık ile değişme arasında bocalayıp duran kitle piskolojisini en iyi şekilde bugün RT Erdoğan temsil ediyor!

    İlginç olan diğer bir nokta ise, AKP’nin kimi “palalılar”, kontrgerilla örgütlenmesi, fevri topluluklar ve yerel çeteler göz önüne alındığında sokaktaki örgütlü militan desteğini çoğunlukla, SADAT, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. örgütlerden devşirdiğidir..

    Yerelde İttihad-ı İslamcı Türk, yani Panislamizm, pan Turanizm çabaları ve devletten kopamayış, tepeden inmecilik ve devlet aygıtına bağımlılık Türkiye İslamcılığının irsî bir sorundur. Tabii ki, AKP rejiminin aile şirketlerinin ve iş adamlarının çıkarlarını savunmak için dinci gericiliği topluma hâkim kılma çabasında illa ki kitle tabanıyla birlikte safkan Şeriatçı olmasına gerek yok. Osmanlıcılık da bu işi görmeye yeter.. AKP, 12 Eylül askeri darbesinin ana amacı olan “ümmetten bir ulus yaratmak ve ulustan da yeniden bir ümmet yaratmak” ideali ile yapılan askeri anayasasının bir ürünüdür…
    12 Eylül ve 15 Temmuz darbeleri, ‘milli dindarlık’ diyebileceğimiz İslamcı, sağcı, devletçi, milliyetçi öğeleri de taşıyan eklektik veya sığınmacı bir kimliği oluşturma hedefini güder! Şimdi AKP’de toplanan politik İslamcılar kendi mirasını red etmeden ulusal kimlik veya sistem içinde, Osmanlıcılık ideolojisini yeniden yapılandırarak, Türk-İslamcı eğilim dışındaki bütün akımları tehlike olarak görüyor…
    AK Parti, öncüllü olan İttihatçılar gibi İslamcı ruhu kullanma veya çözme bağlamında, bütün namemnun unsurları toparlayıp kendi hedefleri doğrultusunda mobilize ediyor..

    İslamiyet denilen ideoloji bu coğrafyada siyasetin içeriğini de biçimini de belirleyen en önemli faktör olmaya devam ediyor.

    Bunu bilen darbeciler ve AKP’de toplanan politik İslamcılar kendi mirasını red etmeden ulusal kimlik veya sistem içinde, Osmanlıcılık ideolojisini yeniden yapılandırarak, Türk-İslamcı eğilim dışındaki bütün akımları tehlike ilan ettiler.. AK Parti, öncüllü olan İttihatçılar gibi İslamcı ruhu kullanma veya çözme bağlamında, bütün namemnun unsurları toparlayıp kendi hedefleri doğrultusunda mobilize ediyor..
    AKP, Müslüman Kardeşler, El Kaide aynı madalyonun yüzleridir.
    AKP İslamcılığı, İttihat Terakki yöneticilerinin İslamcılığının şartlarımızda ki son halidir… AKP poltik islamında, bazı ritüelleri yerine getirdikten sonra her şey serbest! Mafya, kara para, Hırsızlık, cinayet, yalancılık, kişiye biat, ahlaksızlık… Bugün, Türkiye’nin en büyük Mafya babalarının, AKP’de birleşmesi tesadufi değildir.
    15 temmuz’da askerleri linç eden unsurların çoğunu Mafya çeteleri mobilize etti…Mafya babalarına en büyük cenneti yaratan AKP iktidarının düşmemesi için en önde savaşanlar ve ”demokrasi nöbeti” tutanlar bu çeteler oldu! Erdoğan sarayının yeni şefinin, islamcı kontrgerilla SADAT örgütünün liderinin en büyük mafya çetelerinin de gizli lideri olması tesadüf değil…

    15 TEMMUZ BİR DARBE GİRİŞİMİ OLARAK KALMADI, GERÇEK DARBEYE DE DÖNÜŞTÜ!
    (“15 temmuz, Yüce Allahım’ın bana verdiği en büyük nimettir ” RT Erdoğan!)

    12 eylül 1980 darbesi gibi, hedeflenen noktalara varmak için gerekli bütün adımlar, karambol yaratılarak sivil bir darbe lideri(Erdoğan) önderliğinde yürürlüğe konuldu!
    Kenan Evren Cuntası, meşruluk kazanmak için Sağ-Sol çatışmasını bahane olarak kullanırken, RT Erdoğan Darbesi, FETÖ oluşumunu OHAL için neden olarak kullandı. Özleri ise aynı!
    İşkence ve zulüm, toplu tutuklamalar, Anayasalarının rafa kaldırılıp, muhaliflerin ailelerine dahi açık saldırı ve mallarına el koymak!
    Şu ana kadar toplanan bütün belgelerin ışığında, 15 Temmuz’un bir MİT projesi olduğu ve başkanlık hedefi önündeki son engellerin de ortadankaldırma amacı güttüğü ortaya çıktı…
    Başkanlık projesinde son aşamalara gelen Erdoğan şu anki durumdan daha güzel bir durum düşünemezdi!! Bu sayede etkin bir biçimde kahramanı oldu!

    Erdoğan 1 taşla 3 kuş vurdu!

    a- İttihat Terakki gibi Milli Birlik adına muhalefeti tümden yok etti. b-İslam ordusu kurma önündeki baş engel olan TSK’yi iyice zayıflattı. c-Sarayını meşrulaştırdı. Muhalafet denilen sahte unsurların sonları da Erdoğan’ın meşhur sarayı oldu!

    Kendisini anti-cemaat diye tanıtan AKP, cemaat ve tarikatların en kötüleri en zalimlarinin bir ittifakı olarak anti-demokrat olan SADAT eşkiyalarını, ‘demokrasiye sahip çık’ yalanı ile öne sürerek halkın dikkatlerini başka yere çekip, kendi darbesini gizlemiş oldu!!.

    AKP’lilerin İttihatçı komploları ve gerçek dinleri!

    TC’nin kuruluşundan sonra, ulus devletin egemen dini haline gelen İttihatçı milliyetçiliği bütün siyasi partiler ve iktidarlar tarafından kullanılmaktan hiç vazgeçilmeyen temel bir TC inancıdır.
    Siyasi geçmişinde katliamcılık, soykırımcılık, yağma talanla diğer hakların yok edilmesi suçunu sorgulamayan ve hesaplaşmayan, aksine normalleştiren egemen Türk siyasal aklı, bu kirli kavramları Türk milliyetçiliği kavramıyla ifade etmekte sakınca görmüyor. İşte 16 Temmuz bu ruhun hortlaması idi… Türk soykırımcılığının iktidar eliyle Türk devlet dini haline getirilmesi ve içselleştirilmesi sonucu, doğal olarak Türk halkı da bu kirlenmeyi içselleştirdi. 
    MHP ve CHP birer devlet partileri olarak, Erdoğan’da somutlaşan ırkçılığın/Türkçülüğün/islamcılığın, İtthatçılık ruhunu görünce sütünü içmiş bebek gibi oldular!!
    Devlet dini haline gelen ırkçılığın/Türkçülüğün dokunulmaz, tabu olarak kabul edilmesi ve toplumda da kabul görmesi nedeniyle bu CHP ve MHP, hemen Erdoğan sarayına doğru savruldular.

    OSMANLI’DAN TEC’YE KADAR İSLAM SİLAHI!

    Dini bu şekilde bir araç olarak kullanmak AKP ile başlamadı! Bütün Osmanlı hikayesi, Türk islam zentezi budur.
    İslam dinini yaymak, Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Türk yayılmacılığının istila gerekçesi haline dönüştü. Müslüman olmayan devletleri işgal eden Osmanlı, işgali altındaki Müslüman devletleri ise uzun süre sömürdü.
    İslam Dini TC ile birlikte, devlete bağlı Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla tam anlamıyla devlet kontrolüne geçti. Yeni laik olmadı, dini tekeline alarak ve iktidar aracı haline getirdi. Bunun laiklikle bir alakası yoktur! İŞİD değil, Osmanlı Halifeleri, rakı içen TC kurucularından daha fazla uyuşturucu kullanıp Erdoğan sarayı gibi Avrupa’yı gölgede bırakan saraylarında, asrın en büyük zevk sefa ortamında yaşardı!

    Diğer taraftan, Osmanlı zamanında olduğu gibi, günümüzde de İslam dini, daha ağır şekilde, iktidar inşasında ve sonrasında baskı ve zulümle sürdürülmesinde araç olarak kullanılmakta. Suudi Arabistan’dan İran’a, Afganistan’dan Türkiye, Suriye, Mısır ve Libya’ya kadar her yerde İslam kılıcı bütün halkların başı üzerinde kutsal bir ölüm makinesi olarak çalışmaya devam ediyor..
    AKP’lilerin Sloganları olan yeni Osmanlıcılık, her ne kadar 21. yüzyılda sonlanan imparatorluk ruhuna çaresizce seslenme girişimi gibi görünse de, aslında onunla hedeflenen yeni bir kimlik inşası. AKP’nin 15 Temmuz darbesi ile etrafına topladığı MHP, CHP ve diğer ulusalcı, milliyetçi, ırkçı, mezhepçi kadrolar bu hayalin çaresiz ittifakı.
    İslamcı Türkçülük anlayışı, İslami simgelerin milliyetçilik, ırkçılık, Türkçülük ve Turancılıkla harmanlandığı Türk tipi yeni bir din anlayışıdır. Esinlendiğini iddia ettiği dünyadaki İslamcı hareketlerden bu kadar farklılaşmasının nedeni, yapay olması ve toplumu dizayn etmek için kurgulanmış olması/dayatılmasıdır.

    POST MODERN AKP CEMAATİ!

    AKP cemaatinde olduğu gibi diğer Cemaatlerin hiç birinde bireysel irade ya da sorgulama yoktur. Önderin sözü hükümdür ve önderin emrini tartışan küfre girip dinden (AKP) den çıkar.
    AKP Cemaati hiç bir cemaati sevmez. Erdoğan’ın Mehdi olduğuna inanıyorlar!!

    AKP cemaati dış dinamikler, Ortadoğu iç savaşları, şeriat örgütleri ve büyük para babaları Körfez ülkeleri olmaksızın ayakta duramaz..

    AKP Cemaatini oluşturan kitlenin geneli iktidar olanı destekler, yani bunlar durakta beklemeyi sevmezler, gelen her otobüse binerler.

    AKP Cemaati holdingleşmiştir. Holdingin mutlak hakimi, en büyük para babası olan RT Erdoğan, cemaat önderleridir. Holdingin mutlak hakimi, dünyanın en büyük muhteşem Sarayında yaşayan Erdoğan, parayı elinde tutanın gücü elinde tuttuğunu bilir ve yönetimi ailesi ile paylaşır!

    AKP Cemaatinde önder RT Erdoğan emreder, bakanlar, ve diğer piyonlar, müritler zerre sorgulamaksızın emredilen yere eksiksiz oy verir.

    AKP Cemaatinde müritler yani mensuplar rant’tan pay almanın ancak önderlerinin himmetiyle olabileceğini bildiklerinden, hepsi başbuğları RT Erdoğan’ı ahiretlerinin sigortası olarak görürler.

    AKP Cemaati diğer cemaatleri de ele geçiriyor…Rakip cemaatlere büyük bir darbe indiren RT Erdoğan, onların mal ve mülklerine de el koyarak bir Cemaatleri çatısı, bütün tarikatların tekeli haline geldi..!
    Bugün AKP’ye militanlık yapan cemaat ve İslâmcı guruplar,TC’de ki tüm cemaat ve tarikatların yüzde 90’ı. Mal Mülklere direkmen el koyma, işkence terör yoluyla korkutulan, hain ilan edilme korkusuyla paniğe kapılan diğer Cemaat ve Tarikatlar kaçınılmaz olarak RT Erdoğan’a teslim oldular!!
    Bütün bu Tarikat ve Cemaatler Erdoğan’ın militanı olup, onun diktatörlüğünün maddi temellini oluşturmaktadır..

    Suriye’de şeriat düzeni için savaşanlara, Körfez monarşilerindeki destekçileri ve sahadaki diğer cihatçı gruplara 5 yıldır her türlü yardımı yapan AKP cemaatidir…Suriye’de Cihatçı gruplar arasında birlik sağlamak için her gayreti, AKP’nin bir parti kolu haline gelen MİT yapıyor..
    El Kaide liderliğine biat eden 13 terörist örgüt MİT tarafından silahlandırılıyor ve fiilen Türkiye tarafından yönetiliyor..
    MİT Suriye terör örgütlerine, Birleşmiş Milletler’in “terör örgütleri listesi”nden çıkmaları için sürekli adlarını değiştirtiyor.

    AKP, Suriye’de ki gözbebeği Fetih el Şam gibi, ÖSO gibi, Müslüman Kardeşler gibi yağmacı, pervasız ve ucube bir din yaratarak, bu yeni dini de geleneksel İslam anlayışının cami ve diğer kurumlarını, Diyanet’i kullanarak pazarlıyor.
    AKP çeteleri, Nusra Cephesinin, El Kaide’den ayrıldığını en son adlarının da Fetih el Şam olduğunu idda etmesi gibi, onlarda Milli Görüşten, Cemaatten ayrıldıklarını idda ediyorlar! Ama Erdoğan’ın bir kişisel örgütü olan AKP tümüyle Milli Görüş, Nakşici, Müslüman Kardeşlerci, Rabıtacı bir cemaat..! Değişen tek şey örgütün ismi!

    Sevda Suner,
    13 Eylül 2016

    Sevda Suner | 14 September 2016

  26. REİS’İN RABİASI KÜRTLERİN ÖLÜM FERMANIDIR.

    Diktatör Tayyip Erdoğan, Suriye ve Irak’tan terör tehdidi adına Kürt’lere karşı savaşan Başkomutan ilan edildi.

    “Rabia diyoruz, tek millet diyoruz, tek bayrak diyoruz, tek din ve devlet diyoruz” diye hortlamaya devam eden ve kendisini hile ve zorbalıkla başkan seçtiren, istihkâm mekânı olarak kışlık- yazlık Saraylar, lüks köşkler-vilalar inşa ettiren, Erdoğan’ın, rejim ve AKP içindeki konumu, çete-Mafya reisi pozisyonu ile özdeşleşmiştir. Gerek AKP taraftarlarının, gerek halkla ilişkiler çalışması için organize edilen ekiplerin çabasıyla, Erdoğan’a farklı imajlar, Mehdi-Peygamberlik görevleri yüklenerek, yenilmezlik gücü taşıyan, Allah’ın gönderdiği bir haberci tipi kolektif kişilik kazandırılmaya çalışılmaktadır.
    Allah’ın son habercisi bir tarafa, paradoksun kökenine odaklanıldığında, Tayyip Erdoğan’ın kendisinden önceki Kürt düşmanı yöneticiler gibi ekonomik, siyasal, siyasetin gündelik yaşamdaki tezahürleri bağlamında kültürel ve ideolojik bir kriz içinde olduğu ortaya çıkıyor.

    En büyük Sarayı olan başkan, dünyanın en pahalı Uçağına sahip lider, Putin’den ve Trump’tan daha uzun lider diye lanse edilen Erdoğan’ın dünya liderleri ile beraber görünmesi imagosunu oluşturma çabaları Milyarlarca Dolar lobi parasına mal oluyor.

    Başta Putin, Trump olmak üzere diğer liderler ile her ne pahasına olursa olsun saçma sapan randevuların koparılması çabaları, AKP’nin birincil hedefi olmuştur!
    Erdoğan’ın başka ülke liderleri ile resim çektirme amaçlı randevuları için Saray’dan 100 lerce elemanın görevlendirilmesi, Milyarlarca Dolar Lobi parası ödenmesi, “AKP’nin kurucusu”, “devletin başı”, halktan biri olduğunu göstermek için ise “Kasımpaşalı”, diğer parti başkanlarına göre fiziksel üstünlüğüne dikkat çekmek için “Uzun Adam” , Kürt’lere karşı savaşan Başkomutan ve son zamanlarda görüldüğü üzere “Mehdi, Allah’ın son görevlisi” sıfatlarıyla donatılması, mevcut hipokrit mentalitenin hat safhaya ulaştırıldığına işaret ediyor.

    Reis’in kadir-i mutlak bir statüye kavuşturulma girişiminde, siyasal beden Erdoğan’ın bedeni ile bütünleştikçe, her cümlesi bir yasa maddesi veya mevzuat olarak cisimleşmektedir.
    AKP kadroları da Erdoğan’ın büyük lider kültünün sağladığı imajı ve simgeselliğini araçsallaştırarak siyasî yaşamlarına devam etmekte, bir tür simbiyotik ilişki sürdürmektedirler. Kitle psikolojisi ve siyaset psikoloji bakımından, Kürtler’in hak hukuk sahibi olmamasını hedefleyen nefretin Milliyetçi ve provokatif temelde yaygınlaştırılması Saray’ın resmi doktirini haline gelmiştir.
    Nefret nesnesinin başka milletlere, Irak ve Suriye Kürtleri’ne yöneltilmesi, AKP’den ve Erdoğan’dan kaynaklı çelişkilerin üzerini örtmek için rejime zaman kazandırmaktadır. İktidarı kaybetmek istemeyen AKP, polisiye ve askerî tedbirle birlikte zor ile zırhlandırılmış hegemonya dönemindedir.

    Türkiye Kürtler’inden korkarak ‘kardeşlerim’ yalanı ile geçiştiren ama Suriye ve Irak Kürtlerini doğrudan terörist ilan edip cahil kitleleri kışkırtan AKP çete rejimi, böylelikle, saldırgan güruhların kimlik ve kişiliklerini yeniden bularak Anadolu ve Mezopotamya’da etnik temizliğe devam etmelerini hedefiyor. Görüldüğü gibi burada siyasî mantık, siyasal İslamcı bir dilden ziyade, kitleleri somut bir nesne ve dışardaki düşman, bizden olmayan bir düşman imgesi etrafında örgütleyebilecek söylemle şekillendirilmektedir. 

    Ülkeyi kitlesel bir ruh hastahanesine çeviren AKP saraycıları, Kürtleri bir tür balçığımsı hiçlik veya fazlalık, insanlığın en utanç verici kırılganlığının müstehcen bir işareti olarak göstermek için kullanılan o eski ‘tek millet, tek bayrak, tek din ve devlet’te somutlaşan ırkçı doktirini esas alıyorlar. AKP’nin retorik taktiği, aklî muhakemelerden ziyade karşısındaki itibarsızlaştırmayı ve marjinalize hale getirmeyi amaçlayan bu doktirin, “Tek Vatan, Tek Din, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Devlet” şeklinde “üniterlik, “Irkçılık, millîlik” ve “yerlilik” vurgusu öne çıkartarak, “Teröre Karşı Tek Ses“ adına Kürtler’e karşı gelişen düşmanlığı devlet aygıtlarını seferber ederek, devlet aygıtları vasıtasıyla ideolojik dolaşımı hızlandırarak gerçekleştirmektedirler.

    Bu ruh bozukluğu Kürtler açısından yeni bir şey ifade etmiyor! “Kürt” sözcüğünün toplumda nefret nesnesine dönüştürülmesi, uzun yıllara yayılmış bir vahamettir. AKP dönemine özgü boyutu, hegemonya projesinde, Kürt siyasetçileri hedef gösteren siyasî dil yerleşiklik kazandıkça, etnik temelde mobilizasyon mümkün hale gelmektedir. Milliyetçi ve ırkçı saiklarle hareket eden güruhlar, benliklerini kitle motivasyonuna emanet ederek, nefret nesnesi arayışında serbest dolaşımdadır.

    AKP’nin ideolojik konumlanışa göre aldığı siyasî konum, iç savaşı da ihtimaller dâhilinde tutan siyasi-savaş-konseptidir. Erdoğan, savunma değil artık saldırıdadır..Ofansif uygulamaları önceliğe alan rejimin stratejisi, iç siyaseti savaş konseptinde, tarafların netleştiği ve siyasetin keskinleştiği, fanatizmin yoğunlaştırıldığı formda örgütlemektir.
    Gelinen noktada, Mehdi diye lanse edilen Erdoğan’ın Kürtler’e karşı iç ve dışta yürütüğü düşmanca eylemler ve iç savaş provaları, AKP’nin güvenlik paradigması bakımından “Eski Türkiye”nin taklidinden öteye gitmediği ve Erdoğan’ın sahte Mehdi olduğunu vurgulamaktan öteye gitmiyor.

    SEVDA SUNER | 5 December 2018


Yorum yazmak için


Sondern-Adler Evi serüveni, usta mimarın daha sonra boyutunun üç katından daha fazla olacak bir genişleme tasarlamadan önceki mütevazı 80 metrekarelik büyüklüğü ile başladı. Editör: Miabelle Salzano         Frank Lloyd Wright’ın eserlerinden birinde yaşamayı hiç hayal ettiniz mi? 1,65 milyon dolar için hayalleriniz şimdi gerçekleşebilir. Kansas City, Mo’daki 3600 Belleview Bulvarı’ndaki üç yatak [...]
ARŞİV
Subscribe